Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

20. Bölüm Hayranlık Duyulası

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Zu An bu sözleri duyunca sevindi. Onca endişenin ardından bu genç kadın oldukça kolay anlaşılabilir birisi çıkmıştı. İçinde bulunduğu durumu çözmesi çok daha kolay olacaktı.

“Anladım.” Zu An yanıtladı. Birisinin sudan çıktığını duydu ve düşünceleri galeyana geldi. Hemen önünde büyük bir soru vardı; gizlice bakmalı mıydı? Ya bir canavar olmayı ya da canavardan da düşük bir şey olma seçeneğiydi bu.

Genç kızın pürüzsüz, yeşim-vari bedeninin sudan çıkmasını düşünmek bile burnunda bir sıcaklık hissettirdi. Burnuna dokunduğunda akan şeyin kan olduğunu fark etti.

Hassiktir burnum kanıyor!

Görünüşe göre İlik Temizleme Hapı zayıf bedenindeki yang enerjisini gerçekten dikkate değer miktarda artırmıştı.

“Ahh~”

Genç kız aniden dehşet içinde bağırdı, bu da Zu An’ı tetiğe geçirdi. Zehirli bir yılan tarafından ısırıldığı bir kurguyla falan mı karşılaşacaktı? Öyleyse zehri emmek için kendisini feda etmekten çekinmezdi.

Bir an sonra ise o da korkuya kapıldı. Adeta bir tren geliyor gibi yerin titrediğini hissetti.

“Kaç!” Soğuk ama yumuşak bir el Zu An’ı kolundan yakaladı ve nehre çekti. Kısa süre sonra Zu An’ın arkasında saklandığı devasa kaya sayılamayacak kadar çok parçaya ayrıldı. Devasa bir yaratık ortaya çıktı ve sudaki ikiliye doğru kükredi.

“Bu şey bir gergedan mı?” Zu An afalladı. Fil kadar büyük bir gergedan duruyordu karşısında! Bu dünyadaki hayvanlar steroid mi basıyordu? Üstelik neden gözleri böyle kıpkırmızıydı? Sanki Çılgın dana hastalığına ya da öyle bir şeye yakalanmıştı!

“Buna Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedan diyorlar, dördüncü kademe bir yaratık. Kötü bir koku duyusu ve berbat bir mizacı vardır. Gördüğü her canlıya saldırır.” Yanındaki yumuşak ses açıkladı.

Zu An kafasını çevirdi ve genç kızı inceledi. Alnını kapatan düz perçemleri vardı ve birkaç saç tutamı yüzünün yanında gevşekçe sallanıyordu ki bu durum küçük yüzünü daha da öne çıkarıyordu. Zarif görüntüsüne cuk oturan berrak şeftali gözleri vardı. Gençlik havası saçıyordu.

Ancak daha da önemli olanı daha kıyafetlerini giymemişti!

Zu An’ın bakışlarını fark eden genç kız aşağı bakıp ‘Ah!” diye haykırdı. Çıkardığı ses nehir kenarındaki Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedanı daha da sinirlendirmişe benziyordu.

“Arkanı dön, arkanı dön!” Genç kız gözyaşlarıyla haykırdı.

“Ağlama, hemen dönüyorum!” Zu An çabucak kafasını çevirdi. Genç kızın yumuşak ve nazik sesi, hakkında şeytani düşünceler taşımasına engel oldu…tabii bedeninin şu anki durumu düşünülürse öyle düşünceleri olsa garip olurdu zaten.

Genç kız çabucak kollarıyla göğsünü kapattı, yumuşakça mırıldandı, “Teşekkür ederim.”

Zu An sordu, “Kıyafetlerin nerede?”

“K-kıyıdılar.”

Genç kız zarif kolunu kaldırıp kayanın yakınındaki bir yeri işaret ederken çekinerek konuştu.

“Ya gergedan gitmezse ne yapacağız? Onu indirmeyi denemeli miyiz?” Zu An genç kızın gelişimini öğrenme amacıyla sordu.

Dördüncü kademe bir gergedanın onu böyle korkutabildiği düşünülürse çok da güçlü durmuyordu.

“Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedanın inanılmaz kalın derisi vardır. Dördüncü kademedeki gelişimciler bile ona zarar vermekte zorlanır.” Kafasını iki yana sallayan genç kız yanıtladı.

“Yine de deneyebileceğimizi düşünüyorum.” Zehirli Kamcık özellikle yüksek savunması ama düşük saldırı hızı olan düşmanlara karşı etkiliydi. Bu fırsatı bir uzman numarası oynamak ve onu korkutmak için kullanabilirdi ki böylece meseleyi uzatmazdı.

“G-gerek yok. Birazdan sorun olmayacak.”

“???”

Zu An, genç kızın ne demek istediğini anlamaya çalışırken Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedan aniden sağa sola sallanmaya başladı, sanki uyuşturulmuştu. Adımları düzensizleşti ve kısa bir süre sonra aniden yere yığıldı.

“Bunu sen mi yaptın?” Zu An boğazının kuruduğunu hissetti ve yutkundu. Bu genç kız zayıf numarası mı yapıyordu?

Genç kız kafa sallayarak onayladı, “Kayaya biraz ilaç koymuştum. Gergedan kayaya çarparak ilacı soludu.”

“Nasıl bir ilaç koca gergedanı bile devirecek kadar güçlü olabilir?” Zu An ne diyeceğini bilemedi. Ancak çok geçmeden başka bir terslik fark etti, “Neden kayaya ilaç koydun?”

“Ben… endişelendim…” Genç kızın sesi gittikçe fısıltıya dönerken kekeledi, “Senin… gizlice bakacağından endişelendim. Ama endişelenme. Sadece sakinleştirici koydum! Tehlikeli bir şey değil!”

Zu An ciğerlerine keskin bir nefes çekti. Eğer bu sakinleştirici o koca gergedanı bile çabucak bayıltabilecek kadar etkiliyse, eğer gizlice bakmaya çalışmış olsaydı bir ay boyunca uyanamayabilirdi!

“Şimdi gözlerini kapatabilir misin? Giyineceğim…” dedi genç kız ürkekçe, sanki ondan abartılı bir şey istiyordu.

“Tabii ki.” Zu An yanıtladı. Dramalarda olanların aksine ne öfkeli bir ‘seni şerefsiz’ aşağılaması vardı ne de hayatını almaya çalışıyordu. Sadece havada utangaçlık kokusu vardı. Genç kızların hepsi bu kadar hayran olunası mıydı?

Ancak sivri dilli Kartanesi’ni düşününce hızlıca bu düşüncesini çöpe attı.

Zu An’ın gerçekten gözlerini kapattığını gören genç kız kıyıya doğru yüzmeye başladı.

Su sıçramasını duyan Zu An sıkıca kapattığı gözlerini hafifçe araladı. Gözleri yıllarca acı çekmişti ve şimdi onları biraz ödüllendirme zamanıydı.

Genç kızın bir deniz kızı gibi yüzmesini izledi, figürü belli belirsiz suda görünüyordu.

Sonunda kıyıya çıktığında, Zu An’ın kalbi beklentiyle hızlandı. Şimdi giyinecekti!

Beklemediği bir anda, genç kız aniden elini kaldırdı ve bir su duvarı yükselerek bedenini sakladı.

Zu An anında öfkesine kapıldı, Ne yapıyorsun ya? Hiç öyle birisine benziyor muyum?

Kısa bir an sonra su perdesi nihayet indi. Genç kız giyinmişti. Nehre döndü ve elini sallayarak konuştu, “Giyinmeyi bitirdim. Artık gözlerini açabilirsin.”

“Pekala.” Zu An, bu genç kızın gerçekten de etrafından bihaber olduğunu düşünürken yanıtladı.

Kıyıya doğru yüzdü ve genç kızı iyice bir süzdüğünde gözleri ışıldadı. Mavi bir elbise giyiyordu ve beline bağlanmış beyaz bir kemer vardı ki giydiği kıyafetler zarif figürünü daha da öne çıkarıyordu.

Zu An’a büyük gözlerini kırpıştırarak baktı, adeta bir oyuncaktı. Zu An bir anlığına sersemledi. Bir anlığına Asuka Saito’ya baktığını sandı!

Ancak Zu An başka bir garip durumu hızla fark etti; kıyafetleri yanında değildi!

“Neden çıkmıyorsun?” Genç kız sudaki gence bakıp çabucak kızaran yanaklarla bakışlarını kaçırdı.

“Önceden de dediğim gibi bayıldım ve buraya sürüklendim. Kıyafetlerimin nerede olduğunu da bilmiyorum.”

Genç kız bir süre düşünüp yanıtladı, “Akıntıya kapıldığına göre kıyafetlerin muhtemelen yukarıda bir yerdedir.”

“Bana eşlik edebilir misin? Tek başıma gitmeye biraz korkuyorum.” İnsan ilişkileri lastik gibiydi. Bir taraf gevşerse diğer taraf sıkılaşırdı. Başlangıçta Zu An öldürülmekten korkuyordu ama kızın çekingen kişiliğini görünce ona zorbalık yapma dürtüsüne karşı koyamadı.

Genç kız bir an düşünüp nihayet onayladı, “Pekâlâ, aslında endişelenmene gerek yok. Nehrin yakınında pek vahşi yaratık olmaz. Tabii akşam çöktüğünde su içmeye gelen epey yaratık var. Ancak Kurt Vadisi’nin Barut Kurtları’nı kışkırtmadığın sürece pek sorun olmamalı.”

“O zaman bu gergedanın nesi var?” Zu An Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedanı yakından inceledi ve kocaman olmasından etkilendi.

Genç kızın yüzü kızardı, “Aslında, Saklı Ejderha Dağı’ndan buraya kadar beni takip etti.”

Zu An şoke oldu, “Saklı Ejderha Dağı’na mı girdin?” Bir aptal bile orada bir sürü güçlü yaratığın saklandığını bilirdi. Dağa asla girmemesini söyleyen bir sürü kişi duymuştu. Ancak bu genç kadın tek başına dağa mı girmişti? Aslında epey güçlü olduğunu göstermiyor muydu bu?

Zu An kararından pişmanlık duymaya başladı. Ölümüne davetiye çıkarıyor olmasaydı bari.

“Evet. Sadece Saklı Ejderha Dağı’nın derinlerinde bulunabilen bazı bitkiler var.” Genç kız bitkileri tuttuğu sepetini aldı ve kaldırdı. Saf bir gülümsemeyle konuştu, “Hadi gidip kıyafetlerini bulalım.” 

“Teşekkür ederim, hanımefendi, “Ah unuttum! Adım Zu An. Adınızı öğrenebilir miyim?” Genç kızın aslında güçlü bir uzman olduğunu öğrenince ona yakınlaşmayı düşündü.

“Zu An? Ne kadar tuhaf bir isim.” Genç kız kendi kendine mırıldanıp yanıtladı, “Benim adım Ji Xiaoxi.”

Zu An kıkırdadı, “Adın benimkinden çok daha güzelmiş.”

Genç kızın yanakları kızardı.

Zu An bunu görünce kızın zayıf bir kişiliği olduğunu onayladı ve biraz cüretkarlaştı, “Xiaoxi, eğer Saklı Ejderha Dağı’ndan bitki topladığına göre epey güçlü bir uzman olmalısın. Haksız mıyım?”

Ji Xiaoxi kafasını iki yana salladı, kendini tutmadan yanıtladı, “Sadece üçüncü kademedeyim. Dağa girebilmemi babamın verdiği bir eşya sağlıyor.” 

Konuşurken içinde yeşil bir toz bulunan saydam şişeyi çıkardı.

Zu An afalladı, “Bu da ne?”

Ji Xiaoxi yanıtladı, “Kurutulmuş ejderha dışkısından yapılma bir ilaç. Bir ejderhanın doğal baskısını taşıyor, dolayısıyla dağdaki vahşi yaratıkları uzaklaştırıyor.”

Zu An afalladı. Bu dünyada gerçekten de ejderhalar vardı!

Ji Xiaoxi şişeyi kaldırıp dudak bükerek mırıldandı, “Bu şey çok kötü kokuyor, dolayısıyla dağdan çıktıktan sonra genellikle yıkanır ve üstümü değiştiririm. Sana denk gelmeyi… beklemiyordum.”

“Kader dediğin böyledir.” Zu An kıkırdadı. Genç kızın alnının telaşla çatıldığını görünce çabucak konuyu değiştirdi, “Bekle bir saniye. Eğer öyleyse neden Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedan sana saldırdı?”

“Çünkü koku duyusu iyi değil.” Ji Xiaoxi açıkladı, “Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedan ejderha dışkısını koklayamadığından korkmuyor. Üstelik inanılmaz kindar bir yaratık. Bölgesinden geçerken yanlışlıkla sinirlendirdim diye beni ta buraya kadar kovaladı.”

“Anladım.” Zu An kafa salladı. Kırmızı gözlü Çılgın Gergedan’ın yapısını hatırlayınca aklına aniden bir fikir geldi.

İkili akıntıyı takip ederken sohbet etmeye devam ettiler ve çok geçmeden Zu An’ın suya girdiği yere geldiler. Kıyafetleri hâlâ düzgünce katlanmıştı.

“Xiaoxi, arkanı dönebilir misin?” Doğrusu Zu An görülmekten çekinmiyordu ama sapık ithamı yemek da istemedi.

Ji Xiaoxi hemen bir ağacın arkasına kadar koşturdu. Zu An çabucak kıyıya çıktı ve giyindi. Erik Çiçeği On İki’den aldığı gümüşlerin ve böbrektaşının kaybolmadığını görünce rahat bir nefes verdi.

“Pekâlâ, giyindim.” Zu An seslendi.

Ji Xiaoxi ağacın arkasından çıktı. Zu An’a yakından bakınca afalladı.

Tepkisine şaşıran Zu An kendi yüzüne dokundu ve sordu, “Ne oldu? Suratımda bir şey mi var?”