Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

21. Bölüm Yaratıcı Bir Fikir

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

“Hayır, öyle değil…” Ji Xiaoxi çabucak gözlerini kaçırdı, “Bu kadar iyi görünmeni beklemiyordum.” Sudayken düzgünce bakamayacak kadar utanmıştı, dolayısıyla ancak şimdi görünüşüne iyi bir bakış atmıştı.

“Gerçekten de öyle. Memleketimdeyken ailem ve arkadaşlarım bana Sanlitun’un Daniel Wu’su derdi.” Zu An güzel bir kadının övgüsüyle neşelendi. Cheng Shouping, Chu Klanı’nın İlk Hanımı’nın onu görüşünden dolayı eş olarak seçtiğini duyduğunda sadece yalakalık yapıyor sanmıştı. Ancak şimdi tekrardan bir düşündü de görünüşe göre bu dünyada görünüşü hakikaten olağanüstüydü. [1]

“Daniel Wu kim?” Ji Xiaoxi şaşkınlıkla sordu.

“Ah, memleketimdeki en yakışıklı figürlerden birisiydi.” Zu An eski dünyasına hasret duyarken yanıtladı. Cep telefonunu ve interneti özlemişti, yapacak hiçbir şeyi olmamasının sıkkınlığı cidden sinir bozucuydu.

“Oh.” Ji Xiaoxi’nin yüzü biraz kızardı. Birden konuştu, “İyi birisi değilsin.”

“Ah? Neden ki?” Zu An afalladı. Genç kız biraz saf olsa da güç konusunda şüphesiz ondan güçlüydü. Eğer şimdi fikrini değiştirirse oldukça sorun yaratırdı.

“Kıçyırtan Kurtların seni kovaladığını ve telaşla suya düştüğünü söyledin. Ama etrafa baktığımda Kıçyırtan Kurtların izini görmedim. Üstelik kıyafetlerini düzgünce katlamışsın ki bu da suya rahat girdiğini gösteriyor. Olay kesinlikle anlattığın gibi değil.” Ji Xiaoxi yerdeki işaretleri gösterdi. Saftı ama aptal değildi.

Zu An mahcup bir kahkaha attı. Birbirleriyle sohbet ettikleri sırada kızın kişiliğini çözmüştü, dolayısıyla çabucak açıkladı, “Sana yalan söylemek istemezdim ama yanlış anlayacağından korktum, özellikle de o durumda. Bu yüzden o bahaneyi öne sürdüm. Ama gerçekten de bilincimi kaybedip akıntıya kapıldım. Bu konuda yalan söylemediğime yemin ederim.”

“Öyle mi?” Ji Xiaoxi şüpheyle baştan aşağıya onu süzdü, “Ama hiçbir sorunun yok duruyor. Hastaya benzemiyorsun. Elini uzat.”

“Ne?” Zu An afalladı ama genç kız isteğini reddetmesini engelleyen bir tavır takınmıştı. İstemsizce elini uzattı.

Üç buz gibi parmak nabzını buldu, o anda Ji Xiaoxi apayrı birisine dönüşmüş gibiydi. Nazik ve yumuşak ifadesi kayboldu. Birdenbire ciddileşti ve karşı koyulamaz bir hal aldı. Zu An gibi boşboğazın biri bile korkudan tek kelime edemediğini fark etti.

“Anladım. Gerçekten de Yin Nabzı’nda bir sorun var.” Ji Xiaoxi parmaklarını çekerken konuştu. Şüphesinin yerini acıma aldı, “Korkarım ki seni iyileştiremem. Ancak endişelenmene gerek yok. Babam halledebilmeli.”

Genç kızın bacaklarının arasına attığı acıma dolu bakış Zu An’ın gözlerini sulandırdı. Hangi adam zayıf yanını bir kadına göstermeye razı gelirdi ki? Bir de ona sataşmayı düşünüyordu ama şimdi sıkıntısını görmüştü… Ne utançtı ama!

Zu An pişman oldu. Uslu uslu kolunu uzatmamalıydı. Ama bu genç kızın aslında böyle nitelikli bir şifacı olduğunu nereden bilebilirdi ki?

Bekle bir saniye, hem yetenekli bir şifacı hem de soyadı Ji. Bu kadar da tesadüf olamaz, değil mi?

Zu An sormayı denedi, “Babanın kim olduğunu sorabilir miyim?”

Ji Xiaoxi tatlı bir gülümsemeyle yanıtladı, “Babam Ji Dengtu. Ayruşen Şehri’nde epey ünlü, onu duymuş olabilirsin.” Başlangıçta ona karşı ihtiyatlıydı ama hastalığını öğrendikten sonra rahatladı. Önceki olayın gerçekten de istenmeyen bir tesadüf olduğuna inandı.

“Ah, İlahi Şifacı Ji. Onu duymuştum.” Zu An yanıtladı. Biraz düşündükten sonra buraya İlahi Şifacı Ji’nin verdiği görev için geldiğini söylememeye karar verdi.

“Çok endişelenmene gerek yok. Seni babamla tanıştırırım. Hastalığını tedavi edebilmeli.” Zu An’ın yüzündeki dalgın ifadeyi görünce hastalığından endişe ettiğini düşündü ve çabucak teselli etti.

“Ama yine de böbrektaşları toplamam lazım.” Zu An, Ji Xiaoxi’nin yardım teklifinden biraz kuşku duydu. İlahi Şifacı Ji’nin paraya ne kadar sevdalı olduğunu ve kızını tereddüt etmeden toplum içinde azarlamasını görmüştü. Öyle birisinin görevi tamamlamadan yardım edeceğine inanması zordu.

Zu An’ın sözlerini duyan Ji Xiaoxi biraz tereddüt edip konuştu, “Ama gücün düşünülürse korkarım ki…”

Sözlerinin anlamı su gibi berraktı. Seni küçük görmek istemiyorum ama gerçekten de zayıfsın.

Zu An karşılık olarak kıkırdadı, “Bu konuda gerçekten de canım sıkılıyordu ama seninle karşılaştıktan sonra bir yol buldum.”

“Benimle karşılaştıktan sonra mı?” Ji Xiaoxi de zor bir durumda kalmış gibiydi, “Ama sadece üçüncü kademedeyim. Eğer ejderha dışkısını kullanırsam o Kıçyırtan Kurtlar olabildiğince uzaklaşır. Uyuşturucunun tamamını da çoktan Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedan için kullandım.”

Zu An genç kızın şimdiye dek hayatta kalmasının bir mucize olduğunu düşündü. Bütün gizli kozlarını tereddüt etmeden bir yabancıya açıklamıştı. Onun kötü birisi olma ihtimali hiç mi aklına gelmiyordu?

Düşününce, hastalığını bildiğinden gardını indirmiş olabilirdi.

“Endişelenme, yardımına ihtiyacım yok. Kendim halledebilirim.” Zu An gizemli bir gülümsemeyle yanıtladı, “Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedan’ın kindar olduğunu söylemiştin, değil mi?”  

“Evet.” Ji Xiaoxi kafasını salladı. Gözleri kocaman açıldı, “O Kıçyırtan Kurtları öldürmek için Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedanı kullanmak mı istiyorsun? Çılgın Gergedanın derisi sert olsa da Kıçyırtan Kurtlar kadar hızlı değil. Onları öldürmesi zor olacaktır. Ayrıca Kıçyırtan Kurtların lideri çoktan üçüncü kademeye ulaşmış olmalı. Gerçek bir savaşta korkarım ki Çılgın Gergedan onların dengi olmaz.”

“Bir planım var.” Zu An akıntıdan aşağıya ilerlerken esrarlı bir sırıtış takındı. Şaşkın Ji Xiaoxi de çabucak peşinden geldi.

İkisi kıyıya geri döndü ve gergedanın çoktan ayılmaya başladığını gördüler. Ji Xiaoxi’nin uyuşturucusu ne kadar güçlü olursa olsun miktarı bu devasa yaratığı uzun süre bayıltmak için yeterli değildi.

Zu An hızlıca Ji Xiaoxi’ye döndü ve sordu, “Mendilin var mı?”

“Evet.” Ji Xiaoxi istemsizce temiz, beyaz bir mendil çıkardı ve uzattı.

Mendilden gelen hafif orkide kokusunu alan Zu An biraz tereddüt edip sordu, “Kirli bir tane var mı? Buna yazık olur.”

“Sorun değil, sonra yıkarım olur biter.” Ji Xiaoxi umursamazca elini salladı.

Zu An içinden işi bittiğinde muhtemelen yıkamak istemeyeceğini düşündü ama bu sözlerini yuttu, “Pekâlâ, o zaman sana bir mendil borçluyum. Şehre döndüğümüzde yeni bir tane alacağım.” 

Bu sözleri söyledikten sonra Zehirli Kamcık’ı çıkardı ve sıkıca mendile sardı, sadece ucunu açıkta bıraktı.

Ji Xiaoxi’nin kafası karıştı, “Ne yapacaksın?”

“Biraz uzakta dur.” Zu An açıklama yapmadı. Ji Xiaoxi saklandıktan sonra gergedana yaklaştı. Kırmızı Gergedanın kuyruğunu bir eliyle tutarken diğeriyle hançeri gergedanın kıçına soktu.

“???”

Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedanı başarıyla trollediniz, +2 +2 +2 +2 +2…

Zu An şaşırdı. Belki de bu vahşi yaratıklar yeterince zeki olmadığından insanlara kıyasla çok daha az öfke puanı veriyordu.

Çılgın gergedan aslında hâlâ biraz sersemdi ama kıçına yabancı bir nesnenin ansızın sokulması onu anında uyandırdı. Ayaklandı ve hızlıca arkasına bakmak için döndü. Gel gör ki bedeni aşırı kaslı olduğundan birçok kez dönmesine rağmen kıçına ne olduğunu anlayamadı.

Ansızın yakından bir ıslık duyuldu. Bir insan ellerini sallıyordu ve bu gergedanı öfkelendirdi. Kıçına bir şey yapanın bu utanmaz insan olduğunu anladı!

Gözleri gittikçe daha da kızardı ve burnundan beyaz dumanlar püskürdü. Delirmiş bir boğa gibi hücuma geçti.

Gergedanı başarıyla öfkelendirdiğini gören Zu An hemen döndü ve kaçtı.

Bu sırada Ji Xiaoxi afallamış bir ifadeyle kenardan bu takibi izliyordu, “Planı bu muymuş? Mide… bulandırıcı.”

Ancak Zu An’ın başına bir şey geleceğinden endişelenerek hemen peşlerine takıldı.

Neyse ki Çılgın Gergedan dördüncü kademede olmasına rağmen iri yarı bedeni ve güçlü savunması nedeniyle oldukça yavaştı. Zu An’ı tüm gücüyle takip etse de aralarındaki mesafeyi kapatamadı.

Bu takip Kurt Vadisi sınırlarına kadar sürdü. Çılgın Gergedan sınırı geçmeden hemen önce aniden durdu. Kıçyırtan Kurtların bölgesine girmek üzere olduğunun farkındaydı ve içgüdüsel olarak adımlarını durdurdu.

Bunu gören Zu An döndü ve bağırdı, “Hey, koca kıçlı! Kıçına sokulması nasıl hissettiriyor ha? İntikam almak istemiyor musun? Galiba anan senin gibi koca bir bok parçası doğurarak boşa çaba göstermiş!”

Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedan insan dilini anlamıyordu ama kesinlikle hakarete uğradığının farkındaydı. Kıçına yapılan utanmaz hareketi hatırlayınca gözleri öfkeyle alev aldı ve bir kere daha atıldı.

Kıçyırtan Kurtları kim takar? Nasıl olsa derim yeterince kalın, o gürültücü köpeklerin ısırığı hiçbir şey yapamaz.

Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedanı başarıyla trollediniz, +2 +2 +2 +2 +2…

Diğer taraftan Zu An kibirle gülüp direkt Kıçyırtan Kurtların inine fırladı.

Kıçyırtan Kurtlar yemeklerini yeni bitirmişti ve tembel tembel uzanıyorlardı. Önceki insanın çok cılız olması büyük talihsizlikti, öyle ki yüz kurt kardeş arasında paylaşmaya yetmemişti.

Açlık aslında dünyadaki en kötü his değildi. En kötüsü açlıktan ölürken sadece bir ısırık alabilmekti; bu çaresizlik hissini daha da kötüleştiriyordu!

Birdenbire Kıçyırtan Kurtların liderinin kulakları dikeldi. Yerin titrediğini hissedebiliyordu. Devasa biri bölgelerine girmiş olabilir miydi?

Aooooooo~

Lider hemen istilacıyla baş etmek için sürüsünü topladı.

“Hmm, bir insan daha mı?”

Kıçyırtan Kurtların lideri afalladı. Bu günlerde insanlar böyle korkusuz muydu? Tabii ayağına kadar gelen yemeği reddedecek değildi.

Dolayısıyla hemen tüm astlarına insanın etrafını sarmalarını emretti.

Kıçyırtan Kurtların harekete geçtiğini gören Zu An aceleyle bir u dönüşü yaptı ve Kurt Vadisi’nden kaçtı. Gel gör ki onun kadar çevik olamayan Çılgın Gergedan epey bir zorlandı. Devasa bedeninin topladığı saf momentum çabuk durmasını imkânsız kıldı, dolayısıyla Kıçyırtan Kurtların inine daldı.

Devasa gergedanın ani belirişi Kıçyırtan Kurtları afallattı. Çabucak etrafa dağıldılar ama birkaçı zamanında kaçamadı ve vahşice ezildi.

Devasa gergedanın bu ani istilası lideri öfkelendirdi. Eğer düşmanı beşinci kademe olsaydı öfkesini yutar ve dayanırdı. Ancak gergedan dördüncü kademeden ibaretti, üstelik bedenini bile doğru düzgün kontrol edemeyen budalanın tekiydi! Böyle bir düşmandan korkması imkansızdı!

Aoooooo~

Lider hemen sürüsüne insanı bırakıp gergedana odaklanmalarını emretti. O insanın üzerinde azıcık et varken bu gergedan onları en az on gün doyurmaya yeterdi. Hangi avın peşine düşeceği belliydi.

Böylece Kıçyırtan Kurtlar, Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedanın kıçına atıldı. İçlerinden daha cüretkar olanlar sırtına bile atladı ve dişlerini geçirdi.

Gel gör ki Kırmızı Gözlü Çılgın Gergedanın kalın derisi de hafife alınamazdı. Onu ısıran kurtlar neredeyse kendi dişlerini kırıyordu. Hiç yaralanmamasına rağmen yine de öfkelendi. Döndü ve üstündekileri savurarak bedenlerini ezdi.

Ardından küstahça ağzını açtı, konumlarını bilmeyen kurtları aşağıladı.

Aooo~

Çıkardığı sesler Kıçyırtan Kurtların liderini kışkırttı. Kafasını göklere kaldırdı ve uluyarak astlarını uyardı.

“Aptal mısınız? Özel saldırımızı unuttunuz mu? Kıçını parçalayın şu piçin!”  

Çevirmen notu
1.Daniel Wu 90’lar Çin’inde en iyi gözüken erkek starlardan birisi sayılıyor, bir nevi Tom Cruise gibi. Sanlitun ise Çin’de üst kademe bir cadde, popüler barların ve alışveriş merkezlerinin olduğu bir yer.