Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

24. Bölüm Çarpışma

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Zu An mücadelenin ortasındaki arabaya dikkat ediyordu. Araba hem görkemli hem de abartılıydı ki doğal olarak dikkat çekiyordu.

“Rolls Royce mu bu?” Görünüş açısından benzer olmasalar da Zu An bu at arabasını dünyasının en lüks aracıyla kıyaslamadan edemedi.

Hangi dünya olduğu fark etmeksizin insanların estetik bakışı oldukça öne çıkardı. Araba hangi açıdan bakılırsa bakılsın bir sanat eseri gibiydi. Üzerindeki her bir çizim usta bir zanaatkarın kanı, teri ve gözyaşının vücut bulmuş haliydi. Önden dört asil at çekiyordu ve bu atlar kaslıydı; yularları ışıldıyordu.

Arabanın tekerlekleri hatta atların nalları mavi ışık saçıyordu. Arabanın zor bölge şartlarında yolcularını hiç etkilemeden ilerleyebilmesini sağlayan inanılmaz ince bir formasyona sahip olduğu aşikardı.

Zu An daha önce Chu Klanı’nın at arabasına binmişti ama bu önündekiyle kıyaslanamazdı bile.

Araçtan hoş bir kadın sesi duyuldu, “Gitmek mi? Nereye gidebilirim ki?” Nazlı ve bir parça tembellik taşıyan bir sesti bu, adeta insanın içine işliyordu. Kafa karışıklığı sesinden anlaşılıyordu.

“Ne melodik bir ses ama!” Ji Xiaoxi sesi duyduktan sonra şaşkınlıkla mırıldandı. Diğer yandan Zu An önemsemedi. Önceki dünyasındaki dijital çağda sesi sayesinde geçinen bir sürü kişi vardı; ses aktörleri, vtuberlar* ya da video üreticileri. O kadar çok güzel ses duymuştu ki iyi bir sesin güzel görünüme denk olmadığını biliyordu. Güzel bir sesin çekiciliğine kanmış aptallarla doluydu dünya.

Bu sırada siyahlı adamlar da bir anlığına kendini kaybetti ama çok geçmeden kahkahayı bastılar, “Tıpkı düşündüğümüz gibi, Madam Yu gerçekten de burada! Kardeşlerim, saldırın! Yakında başkentin eski bir numaralı güzelliğinin tadına bakabileceğiz!”

Bu sözler haydutların moralini muazzam seviyelere yükseltirken heyecandan haykırdılar.

Bu sözleri duyan muhafızların gözleri kan çanağına döndü ama sayısal dezavantajdayken yapabilecekleri pek bir şey yoktu. Bedenlerindeki saklı potansiyeli ne kadar kullanırlarsa kullansınlar her yönden gelen saldırılara karşı koyabilmeleri mümkün değildi.

“Ah! Demek oymuş!” Ji Xiaoxi şaşkınlıkla haykırdı.

Zu An merakla sordu, “Arabadaki kişiyi tanıyor musun?”

Ji Xiaoxi kafasını iki yana salladı ve yanıtladı, “Şahsen tanımıyorum ama namını daha önce duymuştum. Merkezbulut Düklüğü’nün Yu Klanı ki taşları satıyor ve dünyanın en ünlü zengini onlar. Eskiden Yu Klanı’nın matriarkı olan Yu Yanluo zarifliği ve güzelliğiyle bütün başkenti mest etmişti, öyle ki bu güne dek onu unutamamış sayısız erkek var.”

Ji Xiaoxi aniden babasının kendisini Yu Yanluo’nun bir numaralı fanı ilan ettiğini hatırladı ve derin bir utanç duydu.

Zu An bu sözleri duyunca kafa karışıklığıyla kaşlarını çattı, “Sözlerine bakılırsa Yu Klanı epey heybetli olmalı. Neden bir grup haydutla baş edemediklerini anlayamıyorum.”

Ji Xiaoxi Zu An’ın yanlış anlamasını çabucak düzeltti, “Kararüzgar Kampı sıradan bir haydut grubu değil. İnanılmaz güçlüler hatta Dük Chu bile…”

Sözlerini bitiremeden Zu An çoktan lafını kesmişti, “Ne kadar güçlü olurslara olsunlar haydut dediğin hayduttur. Ayrıca senin de dediğin gibi Yu Klanı ülkenin en zenginlerinden ve matriarkları ünlü bir güzellik. Yani düşmanlarının ve büyük güçlerin dikkatini çekecekleri kesin. Eğer muhafızlarının seviyesi buysa büyük bir olay yaşamadan bu güne kadar nasıl hayatta kalmayı başardı bu kadın?”

“Ahh…” Ji Xiaoxi, Zu An’ın böyle düşünceleri olacağını beklemiyordu. Bir süre düşünüp yanıtladı, “Kocasının, Merkezbulut Dükü’nün, geçenlerde bir kazayla vefat etmesi nedeniyle Yu Klanı’nda çıkan iç çatışma yüzünden olabilir. Belki de bu durum yanında getirdiği muhafızların kalitesini etkilemiştir.”

“Büyük klanların iç çatışmaları kesinlikle boktan.” Zu An iç geçirdi. Chu Klanı’na katılalı daha iki gün olmuştu ama halihazırda birçok kez cehennemin kapılarından ucu ucuna dönmüştü. Yu Yanluo gibi birisi muhtemelen kat kat daha fazla sorunla karşılaşmış olmalıydı.

“Haydutların başındaki herif Kebir Haydut Chen Xuan mı?” Zu An haydutların liderini işaret ederken sordu.

Ji Xiaoxi kafasını iki yana salladı ve yanıtladı, “O gibi durmuyor. Chen Xuan altıncı kademe bir gelişimci, hatta muhtemelen yedinci kademeye ulaşmıştır. Ancak altındakilerden biri bile beşinci kademeye ulaşmadı.

“Ah, uzun süredir sormak istediğim bir sorum vardı. Birisinin gelişim seviyesini nasıl anlıyorsun?” Zu An sordu. Sonuçta bu, düşmanların seviyelerinin kafalarının üstünde çıktığı bir oyun değildi. Düşmanlarının gelişimini anlayamaması karşısına çıkan tehditlerle baş etmeyi zorlaştırırdı.

Sonuçta herkes Erik Çiçeği On İki gibi gelişimini açıklayacak kadar salak değildi.

“Bunu bile bilmiyor musun?” Ji Xiaoxi şaşkınlıkla sordu. Yine de sabırla açıkladı, “İlk kademede bir gelişimci saf ki’yi sezmeyi öğrenir. İkinci kademede derisini sertleştirerek sıradan kılıçları çıplak elle durdurabilir. Üçüncü kademedeyse ki’yi bedeninin bir metre etrafına yayarak düşman saldırılarını engelleyecek bariyerler oluşturma yeteneği kazanır.”

“Dördüncü kademede bir gelişimci ki’yi bedeninden uzağa yayarak uzun menzilli saldırılar yapabilir. Beşinci kademede elementlerini kontrol etme ve saldırılarına ekleme yeteneğini uyandırır. Altıncı kademede element saldırılarına karşı koyabilecek bir element bariyeri oluşturabilir.”

“Yedinci kademede yenilenme yeteneği dikkate değer bir artış yaşar, öyle ki düşük seviyeli düşmanların saldırıları yenilenme oranıyla bile boy ölçüşemez. Sekizinci kademede saf ki’yle iletişime geçerek çok daha muazzam güçlere ulaşabilir. Bunun ardında neler olduğuna emin değilim ama belli bir seviyeye ulaşınca uçmak bile mümkün olabilir diye duydum.”

“Bu haydutlar elementsel saldırılar kullanamadığına göre hiçbirisi beşinci kademede değil. Liderlerinin Kararüzgar Kampı’nın Üçüncü Efendisi Bao Gang olduğunu düşünüyorum.”

“Anladım!” Zu An açıklamasını duyunca kafa salladı. Savaşı izlemeye devam etti ama bu sefer önceki kadar kafası karışmadı. Güçlerini belli belirsiz kavrayabildi.

Çoğu haydut ikinci kademenin altındaydı, gerçi birkaçı üçüncü kademeye ulaşmıştı. Sadece liderleri dördüncü kademedeydi.

Öğrendiklerini bir araya getirdiğinde dördüncü kademedeki bir gelişimcinin küçük bir şehirde lord olabileceğini, üçüncü kademe gelişimcilerinse daha da küçük şehirlerin yöneticisi olarak çalışabileceğini hatırladı. Bu açıdan bakıldığında Kararüzgar Kampı’nı gerçekten de sıradan haydutlar olarak görmek aptalca olurdu.

Yu Klanı’nın muhafız kaptanı da dördüncü kademedeydi, diğerlerinin hepsiyse üçüncü kademdeydi. Eğer daha zayıf olsalardı bu kadar uzun süre hayatta kalmaları imkânsız olurdu. Ne yazık ki sayıları arasındaki fark çok fazlaydı.

“Kim var orada?” Haydutların lideri aniden döndü. Görünüşe göre Zu An ve Ji Xiaoxi fazla gürültü çıkararak yerlerini belli etmişlerdi.

“Çabuk kaçmalısın!” Ji Xiaoxi şok içindeki Zu an’a döndü. Yaralıları kurtarmak için gelmelerini o istemişti, dolayısıyla kendisi yüzünden Zu An’ın yaralanmasına izin veremezdi.

Yanında getirdiği ilaçların neredeyse tamamını çoktan kullanmıştı, dolayısıyla bu haydutlarla baş edip edemeyeceğinden emin değildi.

“Sen ne yapacaksın?” Zu An afalladı. Bu genç kız gerçekten de düşmanları geride tutmak için arkada kalmayı mı planlıyordu?

“Endişelenme, kendimi koruyabilirim. Üstelik babamın Ji Dengtu olduğunu unutma. Bana dokunmaya cüret edemezler.” Ji Xiaoxi aceleyle konuştu.

Zu An kafasını iki yana salladı, “Bu haydutlar ünlü Yu Klanı’na dokunmaya bile cüret ediyor! İlahi şifacının kızı olmanı umursamaları imkânsız.”

Ji Xiaoxi, Zu An’ın sözleriyle afalladı. Tam aslında babasının gerçekten de heybetli bir figür olduğunu söylemek üzereydi ki Zu An ondan önce aceleyle konuştu, “İyice saklan ve sakın ortaya çıkma!”

Bunu takiben sıçradı ve seslendi, “Oho! Demek güpegündüz, güneşin görkemli huzmeleri altında böyle hareketler yapmaya cüret ediyorsunuz!”

Ji Xiaoxi, Zu An’ın kafayı yediğini düşünürken ağzı açık kaldı. Açığa çıkıp kendini haydutlara göstermesi yetmiyormuş gibi bir de onları kışkırtmaya cesaret ediyordu!

Beklendiği gibi haydutlar hemen tersledi, “Bu piç kurusu da nereden çıktı? Kararüzgar Kampı’nın işine karışmayı mı planlıyorsun lan?”

Zu An dondu, “Kararüzgar Kampı’ndan mısınız?”

“Tabii ki! Sen de kimsin?” Haydutların lideri ihtiyatla Zu An’a baktı. Genç aniden ortaya çıkmıştı ve arka planını hakkında bir fikri yoktu. İlk olarak kiminle uğraştıklarını anlaması lazımdı, dolayısıyla acele etmemesi daha iyiydi.

Sonuç olarak haydutlar ve Yu Klanı arasındaki savaş geçici olarak durdu.

Zu An yumruklarını birleştirdi ve konuştu, “Bana Cheng Shouping derler. Savaş dünyasında tıpa takılmış bir şişe kadar kapalı dudaklarımla bilinirim!”

Çalılardaki Ji Xiaoxi gözlerini kırpıştırdı. Cheng Shouping de kim?

Haydutların da kafası karıştı. Savaş dünyasında hiç böyle bir figür duymamışlardı. Yine de Zu An’ın muhtemelen güçlü bir uzman olduğunu düşündüler, aksi halde karşılarında böyle sakin duramazdı.

Gelen kişinin haydutlarla konuştuğunu gören muhafızlar ise panikledi. Kaptanları bağırdı, “Genç kahraman, biz Merkezbulut’un Yu Klanı’ndanız! Eğer bize yardım edersen Yu Klanı kesinlikle bu iyiliğini cömertçe ödeyecektir!”

Bao Gang’ın ifadesi anında kasvetlendi. Astlarına bir bakış atıp bu Cheng Shouping’in kaçış yolunu kapamaları için dolanmalarını işaret etti. Ne de olsa Yu Klanı’nın aracına saldıranların onlar olduğunu kimsenin öğrenmesine izin veremezlerdi.

“Cömertçe mi?” Zu An sözlerini tekrarladı, “Ne kadar cömertçe?”

Yu Klanı’ndakiler aldıkları yanıtla afalladı. Bu herif oyunu kurallarına göre oynamıyor! Gerçek bir kahraman ödül beklemez gibi bir şey söyleyip yardım etmesi gerekmez mi?

Ama yine de kaptan hemen Zu An’ın sorusunu yanıtladı, “Yu Klanı’mızın servetinin gerçekten bir ülkeye denk olduğunu söyleyemem ama ister altın ister gümüş isterse de efsanevi silahlar, ki taşları ya da soylu unvanları, ne ihtiyacınız varsa Yu Klanı’mız kesinlikle isteğinizi yerine getirecektir!”

Zu An yanıt olarak kafa salladı, “Adil bir teklif gibi duruyor ama ben sanat eserlerinden hoşlanan kültürlü birisiyim. Matriarkınızın başkentin bir numaralı güzelliğini olduğunu duydum. Onu da isteyebilir miyim?”

Bao Gang başlangıçta bu istilacının araya karışıp Yu Klanı’na yardım edeceğinden korkuyordu ama bu sözleri duyunca sersemlediğini hissetti. Neredeyse ‘Saygılar reis!’ diye bağıracaktı. Gencin onlara sorun çıkarmayacağını görünce onun etrafını saran astlarına geri dönmelerini ve sadece tetikte durmalarını emretti.

Kaptanın ifadesi kasvetlendi, “Lütfen şaka yapmayın.”

Zu An umursamazca omuz silkti, “Şaka yapmıyorum. Matriarkınız bir gece bana eşlik etmeyi kabul ettiği sürece sizin yerinize bu Kararüzgar Kampı’nın adamlarını indiririm.”

Çalıların arkasındaki Ji Xioaxi yüzünün kızardığını hissetti. Onun bir şey yapamayacağı belli… ama yine de şehvete kapılmış numarası yapıyor.

Ancak o Zu An’ın durumunu bilse de Yu Klanı’ndakiler bilmiyordu. Bütün muhafızlar öfkeyle, ters ters Zu An’a bakmaya başladı.

Yu Bin’i başarıyla trollediniz, +99 Öfke!

Yu Jun’u başarıyla trollediniz, +99 Öfke!

Yu Meng’i başarıyla trollediniz, +99 Öfke!

Akın akın gelen öfke puanlarını gören Zu An öfke Sistemi’nin kendisine cuk oturduğunu hissetti. Onun için öfke puanı kazanmak nefes almak kadar kolaydı. Tek pişmanlığı bu sistemini çok geç elde etmiş olmasıydı. Aksi taktirde, internet forumlarındaki yeteneğiyle çoktan tanrılığa yükselmiş olurdu!

Gel gör ki Zu An, Madam Yu’nun öfke puanı vermemesine şaşırdı. Acaba kaba sözlerini umursamıyor olabilir miydi?

Muhafızların ölümcül bakışlarını görmezden gelen Zu An, Bao Gang’e döndü ve konuştu, “Kararüzgar Kampı’na derin bir saygı duyuyorum, özellikle de muazzam başarılarınıza. Hayatımdaki tek pişmanlığım aranıza katılma fırsatımın olmaması. Kader bizi bir araya getirdiğine göre, bu aciz kardeşinizi de aranıza alır mısınız? Bir şey istemiyorum. Sadece buradaki işiniz bitince Madam Yu’yu benimle paylaşmanızı umuyorum.”

Yu Bin’i başarıyla trollediniz, +99 Öfke!

Yu Jun’u başarıyla trollediniz, +99 Öfke!

Yu Meng’i başarıyla trollediniz, +99 Öfke!

Çevirmen notu
*Vtuberlar bazılarınızın da bileceği üzere kendi görüntüsü yerine anime çizimlerinden çıkma görüntüler kullanarak video ya da yayın yapan kişiler