Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

25. Bölüm Hayatta Kalma Şansı

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Bao Gang kahkahayı patlattı, “Tabii tabii, hiç sorun değil! Kararüzgar Kampı’mız hayatın her köşesinden gelen erkekleri kabul eder. İlk olarak bu muhafızları yok edelim mi?”

Bao Gang sözlerine rağmen içten içe farklı düşünüyordu. Yu Klanı’na saldırmak büyük bir olaydı, öyle ki haberlerin sızmasına sebep olacak en ufak ihtimali bile riske atamazdı. Eğer bu herif yoluna çıkarsa başına bela alırdı.

Hâlâ saldırmaya cesaret edememesinin sebebi kim olduğundan emin olamaması ve şu anda Yu Klanı muhafızlarıyla uğraşmalarıydı. Onlar için en iyi seçenek ilk önce Yu Klanı’nın muhafızlarını ortadan kaldırmak ardından da kardeşleriyle birleşip onu öldürmekti.

Her halükârda bu adam beşinci kademe veya üstünde olamazdı, yoksa Yu Klanı muhafızlarını tek başına ezip geçebilirdi. Ortaklık önermesine gerek olmazdı.

Çalıların arkasındaki Ji Xiaoxi kafasının karman çorman olduğunu hissediyordu. Zu An’ın ne yapmaya çalıştığını çözemiyordu. Eğer Zu An’ın özel durumunu bilmeseydi gerçekten böyle iğrenç düşünceler taşıdığından bile şüphelenebilirdi.

“Kulağa hoş geliyor!” Zu An hançerini çekti ve Yu Klanı’nın muhafızlarından birisine atıldı.

Yu Klanı muhafızı biraz sarsılırken Zu An’sa birkaç metre geriye savrulmuştu.

Kararüzgar Kampı: “…”

Yu Klanı: “…”

Yabanda bir uzmanla karşılaştıklarını düşünmüşlerdi ama görünüşe göre üçüncü kademe bir muhafıza bile denk değildi ha? Üstelik muhafızın sert bir savaştan henüz çıktığı ve neredeyse tamamen bitkin olduğundan bahsetmeye bile gerek yoktu!

Bao Gang’ı başarıyla trollediniz, +99 Öfke!

Kararüzgar Kampı A Haydutunu başarıyla trollediniz, +99 Öfke!

Kararüzgar Kampı B Haydutunu başarıyla trollediniz, +99 Öfke!

Kararüzgar Kampı C Haydutunu başarıyla trollediniz, +99 Öfke!

Bao Gang az önce ne kadar dikkatli davrandığını, kazanma şanslarını ve herifi yanlarına çekme ihtimalini hesapladığını düşündü. Ancak herif ikinci kademe bir bok parçası çıkmıştı! Aptal yerine konduğunu hissetti.

Bıçağını çıkartıp hemen Zu An’ı öldürmek inanılmaz çekici geldi ama aynı zamanda gardını düşürmek için numara yapabileceğinden endişelendi. Dolayısıyla şimdilik bu dürtüyü bastırmayı seçti. Beni aptal yerine koyuyorsun ha? Yu Klanı’yla işim bitene kadar bekle sen. Canlı canlı derini yüzeceğim!

Bao Gang’ı başarıyla trollediniz, +199 Öfke!

Bao Gang’ın seğiren yanaklarına bakan Zu An kalbinde çiçeklerin açtığını hissetti. Bu yavşak hakikaten kibarlığın vücut bulmuş hali. Şu verdiği puanlara bir bak!

Süregelen savaşta Zu An önlerde yer almadı. Bunun yerine savaş alanında gezindi ve zaman zaman hançerini savurdu. Yeni güçlerine alışırken savaş alanını hissetmeye çalışıyordu. Ne de olsa daha önce hiç düzgün bir savaşa katılmamıştı, Erik Çiçeği On İki’yle arasında geçenler kavga bile sayılmazdı.

Ancak hareketleri, Kararüzgar Kampı’ndakilerin öfkeden dişlerini sıkmasına neden oldu. Zu An yardım etmemekle kalmıyor saldırılarını da engelliyordu! Üçüncü Efendi’nin emirleri olmasaydı çoktan bu yaygaracı piçin kellesini alırlardı!

Kararüzgar Kampı A Haydutunu başarıyla trollediniz, +33 Öfke!

Kararüzgar Kampı B Haydutunu başarıyla trollediniz, +33 Öfke!

Kararüzgar Kampı C Haydutunu başarıyla trollediniz, +33 Öfke!

Kısa bir savaşın ardından bütün Yu Klanı muhafızları yakalandı. Bir anlık tereddüdün ardından Bao Gang onları öldürmemeye karar verdi. Bunun yerine bedenlerine kısıtlamalar yerleştirdi.

Onlardan Yu Klanı hakkında kritik bilgiler almaları lazımdı ve Madam Yu’ya şantaj yapmak için işlerine yarayabilirdi.

Yu Klanı muhafızlarının bağlandığını gören Zu An şehvetle ellerini birbirine sürttü ve arabaya doğru yürüdü, “Sonunda bizzat Madam Yu’nun güzeller güzeli yüzünü göreceğim.”

“Yu Klanı asla peşinizi bırakmayacak!” Boğazına kılıç dayanmış bir muhafız Zu An’a ters ters baktı.

Yu Bin’i başarıyla trollediniz, +299 Öfke!

Yu Jun’u başarıyla trollediniz, +299 Öfke!

Yu Meng’i başarıyla trollediniz, +299 Öfke!

… 

Zu An yumuşakça kıkırdadı, “Yabandayız. Yu Klanı yaptıklarımı asla öğrenemeyecek.”

“Birader, biraz vakitsiz ötmüyor musun?” Bao Gang’ın soğuk homurtusu aniden arkasından geldi.

Zu An gözlerini kıstı, “Ne demek istiyorsun?”

Bao Gang elini salladı ve siyahlı haydutlar hemen Zu An’ın etrafını sardı, “Madam Yu gibi bir güzelliği herkes arzular ama sadece bir tane Madam Yu var. Aramızda dönsek bile yetmez, nasıl seninle paylaşabiliriz?”

“Beni kullandıktan sonra bir kenara mı atacaksın?” Zu An öfke içinde titrerken Bao Gang’ı işaret etti.

“Pü!” Bao Gang tükürdü, “Bu hödük nereden çıktı? Boktan ikinci kademe gelişiminle gerçekten de benimle pazarlık edecek yüreği nereden buldun merak ediyorum!”

Bao Gang, Zu An’ın sadece ikinci kademede olduğuna bütün savaş boyunca onu inceledikten sonra emin olmuştu. Kesinlikle zayıf numarası yapmıyordu.

“Bu dingili parçalayıp köpeklere yedirin!” Bao Gang emrini verdi. Bunca süredir bastırdığı öfkesini sonunda kustu ve vücuduna bir ferahlık yayıldı.

“Olduğunuz yerde kalın!”

Zu An’ın çaresiz kaldığını gören Ji Xiaoxi sabrını yitirdi. Zu An’ın ne planladığına emin değildi ama şimdi araya girmezse gencin öleceğini biliyordu.

“Başkası da varmış!” Bao Gang şaşkınlıkla haykırdı. Orada birisini sezmişti ama Zu An sorun çıkarmadan ortaya çıktığı için tek bir kişi var sanmıştı. Aşırı dikkatsiz davranmıştı. Eğer bu kadın kaçıp gördüklerini anlatsaydı… Sadece düşüncesi bile soğuk soğuk terletti.

“Hahaha, Üçüncü Efendi! Offf, şu yavruya bak be, ateş parçası bu ateş! Bugün epey şanslıyız he!” Ji Xiaoxi’nin güzel yüzünü gören haydutlar heyecanla ıslık öttürmeye başladı.

Madam Yu’yla eğleneceklerini söyleseler de konumlarının farkındalardı. Madam Yu kulvarındaki birinin ellerine düşmesi imkansızdı. Muhtemelen efendilerine ayrılacaktı.

Ancak, aniden çıkan bu genç kız farklıydı. Onu yakaladıkları takdirde kimse ellerinden alamazdı!

“Babam Ayruşen Şehri’nden Ji Dengtu! Eğer onu salarsanız bugün gördüklerimizden kimseye bahsetmeyiz!” Ji Xiaoxi şu anki gelişimiyle onlara kafa tutmanın nafile olacağının farkındaydı. Dolayısıyla, ancak babasının adını kullanabilirdi.

Siyah giyimli haydutlar ilk önce afalladılar ardından da kahkahayı bastılar, “Hah, Ji Dengtu sadece bir şifacı! Kimi korkutmaya çalışıyorsun güzelim?”

“Kapayın lan çenenizi!” Bu sözleri duyan Bao Gang kaşlarını çattı. Ağabeyi, Ayruşen Şehri’nde kesinlikle kışkırtmaması gereken birkaç kişinin ismini vermişti ve Ji Dengtu da onlardan birisiydi.

Bao Gang bir an tereddüt etti ama nihayetinde kafasını iki yan salladı, “Ji Dengtu’nun şöhretini duydum ama korkarım ki bu meselenin açığa çıkma riskini alamayız. Kardeşlerim, yakalayın! İlk kim yakalarsa tadına da o bakar!”

Haydutlar heyecanla kükrerken kıza atıldılar.

“Parmak Kılıcı Gizli Sanatı’mın tadına bakın!”

Aniden bir bağırış duyuldu. Bao Gang arkasından bir şeyin yaklaştığını hissetti. Tereddüt etmeden kılıcını savurdu ve her neyse parçalara ayırdı.

“Hahaha! Parmak Kılıcı Gizli Sanatı’n bu mu?” Bao Gang soğukça sırıttı. Gel gör ki daha fazla gülemeden dehşet dolu bir ifade takındı, “S-sen…”

Ardından yüz üstü yere yığıldı. Etrafındakiler bile yere yığıldı.

“Üçüncü Efendi, sorun ne?” Diğer haydutlar yardım etmek için hemen atıldı ama birkaç saniye sonra onlar da yere yığıldı.

Bunu gören Zu An rahat bir nefes verdi. Doğrusu bu haydutların bir araya toplandığı bir fırsat arıyordu ki Zehir Şişesi’ni kullanabilsin. Tam başarmak üzereyken Ji Xiaoxi’nin aniden ortaya çıkması neredeyse planlarını bozuyordu.

Zehir Şişesi’nin etki alanının dışında kalan haydutlarla savaşması gerektiğini düşünmüştü ama neyse ki bu haydutlar beklediğinden daha salaktı. Üçüncü Efendilerini kurtarmak uğruna etki alanına girmiş ve kendilerini resmen Zu An’ın kucağına atmışlardı, böylelikle daha fazla çaba harcamasına gerek kalmamıştı.

“Seni velet! Nasıl bir büyü yaptın ulan bize?” Bao Gang öfkeyle uludu. Bedenindeki tüm ki tamamen mühürlenmişti ve kıpırdayamıyordu bile. Bütün bedeni uyuşmuştu, artık ona ait değildi sanki.

Bao Gang’i başarıyla trollediniz, +333 Öfke!

“Dedim ya, Parmak Kılıcı Gizli Sanatı’m bu. Tekniğimi kullandığımda otuz metredeki her şey mutlak yıkıma uğrar. Beni küçümsediniz ve bu da cezanız.” Böyle söylemesine rağmen Bao Gang’a yaklaşmaya cesaret edemedi. Zehrin etkisi geçti mi emin değildi. Eğer o da etkilenirse felakete davetiye çıkartırdı.

“A-anladım! Sizi kandırma cüreti gösterecek kadar kördük.” Bao Gang içinde bulunduğu durumu anlayınca hemen ses tonunu değiştirdi. Bu herif gerçekten de başından beri zayıf numarası yapıyormuş! “Madam Yu içeride ve her şeyiyle sizin olsun. Sizinle uğraşmayacağız!”

Yu Klanı’nın muhafızları serseme döndü. Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki anlamakta zorlanıyorlardı.

“Pü!” Artık zehrin çoğunun dağıldığını anlayan Zu An sonunda Bao Gang’in yanına geldi ve bıçağıyla yanağına bir tokat attı, “Heh, benimle uğraşacak durumda olduğunuzu mu sanıyorsunuz? Beni parçalayıp köpeklere yedirmek isteyen kimdi? Tatlı Xiaoxi’mden yararlanmak isteyen kimdi lan?”

Ji Xiaoxi koşarak geliyordu ki Zu An’ın sözlerini duydu ve yüzü kızardı.

Bao Gang’i başarıyla trollediniz, +147 Öfke!

Kararüzgar Kampı’nın Üçüncü Efendisi olarak son birkaç yıldır krallar gibi yaşıyordu. Ne zaman birisi onu tokatlama cesaretini göstermişti ki?

“Bu kulunuz gözleri olmasına rağmen Tai Dağı’nı tanıyamadı. Lütfen merhamet gösterin. Kararüzgar Kampı’mız kesinlikle bu lütfunuzu hatırlayacaktır!” Bao Gang ne kadar öfkeli olsa da çabucak kendisini toparladı ve Kararüzgar Kampı’nın adını kullanarak Zu An’ı korkutmayı umdu.

Diğer yandan Zu An bu sözleri komik buldu, “Oh? Demek burada da Tai Dağı var ha? Pekâlâ o zaman. Bu meşhur sözü bile kullandığına göre size bir şans vereceğim. Sorumu doğru cevapladığınız sürece sizi bağışlayacağım.”

Yu Klanı muhafızlarının lideri Zu An’ın sözlerini duyunca şoke oldu, “Gitmelerine izin vermemelisin! Bir sürü masumu öldürmüş suçlular bunlar!”

Zu An gözlerini devirdi, “Sana konuşma iznini kim verdi? Ne yapılacağına karar verecek sensen neden ben yakaladım onları?”

Liderin yüzü kızardı ama elinden gelen bir şey yoktu. Bedenleri kısıtlanmıştı, dolayısıyla Zu An ne yapmak isterse yapabilirdi.

Yu Bin’i başarıyla trolledin, +111 Öfke!

Zu An siyahlı haydutlardan birisine döndü ve sordu, “Senden başlayacağım. Hangi enstrümanları çalabiliyorsun?”

Haydut sersemledi, “Enstrüman çalamıyorum.” Onlar gibi yağmayla hayatını idam ettiren haydutlar ne diye enstrüman çalmayı öğrenirdi lan?

“Şöyle güzel bir müzik bile çalamıyorsan yaşamanın bir anlamı mı kalır?” Zu An alayla sırıtıp herifin boğazını kesti.

Kararüzgar Kampı haydutlarını başarıyla trollediniz, +666 Öfke!

Yanındakine geçti ve sordu, “Sana gelelim. Hangi enstrümanları çalabiliyorsun?”

Adam yutkundu. O da enstrüman çalamıyordu ama yoldaşının cesedi daha soğumamıştı bile. Aynı cevabı vermeye cüret etmesi mümkün değildi. Ansızın kafasında bir şimşek çaktı ve yanıtladı, “Islık öttürebiliyorum!”

“Hangi siktiğimin yerinde ıslığı enstrüman sayan var lan?” Zu An bu herifin de boğazını kesti. Herif son nefesini verirken bile yüzünde yalaka gülümsemesi vardı.

Kararüzgar Kampı haydutlarını başarıyla trollediniz, +666 Öfke!

Yumuşak kalpli Ji Xiaoxi bu manzaraya dayanamadı, dolayısıyla sessizce yaklaştı ve kıyafetinden çekiştirdi, “Büyük kardeş Zu, biraz fazla acımasızca davranmıyor musun?”

Zu An derin bir iç çekti, “Xiaoxi, fazla yumuşaksın. Eğer ellerine düşseydik sana gerçek acımasızlığı gösterirlerdi. Ayrıca onlara yaşama şansı vermiyor muyum? Soruma tatmin edici bir cevap verdikleri sürece hayatlarını bağışlayacağım.”

Kararüzgar Kampı haydutları ağlamanın eşiğindeydi. Bunun neresi bize yaşama şansı vermek be? Resmen işkence yapıyorsun orospu çocuğu!