Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

29. Bölüm Küçük Teyze ve Onun Yakın Arkadaşı

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Ji Xiaoxi yanıt olarak dil çıkardı. Aniden sandalyedeki kitabı fark etti. Meraktan alıp bir göz attı. Sadece tek sayfada gördükleri yüzünü elma gibi kızartmaya yetti. Çabucak babasının arkasından koşturdu ve bağırdı, “Baba, nasıl böyle pis şeyler okuyabilirsin? Eğer küçük teyzem görürse yine seninle tartışmaya başlar!”

Ji Dengtu o an kitabı odada unuttuğunu hatırladı. Kitabı çabucak Ji Xiaoxi’nin elinden alıp homurdandı, “Hmph! Annenle ayrılalı çok oluyor; küçük teyzen bana hiçbir şey yapamaz!”

Ji Xiaoxi öfkeyle ayağını yere vurdu, “Her zaman böyle davrandığından artık küçük teyzem gelmiyor.”

“Peh! Kim gelmesini ister ki? Şu günlerde ne de kaygısızım bilemezsin!” Ji Dengtu sabırsızca ellerini salladı, bu konudan bahsetmek istemiyordu, “Erkenden uyumalısın. Yarın akademiye dönüyorsun. Görelim bakalım o zaman da küçük teyzene şikâyet edebiliyor musun!”

Ji Dengtu odasına fırladı ve saklanmak için kapıyı kapattı.

Diğer taraftan Zu An Chu Klanı’na henüz dönmüştü ki aniden bir bildirim geldi.

Ji Dengtu’yu başarıyla trollediniz, +345 Öfke!

Zu An kıkırdadı. Görünüşe göre İlahi Şifacı böbrektaşlarını Ji Xiaoxi’ye sattığını öğrenmişti. Dürüst olmak gerekirse, o tatlı genç kızı dolandırdığı için biraz vicdanı sızlıyordu.

Odasına dönünce kendisine temiz su koydu ve yüzüyle ellerini yıkadı, piyangoda şansını denemeden önceki hareketlerini tekrarladı. Ancak, yaşlı bir adam birden içeri girdi. Bu yaşlı adam özenle giyinmişti; kıyafetlerinde ufacık kırışıklık yoktu. Beyaz saçını düzgünce toplamıştı ki bu da katı karakterini gösteriyordu.

Zu An bu yaşlı adamın ani gelişine şaşırdı. Chu Klanı’nın kahyası, Hong Zhong olduğunu belli belirsiz hatırladı. Sadık ve sorumlu birisiydi, Chu Klanı’nın Patriğinin güvenilir adamıydı.

“Bir şey mi oldu?” Zu An sordu.

Hong Zhong, Zu An’ı şöyle bir süzüp sonunda buraya gelme amacını açıkladı, “Efendinin emrine göre tamamen iyileşince akademiye gitmeniz lazım. Yarın sabah Shouping sizi götürecek, hazırlık yapmanızı isteyeceğim genç efendi.”

Zu An sersemledi, “Ama daha iyileşmedim. Ayyy, acıyor…” Benimle taşak mı geçiyorsun! Yapacak bir sürü işim varken nasıl derslerle zaman kaybedebilirim?

Hong Zhong donuk bir ifadeyle konuştu, “Genç efendi, numara yapmanıza gerek yok. Yaralı birisi tüm gün dışarıda vakit geçirmez. Bu konu tartışmaya kapalıdır. Yarın sabah sizi akademiye götürmesi için birisi ayarlanacak.”

Zu An kâhyanın bu konuyu bilmesine şaşırdı ama birdenbire Cheng Shouping’in gözlerini kaçırdığını, ona bakmaya cesaret edemediğini fark etti. Hemen içinde bir öfke yükseldi. Bu yavşak sır tutacağını söylemişti ama daha bir gün geçmeden sattı beni!

Hong Zhong birkaç meseleden daha bahsedip ayrıldı, birbirine bakan Zu An ve Cheng Shouping’i yalnız bıraktı.

“Ağzı tıkalı bir şişe gibi sır tutarım dememiş miydin sen?” Zu An yumruklarını öyle sert sıktı ki çatırtı sesleri çıktı.

Cheng Shouping hemen fırlayıp sırtına masaj yapmaya başladı. Yalaka bir gülümsemeyle açıkladı, “Kâhya, genç efendinin yaralarını kontrol etmeye geldi ama yoktunuz. Beni yakaladı ve sıkıştırmaya başladı. Ne yapabilirdim ki efendim? Hiç böyle olsun ister miydim?”

Zu An soğukça homurdandı, “Bana ne söz vermiştin, unuttun mu?”

Cheng Shouping çabucak açıkladı, “Genç efendi, İlahi Şifacı Ji’ye yaralarınızı göstermeye gittiğinize dair tek kelime etmedim. Beni ne kadar tehdit etse veya rüşvetle cezbetmeye çalışsa da ağzımı bile açmadım!”

Zu An öyle öfkeliydi ki az kalsın kahkahayı basacaktı, “Yani sana teşekkür mü etmeliyim, ha?”

“Ahahaha, o kadar ileri gitmenize gerek yok.” Cheng Shouping utangaçça parmaklarıyla oynarken yanıtladı, “Ama gerçekten de beni ödüllendirmek isterseniz karşı çıkacak da değilim…”

Zu An, Cheng Shouping’in kafasına geçirdi, “Seni cidden övüyorum mu sanıyorsun lan?”

İçerleyen Cheng Shouping çabucak topuzlarının bozulmasını engellemeye çalıştı. Haksızlığa uğramış bir sesle şikâyet etti, “Genç efendi, kafama vurmayı keser misiniz? Daha önce de dediğim gibi saçlarımı yapmak inanılmaz zor.”

“Şu ses tonuyla konuşma!” Zu An saf tiksintiden dolayı tüylerinin diken diken olduğunu hissetti, “Aklıma gelmişken, eşim nereye gitti?” Tüm gün dışarıdaydım, acaba beni özlemiş midir?

“Ne eşi?” Cheng Shouping kafa karışıklığıyla gözlerini kırpıştırdı.

Zu An: “…”

Bir anlık sessizliğin ardından Cheng Shouping’in gözleri büyüdü, “Ah! İlk Hanım’dan bahsediyorsunuz! Sabah Pei Klanı’nın genç hanımıyla dışarı çıktı ve döndüğünde aile işiyle alakalı bir sorun çıktığı haberini aldı, bu yüzden halletmeye gitti. İlk Hanım son zamanlarda gerçekten çok çalışıyor. Chu Klanı’nın işlerinin yarısını o destekliyor ve ilgilenmesini gerektiren tonla şey var. Erkek olsaydı işler çok daha kolay olurdu.”

Zu An’ın ifadesi karardı, “Dayak yemek mi istiyorsun? Erkek olsaydı ben niye burada olurdum?”

“Genç efendi öyle demek istemedim.” Cheng Shouping yanıtlarken hatalarını affettirmek için çay koydu.

Cheng Shouping’in böyle davrandığını gören Zu An ona sağlam bir dayak atmak istedi. Sonunda Chu Zhongtian’ın hizmetkarlığından nasıl mutfaklara gönderildiğini anladı, “Ah konusu açılmışken, Pei Hanım’ı tanıyor musun?”

Sadece birkaç kelimeyle atalar salonunda neredeyse ölümüne neden olan kadını hatırlıyordu ama nedendir bilinmez ondan nefret etmekte zorlandı. Bağışlayıcı falan değildi ama kadınınkiler neydi öyle ya!

“Ohhh, Genç Efendi, ne kadar da fenasınız. İlk Hanım’ın arkadaşını mı arzuluyorsunuz?” Cheng Shouping, Zu An’a bilir kişi bakışı atarken bilerek konuşmasını uzattı, “Eh, Pei Hanım gerçekten de çekici. Geldiği zaman konakta kimse ondan gözlerini alamıyor. Genç efendi, yapabilirsiniz!”

Zu An ne diyeceğini bilemedi, “Gerçekten de Chu Klanı’nın seni harem ağası diye saraya göndermemesi bir mucize.”

Cheng Shouping’in gülümsemesi buz kesti, “Genç efendi, beni korkutmayın!”

Zu An boşa nefes harcamakla uğraşamazdı, “Kim sana güzel görünüp görünmediğini sordu? Hakkında bilgi istiyorum bilgi, meme değil!”

“Söylentilere göre Pei Hanım Doğunehri’nin Pei Klanı’ndan. Pei Klanı ardında bin yıllık bir tarihi olan, Chu Klanı’mızdan bile daha uzun süredir ayakta duran devasa bir klan. İlk Hanım’ımızla arası iyi ve görünüşe göre Ayruşen Akademisi’nde okumak için buraya gelmiş.” Cheng Shouping yanıtladı.

Zu An afalladı, “O da mı okumak için burada?” Chu Klanı’nın özel akademisi yabancıları da mı kabul ediyordu. Ancak, Chu Chuyan’la yakınlığı düşünülürse o kadar da şaşırtıcı değildi.

“Tabii ki! Ayruşen Akademi’mizin ününü duymayan yoktur. Diğer zeametlerden olanlar sık sık buraya eğitimini sürdürme umuduyla gelir!” Cheng Shouping gururla konuştu.

Zu An, Cheng Shouping’in kendisiyle alakası olmayan bir akademiden neden bu kadar çok gurur duyduğunu anlamadı ama Ayruşen Akademisi’nin aslında epey ünlü olduğunu duyunca şaşırdı. Görünüşe göre kayınbabası oldukça görkemli birisiydi.

Ancak şu anda bu önemli değildi. Tüm odağını İlahi Şifacı Ji’nin verdiği göreve odaklamak zorundaydı!

Lanet olsun, siktiğimin Ji Dengtu’su. Hakikaten sapığın önde gideni, bayrak sallayanı!

Zu An içinden bir kere daha küfredip sormaya devam etti, “Yu Yanluo’yu tanıyor musun?”

“Yu Yanluo?” Cheng Shouping’in gözleri ışıldadı, “Tabii ki! Yıllar önce başkentin bir numaralı güzelliğiydi! Kaç erkeğin hayallerini süslediğini tahmin edemezsiniz!”

“Bir çalışma ortağı için fazla şey biliyorsun…” Zu An şüpheyle Cheng Shouping’e baktı.

Cheng Shouping etrafa kaçamak bakışlar atıp Zu An’a yakınlaştı, “Genç efendi, kimseye söylememeniz gereken bir sır söyleyeyim size. Aslında, Efendimiz de Yu Yanluo’nun takipçilerindendi ama nihayetinde başarısız oldu.”

Zu An şaşırdı. Yu Yanluo ve Chu Zhongtian arasında böyle bir ilişki olacağını beklemiyordu. Vadide karşılaştığı güzel figürü hatırladı, çok yaşlı durmadığı kesindi. Kim Chu Zhongtian’la aynı nesilden olacağını düşünürdü ki?

“Ne zaman bu konu açılsa madam çıldırır. Birkaç sefer efendimizin neredeyse kulağı kopacaktı!” Cheng Shouping elleriyle ağzını kapatıp kıkırdadı.

Zu An göz devirdi. Yanılmamıştı. Görünüşe göre kayınbabası Cheng Shouping’i mutfaklara göndererek halihazırda epey merhametli davranmıştı. Bu dingilin onun çalışma ortağı olmasına şaşırmamak lazımdı. Böyle boşboğaz birisine konakta dayanabilecek kimse yoktu!

“Genç Efendi, bundan sadece size bahsettim. Başka kimseye anlatmamalısınız!” Cheng Shouping uyardı.

Zu An bu sözlere alayla sırıttı. Bütün konağın halihazırda bu meseleyi bildiğine dair beş bakır yatırırdı.

“Yu Yanluo Ayruşen Şehri’nde nerede kalıyor?” Zu An sordu. Ona ziyarete gitmek için bir fırsat bulmalıydı. Ji Dengtu’nun görevi için olmasa bile en azından ödülünü almalıydı.

“Ayruşen Şehri’nde kalmıyor ki.” Cheng Shouping kafa karışıklığıyla yanıtladı, “Merkezbulut Dükü’yle evlendi, dolayısıyla Merkezbulut Zeameti’nde kalıyor olmalı.”

“Ne?” Zu An şaşırdı. Dolandırıldım mı lan? Boş çek mi aldım yani?

“Ancak, klanları ki taşları satışıyla sorumlu ve bütün büyük şehirlerde şubeleri var. Ayruşen Şehri’nde de birisi var. Belki de yakında incelemeye gelebilir.” Cheng Shouping ekledi.

Zu An sonunda rahat bir nefes verdi. İçine su serpildi. Eğer yanılmıyorsa Yu Yanluo birkaç günlüğüne Ayruşen Şehri’nde olmalıydı ki bu da parasını alacak zamanı olduğu anlamına geliyordu.

Birkaç soru daha sorup Cheng Shouping’i gönderdi.

Etrafta kimse olmadığına emin olduktan sonra klavyeyi çağırdı ve öfke puanlarını kontrol etti. Piyangodan İlik Temizleme Hapı’nı çektikten sonra 3000 civarı öfke puanı kalmıştı. Akabinde Yu Klanı muhafızlarından ve Kararüzgar Kampı haydutlarından da epey bir kazanmıştı. Toplamda…

Şu anki Öfke Puanınız: 22269.

Vay anasını avradını, zenginim lan!

Zengin bir piç kurusu gibi hisseden Zu An hemen piyangoya oturdu.

Beklediği gibi ilk çıkan oynadığınız için teşekkürlerden ibaretti.

“Sorun yok, param var!” Zu An umursamadı ve devam etti.

Oynadığınız için teşekkürler… Oynadığınız için teşekkürler…

On üçüncü denemesine kadar böyle devam etti ve sonunda ışık ‘4’ tuşunda durdu.

Zu An rahat bir nefes verdi. Pes etmemenin önemini kanıtlamıştı.

Işık bu sefer farklı bir tuşta durduğundan, çabucak yakından baktı ve çekirdeğinden altın ışıltı yayan bir meyve gördü.

Ki Meyvesi. Bir gelişimcinin ki kapasitesini artırır.

Zu An’ın önceki oyunlardaki muazzam deneyimi bu meyvenin amacını anlamasını salladı. Temel olarak deneyim iksirlerine denkti.

Böyle güzel bir şeyin aklında duracağına midesinde durması daha iyiydi. Dolayısıyla, hemen çıkartıp mideye indirdi. Beklenmediktir ki bir su sıçramadı. Aksine meyve ağzına girdiği gibi erimişe benziyordu ve bir ki akıntısı hızlıca bedenine yayıldı. Çok geçmeden bu ki akıntısını bir şey çekti ve direkt derisindeki dördüncü formasyona yöneldi.

Dördüncü formasyon diğer üçünden çok daha büyüktü. Ki akıntısı tamamen formasyona aksa bile sadece üçte birini doldurabildi.

“Sadece bu kadarcık mı?” Zu An sonuçtan memnun değildi. O kadar heybetli adına rağmen etkisi kırbaçlanmaktan çok daha azdı.

Biraz öfkelenmeden edemedi. Gelişimimi artırmak için kırbaçlanmak zorunda olamam değil mi? Yalvarırım öyle olmasın!