Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

3. Bölüm Hiçlikten Gelen Yıldırım

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Tam Kartanesi konuşmak üzereydi ki Zu An makineli tüfek gibi başladı. “Az önce ayağım takıldı ve havuza düştüm. Küçük kardeş Kartanesi de beni kurtarmak isterken yanlışlıkla kayıvermesin mi! Neyse ki biraz yüzme biliyorum da ikimizi zar zor kurtarabildim.”

Beni kimin öldürmek istediğini bilmiyorum. Şimdilik, burada her ne sikim döndüğünü öğrenene dek, dikkat çekmesem daha iyi olur.

Kartanesi’nin uzun bir süre suratı mosmor kesildi ama karşı çıkamadı.

“Gerçekten öyle mi oldu?” Chu Chuyan, Kartanesi’ne baktı “Sırılsıklamsın. Git yıkan ve üstünü değiştir sonra bizimle yemeğe gel.”

Bunu söyledikten sonra bir kere daha zarifçe kayboldu. Zu An içindeki trolü ortaya çıkarma dürtüsüne direnmek zorunda kaldı. Beyazlar içinde öylece süzülüyor sanki ayağı bile yere değmiyor. Gece görsem yemin ederim lanet hayaletin teki sanırım.

Ancak çabucak bir sorunu fark etti, “Kartanesi, nerede yıkanıp üstümüzü değiştiriyoruz? Beraber gidelim mi?”

“Siktir git!” Kartanesi patladı. Eğer şu anda üstüm başım açık olmasaydı bu aptalı öyle döverdim ki anası çıkıp gelse tanıyamazdı. Yere dağılmış atıştırmalıklarına hüzünle baktı. Peşi sıra ayağını vurdu ve koşarak gitti.

Neyse ki Chu Chuyan, Zu An’a yol göstermesi için bir kâhya yollamıştı. Zu An yıkanıp üstünü değiştirdi. Nihayet temizlenen Zu An kendine aynada baktı. Geçmiş yaşamına %80 benziyordu, en büyük fark çok daha cılız olmasıydı. Yine de genel olarak oldukça memnundu. “Hâlâ yakışıklı şeytanın tekiyim. Pan An’a denk olmayabilirim ama Ximen Qing yavşağından her halükârda daha iyiyim.” [1]

Yeni karısıyla beraber yemek yemeyi iple çekiyordu ama nihayetinde o gelmedi. Sadece birkaç hizmetçiyle yemek gönderdi.

“Bu ne lan! Mahkûm falan mıyım ben?” Zu An birdenbire içgüveysi damat konumunun hayal ettiğinden de kötü olduğunu fark etti. Az önce olana bakılırsa yemeğe katılma niteliği bile yoktu!

“Dilenci gibi artık yiyecek değilim!” Zu An önceki halinin neden böyle aşağılanmalara dayandığını bilmiyordu. Yemekleri öfkeyle yana itti… ama kısa bir süre sonra karnı birden guruldamaya başladı, üstelik yemekler de oldukça leziz görünüyordu.

Zu An kaşlarını çattı. Nihayetinde, gerçek bir adam ne zaman diz çökeceğini ve ne zaman kılıç gibi dimdik duracağını bilir dedi. Bütün yemekleri geri çekti, ardından fırtına misali silip süpürdü. Söylemezsem olmaz, ne biçim yemek yapıyormuş bu şef ya, resmen parmaklarımı yiyeceğim.

Karnı doyunca çok daha rahat hissetti. Bu dünyada nasıl hayatta kalacağını düşünmeye başladı.

Odayı kurcalayıp biraz kâğıt buldu, sonrasında en üste yazdı: ‘Dünyalar Değiştiren İçin Hayatta Kalma Tavsiyeleri’.

Zihnine yavaş yavaş geçmişte okumaktan zevk aldığı novellerden parça parça bilgiler doldu… Ardından bir bilgisayarı olsa ne güzel olur diye fantezi kurmaya başladı… iPhone’nundan mobil oyun oynamayı özlemişti… İnternet forumlarındaki insanların götünden kan getirmenin zevkini de…

Zaman geçti gitti. Farkına varamadan gökyüzü kararmıştı. Bekle bir saniye. Ne yapmayı planlıyordum? Tamamen bomboş kâğıda baktı, göz kapakları titreşti ardından elindeki kağıdı top yapıp bir köşeye attı. Dışarı çıkıp dolaşayım. Bakalım bu dünya hakkında bir şey öğrenebilir miyim.

Vücudunun önceki sahibinin bu dünyada acınası bir hayat yaşadığı belliydi. Doğam gereği kibar ve yardımseverim. Ölü dostuma yardım etmeli ve konumunu yükseltmeliyim.

Bölgeye pek aşina olmamasına rağmen çene çalma yeteneği sayesinde hizmetçilerden çabucak Chu Chuyan’ın kaldığı yeri öğrendi. Karısının odasının önüne geldiğinde Kartanesi’nin sesini duydu, “Hanımım biraz ayçiçek çekirdeği yemek ister misiniz?”

“Gerek yok. Sen de çok yememelisin, eğer çok fazla yersen dişlerinin kırılacağını duydum.”

“Yine beni korkutuyorsunuz hanımım! Aklıma geldi de. O herifin tavrı gittikçe daha da güvenilmez bir hal alıyor. Eskiden iyiydi ama… Bugün bir garip davranıyor gibi.”

“Evet, ben de bugün bir şeyin değiştiğini hissettim.” Chu Chuyan belirtti. Tam Zu An biraz endişeleniyordu ki devam ettiğini duydu: “Belki de yıldırım çarptığındandır. Beynini etkilemiş olabilir, kim bilir?”

Zu An ne diyeceğini bilemedi. Kartanesi’yse, eh, kahkahalara boğuldu. Uzun bir süre sonra gülmeyi bıraktı ve homurdandı: “Hanımım, neden dün gece olanlardan dolayı onu suçlamadınız?”

Chu Chuyan sakince konuştu: “Dün gece olanlar oldukça garipti. Yarın annem ve babamla konuştuktan sonra bir karara varacağım.”

Zu An bunu duyunca epey neşelendi. Görünüşe göre avanta karım oldukça zeki. Televizyonda gördüğüm o eski numaraların çoğunu kullanmama gerek kalmayacak gibi duruyor.

“Kurtulmasına çok kolay izin veriyorsunuz.” Kartanesi mırıldandı. “Neden yıldırım öldürmedi ki? Böylelikle o çöp parçasıyla zamanınızı boşa harcamanıza gerek kalmazdı.”

Chu Chuyan azarladı, “Bir daha böyle şeyler söyleme.” 

Bir nedenden ötürü, belki de Chu Chuyan hâlâ havuz meselesinden bahsetmediğinden, Zu An eşinin, ona kurulan entrikayla alakası olmadığından şüphelenmeye başladı. Dur dur dur. Bir kadın ne kadar ateşliyse yalan söylemekte de o kadar iyidir. Gardımı indiremem.

Yine de Kartanesi’nin onu aşağılayıp durması nedeniyle sinirlenmeye başladı. Bu kadarı yeter be! Kapıyı tekmeleyerek açtı.

Chu Chuyan geldiğini görünce epey şaşırdı, “Neden buradasın?”

“Hava karardı ve yapmam gereken bir şey yok. Yatağa gidiyorum, tabii ki de.” Zu An, Kartanesi’ne ters bir bakış attı. Ses çalma ilaçlarını nerede satıyorlar bulmam ve bu sürtüğün ağzına ağzına tıkmam lazım. O zaman görürüz hakkımda kötü konuşabilecek misin!

Chu Chuyan’ın yüzü düştü, “Öyleyse neden buraya geldin?”

“Karı kocanın beraber uyuması normal değil mi?” Zu An yatak odasına yürürken doğal bir tavırla yanıtlayıverdi.

“EEEEEEEP!” Acınası bir çığlık ve odadan dışarı şartsız koşulsuz tekmelenen bir Zu An. Yaşananları açıklamak için bu kadarı kâfiydi.

Şanssızlığından zevk alan Kartanesi lafa daldı, “Ahmak Zu, neden yere işeyip yansımana bakmıyorsun? Genç hanımımıza yaklaşabileceğini mi düşünüyorsun, kim olduğunu unuttun herhalde!”

Ancak beklentilerinin aksine, Zu An’ın yüzünde utanç veya öfke yerine keyifli bir sırıtış belirdi.

Beklediğim gibi… Az önce olanlara bakılırsa hâlâ gerdeğe girmemişlerdi. Buraya sırf teorisini denemek için gelmişti. Garantilemiş olması onu öfkelendirmedi sadece mutlu etti, bu avanta karısıyla her şeye sıfırdan başlayabilirdi.

“Yıldırım gerçekten de beynini dağıttı, değil mi?” Kartanesi hâlâ bir terslik olduğunu hissediyordu. Zu An beklediği gibi tepki vermiyordu ve bu normalden daha az iyi hissettiriyordu.

Zu An da tepkilerinin biraz sıkıntılı olduğunu fark etti. Çabucak gülümsemesini sildi ve incinmiş, kalbi kırılmış bir ifade takındı, “Ne adaletsizlik ama! Kocasıyla yatmayı reddeden bir eş hiç duymadım!”

“Kapa çeneni!” Chu Chuyan’ın sonunda yüzü kızardı. Kollarını savurarak kapıyı kapattı. Zu An’ın acınası ulumaları ve ağlamalarını kimse duymasın istiyordu.

Zu An utanmazca ağlanmaya ve sızlanmaya devam etti, “Benimle yatmak istemiyorsan o zaman neden evlendik? Yarın gidip ortalığı ayağa kaldırmazsam bana da Zu An demesinler! Davulculardan bir ordu dizeceğim ve her yere, herkese gerçeği duyuracağım! O zaman görürüz benim mi yoksa Chu Klanı’nın mı itibarı zedelenir.”

“Cesaret edemezsin!” Chu Chuyan ayaklandı, açıklanamaz bir kudret aurası yayıldı.

Zu An hmphladı, “Neden edemiyormuşum? Şöhretim zaten yerlerde. Ayrıca istediğin son bu değil mi? Bütün diğer zengin genç efendilere saf ve tertemiz kaldığını göstermek istemiyor musun?”

Chu Chuyan derin bir nefes aldı, akabinde Zu An’ı adeta gözleriyle bıçakladı, “Gerçekten benimle yatmak mı istiyorsun?”

“İstemez olur muyum lan!” Zu An heyecanla konuştu. Bu şapşal kızın nesi var? Tabii ki isterim! Böyle iyi bir fırsatı kaçırmazdı. Eileen Chang’ın [2] bir zamanlar yazdığı gibi bir kadının kalbine çıkan yol… Ahem. Her neyse bir kere mercimeği fırına verdi mi geri alamazsın.

Chu Chuyan sakince konuştu, “O zaman Kartanesi bu gece sana eşlik edecek.”

Kartanesi çekirdek çitlerken yandan neşeyle izliyordu. Hasssi… “Ama hanımım!” Çekirdekler anında tüm tadını yitirdi.

Chu Chuyan eğlenen bir bakış attı, “Bugün hayatını kurtardığında, dokunulacak her yere dokundu zaten. Ayrıca bu yanımda yaşayan her hizmetkarın görevlerinden birisi. Ne, istemiyor musun?”

Kartanesi kadınla göz göze geldi. Her zaman ne derse o olurdu. Titredi ama karşılık vermeye cüret edemedi. Sadece sertçe dudaklarını ısırdı, gözlerinde yaşlar belirdi.

Zu An öylece kalakaldı, serseme döndü. Bu saçmalık da neydi? Öz kocanın yatağına başka bir kadını mı atıyorsun? Düşünürsek, Kartanesi bugün beni öldürmeye çalıştı. İkilinin arasındaki ilişkiyi öğrenmek için oyunu oynayalım bakalım. Böylelikle hemen yatağa oturdu. “Tatlı Kartanesi, gel ve soyunmama yardım et.”

Uzaktaki Chu Chuyan kaşlarını hafifçe çattı. Bu denyo hayal ettiğinden kat kat daha utanmazdı.

Kartanesi, Chu Chuyan’a acınası bir bakış attı ama genç hanımı bu baskışı görmezden geldi ve okumak için bir kitap aldı. Eğer Zu An kadının arkasında durmasaydı anında bu kitabın at arabasında gördüğü kitap olduğunu anlardı.

Genç hanımının kendisini tamamen görmezden geldiğini gören Kartanesi nihayet çaresizliğe kapıldı. İstemeye istemeye öne çıktı ve Zu An’a vahşi bir bakış attı. Kendisini cesaretlendirerek mırıldandı: “Ne istiyorsan yap hadi! Köpek ısırmış gibi davranacağım olacak bitecek.” Aynı zamanda, gözlerinden öldürme arzusu saçan bir bakış geçti. Saçına saklı ince bir iğneye dokunmak için uzandı.

Tam o anda Chu Chuyan ‘okuduğu’ kitaptan kafasını kaldırdı. Kartanesi’ne baktı, gözlerinde düşündürücü bir bakış vardı.

Zu An bile gergindi. Sadece ne yapmaya çalıştığınızı görmek istiyordum ama… Sikeyim, şimdi ne yapacağım bilemiyorum. Canavar moduna girsem mi?

Uzun bir an sonra nihayet kararını verdi. Sikerler. Eğer siz utanmıyorsanız ben niye utanacağım lan? Oyun mu oynamak istiyorsunuz? Pekala, sonuna kadar gideceğim. Görelim bakalım ilk kim kaybediyormuş! Kararını verdikten sonra şehvetle sırıtıp Kartanesi’ne atıldı.

Uzun bir süre sonra çarşaflardan acı dolu bir uluma koptu.

“KESİNLİKLE OLAMAZ! SİKEYİM HAYIR HAYIR HAYIRRRRRR!”

Zu An inanamayarak mahrem yerine bakıyordu. Öyle kıpırtısızdı ki heykel sanılabilirdi. Chu Chuyan ona göz atmaya döndü ama ardından çabucak bakışlarını kaçırdı, yüzü kızardı. Gözlerinde beklenmedik bir acıma belirivermişti.

Ölümden ucu ucuna dönmüş gibi hisseden Kartanesi ise o kadar düşünceli değildi. Kıyafetlerini geri giyerken gizli silahlarını sakladı, ardından alaycı sözleri sular seller gibi aktı, “Geçmişte tamamen işe yaramaz bir adamdan ibaretsin sanıyordum ama şimdi seni gözümde çok büyüttüğümü fark ettim! Adam bile değilmişsin be! Ahahahahaha, tanrım, gülmekten öleceğim.”

Zu An onunla tartışacak halde bile değildi. Gözleri yaşlarla doldu ve dönüp yavaşça odadan çıktı, adımları inanılmaz ağır hissettiriyordu. Bu aşırı ağır bir darbeydi. Her türlü sorunu çözebileceğine emindi ama… Hiçbir şekilde erekte olamıyorsa ne manası vardı ki? Hayat amacı Sima Qian olmak değildi lan! [3]

Biraz yürüdükten sonra tesadüf eseri eğri büğrü bir ağacı geçti. Robot gibi kemerini çıkardı, ardından ağacın dallarından birisine astı. Her şeyi bitirmeye karar vermişti. Kim bilir, belki ölürsem dünyama geri dönerim.

Ancak tam o anda kadim, boğuk bir ses kulaklarında yankılandı, “Mahrem bölgen çok özel bir mühür büyüsüyle bağlanmış. Tamamen çaresiz değilsin.”

Zu An kafasını çevirdiğinde, yanında çapa taşıyan, kambur bir ihtiyarın durduğunu gördü. İhtiyarın yüzünü sayısız kırışıklık kaplıyordu ve o kadar cılız ve zayıf görünüyordu ki güçlü bir rüzgâr bile onu uçurmaya yeterdi.

Zihnine anılar akın etmeye başladı. Bu ihtiyarın çiçek bahçesini temiz tutmakla görevli hizmetkar olduğunu belli belirsiz hatırladı. İhtiyar nadiren konuşurdu ve her zaman kendi halindeydi, konaktaki herkes ya onu görmezden gelir ya da ona zorbalık yapardı. Herkes  ona sadece Yaşlı Mi demekle yetinirdi.

Zu An’ın bedeninin eski sahibi, ikisi de küçümsendiğinden Yaşlı Mi’ye sempati duymuş ve daha önce gizlice ona tatlı götürmüştü. Bu yüzden şu anki Zu An adam hakkında az buz anıya sahipti.

Ancak hiçbirisi Zu An’ı ilgilendirmiyordu. İlgilendiği tek şey sözleriydi, “Mühürlü mü? Kim bana mühür koydu ki?” Chu Chuyan olabilir mi? Ama tavrına bakarsak öyle durmuyor.

Yaşlı Mi kafasını iki yana salladı. “Ben de bilmiyorum. Çok küçükken yerleştirildiğini düşünüyorum.”

“Üstat, mührü çözmenin bir yolunu biliyor musunuz?” Zu An hevesle ihtiyarı kolundan tuttu. Onca novel okuduktan sonra bu şahsın sıradan bir yaşlı adam olamayacağını biliyordu. Birdenbire zihnine sayısız ihtimal akın akın geldi. Bu kurguyu BİLİYORUM! Çeşitli nedenlerden dolayı eski şanını çöpe atmış ve kendisini Chu Klanı’nda sıradan bir bahçivan olarak saklamış, taşşaklı büyükbabalardan birisi olmalı!

Bu ihtiyara sülük gibi yapışacaktı! Böyle bir fırsatı kaçırmasının mümkünatı yoktu!

 

Çevirmen notu
1- Bunlar Çin tarihindeki efsanevi playboylar, isimleri bir nevi Kazanova veya Adonis dendiği gibi kullanılıyor.

2- Eileen Chang ‘Şehvet, İhtiyat’ gibi birçok ünlü novel yazmış bir Çinli Amerikan yazar.

3- Sima Qian Çin’in en önde gelen tarihçilerinden sayılıyor. İmparatoru sinirlendirdiği ama ölüm cezasından kurtulmak için hadım edilerek haremağası olmayı seçtiği böylece Han Hanedanlığı öncesinin tam tarihini yazma hayalini tamamlayabildiği biliniyor.