Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

30. Bölüm Cehennem

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Zu An’ın Ki Meyvesi’nin etkisinden memnun olmamasının ana nedeni gelişim konusunda cahilliğiydi. Bu dünyadaki sıradan gelişimcilerin, gelişimlerini bir adım yükseltmek uğruna aylar hatta yıllar harcamak zorunda olduğu bilinmeliydi. Erik Çiçeği On İki bile bulunduğu seviyeye ulaşmak uğruna yirmi yılı aşkın sıkı çalışmış, ancak tek bir günde Zu An’a yenilmişti.

Muhtemelen bu dünyada Zu An’ın gelişim hızına şaşırmayacak birisi yoktu.

Üstelik Anka Kuşu’nun Nihai Sutrası, klavye olmasa bile sıradan değildi. Gelişimciye dayak yiyerek güçlenme imkânı gibi akılalmaz bir seçenek sunuyordu ve etkisi çoğu gelişim tekniğini aşıyordu. Zu An gerçekleri bilmediğinden Ki Meyvesi’nin gerçekte olduğundan daha etkisiz olduğunu düşünüyordu.

Zu An piyangoya devam etti ve bir kere daha Ki Meyvesi aldı. Nihayetinde, 22.200 Öfke puanını tükettikten sonra toplamda 16 Ki Meyvesi çekti.

“Bundan sonra sadece bunu mu alabileceğim?” Zu An aşağılamayla mırıldandı. Hızlı bir hesaplamayla, her 14 seferde bir Ki Meyvesi elde edebildiğini hesapladı.

Bir ödülü elde etme şansının onda bir mi yoksa yirmide bir mi olduğunu merak etmeden edemedi. Eğer ikincisiyse gerçekten de şanssızın piçin tekiydi. İlkiyse şansı yine iyiydi.

Şu yakışıklılığı, endama bak, nasıl ikincisi olabilir!

Zu An birbiri ardına Ki Meyveleri’ni yedi. Dördüncü formasyonu doldurmak için toplam 3, beşincisi için beş ve altıncısı için 8 Ki Meyvesi kullandı. Böylelikle bütün meyvelerini bitirdi.

Zu An’ın fark etmeden geçemediği şey formasyonları doldurmak için ihtiyaç duyduğu Ki Meyvesi sayısının garip bir şekilde tanıdık gelmesiydi. Dur, Fibonacci dizisi değil mi bu?

Nitelikli bir bordo klavyeli olarak internette her türden karmaşık duran terimi bilmeliydi ki forumlarda zeki görünebilsin. Doğada Fibonacci dizilimine uyan bir sürü şey olduğunun farkındaydı; mesela kan sıralaması, ananaslar, ağaç yaprakları, bir ayçiçeğinin yaprak sayısı, arılar, yusufçuk böceğinin kanatları, altın dikdörtgen, altın oran gibi gibi.

Ancak bu formasyonun da altın orana uymasını beklemiyordu. Fibonacci dizilimi aslında evrenin gizli yasası falan mıydı?

Zu An bu keşfinden mutlu olmadı, zira Fibonacci diziliminin gittikçe arttığını biliyordu ki sonraki aşamalarda ihtiyaç duyacağı Ki Meyvesi miktarı muhtemelen akılalmaz miktarlara çıkacaktı.

Aniden bugün tükettiği İlik Temizleme Hapları’nı hatırladı ve yeteneğini son seviyeye çıkardığı için sevindi. Aksi taktirde, sırf Ki Meyveleri’ne bel bağlamak zorunda olsaydı işi biterdi!

Nihayetinde dayak yemeye bel bağlamak çok daha güvenilirdi.

Zu An hızlı bir hesaplama yaptı ve gelişiminin Ağlak Kırbacı sayesinde yaşadığı artışın Ki Meyvesi’nden çok daha yüksek olduğunu ve o zaman yeteneğinin sadece düşük Ding olduğunu fark etti!

Eğer tekrar düşünülürse, kendisini dövmesi için her gün bir kadın bulamazdı, değil mi?

Derin bir iç geçiren Zu An su içmek için uzandı. Beklenmedik bir şekilde, bardağı tuttuğunda aniden ellerinde parçalandı. Gözlerini kırpıştırdı. Bunun gücündeki ani artıştan kaynaklandığını anlaması birkaç saniyesini aldı.

Meraktan gücünü denedi. Bunu yaparken de bedenindeki değişimlere yavaşça alıştı.

İkinci kademenin üçüncü adımındayken gücü yaklaşık olarak 4 yetişkine denkti. Ancak şimdi altıncı adımdaydı ve gücü toplam 20 yetişkine denkti.

Birdenbire Zu An’ın aklına bir şey geldi. Kalem kâğıt çıkartıp hesaplama yapmak için çiziktirdi. Sonunda kalemini bıraktığında sıkkın bir bakış attı. Gerçekten de Fibonacci dizilimine uyuyor. Eğer dizilimdeki sayıları toplarsam yirmi yapıyor.

“Ne yapıyorsun?” Ansızın kapıdan şeytani bir ses geldi.

Zu An kafasını kaldırdı ve Yaşlı Mi’nin girişte durduğunu gördü. Derisi kurumuş bir portakalı andırıyordu ve o kadar inceydi ki rüzgâra çıksa uçup giderdi.

“Hoş geldin.” Gel gör ki Zu An onu küçümsemeye cesaret edemedi. İçgüdüleri bu yardımsever ihtiyarın tehlikeli olduğunu söylüyordu.

Hm? Neden tehlikeli olduğunu düşünüyorum ki? Şu çirkinliğinden mi acaba?

Tabii ki Zu An bu düşüncelerini dile getirmedi. Bir bordo klavyeli olarak önceliği öfke puanı kazanmak değil hayatta kalmaktı.

“Hm, görünüşe göre güçlenmişsin.” Yaşlı Mi ona şaşkınlıkla baktı. Bir kere daha hızla atılım yapabilmiş. Görünüşe göre Anka Kuşu’nun Nihai Sutrası gerçekten de muazzam.

“Dışarı çıktığımda birkaç kişiyle dövüştüm.” Zu An dürüst bir ifadeyle yanıtladı.

“Bana vur.” Yaşlı Mi, Zu An’dan şüphelenmedi, gerçi bunun en büyük nedeni gelişimini yükseltecek başka bir yolu olmadığını düşünmesiydi.

“Bu… cüret edemem.” Yaşlı Mi muhtemelen bir uzman olsa da Zu An bu narin ihtiyara vurmanın iyi olmayacağını düşündü. Eğer bir terslik olursa berbat olurdu.

“Endişelenmene gerek yok, tüm gücünü kullan gitsin. Henüz bana zarar veremezsin.”

“O zaman vuruyorum.” Zu An da boşa endişelendiğini hissetti. Enerjisini topladı ve Yaşlı Mi’nin göğsüne bir yumruk attı.

Gel gör ki tüm gücünü kullanmadı, sadece üçte birini. Bir bordo klavyeli olarak, tüm kozlarımı açığa çıkartamam. Anonim olmanın ardına saklanarak… pü pü pü! Diyorum ki sonuna kadar hayatta kalmak en önemlisi!

Bunun dışında tahminlerinden birisini de onaylamalıydı.

Yaşlı Mi elini titrekçe kaldırdı ama sorun yaşamadan yumruğunu engelleyebildi, “Fena değil, hiç fena değil. Çoktan ikinci kademenin dördüncü adımına ulaşmışsın.”

“Gerçekten mi?” Zu An şaşkınlıkla haykırdı. Tıpkı düşündüğüm gibi, çıplak gözle gelişim seviyemin anlaşılması çok zor. Geçen sefer de aynıydı. Ancak yumruğumu gördükten sonra gelişimimi anlayabildi.

Tabii güçlü bir gelişimcinin düşük bir gelişimcinin kademesini belli belirsiz anlaması da mümkündü.

“Gelişimine bakarsak Usta aşamasına ulaşman imkânsız değil.” Yaşlı Mi’nin gözleri neşeyle doldu. Zu An’ın yeteneksiz olduğunu düşünüyordu ama kim iyi bir tohum olacağını düşünürdü ki? Ele geçirilmeye hazır olması çok sürmemeliydi.

Yaşlı Mi kendi kendine kıkırdayıp konuştu, “Yarın Ayruşen Akademisi’ne gideceğini duydum, doğru mu?”

“Aynen öyle.” Zu An boğuk bir ifadeyle yanıtladı. Orada Chu Klanı’nın yan dağlarından bir sürü kuzen ve akraba olmalıydı. Muhtemelen Chu Klanı’nın içgüveysi olması epey sorun çıkartacaktı. En azından genellikle kitaplarda böyle olurdu.

Zu An şu anda sorun çıkmasından değil boşa zaman harcamaktan korkuyordu. Yapması gereken çok fazla şey vardı.

“Akademiye gidince Wei Hongde adında bir çocuğu ara. Nasıl yaparsın bilemem ama onunla iyi bir ilişki kurduğuna emin ol. En iyisi arkadaşı olman lazım.” Yaşlı Mi yavaşça konuştu.

“Wei Hongde?” Zu An ismi bir kere daha düşündü, “O kim? Kuzenin mi? Ona neden yakınlaşacağım ki?”

“Boş ver. Unutma, kimliğimden kimseye bahsetme.” Yaşlı Mi bir gülümsemeyle yanıtladı. Yalnız kırışıklarla dolu yüzündeki gülümsemesi inanılmaz ürkütücüydü, “Sana gizli bir sanat verdim, böyle bir şeyi istemem çok olmaz, değil mi?”

“Tabii ki hayır! Endişelenme, ona yakınlaşmak için elimden geleni kesinlikle yapacağım!” Zu An olabilecek en samimi gülümsemeyi takındı. Gel gör ki içten içe Chu Klanı’nın akademisinin farklı soyadı olan yabancıları gerçekten kabul edip etmediğini merak ediyordu. Acaba tıpkı benim gibi içgüveysi olabilir mi?

“Pekâlâ, dinlenmelisin.” Yaşlı Mi omzuna hafifçe vurdu ardından sallanarak ayrıldı.

Zu An, Yaşlı Mi’yi gönderdikten sonra yatağına geçti. Yu Yanluo’nun donunu almak için bir plan yapmaya çalıştı ama kelleşene dek kafa patlatsa da geçerli bir şey bulamadı. Nihayetinde, İlahi Şifacı Ji’ye küfürler saydırırken yavaş yavaş uykuya daldı.

Sonraki sabah, Cheng Shouping elinde kahvaltıyla onu uyandırmaya geldi.

Zu An, Cheng Shouping yemek getirdiğini görünce aniden de o kadar rahatsız edici olmadığını hissetti. Her ihtiyacını karşılayan bir çalışma ortağı olması epey iyiydi.

Yemeğini yedikten sonra Cheng Shouping’i yanında Akademi’ye sürükledi. Kayınbabasından bir emir olarak geldiğine göre uymaktan başka çaresi yoktu. Tek yapması gereken kaçmak için bir fırsat bulmaktı.

“Hm? Neden Chu Konağı’ndan ayrılıyoruz?”

“Ayruşen Akademisi şehrin doğusunda da ondan.”

“Oh…” Zu An Chu Klanı’nın özel akademisinin konaktan bu kadar uzak olmasına biraz şaşırdı.

Ne var ki kendisini görkemli binaların önünde bulduğunda ağzı açık kaldı. Giriş yüksek ve haşmetliydi ve üzerine ‘Ayruşen Akademisi’ yazılmıştı. Bu kelimelerin her birisi adeta kılıç ki’siyle yazılmış gibi keskindi.

Akademiye uzaktan baktığında yurtların ve her türden farklı binanın olduğunu gördü, öyle ki ucu bucağı gözükmüyordu. Bir anlığına önceki hayatındaki üniversiteye döndüğünü düşündü, sadece Ayruşen Akademisi bildiği tüm üniversitelerden daha büyüktü.

“Chu Klanı’nın özel akademisi bu kadar büyük mü?” Zu An şaşkınlıkla sordu.

“Ne özel akademisi?” Cheng Shouping’in kafası karıştı.

“Ayruşen Akademisi, Ayruşen Dükü’nün inşa ettirdiği özel bir akademi değil mi?” Zu An bir şeyi yanlış anlamış olabileceğini fark etmeye başladı.

“Genç efendi, böyle saçma şeyler söylemeyin! Efendinin başına bir felaket getirebilirsiniz!” Cheng Shouping’in yüzü dehşetle soldu ve çabucak Zu An’ı kenara çekti, “Ayruşen Akademisi direkt Dokuz Bakan’ın lideri, Takdim Efendisi’nin emri altındadır. Hükümdar adına yetenekli şahısları eğitmek için kurulmuştur…”

Cheng Shouping’in açıklamasıyla Zu An sonunda durumu anladı. Bu dünyada Üç Lord ve Dokuz Bakan’dan tut sıradan öğretmenlere ve vergi memurlarına kadar bütün resmi konumlar gelişimcilerin elindeydi.

Soyluların resmi konumları yönetmesini engellemek uğruna – ne de olsa sağlam arka plandan gelenlerin gelişimci yetiştirmede doğuştan avantajı olduğundan – imparator ülkenin her yerine akademiler kurmuş, eğitimi ayrım yapmaksızın öne çıkarmıştı. Böylece sıradan halk akademilere katılma izni kazanmıştı.

Herkes, ister soylu ister sıradan olsun, Üç Aşamalı Sınavlara katılma niteliği kazanmak için şehir seviyesinde bir gelişimci akademisinde okumalıydı. Üç Aşamalı Sınav ise Bölge Sınavı, Başkent Sınavı ve İmparatorluk Sınavı’na ayrılıyordu.

Bu isimler önceki dünyasında bildiklerine benzerdi ama konular tamamen farklıydı. Önceki dünyasında Dört Kitap ve Beş Klasik sorulurken bu dünyada gelişim soruluyordu.

Sıradan sınav adayları ilk olarak büyük şehirlerdeki akademilerde sınava girerdi, bunlardan birisi de Ayruşen Akademisi’ydi.

Özellikle iyi not alanlar seçilir ve diğer Bölge Generalleri’nin yönettiği Yönetim Merkezi’nde aynı bölgenin diğer şehirlerinin yetenekleriyle beraber Bölge Sınavı’na girerlerdi. Bölge Sınavı’nı geçenler memur olabilirdi ama düşük rütbeli konumlar edinirlerdi.

Dolayısıyla, çoğu kişi Başkent Sınavı’na gitmeyi seçerdi. Orada çeşitli bölgelerden seçilme yeteneklerle Başkent Alimi unvanı için mücadele ederlerdi.

Başkent Alimi olanlar daha sonra bizzat İmparatorun düzenlediği İmparatorluk Sınavı’na katılırdı. Eğer başarılı olurlarsa direkt rütbe atlayabilir ve yüksek bir noktadan başlarlardı. Üstelik İmparator bu dünyadaki en güçlü uzmandı. Sadece bir tavsiyesi bile yıllarca yapılan gelişimden daha yararlıydı.

Tabii ki bu en yetenekli dâhilerin yoluydu. Çoğu kişi sıradan sınavlarda elenirdi. Ya daha çok çalışıp sonraki sene tekrar denerlerdi ya da bir akademik konumu seçerlerdi. Çoğu memur gelişimciydi, onlar için en önemlisi güçlenmekti. Uğraştırıcı yönetim işleriyle bizzat uğraşmazlardı. Dolayısıyla bunları halletmek için danışman ve ast tutarlardı.

Bu danışmanlar ve astlar genellikle sıradan sınavda başarısız olanlar ya da gelişim yeteneği olmayanlardı. Ancak bu da kötü bir kurtuluş değildi.

Açıkça Chu Zhongtian’ın niyeti Zu An’ı bu yolda yürütmekti. Gelişim dışında akademi öğrencilere yasa, ekonomi gibi konularda da ders veriyordu.

“Genç efendi, öyle dalgın dalgın durmayın ve girin hadi.” Cheng Shouping konuştu, “Siz dönene dek girişte bekleyeceğim.” 

Zu An: “…”

Hassiktir oradan. Önceki hayatımda okulu zor bitirdim zaten. Bir de bu dünyaya geldiğim gibi yine çalışmak zorunda mı kalacağım? Nasıl bir cehennemde tıkılı kaldım lan ben?