Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

34. Bölüm İçeri Sızma

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Daha sesin sahibi gelmeden bağırışı yankılanmıştı bile. Chu Klanı’nın matriarkı Qin Wanru’dan başkası değildi bu! İçeri daldığı gibi öfkeyle alev alev tutuşan bakışlarını Zu An’a yöneltti.

Qin Wanru’yu başarıyla trollediniz, +478 Öfke!

Zu An’ın kalbi neredeyse korkudan ağzından fırlıyordu. Okuldan kaçtığımı nasıl bu kadar çabuk öğrendi? Ancak, arkasında ürkekçe saklanan Cheng Shouping’i fark ettiğinde aniden öfkeden kanı kaynadı.

Bu piç kurusu! Dedikodu kralı falan mısın lan sen!

“Akademiye gitmek istemiyorum.” Qin Wanru’nun ölümcül bakışları karşısında Zu An ancak cesaretini toplayıp konuşabildi. Eğer Chu Klanı’nda hak edinmek istiyorsa, savaşmak zorundaydı… kazanmak imkânsız olsa bile.

“Buna sen karar vermiyorsun!” Qin Wanru tamamen kan donduran bir ifadeyle kükredi, “Yarın gitsen iyi olur. Seni izlesin diye birini göndereceğim. Eğer bir numara yapmaya daha kalkışırsan canını yaktım diye beni suçlama!”

Qin Wanru soğuk bir homurdanmayla döndü ve odadan dışarı fırladı. Belki de bu kadar kolay kurtulmasına izin verdiği için öfkesini tutamadı, birkaç adım sonra geri döndü ve emretti, “Düşünüm Odası’na git ve Chu Klanı’nın aile kurallarını yüz kez kopyala. Kontrol edeceğim, tek bir kelime bile atlamasan iyi edersin!”

“Aile kuralları mı?” Zu An’ın anında ifadesi karardı. Tarihi dramalarda gördüğü manzaraların gerçekten başına geleceğini hiç düşünmezdi!

Bu esnada Cheng Shouping arkasından gizlice kıkırdadı, Zu An’ın kötü şansına sevindi. Ancak Qin Wanru güldüğünü kaçırmadı ve soğukça homurdandı, “Efendinin kaçmasına izin vererek görevinde başarısız oldun ama hiç de hatalarını düşünüyor gibi durmuyorsun. Böyle olduğuna göre sen de onunla birlikte aile kurallarını yazacaksın!”

Cheng Shouping: “???”

Haksız yere cezalandırıldığını düşündü. Sadece izleyici olmalıydı!

Chu Huanzhao, Zu An’a dil çıkarıp annesinin yanına koşturdu. Annesini kolundan çekiştirdi ve konuştu, “Anne, eniştem sadece akademiye alışmakta zorlanıyor. Birkaç gün ver, eminim düzelecektir.”

“Ona ne dedin sen?” Qin Wanru’nun kaşları bir kere daha çatıldı.

“E-enişte…” Chu Huanzhao’nun yüzü kızardı. Zu An’a karşı bir bahiste kaybettiği için utanmışa benziyordu.

“Nasıl bu işe yaramaz herif enişten olmayı hak edebilir? Ona bir daha enişte demiyorsun, anladın mı?” Qin Wanru dik dik kızına baktı. Şu anda zaten öfkeden kuduruyordu ama kızı da yangına körükle gitmekten çekinmiyordu.

“Ahh~” Chu Huanzhao, Zu An’a bir bakış atarak yaptıkları bahsi kabul etmek istemeyenin kendisi olmadığını anlatmaya çalıştı. Annesinin emri yüzünden karşı çıkmaktan başka çaresi yoktu.

Qin Wanru kızını yanında sürükledi, “Benimle gel. Onun gibi insanlarla takılmadığına emin ol. Seni yanlış yollara sürüklemekten başka bir şey yapmaz o.”

Madam Chu’nun gidişini izleyen Zu An, bu dişi kaplanın neden Chu Chuyan’a kendisiyle evlenmesi için izin verdiğini anlayamadı. Vahşiliğine bakılırsa Chu Zhongtian’ın hiç cariyesinin olmamasına şaşırmamak lazımdı. Bir dişi kaplanla hayatını geçiren kayınbabasına üzülmeye başladı.

Aynı zamanda Ji Dengtu’nun içinde bir mazoşist damarı mı var merak etti. Böyle bir kadınla ilgilenerek ne düşünüyor olabilirdi?

Yaşlı Mi’nin sözleri onu düşüncelerinden uyandırdı, “Eğer yarın da kaçarsan bacaklarını kırarım.” Lafını söyledikten sonra o da gitti.

Bu sözler Zu An’ı gerçekten de dehşete düşürdü. Yaşlı Mi’nin ses tonundaki öfkesi öyle belirgindi ki gerçekten de dediğini yapacağına inanmakta hiç zorlanmadı.

Herkes gidince Cheng Shouping hemen homurdanmaya başladı, “O ihtiyar delirmiş olmalı! Nasıl bir bahçıvan bozuntusu sizi tehdit edebilir? Genç Efendi, endişelenme. Bu konuyu derhal Madam’a bildireceğim ve Yaşlı Mi’ye bir ders vermesini sağlayacağım!”

Tam Cheng Shouping kaçmak üzereydi ki Zu An kıyafetinin arkasından yakaladı ve odaya geri sürükledi, “Görünüşe göre kayınvalideme küçük bildiriler yapmaya epey alışkınsın, huh?”

Cheng Shouping hemen diz çöktü ve Zu An’ın bacaklarına sarıldı, “Genç Efendi, haksızlığa uğradım! Sizin akademiden çıkmadığınızı görünce başınızın belaya girmesinden korktum. Bu yüzden Chu Konağı’na kadar koşup Madam’a haber verdim ki sizi kurtarabilsin. Size duyduğum sadakat sonu gelmez bir akarsu gibidir; göklerdeki yıldızlar ve aylar şahitlik edebilir!”

Zu An soğukça sırıttı, “Yani bunun için sana teşekkür mü etmeliyim ha?”

Cheng Shouping hemen dalkavuk gülümsemesini takındı ve konuştu, “Nasıl bu aciz kulunuz efendisinin minnetine layık olabilir? Sakinleştiğiniz sürece bana yeter.”

“Yalakalık yeteneğin düşünülürse böyle acınası bir sonun olmamalıydı. Kayınvalidemi sinirlendirecek bir şey mi yaptın?” Zu An, Madam Chu’nun gitmeden önce Cheng Shouping’e de aile kurallarını kopyalamasını emrettiğini hatırladı ve bunun altında daha derin bir şey yattığını düşünmeden edemedi.

“Tabii ki hayır! Nasıl bu aciz kul Madam’ı öfkelendirmeye cesaret edebilir?” Cheng Shouping şiddetle kafasını iki yana salladı, “Geçmişte, Madam’ın Efendi için birkaç cariye getireceğini duyduğumda, hemen seçmesi için uygun kadınlar aramaya gittim. Sadakatim göz önüne alınırsa onu nasıl kızdırmış olabilirim?”

Zu An sonunda neler olduğunu anladı. Qin Wanru sırf laf olsun diye söylüyordu ama gerçekten de seçsin diye ona kadın getirdin. Ölümüne falakaya yatırılmadığına dua etsen iyi edersin, gerzek!

“Genç Efendi, çabuk Düşünüm Odası’na gidelim. Yoksa emirlerine yine uymadık diye Madam bizi cezalandırır.” Cheng Shouping hüzünle konuştu.

“Ne diye acele ediyorsun? Sadece aile kuralları. Ne kadar uzun sürebilir ki?” Zu An gençliğinde öğretmenlerin sınıf kurallarını yazdırdığı zamanları hatırladı. Bir avuç kuralı yazmak ne kadar zor olabilirdi ki? El hızı düşünülürse çocuk oyuncağıydı!

Ah bir bilgisayarım olsaydı bin kez bile kopyalayabilirdim… oh, bekle, bir kere kopyalamakla bin kere kopyalamanın farkı yok ki. Neredeyse Ctrl-C Ctrl-V yapabildiğimi unutuyordum.

Acaba gelecekte klavyemin de öyle özellikleri olur mu?

Zu An cezayı umursamasa da nihayetinde Cheng Shouping’in sonu gelmez yalvarışlarını kabul etti. Derin bir iç geçirmeyle Düşünüm Odası’na gitti. Ne de olsa Madam Chu onu cezalandırırken uslu numarası yapabilirdi.

Düşünüm Odası Chu Klanı’nın üyelerini cezalandırıldığı bir yerdi. Önceki hayatındaki hapishaneleri biraz andırıyordu, tek fark çok daha rahat bir yer olmasıydı.

“Bu oda düşündüğüm kadar kötü değilmiş.” Zu An mırıldandı.

“Genç efendi, hemen başlayalım. Yoksa bu gece hiç uyuyamayacağız.” Cheng Shouping gözyaşlarıyla konuştu.

“Sadece yüz kere kopyalamayacak mıyız? Nesi bu kadar zor?” Zu An göz devirdi. Bu çocuk gerçekten de dünyadan bihaber. Eski dünyamda on milyon kelimeden oluşan kitaplar bile vardı be!

“Aile kuralları nerede?” Zu An kitaplığa göz attı ama bununla alakalı bir şey bulamadı.

“Hepsi orada.” Cheng Shouping duvarı işaret etti. Ne kadar rahat davrandığına bakılırsa bu cezanın ne kadar büyük olduğunu bilmiyor olmalı.

Zu An kafasını çevirdi, “Hassiktir oradan!”

Duvarın önünde devasa bir taş tablet yerleştirilmişti ve tavandan yere kadar uzanıyordu. Taş tabletin üzerine bir sürü küçücük sözcük kazılıydı. Tahminen orada en azından birkaç bin kelime olmalıydı.

Bu ne lan! Chu Klanı’nın ne diye bu kadar çok aile kuralına ihtiyacı var? Sonraki nesillerin işini zorlaştırmaktan başka bir şey değil mi ulan bu?

Cheng Shouping ağlamak üzereymiş gibi bir ifadeyle Zu An’a kağıt kalem uzattı, “Genç efendi, hadi başlayalım.”

Zu An’ın gözleri düşünceli düşünceli etrafta gezinip nihayet Cheng Shouping’e döndü, “Küçük Pingping, bana sadık olduğunu söylemiştin, değil mi?”

Cheng Shouping hemen göğsünü şişirdi ve konuştu, “Tabii ki! Genç Efendi’ye sadakatim sarsılmazdır, hiçbir şey…”

Zu An hemen araya girdi, “Dile getirmene gerek yok. Bunun yerine hareketlerinle kanıtlayabilirsin.”

Kâğıt kalemi Cheng Shouping’e geri ittirip omzuna vurdu, “Sana güveniyorum.”

Cheng Shouping: “???”

Sözcüklerle dolu taş tablete bakan Cheng Shouping mutlak dehşete kapıldı, “Genç Efendi, olmaz! Hepsini tek başına bitiremem!”

“Bir adam asla yapamam dememeli.” Zu An cesaret verdi, “Güven bana, kesinlikle yapabilirsin.”

Gözyaşlarına boğulan Cheng Shouping’e bakan Zu An onu motive etmek için daha iyi bir şey bulmak zorunda olduğunun farkındaydı. Çabucak kafa patlattı ve aklına bir fikir geldi, “Benim yerime aile kurallarını yazarsan Kartanesi’yle yalnız kalman için bir fırsat yaratacağım.”

“Gerçekten mi?” Cheng Shouping’in gözleri ışıldadı.

Zu An kafa salladı, “Tabii ki! Düşünsene, karımla yalnız olmam gereken zamanlar olacak, doğal olarak Kartanesi’yle bir başına kalacaksın.”

Etkilenen Cheng Shouping burnunu silerken Zu An’ın elini tuttu ve konuştu, “Genç Efendi, gerçekten de müthişsiniz.”

Tiksinen Zu An elini çekti, “Enseye şaplak moduna girmeyelim burada. Tamam, elinden geleni yap! Ben bir yürüyüşe çıkacağım.”

Kartanesi’nden bahsettiği esnada aniden Chu Chuyan’ın şimdilik dışarıda olduğunu hatırladı. Muhtemelen Kartanesi de Chu Chuyan’ın şahsi hizmetkarı olduğundan konakta yoktu, bu odasını aramak için iyi bir fırsattı. Belki de hayatının peşindeki adama dair ipuçları bulabilirdi.

Chu Konağı’nda onu küçük gören bir sürü kişi olmasına rağmen yine de genç efendiydi. Kimse yolunu kesmeye cüret etmedi.

Çok geçmeden Chu Chuyan’ın kaldığı avluya geldi. Neyse ki sessiz yerleri sevdiğinden yanında sadece Kartanesi kalıyordu. Odasına sızması daha kolay olacaktı.

Kapıya gidip açmaya çalıştı ama kıpırdamadı. Tam da beklediği gibi kilitliydi.

“Kime karşı tetikte ki?” Zu An mırıldandı. Ancak bu kadarcık bir engel onu durduramazdı.

Kimsenin etrafta olmadığını garantilemek için çevreyi taradıktan sonra yüzünü saklayacak siyah bir kumaş parçası çıkardı. Karısının odasına gizlice girerken yakalanamazdı – aşırı utanç verici olurdu!

İlk önce konağının etrafında gezindi ve ıssız bir köşeye bakan pencerelerden birisinin önünde durdu. Daha sonra hançerini çıkardı, pencerenin kenarına soktu ve kilidi ittirdi.

“Heh, bunu anlamak için dahi olmaya gerek yok.” Zu An tarihi dramalarda gördüğü basit numaraların hepsini hatırladı ve neşeyle gülümsedi.

Pencereyi açıp içeri girdi. Anında kendisini karısının büyüleyici kokusunun ortasında buldu; çok hoş kokuyordu. Ne yazık ki ona elini süremiyordu.

Burada daha önce bulunduğundan çevreye aşinaydı. Hızlıca çalışma odasına bir göz attı ama dikkate değer bir şey yoktu. Dolayısıyla hızlıca yatak odasına geçti.

Yatağın etrafını arayarak başladı. Genellikle yatakta gizli bölmeleri açan gizli kilitler olurdu ya da en azından izlediği dramalarda öyleydi.

Nihayetinde gizli bir kilit bulamadı ama yastığın altındaki kitabı buldu. Kitabın başlığı [Tatlı Pompohlanmış Eşim: Egemen Kılıç Ölümsüzü’nün Doksan Dokuz Gün Aşkı Araması] idi.

Zu An: “…”

Chu Chuyan’ın bu kitabı gizlice okuduğunu görmüştü. Meraktan bir göz attığında kitabın içeriğinin önceki hayatında gördüğü romantik webnovellerine aşırı benziyordu.

Kitabı kapatırken sayfalardan birisinde zarif bir el yazısıyla yazılmış bir not vardı, “Aşk ansızın belirir ve gittikçe derinleşir…”

Zu An’ın çenesi neredeyse yere düşecekti. Soğuk karısının aslında böyle… genç kız yanı olmasını beklemiyordu.

“Tsk tsk tsk~” Zu An çabucak kitabı yerine koyup rahat bir nefes verdi. Eğer karısı bunu gördüğünü öğrenirse kesinlikle canlı canlı derisini yüzerdi.