Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

35. Bölüm Neden Göğüs Kasların Bu Kadar Büyük?

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Yatağı aradıktan sonra dikkatini yandaki dolaba çevirdi. Birisini açtı ve güzel elbiselerle dolu olduğunu gördü. Her birisi inanılmaz yumuşak ve rahat bir malzemeden yapılmaydı, işlemeleri de zarifti.

İkinci dolaba geçti – elbiseler. Üçüncü dolap – hâlâ elbiseler…

Sekiz dolapta da her türden güzel kıyafet vardı, Zu An ağzı açık kalakaldı. Kadınların harbiden bir ton kıyafeti varmış.

Dokuzuncu dolapta farklı bir şey vardı ama gördükleri Zu An’ın yüzünü kızarttı. Düzgünce dizilmiş iç çamaşırlarıyla doluydu.

Zu An gizlice etrafı tarayıp birisini aldı ve göğsüne sokuşturdu, “Nasıl olsa bir ton iç çamaşırı var. Birisi kaybolsa bile herhalde fark etmez.”

Dürüst olmak gerekirse bunu yaptığı için Zu An bile biraz kendisini aşağıladı.

Böyle güzel bir karısı vardı ama ona dokunamıyordu. Sonuçta ancak iç çamaşırını çalmıştı. İşleri daha da kötüleştiren noktaysa iç çamaşırını aldıktan sonra bedeninin şu anki durumuyla onu kullanamayacağını fark etmesiydi!

“Sikeyim!” Zu An iç çamaşırını geri koymayı planlarken şikâyet etti. Ancak aniden aklına bir fikir geldi. Bekle bir saniye, bunu Ji Dengtu’ya versem olmaz mı? Kimin olduğunu anlayamaz sonuçta!

Ama yine de bu karısının iç çamaşırı olduğundan rahatsız hissetmeden edemedi; sadece kağıt üzerinde evli olsalar da. O sapık adamın ne yapacağını anlamak için dahi olmaya gerek yoktu.

“Unut gitsin, dükkândan rastgele bir iç çamaşırı seti alıp veririm olur biter.” Zu An kendi kendine mırıldandı. Ancak o anda Ji Dengtu’nun bahsettiği bu dört kadından hiçbirisinin sıradan olmadığını hatırladı. Eğer kalitesiz bir şey alırsa kesinlikle yalanı hemen açığa çıkardı.

“O zaman Kartanesi’ninkini kullanırım olur biter!” Zu An, Kartanesi’nin hizmetçi olmasına rağmen epey iyi giyindiğini hatırladı. Aslında, eğer birisi söylemezse çoğu kişi onu soylu bir klanın genç hanımı sanırdı.

Nasıl olsa o kız beni öldürmeye çalıştı. Görevim için çamaşırını kullandım diye vicdan azabı çekecek değilim.

Kararını veren Zu An hemen Kartanesi’nin odasını aramaya geçti. Kartanesi’nin odası inanılmaz temizdi. Chu Chuyan’ın odasındaki romantik kitabı bulmak mümkündü ama iş Kartanesi’ne geldiğinde, orada burada duran bir avuç çekirdek dışında ne sevdiğini ya da ilgilendiği şeyleri gösterecek bir ipucu yoktu.

“Bu hatun gerçekten de o kadar saf mı yoksa gerçek doğasını gizlemekte çok mu iyi?” Zu An merak etti. Şahsi eşyalarına bakarak onun hakkında bir şeyler öğrenmeyi planlıyordu ama nereden başlayacağını bilemedi.

Birdenbire dışarıdan hafif bir ses geldiğini duydu ve korkuyla sıçradı.

Chu Chuyan erken dönmeye karar vermiş olabilir mi? Sıçtık, odasına girdiğimi öğrenmesine izin veremem, özellikle de üstümde kanıt varken. Yoksa Ganj Nehri bile şöhretimdeki kiri temizleyemez!

Hemen perdenin arkasına saklandı ve nefesini tuttu. Perdelerin arasındaki küçük açıklıktan odayı izleyebiliyordu.

Siyahlar içindeki bir figür içeri sızdı ve Chu Chuyan’ın odasını aramaya başladı.

“Kadın mı?” Siyahlı figürün yüzü gizli olsa da çekici figürü ve nispeten küçük yapısı erkek olmadığını işaret ediyordu.

Ya da daha doğrusu bir erkek olması mümkün değildi. Herhangi bir adamın göğüs kaslarını böyle devasa boyutlara çıkartabilmesi imkansızdı.

Bu kadın yavaşça odayı aradı ama işe yarar bir şey bulamadı. Odanın ortasında durdu ve kendi kendine mırıldandı, “Burada da mı yok? Nereye saklamış olabilir?”

“Hm?” Zu An tetiğe geçti. Kadının sesi inanılmaz tanıdık geliyordu. Atalar Salonu’nda gördüğü, Chu Chuyan’ın yakın arkadaşıydı bu; Pei Mianman!

“Kim var orada!” Kadın hemen kafasını çevirdi.

Zu An biraz telaşlandı. Duygularındaki anlık dalgalanma kalp atışlarını hızlandırmış bu da kadının dikkatini çekmişti.

Kaçamadan perdeler parçalara ayrıldı ve kadın bir avuç darbesiyle saldırdı.

Başka bir gün olsaydı Zu An zarif ve hoş elini överdi ama şu anda bunu yapacak ruh halinde değildi. Tüyleri diken diken oldu ve bedenindeki her bir hücre büyük tehlikede olduğunu bağırdı.

Saldırıyı engellemek için bir yumruk savurdu ama çarpıştıkları anda kan kusarak savruldu.

Şu anda yirmi yetişkine denk gücü olduğu unutulmamalıydı ama kadının narin elindeki kuvvet onun gücünü kat kat aşıyordu.

Rakibinin öldürme arzusunu sezen Zu An daha fazla umursayamazdı. Bağırmaya başladı, “Kurtarın…”

Rakibi gecenin ortasında tamamen simsiyah giyinerek Chu Chuyna’ın odasına sızdığına göre yakalanmamaya çalıştığı belliydi. Dikkat çektiği sürece Dük’ün konağında onu yenebilecek tonla uzman vardı!

Ama Zu An konuşamadan bir darbe daha aldı. Kadın hafif duran bir avuç saldırısıyla göğsüne vurduğu için adeta bir tren çarpmış gibi hissetti ve sesini çıkaramadı.

Saldırısıyla Zu An’ın zayıfça yere yığıldığını izleyen kadın soğukça sırıttı. İkinci kademe bir gelişimci bozuntusu benimle çarpışmaya mı cüret ediyor?

Onun yaşamasına izin veremeyeceğini bildiğinden önünde diz çöktü ve maskesini çıkarmaya çalıştı, kimliğini öğrenmek istiyordu.

Gel gör ki Zu An aniden gözlerini açtı. Kadın hazırlıksız yakalanmışken hemen bedenine sarıldı ve önceki hayatında internette gördüğü Brazilya Jiu Jitsu sanatını kullanarak yakın temas boğma tekniğini yaptı.

Gerçekten nitelikli bir bordo klavyelinin her alanda temel bilgisi olmalıydı ki sözleri mantıklı olabilsin. Eskiden teoride bildiklerini pratiğe dökecek fiziksel niteliği yoktu. Ancak şimdi hiç olmadığı kadar güçlü olduğuna göre bu teknikleri UFC’deki altın kemerlilerden bile daha pürüzsüz kullanabileceğine emindi!

Bu kadının gelişiminin kendisinden çok daha yüksek olduğunu ve hareketlerinin takip edemeyeceği kadar hızlı olduğunu iyi biliyordu. Eğer dikkatle savaşırsa kazanma şansı yoktu. Tek seçeneği bu kavgayı fiziksel boğuşmaya dönüştürmekti. Bir erkekle kadın arasındaki fiziksel farktan yararlanarak onu yenebilirdi.

Dürüst olmak gerekirse eğer zamanında tereddüt etmeden Zevk Yumağı’nı çıkartmasaydı kadının darbesi canını alabilirdi. Açıklamada yazdığı üzere eşyanın sağlığını çoktan son damlasına kadar düşmüş olsa bile tutabileceğini umuyordu.

Ayrıca cesaretini toplayıp karşı saldırıya geçmesini de bu eşya sağlamıştı.

Diğer yandan kadın böyle bir değişikliği beklemiyordu. Tekrar tekrar vurmak için dirseğini kullanarak kavrayışının gevşemesini umdu. Ancak herif oynamadı bile.

Zu An bedenine sıkıca yapışmıştı. Kadının ayaklarını bağlamış ve kendi ayaklarıyla açmıştı. Göğüsleri dirseğinin baskısı altında şekilden şekle giriyordu.

Bırak böyle aşağılayıcı bir pozisyona düşmeyi, daha önce hiçbir adam ondan bu şekilde yararlanmamıştı. Bunu kaldırması mümkün değildi!

Pei Mianman’ı başarıyla trollediniz, +999 Öfke!

Dolayısıyla, daha fazla kendisini tutmadı ve ölümcül hamlelerini kullandı.

Gel gör ki adam şaşırtıcı bir şekilde kendisini son derece garip bir pozisyonda kilitlemiş, etkili bir darbe vurmasını zorlaştırmıştı. Pei Miamman esnek bedenini adamın elinden kurtulmak için kullanmaya çalıştı.

Bu noktada çoktan öfkeden kuduruyordu. Eğer bu herifin elinden kurtulursa kesinlikle tüm kemiklerini toza dönüşene kadar ezmeye yemin etti!

Pei Mianman’ı başarıyla trollediniz, +999 Öfke!

Bu sırada Zu An öfke puanlarını kontrol edecek durumda değildi. Tamamen kadını tutmaya odaklanmıştı. Eğer elinden kaçarsa sıçacağını biliyordu.

Bilmediği bir nedenden gücünün öncesinden kat kat daha hızlı bir şekilde arttığını hissetti. İlk çarpışmaları esnasında kadının kendisinden güçlü olduğu belliydi. Dolayısıyla, onu yerine sabitlemesi çok zor olmalıydı. Ancak zor bir durumda olsa da yine de onu sabitlemeyi başarmıştı.

Pei Mianman da anormalliği fark etti. Ne kadar çırpınırsa çırpınsın bir türlü kurtulamıyordu. Aslında, vurduğu her darbeyle adamın daha da güçlendiğini hissetti.

Yaşlı Mi, Zu An’a Anka Kuşu’nun Nihai Sutrası’nın dayak yiyerek güçlenme dışında, aldığı yaranın şiddetine göre gücünü arttırdığı gibi mistik bir etkisi olduğunu söylemeyi unutmuştu. Gelişimci ölüme ne kadar yakınsa, gücü o kadar artardı.

Tabii normal şartlar altında, bir insan yaraları arttıkça zayıflardı. Üstelik ölümün eşiğinde olmak inanılmaz tehlikeli bir durumdu. Her an ölebilirdi. Bu yüzden teoride Anka Kuşu’nun Nihai Sutrası’nın bu etkisi söylendiği kadar etkili değildi.

Ancak, Zevk Yumağı Zu An’ın ölüm riskiyle karşılaşmayacağı bir pozisyonda kalmasını sağlıyordu. Bu ikisinin birleşimi de Anka Kuşu’nun Nihai Sutrası’nın potansiyelini zirveye çıkartıyordu.

İkisi de yerde yuvarlanıp boğuşmaya devam etti. Zamanla Zu An üstünlüğü kazandı ve kadını etkisiz kıldı. Onu sıkıca yere mıhlamış, tüm hareketlerini engellemişti.

Boğazı sıkıldığından Pei Mianman nefes almanın gittikçe daha da zorlaştığını hissetti. Adamın elini pençeledi ama nafileydi. Sanki ölüm veya acıdan haberi olmayan bir canavara karşı savaşıyordu.

Ölümünün yaklaştığını hissedebiliyordu. İşlerin böyle bitmesini istemediği için gözlerinden vahşi bir parıltı geçti ve parmağının ucunda siyah bir alev kıvılcımı oluşturdu.

Elementsel dalgalanmaların Chu Klanı uzmanlarını tetiğe geçireceğinden korktuğu için şimdiye dek elementsel yeteneğini kullanmaya cesaret edememişti. Kimliği açığa çıktığında tüm çabaları boşa çıkardı.

Ancak, ölümle yüz yüze gelince, daha fazla umursamadı.

Tam saldırmak üzereydi ki adamın sesi kulaklarında yankılandı, “Pei Mianman, seninle iş birliği yapabileceğimizi düşünüyorum.”

Doğrusu Zu An Zehirli Kamcık’ı çağırıp kolayca kadını öldürebilirdi. Ancak istemsizce Atalar Salonu’ndaki o büyüleyici figürü, insanın ruhunu çalan erik çiçeği gibi gözleri ve de güzel yüzündeki esrarengiz gülümsemeyi hatırlayınca bunu yapmak istemedi.

Dünyanın güzel görünenlere cennet olduğuna şaşırmamak lazımdı.

Zu An kendisini arzularına uyan basit bir adam olarak görüyordu ve bunun kötü bir yanı olduğunu düşünmüyordu.

Pei Mianman bu sözleri duyunca şoke oldu. Kimliği açığa çıkmıştı! Üstelik bu sesi garip bir şekilde tanıdık buldu, “Sen de kimsin be?”

Boynundaki ellerin gevşediğini hissetti. Pei Miaman da bir anlık tereddüdün ardından çağırdığı siyah alevi dağıttı.

“Atalar Salonu’nda az kalsın canımı alıyordun. Beni bu kadar çabuk mu unuttun?” Zu An homurdandı.

Pei Mianman’ın gözleri kocaman açıldı, “Ah, demek Chu Chuyan’ın işe yaramaz kocasısın… ah, adın neydi?” 

Zu An: “…”