Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

37. Bölüm Ulubora

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Chu Zhongtian acı acı iç çekti, “Wanru, kızımızın kişiliğini bilmiyormuş gibi davranma. Birisini seçtiğinde, ne kadar niteliksiz olursa olsun kararını değiştirmez. Tekrar evlenmesini mi istiyorsun?”

Qin Wanru da bu konuda inanılmaz çaresiz hissediyordu, “Chuyan neden o işe yaramaz çöpü seçtiğinden hiç bahsetmemiş olabilir ama ebeveynleri olarak ne düşündüğünü nasıl bilmeyebiliriz? Fazla dik başlı ve nitelikli birini getirirse Chu Klanı’mızın işine göz koyabileceğinden korkuyor. Öyle olursa biz ve kocası arasında kalır. Her şeyi bizim için yapıyor. Annesi olarak onun iyiliğini düşünmek de benim görevim. En azından Zu An’ı düzgün birisi olarak yetiştirmeliyim.”

Chu Zhongtian anlayarak kafa salladı, “Ah, demek bu yüzden ona karşı böyle katısın.”

“Tabii ki!” Qin Wanru göz devirdi, “Yoksa neden aile kurallarımızı yazmasını emredeyim? Öyle önüne gelen aile kurallarımızı kopyalamaya layık olur mu? Bunu yaparak onu Chu Klanı’mızın bir üyesi olarak gördüğümü gösteriyorum ve yeni bir sayfa açarak sıkı çalışması için cesaretlendiriyorum.”

“Ama Cheng Shouping’e de yazmasını emrettiğini duydum. Onu da mı Chu Klanı’nın bir üyesi olarak görüyorsun?”

“Pü! O aşağılığa katlanamıyorum!” Cheng Shouping’in yalaka bir gülümseme takınarak cariyeyi seçmesi için kocasına bütün o yellozları getirmesini hatırlamak bile onu kudurtmaya yetti, “Ayrıca yüz kez kopyalamak çok fazla. Eğer Zu An’a yardım edecek birisi olmazsa gece boyunca dinlenmese bile bitiremez.”

“Karımın bu kadar düşünceli olacağını hiç düşünmezdim!” Chu Zhongtian kahkahayı bastı. Biraz sakinleştikten sonra bir an tereddüt edip ekledi, “Ancak Zu An pek de parlak bir çocuğa benzemiyor. Zekâsı düşünülürse hareketlerinin ardındaki niyeti görebileceğinden şüpheliyim.”

Qin Wanru: “…”

Bu ihtimali o da fark etmişti… Hayır, kesinlikle böyle olacaktı. Dünyayı aşan salaklığı olmasaydı bu hovarda nasıl şehrin ünlü işe yaramaz çöpü olurdu ki?

“İyi adam rolünü oynamalı mıyım? Oraya gidip ipucu vereyim.” Chu Zhongtian sordu.

Qin Wanru bir an düşünüp onayladı, “Yanında biraz atıştırmalık götür de çok ani geldiğin belli olmasın.”

“Pekâlâ.” Chu Zhongtian gülümsedi. Bütün dünya onun bir cadalozla evlendiğini söylemişti. Ona gülmüşler, karısının kölesi olduğunu dile getirmişlerdi. Ancak o karısının sivri dilli ama yumuşak kalpli olduğunu çok iyi biliyordu. Zarif görünüp arkasından entrika çevirenlerden çok daha iyiydi.

Chu Zhongtian hizmetçilerine birkaç tatlı hazırlamalarını emredip Düşünüm Odası’na gitti. Dışarıdan bakınca pencereden itinayla aile kurallarını kopyalayan bir siluet gördü. Onaylamayla kafa sallayıp kendi kendine mırıldandı, “En azından sıkı çalışıyor.”

“Şimdiye yorulmuş olmalısın. Kısa bir mola ver. Kayınvaliden sana biraz…” Chu Zhongtian kapıyı açıp içeri girdi ancak sözlerinin yarısında yüzündeki gülümseme dondu. Odada sadece tek bir kişi olduğunu fark etti; Cheng Shouping. Zu An ortalıkta yoktu.

Cheng Shouping hemen koşturdu ve Chu Zhongtian’ın bacaklarına sarıldı. Gözyaşlarıyla haykırdı, “Efendim, beni unutmayacağınızı biliyordum! Size özenle hizmet ettiğim yıllarım boşa gitmedi. Gecenin bir yarısı bizzat bana yemek getirdiniz. Gerçekten duygulandım!”

Chu Zhongtian, Cheng Shouping’i tekmeleme dürtüsünü bastırıp zoraki bir sakinlikle konuştu, “Genç efendin nerede?”

Cheng Shouping sanki trajik bir olayı hatırlamış gibi ağlamaya başladı, “Genç Efendi geldi ama aile kurallarının çok uzun olduğunu görünce benim yapmamı emretti. Efendim, ellerim kopmak üzere!”

Nasıl olsa Zu An burada yok diye Cheng Shouping tereddüt etmeden onu sattı.

“Bu serseri! Bu ne cüret!” Normalde kibar ve sabırlı olan Chu Zhongtian bile Zu An’ın cüretkarlığına öfkelendi, özellikle de karısının bunu yapmak için ne kadar düşünceli davrandığını hatırlayınca. Bu velet nasıl olur da karısının iyi niyetinden faydalanırdı? Ne kadar düşünürse o kadar katlanamıyordu.

Dolayısıyla, hemen Zu An’a dersini vermeye fırladı. Ancak birkaç adım atmıştı ki peşinden gelen Cheng Shouping’e kaşlarını çatarak döndü, “Neden peşimden geliyorsun?”

“Ben… sizi genç efendiye götüreceğim!” Cheng Shouping zekasına hayran kaldı. Böyle mükemmel bir bahaneyi anında bulmayı başarmıştı. Hem ceza almaktan kurtulacak hem de Efendi’nin gözüne girecekti. Ne keskin bir zekaydı bu arkadaş!

Chu Zhongtian soğukça homurdandı, “Gerek yok. Kendim giderim. Aile kurallarını yazmaya devam et.” Karısının kulağını çektiği haberini bu piç yaymış, bütün şehrin maskarası olmasına neden olmuştu. Bu yüzden Cheng Shouping’i her gördüğünde öfkelenmeden edemiyordu.

Cheng Shouping’in gözleri inançsızlıkla kocaman açıldı, “???”

Efendi artık beni önemsemiyor mu? Ah Efendim, ne kusurda bulundum? Efendim…

Ancak Chu Zhongtian’ın arkasında bıraktığı yemekleri görünce rahat bir nefes verdi. Görünüşe göre efendi hâlâ beni önemsiyor.

Bu sırada Zu An hâlâ yaralarının acısına katlanırken sistemden bir bildirim geldi.

Chu Zhongtian’ı başarıyla trollediniz, +283 Öfke!

Ah, bu sefer de kayınbabam mı? Onun gibi kibar bir adamın bile öfkelenmesine neden olacak ne yaşanmış olabilir be?

Zu An afallamışken hiddetli bir figür odasına daldı, “Seni velet! Harbiden buradaymışsın!”

“Kayınbaba.” Zu An ayaklanmak için çabaladı ama başarısız oldu, “Kusuruma bakmayın. Yaralandığım için sizi düzgünce karşılayamıyorum…”

Kayınbaba sözleri Chu Zhongtian’ın istemsizce göz kapaklarının kasılmasına neden oldu. Bu sözleri Zu An’dan duymak nedense rahatsız ediciydi. Gel gör ki derinlemesine düşünemeden Zu An’ın sözlerini fark etti ve şaşkınlıkla haykırdı, “Yaralısın!”

“Evet kayınbaba.” Zu An dargın dargın baktı.

Chu Zhongtian aceleyle durumunu inceledi, “Ağır yaralısın hatta! Neler oldu?”

Şanslısın ki Ji Dengtu’nun ilacı yaralarımın yarısını iyileştirdi yoksa kesin kalp krizinden giderdin! Bu şaşkınlık ne be adam. Böyle düşünmesine rağmen yanıtladı, “Ben de emin değilim. Konakta geziyorken aniden siyah giyimli bir adam önüme atladı ve beni dövmeye başladı. Kargaşa muhafızların dikkatini çekmeseydi çoktan ölürdüm.”

Zu An’ın sözlerinin sadece bir kısmı doğruydu. Konakta birisi onu öldürmeye çalışıyordu, dolayısıyla Chu Zhongtian’ın meseleyi araştırması iyi olurdu. Hayatının peşindekileri bulabildiği sürece mutlu sona ulaşırdı.

İlk düşüncesi suçu Erik Çiçeği On Üç’e atmaktı ki böylece Chu Klanı, Erik Çiçeği Tarikatı’nı ortadan kaldırabilirdi. Tabii eğer Cheng Shouping Chu Klanı’nın, üyelerine kumar oynama konusunda aşırı katı yasaklar koyduğunu söylemeseydi.

Bir keresinde Chu Klanı’nın uzak bir akrabası kumarda kaybetmiş ve alacaklılar ödeme için Chu Klanı’nın kapısına dayanmıştı. Chu Zhongtian da geri kalan üyelere sert bir uyarı vermek için o uzak akrabanın bacaklarını kırmıştı.

Erik Çiçeği On Üç’ün elinde hâlâ borç notu olduğunu hatırlayan Zu An’ın bu fikri askıya kaldırmaktan başka çaresi yoktu.

“Gerçekten böyle bir şey mi oldu?” Chu Zhongtian’ın kaşları sertçe çatılırken kafasından hızlıca ihtimalleri taradı, “Endişelenme. Konağın güvenliğini sıklaştıracağım ki böyle bir şey bir daha yaşanmasın.”

“Teşekkür ederim kayınbaba!” Zu An minnettarlıkla konuştu.

Chu Zhongtian kafa salladı. Yardımcısına konağın şifacısını çağırmasını emredip bir kere daha Zu An’a döndü, “Endişelenme, yaraların ölümcül değil. Yakında iyileşeceksin. Bu meseleyi incelemeye gidiyorum. Şimdilik fazla kafaya takma ve dinlen.”

“Ama daha aile kurallarını kopyalamayı bitirmedim. Düşünüm Odası’na dönmeliyim…” Zu An kalkmak için çabalayarak çalışkan öğrenci numarasını oynadı.

Chu Zhongtian’ın yanında duran muhafızlar sessizce homurdandılar. Kimi kandırdığını sanıyorsun? Nasıl biri olduğunu bilmiyoruz sanki!

Ne var ki Chu Zhongtian, Zu An’ın niyetinden şüphelenmedi, “Endişelenme, her şeyi Cheng Shouping’e bırakabilirsin.” Bu sözleri söyledikten sonra hızlıca gitti. Aslında halihazırda birisinin Zu An’ı öldürmeye çalıştığından kuşkulanıyordu ve bu olay kuşkularını kanıtlamıştı. Bu meseleyi karısıyla düzgünce konuşup bir önlem alacaktı.

Zu An neredeyse tüm kalbiyle Cheng Shouping’e acıdı. Kardeşim, her şey sana kaldı yahu. Umarım başarırsın.

Chu Zhongtian gittikten kısa bir süre sonra birisi şifacıyı getirdi, hızlıca ilaçlar yazılıp bedeni sargılandı.

Aslında Zu An bütün bunlara ihtiyaç duymuyordu. Ji Dengtu’nun ilacı son derece etkiliydi, sadece biraz zaman lazımdı. Ancak bu meseleyi açıklamak zor olacağından kendini şifacıya bıraktı.

Bir süre sonra herkes nihayet odadan giderek Zu An’ı yalnız bıraktı, o da durumunu inceledi.

O kadar ağır yaralanmışken kontrol edememişti ama şimdi nihayet bir bakış atma fırsatı bulunca neredeyse dokuz formasyonun da tamamen dolduğunu fark etti. Kısa bir süre sonra, kaslarının üzerinde yeni bir dokuz formasyon dizisi belirdi.

Neler oluyor? Sadece altı formasyon dolu değil miydi?

Zu An gözlerine inanamadı. Sertçe gözlerini ovuşturup bir kere daha kontrol etti ve gerçekten de doğru gördüğünü anladı.

Pei Mianman’la olan boğuşmam sayesinde olabilir mi?

Düşünürsek epey ağır yaraladı namussuz. Her saldırısıyla kaburgalarımı kırdı resmen! Hanımzade’nin Zevk Yumağı olmasaydı herhalde dokuz canım olsa bile kurtulamazdım.

Anka Kuşu’nun Nihai Sutrası’nın ne kadar çok yaralanırsa o kadar güçlenmesini sağlayacağını bilse de hiç bu kadar hızlı olacağını düşünmemişti.

Önceki hesaplamalarına göre yedinci formasyonu doldurmak için 13, sekiz için 21 ve dokuzuncu formasyon için 34 Ki Meyvesi’ne ihtiyaç duyuyordu. Toplamda 68 Ki Meyvesi yapıyordu!

öfke puanı olarak da, her on seferde bir Ki Meyvesi kazansa bile yine de 68.000 öfke puanı gerekirdi.

Bu iki yöntemi birbiriyle kıyasladığında öfke puanlarına bel bağlamak yerine dayak yiyerek güçlenmek gerçekten de çok daha etkiliydi.

Belki de biraz dayak yesem iyi olur ha?

Mazoşist değildi ama getirisi gerçekten insanı cezbediyordu.

Fakat kısa bir heyecanın ardından bu fikri bir kenara attı. Kazancının böyle muazzam olmasının nedeni Hanımzade’nin Zevk Yumağı’ydı. Yoksa çoktan ölmüş olur, cesedini köpekler kemirirdi.

Hanımzade’nin Zevk Yumağı’nın tek bir kullanımı kalmıştı ve boşa harcayamazdı. Bu kozu olmadan, sadece inanılmaz acı çekmekle kalmaz ayrıca bir anlık dikkatsizlik bile ölümüne yol açabilirdi. Her seferinde yediği dayaktan sağ çıkacak kadar şanslı olduğunu düşünmüyordu.

Her halükârda, Ki Meyveleri’ne bel bağlamak en iyisiydi. Süreç daha yavaştı ama en azından güvenliydi.

Zu An yakından bir baktı ve dokuz formasyonun arasında birbirine bağlanan fazladan çizgiler belirdiğini fark etti. Birleştiklerinde tuhaf, devasa bir kuş dövmesi oluşturuyorlardı.

Bu devasa kuş adeta kanatlarını çırpıp gökyüzüne yükselecekmiş gibiydi. Kar beyazı bir gövdesi ve kızıl bir kuyruğu vardı. Bedeninin her yerinde küçük gözleri andıran birkaç sarı noktacık vardı.

Daha da dikkat çekeni ise kafasıydı. Bir kaplanla iblisin karışımını andırıyordu ancak ikisi de değildi. Tüyler ürperten vahşi ve dehşetengiz bir görünüşü vardı.

“Bu da ne?” Zu An biraz şoke oldu. Çok geçmeden garip, devasa kuş dövmesinin sağ alt köşesinde mühre benzer bir şey olduğunu fark etti. Mührün üzerinde bir sözcük vardı: Ulubora.