Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

39. Bölüm Çiçek Bahçesi’ndeki Hırsız

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

“Dün düzgünce düşünüp tarttım ve beni akademiye kendi iyiliğim için gönderdiğinizi anladım.” Zu An ikisinin arkasında duran Hong Xingying’i fark etti. Yüzünde donuk bir ifade vardı ve göz göze bile gelmiyordu. Bu sik kırığının böyle soğuk davranacak kadar ne derdi var benimle? Sanki herife borçluyuz!

“Epey akıllanmışsın.” Chu Zhongtian sakalını okşarken keyifle konuştu, “Chuyan da bunu öğrenince sevinecektir.”

‘Chuyan’ ismi geçince Hong Xingying’in gözlerinden bir anlığına kıskançlık geçti ama çabucak sakladı.

Qin Wanru konuştu, “Akademiye gitmeye karar verdiğine göre Xingying sana eşlik etmeli. Bugünden sonra o da akademiye katılacak. Birbirinize göz kulak olursanız iyi olur. Xingying akıllı ve olgun bir çocuk, ondan bir sürü şey öğrenebileceğine eminim.”

Hong Xingying çabucak kafasını eğdi ve söze girdi, “Madam, övgünüzü hak etmiyorum. Ona göz kulak olmak için elimden geleni yapacağım.”

Zu An sessizce dilini şaklattı. ‘Birbirinize göz kulak olun’ derken iyi manada kastediyorsan peki ama eğer kabaca düşünüyorsan resmen gözüm üstünde demek bu. Dün kaçtım diye epey endişelenmiş olmalılar ki bir daha böyle bir şey olmasın diye peşime adam takıyorlar.

Aynı zamanda neden Hong Xingyin’in bu kadar öfkeli olduğunu da fark etti. Akademiye gitme fırsatını elde etmesi kolay olmamalıydı ve sırf yaralandı diye neredeyse gidemiyordu. Öfkelenmesi doğaldı.

Akademi kimseye ayrım göstermeden eğitim hakkı tanısa da akademiye girmek kolay iş değildi. En azından yeteneklerini kanıtlamalıydılar. Zu An bir nevi bağlantılarını kullanarak beleşçilik yapmıştı.

Hong Xingying ve Chu Klanı’nın diğer hizmetkarları, efendileri izin vermeyi reddettiği sürece asla akademiye giremezdi.

Niye minnettarlık duymuyorsun dingil? Ben olmasam sanki akademiye gidebileceksin!

Zu An epey öfke puanı kazansa da bundan biraz hoşnutsuzdu. Kazandığından daha çok kaybetmiş gibi hissetti.

Chu Zhongtian ve Qin Wanru biraz daha nutuk çekip ayrıldılar. Hong Xingying de kafasını bir o yana bir bu yana küçük dağları ben yarattım edasıyla sallayıp çıktı.

Zu An yıkanıp hazırlandı. Birisi bir ara kahvaltı getirdi, Cheng Shouping’le oturup birlikte yediler.

Beklenmediktir ki bu hareketi gencin gözlerini doldurdu.

Genç Efendi biraz şapşal, kibirli ve yeteneksiz olsanız da… bana gerçekten iyi davranıyorsunuz! Beni basit bir ast olarak görmüyorsunuz. Evet, kararımı verdim. Ne olursa olsun Chu Klanı’nda bir yer kazanmanıza yardım edeceğim!

Eğer Zu An bu düşüncelerinden haberdar olsaydı muhtemelen suratının ortasına tekmeyi yapıştırırdı.

“Öhö öhö!” Kambur biri ansızın pencerenin önünden geçti.

Yemeğinin ortasındaki Zu An kulaklarında bir ses duydu, “Bugün kaçayım deme. Wei Hongde’yi bulduğuna emin ol.”

Zu An kafasını kaldırana kadar Yaşlı Mi’nin figürü çoktan kaybolmuştu.

“Az önce bir ses duydun mu?” Zu An, Cheng Shouping’i dürtüp sordu.

“Hiçbir şey duymadım. Burp~” Cheng Shouping kendini yemeğe öyle kaptırmıştı ki kafasını hiç masadan kaldırmamıştı.

“Yavaş ye, atlı mı kovalıyor?” Zu An aşağılamayla göz devirdi. Ancak az önce kulaklarında yankılanan sözleri düşününce titredi. İstemsizce bu esrarengiz ihtiyardan korkuyordu. Chu Zhongtian ve Qin Wanru ona kıyasla tatlı kalıyorlardı.

Görünüşe göre bugün akademide bir tur atsa iyi olacaktı.

Yemek bittikten sonra Cheng Shouping, Zu An’ın çantasını hazırlamasına yardım etti. İkili çıktığında Hong Xingying’in elinde bir kılıçla beklediğini gördüler. Hong Xingying ikiliyi görünce sabırsızca sordu, “Ne diye bu kadar oyalandın?”

Hong Xingying’i başarıyla trollediniz, +99 Öfke!

Bu gencin kafasında birkaç tahta falan mı eksik?

Zu An daha fazla dayanamadı, “Ehh sen mi genç efendisin yoksa ben mi? Biraz beklemenin nesi var?”

“Genç efendiysen ne olmuş yani? Chu Konağı’nda nereden geldiğini bilmeyen yok. Beni korkutabileceğini mi sanıyorsun?” Hong Xingying soğukça sırıttı.

Zu An onu baştan aşağıya süzdü, “Sana borcum var mı?”

Hong Xingying ani sorusuyla afalladı, “Sanmıyorum.”

“O zaman ne diye böyle düşman kesiliyorsun be adam?” Zu An sordu.

Hong Xingying kalakaldı. Zu An’ın ona kafa tutacağını beklemiyordu. Cheng Shouping’e bir bakış atıp nihayetinde konuya ihtiyatla yaklaşmayı seçti, “Seninle bir düşmanlığım yok. Sadece İlk Hanım’a üzülüyorum. İlk Hanım yetenekli ve şahane birisi. Senin gibi bir adam asla onun dengi olamaz!”

Bu sözleri duyan Cheng Shouping zayıf bir karşılık verdi, “Bu… karşında sonuçta Genç Efendi var. Böyle sözler söylemek uygun değil.”

Zu An, Cheng Shouping yanıtına şaşırdı. Bu denyonun başkasına karşı beni savunacağını düşünmezdim.

Hong Xingying soğukça Cheng Shouping’e baktı, “Yalan mı söylüyorum? O zaman neden bana güçlü yanlarını göstermiyorsun?”

Cheng Shouping kalakaldı ama bir süre sonra nihayet bir yanıt verdi, “Genç Efendinin yeteneği olmasa da en azından görünüşü kabul edilebilir!”

Öfkelenen Zu An hemen Cheng Shouping'i kenara itti. Gerçekten de bu dingilin boşboğazlığına rağmen bu güne kadar Chu Klanı’nda hayatta kalmasının mucize olduğunu düşündü! “Ah, şimdi anladım. Başka bir deyişle Chuyan’ın hayranlarındansın!”

Hong Xingying’in yüzü bu sözlerle anında kızardı, “Kim öyle demiş! Hayranı değilim! Saçmalamayı kes!”

Hong Xingying’in üçlü kombosunu gören Zu An sataşmadan edemedi, “Yetenekli bir hizmetkar ve güzel bir hanım; ne kadar da güzel ama trajik bir aşk hikayesi ama! Yine de başka birisinin karısına yalanarak utanmazlık yapmıyor musun?”

“Sen!!!” Hong Xingying ters ters bakıp homurtuyla kafasını çevirdi. Daha fazla nefesini boşa harcamak istemedi.

Hong Xingying’i başarıyla trollediniz, +100 Öfke!

Ne yazık ki Zu An böyle kolay kurtulmasına izin verecek değildi. Hong Xingying’in yanına geldi ve kolunu omzuna attı, “Tamam tamam, o zaman şöyle diyelim. Sevdiğin kadın benim karım oldu. Böylece en azından karıma yalanan bir piç kurusu olmuyorsun, değil mi? Şimdi daha iyi hissediyor musun?”

Hong Xingying’i başarıyla trollediniz, +333 Öfke!

Hong Xingying dişlerini sıkarken kılıcının kabzasını sıkıca kavradı. Ancak nihayetinde kendini tutup kılıcını çekmedi. Derin bir nefes alarak konuştu, “Tek niteliğin boş konuşmak! Hah, sadece bekle! Akademi herkese eşit davranır. O zaman sana aramızdaki farkı göstereceğim!”

Zu An yumuşakça kıkırdadı, “Öz güvenine hayranım. Kayınbabam ve kayınvalidemin yanında farklı bir maske, arkalarından başka bir maske takıyorsun. Bunu onlara bildireceğimden korkmuyor musun?”

Hong Xingying tehdidinden etkilenmedi, “Git söyle o zaman. Bakalım senin gibi bir çöpe mi yoksa benim gibi nitelikli bir hizmetkara mı inanacaklar.”

Zu An, Cheng Shouping’i çekip konuştu, “Burada tanığım var.”

Cheng Shouping hemen telaşla ellerini salladı, “Hiçbir şey görmedim duymadım bilmiyorum.”

Zu An kafasında bir şeyin kırıldığını hissetti, “Ne bu ödleklik yahu?”

Bunu gören Hong Xingying alayla sırıttı, “Onu istediğin kadar zorla ama nafile. Eğer Efendi ve Hanım’ın bu konakta hiç güvenmediği birisi varsa o da odur.”

Lafını söyledikten sonra hızlanarak aralarında mesafe açtı. Sanki onlar gibi bok parçalarının yanında durmaktan tiksiniyordu.

Zu An ve Cheng Shouping ne diyeceklerini bilemeyerek arkasından bakakaldı. Derin bir iç geçiren Zu An belirtmeden edemedi, “Nasıl böyle acınası bir duruma düştün lan sen? Kafanı taşlara vurup hayatının sona erdirmeyi bir gözden geçir.”

Cheng Shouping öfkeyle karşılık verdi, “O kadar düştünüz ki bir hizmetkar bile sizi azarlamaya cüret ediyor ve gelip benim kusurlarıma mı söyleniyorsunuz?”

Zu An soğukça homurdanıp önlerinde yürüyen genç adama döndü. Yavaşça dudakları kıvrıldı. Senin gibi mükemmel bir ava denk gelmek kolay değil yavrum. Seni dinlene dinlene si… öhö sağmalıyım ki ben daha tadını çıkaramadan yığılıp kalma.

Üçlü çok geçmeden Ayruşen Akademisi’nin girişine vardı. Zu An yandaki ağaçlı yola göz attı ve şarap şişesini sallayan kaygısız kadını düşünmeden edemedi. Gelecekte bir kere daha karşılaşabilecekler mi merak etti.

Düne kıyasla akademinin girişinde sıraya giren daha az kişi vardı. Zu An sırasının gelmesini beklerken sıkıldı ve etrafa bakınmaya başladı. Çok geçemden dip dibe duran bir çift kız ile bir adam gördü, bir şeyden bahsediyorlardı.

Adam oldukça yakışıklı duruyordu ama buram buram parfüm kokuyordu. Teni çoğu kadından daha hoştu ve zaman zaman gözlerini çekici bir tavırla kırpıştırıyordu. Zu An bunun tarihi dramalarda sık sık gördüğü karşı cins kıyafetleri giyen kadın kurgusu olup olmadığını düşündü.

Liang Shanbo kadar saf değilim ben. Bu kadar iyi bir parçayı elimden kaçıramam!

Bu nedenle yürüdü ve kolunu ‘adamın’ omzuna attı, “Hey kanki, daha önce tanışmış mıydık?

Erkek olarak giyinmek isteyen sensin, biraz yararlansam bile şikâyet edemezsin hahaha~

“Sen…?” ‘Adamın’ kafası karıştı. Belli ki Zu An’la daha önce karşılaştı mı hatırlamaya çalışıyordu.

Zu An afalladı. Bu ‘adamın’ böyle donuk bir tepki vermesini beklemiyordu. Bakışları yavaşça aşağıya kaydı ve boğazındaki âdem elmasını fark etti. Bir anda karnına bir ağrı saplandı. Siktir, kız gibi görünen bir erkekmiş ya bu!

Şoke olmuş gibi hemen kolunu çekti ve konuştu, “Kusura bakma, biriyle karıştırdım.”

Adamın karşısındaki kadın Zu An’a aptalmış gibi baktı, aniden konuşmalarına dalmasından rahatsız olmuştu, “Huh. Nerede kalmıştık?”

“Ah evet, hatırladım. Büyük kardeş Xiu, seni bu kadar rahatsız edecek ne yaptım? Söyle bana, değişeceğim! Neden ayrılmak zorundayız?” Kadın güzeldi ve gözlerinde akan yaşlar nedeniyle inanılmaz acınası duruyordu.

Zu An kadınımsı adamı yakından süzdü. Bu türden bir adamı çekici mi sayıyorlar? Ben bile ona kıyasla… huh, böyle depresif konulardan bahsetmeyelim en iyisi.

Adam uzanıp kadının elini tuttu ve sesinden duygular sular seller gibi taştı, “Bu senin hatan değil. Sadece korkuyorum… gelecekte seni sevmeyeceğim diye korkuyorum. Bu yüzden hâlâ birbirimizi severken ayrılmak istiyorum. Bütün bu acı ve kalp kırıklığını tek başıma omuzlamalıyım.”

Zu An bu sözleri duyunca dondu. Bu duyduğum en sikik ayrılık bahanesi olmalı! Hassiktir be, bu herifin atası Şerefsiz Tarikatı’ndan falan mı?

Bu sözlerle kadın gözyaşlarına boğuldu, “Büyük kardeş Xiu, bana olan aşkının bu kadar derin olduğunu bilmiyordum! Hepsi benim hatam, seni zorlayıp durmamalıydım. Her zaman mesafenin sevgiyi güçlendirdiği söylenir. Belki de bir süre ayrı kalırsak beni daha çok seversin.”

Zu An’ın gözleri inançsızlıkla kocaman açıldı. Bu dünyanın kadınları böyle enayi mi? Anladım… görünüşe göre cennete düştüm!

“Beni bu kadar iyi anladığın için ne kadar mutluyum bilemezsin!” Adam kasvetli bir tonla yanıtladı. Ardından manzara yüz seksen derece dönüş yaşadı, “Artık ayrıldığımıza göre yakın arkadaşınla beni tanıştırabilir misin? Şu Liu Klanı’ndan olan genç hanımdan…”

Pah!

Bir insanın ne kadar aptal olabileceğinin de sınırı vardı. Kadın tokadı basıp gözyaşlarıyla koştu.

Diğer yandan adam yelpazesini açtı ve yanağını hafifçe okşadı. Yüzünde mest olmuş bir ifadeyle mırıldandı, “Bir güzelliğin narin eli; ne de büyüleyici.”