Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

4. Bölüm İlk Gizli Kılavuz

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

“Tabii ki biliyorum.” Yaşlı Mi zarifçe sakalını ovuşturdu. Biraz fazla güç kullandığından mıdır nedir, yanlışlıkla birkaç telini koparıverdi. Aceleyle bu telleri kol yenlerine sokuşturdu ve gözleri soğuklaştı.

“Nasıl?” Zu An telaş içinde sordu, böyle ufak detayları hiç fark etmedi.

Yaşlı Mi keskin bir bakış attı, ardından devam etti, “Mühür inanılmaz derece hassas ve narin bir bölgede. Eğer dış güç kullanırsak iç organlarının zarar görmesi kaçınılmaz. Mührü dağıtmak için kendi gücüne bel bağlamalısın. Gelişiminde usta seviyesine ulaşınca ve Ki ruhsal hale gelince doğal olarak mührü kaldırabileceksin.”

“Usta mı? O hangi seviye?” Zu An yüzünde boş bir ifadeyle sordu.

Yaşlı Mi kaşlarını çattı. “Böyle temel şeyleri bile bilmiyor musun? Boşuna herkes sana işe yaramaz demiyor.”

Yaşlı Mi daha sonra açıklamaya başlayarak Zu An’ın bu dünyadaki gelişim seviyelerini anlamasını sağladı. Gelişimciler gelişimin ilk kademesinde, doğal dünyayla uyuma geçmek için eşsiz nefes teknikleri öğrenir; bedenlerine elementsel ki çekerlerdi. Bu, kişinin gelişim yoluna resmi olarak adım attığını gösterirdi. İkinci kademe bu Ki’yi deriyi sertleştirmek için kullanmak ve özümseme sürecini hızlandırmak içindi. Üçüncü kademe eti, dördüncüyse kasları sertleştirmekten geçerdi. Beşinci kademede kemikler, altıda ilik, yedide kan, sekizdeyse iç organlar sertleştirilir ve beden boyunca Ki meridyenleriyle bir ağ kurulurdu. Dokuzuncu kademedeyse beyin ve hisler serleştirilir, saf Ki’yi bedende tutabilmek olanaklı hale gelirdi.

Damarlarda akan saf, dengesiz Ki akıntıları bir Ki girdabı oluşturarak uzuvları ve kemikleri güçlendirir, sonunda Usta aşamasına atılım yapılırdı. Eğer Ustalar ruh algılarını geliştirirse Üstat seviyesine ulaşır ve bu seviyenin altındaki herkesin kaderini kontrol edebilirlerdi.

Üstatların üzerinde Yeryüzü Ölümsüzü aşaması vardı. Yeryüzü ölümsüzleri ellerini sallayarak dağları dümdüz, denizleri tepetaklak eder, kadim efsanelerdeki tanrılara ulaşırlardı.

Deri, et ve kemikleri sertleştirmek mi? Seviyeleri belirlemeye çok çaba harcamadılar yani. Zu An kendi kendine düşündü, yüzünde garip bir ifade vardı, “Yeryüzü ölümsüzlerinden sonra ne geliyor peki?”

“Yeryüzü ölümsüzlerinden sonra mı?” Yaşlı Mi yıldızlara bakmak için kafasını kaldırdı, bakışlarında bir heves ve beklenti vardı, “Söylenene göre, kişi o vakit yıldızların arasında gezebilir ve gerçekten ebedi bir yaşam kazanır. Ne yazık ki tarihte hiç kimse o aşamaya ulaşamadı.”

Zu An bunu pek umursamadı, zira şu an kendisi için aşırı uzak bir hedefti. Çabucak konuşmayı önemsediği kısma getirdi, “Ama bana hiç yeteneğimin olmadığını ve çoktan yetişkinliğe eriştiğimi söylediler. Usta aşamasına ulaşmam nasıl mümkün olabilir?”

Yaşlı Mi ona baktı, “Gerçekten de sıradan tekniklerde çalışman işe yaramaz. Ancak, tesadüfe bak ki gençlik günlerimde elde ettiğim garip, kadim bir tekniğe sahibim. Sana cuk diye uyuyor.”

“Nesi o kadar garip?” Zu An’ın kalbi tekledi.

Yaşlı Mi yanıtladı, “Normal gelişimciler doğadaki enerjiyi özümseyip bedenlerini güçlendirmek için elementum olarak da bilinen, elementsel taşlara ve de çeşitli ilaçlar ile bitkilere bel bağlar. Amaç beden boyunca Ki geçitleri oluşturmaktır. Yeteneğin mi? Çoktan yetişkin olduğun gerçeğini bir kenara koyarsak dahi sana sıradan birinden kat kat daha fazla elementum verilse bile en fazla üçüncü kademeye ulaşabilirsin. Elementumun nadirliğini düşünüyorum da kim senin gibi geleceği olmayan birisi için bu kadar kaynağı boşa harcamaya razı gelir ki?”

“Ama benim tekniğim farklı. Tekniğim özü yıkarak yeniden doğumu sağlıyor. Eğer ustalaşmak istiyorsan tek yapman gereken dayak yemen. Tekrar tekrar. Ne kadar kötü dövülürsen o kadar kolay atılım yaparsın.”

Zu An adeta rüzgârda savrulduğunu hissetti, “Neden böyle gülünç, boktan bir teknik var ki?”

Yaşlı Mi anında öfkelendi: “Küstah velet. Bu ilahi teknik dünyada sadece ebed-…. Ahem.” Çabucak kendini tuttu ve hemen konuyu değiştirdi. “Ahem-ahem! Çalışmak istiyor musun, istemiyor musun?”

“Evet! Tabii ki çalışmak istiyorum!” Bu noktada, Zu An boğulmanın eşiğindeki birinden farksızdı. Gururu ve zevki uğruna, en gülünç teknikler bile çalışılmaya değerdi, “Ama ikimiz daha önce doğru düzgün karşılaşmadık bile. Neden bana böyle bir iyilik yapıyorsun?”

Yaşlı Mi uzun uzun iç geçirdi, “Sırf bu dünyada çok zamanım kalmadığından. Bu tekniğin benimle gömülmesini istemiyorum.”

Ancak o vakit Zu An anladı, “Üstat, saygıdeğer adınızı sorabilir miyim? Gelecekte, bu tekniği kesinlikle zirveye taşıyacağım ve şöhretinizin kirlenmediğine emin olacağım.” Artık Yaşlı Mi’nin adamın gerçek adı olmadığını anlamıştı.

“Bana Yaşlı Mi demeye devam etmelisin. Heh heh… Bunu duyduğuma sevindim. Görünüşe göre iyi bir seçim yaptım.” Yaşlı Mi tuhaf tuhaf kıkırdadı, “Bu kitabı al ve yavaşça incele. Eğer anlamadığın bir şey olursa, beni bul.”

Yaşlı Mi siyah bir parşömen tomarı uzattı, ardından döndü. İçten içeyse neşesini gizleyemiyordu. Nihayet! Onca yıl sonra sonunda düzgün bir beden buldum!

Yıllar önce çok gizli bir görev almıştı. Bu gizli kılavuzu elde edene dek neredeyse sayısız kez ölümü atlatmış ardından elde ettiği bu şeyi geri götürmeme kararı almıştı. Bunun yerine yoldaşlarını öldürmüş, ölü numarasını yapmış, ardından saklanmış ve gizlice çalışmaya başlamıştı. Ne yazık ki mükemmel sır diye bir şey yoktu. O organizasyon, hakkında bir şeyler duymuştu ve muhtemelen çok geçmeden burada olduğunu bulacaklardı.

Henüz bu olağanüstü sanatta ustalaşmamıştı, dolayısıyla onlara karşı tamamen çaresizdi. Nihayetinde, gençliğinde elde ettiği bir ele geçirme-yeniden doğuş tekniği vasıtasıyla ‘Beden değiştirme’ stratejisi kullanmaya karar verdi.

Yaşlı Mi’nin şu anki bedeni her halükârda yıpranmış ve zayıflamıştı. Uzun süredir yeni bir bedene geçmek istiyordu ve isteği, karşılaştığı bu tehlikeyle daha da kesinleşmişti. Gel gör ki ele geçirmek kolay iş değildi. İlk ve en önemli gereksinim, hedefi de aynı tekniğe çalışmak zorundaydı. Ancak o zaman gelişimini hedefine aktarabilirdi. İkincisi de bu kişinin yin ağırlıkta bir bedeni olmalıydı.

Beden ele geçirmek son derece tehlikeliydi, ele geçiren kişi kendisine neredeyse mükemmel uyumda bir hedef bulmak zorundaydı. Yaşlı Mi hadımdı, eğer zorla yang ağırlıkta bir bedeni ele geçirmeye çalışırsa muhtemelen anında canlı canlı yanardı.

Ama… kendisini başka bir hadıma geçirmek de istemiyordu. Hadımlar her zaman tam bir adam olma hayali kurardı. Hangi ahmak hadım olarak tekrar doğmak isterdi ki?

Bu can sıkıcı nedenler yüzünden şimdiye dek uygun bir aday bulamamıştı. Şimdiyse nihayet, Chu Klanı’nın bu işe yaramaz damadıyla karşılaşmıştı. Çocuk öyle mühürlenmişti ki bir hadımdan farkı yoktu ama gerçek manada hadım değildi. Yaşlı Mi çocuğun bedenini ele geçirdiğinde bu sorunu zamanla düzeltebileceğine emindi.

Bir o kadar önemli olan bir nokta daha vardı; bu kişinin gerçek ailesi ya da arkadaşlarının yoktu. Eğer bu kişiyi ele geçirirse garip tavırlarını ya da kişilik değişimini fark edecek pek fazla kişi olmazdı. Ek olarak, bu herif bu Chu Klanı’nın damadıydı be; gelecekte, servet ve şan kazanmak için birçok fırsatı olurdu ve kesinlikle büyüleyici güzellikte bir karısı vardı!

Yaşlı Mi gibi bir hadım bile Chu Chuyan’ın güzelliğini düşündüğünde biraz heyecanlanmadan edemezdi.

Tabii Zu An bunların hiçbirinden haberdar değildi. Heyecanla ve umutla elindeki parşömene bakıyordu. Ne de olsa bu, tek umuduydu.

Parşömen ipek-altın karışımına benzer bir malzemeden yapılmışa benziyordu ancak ikisinden de farklıydı. Zu An hangi malzeme kullanıldığını anlayamadı. Tam Yaşlı Mi’ye birkaç soru soracaktı ki ansızın kulaklarında donuk bir ses yankılandı.

“Tespit Edildi: Cebel Gizli Parşömeni – [Anka Kuşu’nun Nihai Sutrası]. [1] Bir tuş özelliğini aktifleştirmek için tüketilsin mi?”

Zu An afalladı. Gizli kılavuzlardan birisini böyle kolay bir şekilde elde edeceğini hiç hayal etmezdi. ‘On İki Meçhul Bölge’ inanılmaz ölümcül ve inanılmaz gizemli yerler değil mi? Bu parşömenleri elde etmesi neredeyse imkânsız değil miydi be?

Şoke olmasına rağmen yine de tereddüt etmeden onayladı.

Bir saniye sonra klavye ellerinin önünde belirdi. Parşömen aniden altın bir ışık hüzmesine dönüştü ve F2 tuşuna çekildi. Işığı tuşu kaplayan enerji hatlarında gezindi ve ardından klavye birden aktifleşti, birçok tuş ışıldadı.

İlk gizli kılavuzunuzu buldunuz ve Trol/Öfke sistemini aktifleştirdiniz. Artık piyango ödül sisteminin bir kısmına erişebilirsiniz.

Trol Sistemi: Kendinizi bu uğura adamış bir Klavye Savaşçısı olarak yüce göreviniz etrafınızdaki insanları durmadan öfkeden kudurtmaktır. Hedefinizi başarıyla trollediğinizde hedefin ne kadar öfkeli olduğuna bağlı olarak öfke puanı kazanacaksınız. Öfke puanlarını eşya almak, teknik öğrenmek veya piyango oynamak için kullanabilirsiniz…

Zu An klavyenin üstünde beliren holografik ekranı fark etti. Açıklama, üzerinde birkaç buton da olan bu ekranda belirmişti. İmleci çeşitli seçeneklere götürebiliyordu. Açık olan seçenekler ‘Piyango’, ‘Dükkân’ ve şimdilik mozaikle bulanıklaştırılmış bir dizi diğer komuttu.

Şu anlık ‘Piyango’ komutu parlıyorken ‘Dükkân’ komutu ise soluktu. Muhtemelen açılacak sonraki özellik olacaktı.

Bu sanal ekranın altında RPG oyunlarındaki ‘eşya barı’ ya da ‘yetenek puanı barını andıran bir şey vardı. Ne yazık ki şu anlık boştu. Ekranın en üstünde kısa bir metin duruyordu:

Şu Anki Öfke Puanları: 0

Zu An’ın kafası karıştı. Kartanesi’ni az önce o kadar sinirlendirdim ki erkenden adet olmanın eşiğindeydi. Neden öfke puanı almadım ki? Klavye daha aktifleşmediğinden olmalı.

İmleci ‘Piyango’ komutuna sürükledi, ardından klavyedeki enter tuşuna bastı. Ekranda yeni bir paragraf belirdi.

Harcadığınız her 100 Öfke puanı için bir piyango bileti alabilirsiniz. İlk defa bir klavye özelliğini aktifleştirdiğinizden üç ücretsiz bilet hakkına sahipsiniz. Bu üç bilet için eşya düşme oranı büyük ölçüde yükseltildi ve eşyalar rastgele belirlendi. Gelecekte, bütün piyango eşyaları kullanıcının seviyesine bağlı olacak. Oynamaya başlamak istiyor musunuz? E/H.

Hassiktir, demek çömez hediyesi buymuş ha? Zu An heyecanla Evet’e bastı. Bir ışık noktacığı aniden klavyede belirdi ve rastgele farklı tuşlarda gezinmeye başladı.

Zu An adeta cayır cayır yanan, hevesli gözlerle izledi. Nasıl bir ödül çıkacaktı? 999 seviye yadigâr sabre mi? İnanılmaz güçlü bir evcil hayvan mı? Ateşli bir yoldaş da kötü olmaz hee…

İhtimallere salya akıtırken ışığın ‘Boşluk’ tuşunda durduğunu gördü. Ekranda üç sözcük belirdi: “Oynadığınız İçin Teşekkürler!”

“?”

“???”

“???????”

Zu An ne diyeceğini bilemedi. Eşya düşme oranı büyük ölçüde yükseltildi demedi mi bu? Hani Midas dokunuşum! Hani geleni geçeni ezecek ana karakter güçlendirme sistemim! İstediklerimi ver lan! Onca inanılmaz, kalp atışlarını pır pır ettiren şeyin arasından eline nihayetinde yalnızca ‘Oynadığınız İçin Teşekkürler’ geçmişti. Sikeyim! Bu klavye sistemi hangi sistem-evreninden geldiyse yoldaşları arasında dalga konusu olmalı! Lanet şey!

Devam etmek istiyor musunuz? E/H.” Bu kelimeler ekranda belirdi.

“Cehennemin dibini boyla!” Zu An dişlerini sıktı. Tam evete basmak üzereydi ki aniden aklına bir şey geldi. Aceleyle yakınlardaki bir su kovasına koşturdu, yüzünü yıkadı ve ancak o zaman ikinci şansını kullandı.

Bu sefer kendini fantezi dünyasına bırakmadı. Gözlerini kırpmadan ışığı izledi, her tuşta ne kadar durduğunu zihnine kazıdı. Çoğunlukla ‘Boşluk’ tuşunda duruyordu, bazı sayıları ve harfleriyse yıldırım hızıyla geçiyordu alçak.

Bir anahtarda geçirdiği zamanın ödülün değerini gösterdiğine tüm mal varlığımı yatırırım. Yine de artık çoğu hayalinden vazgeçmişti. Her şey boşluktan iyidir!

Duaları belli ki duyuldu. Sonunda, ışık ‘Q’ tuşunda durdu. Ekranda bir şey belirdi ve bu sefer ‘Oynadığınız için teşekkürler’ değildi.

Zu An sevinçten havalara uçtu ama gülümsemesi anında çirkin bir sırıtışa döndü. Neden… bu ‘Ödül’ tencereleri yıkamak için kullandığımız çelik bulaşık tellerine benziyor? Sistem bana şef olma yolunu mu sunuyor? Ya da belki de dünyalar değiştiren bir tüccar falan mı?

Sikeyim, bu şeyleri dörtlü pakette alırdım! Ne sikime ödül sisteminde belirir ki? Zu An hayatın anlamını sorgulamaya başladı.

Tebrikler! Bir adet ‘Hanımzade’nin Zevk Yumağı’ kazandınız! [2]

 

Çevirmen notu
1- Sutra yazıtlar bütünü anlamına geliyor.



2- Pekâlâ bu Çin’de popüler bir mimden geliyor. Hanım evladı tipindekileri tutmak için büyük miktarlarda para ödeyen, ardından da onlara gerçekten ağır şeyler yapan zengin kadınlar için kullanılıyor. Bu mimin olaylarından birisi de bu zengin kadınların hanım evlatlarının ‘mahrem’ bölgesini bir nevi ovuşturmak için çelik bulaşık teli kullanmayı sevmesiyle alakalı. Kullandıkları bu ‘sanat eserleri’ne genellikle şakasına ‘Zengin Hanımın Zevk Yumağı’ olarak geçiyor. Saçmalığın daniskası ama ne yaparsın?