Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

46. Bölüm Onu Kendim Denedim

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Zu An ne diyeceğini bilemedi. Bu denyo gerçekten de sadakatten bihaber.

Bakışlarını sesin sahibine çevirdiğindeyse sikik şişkonun genç bir adama ormanda olanları anlattığını gördü; tabii detayları abartmayı ihmal etmiyordu. Genç adam, Zu An’ın yolunu kesti ve öfkeyle baktı, “Demek Zu An adındaki piç sensin?”

“Yok babanım.” Zu An yanıtladı.

Ye Liangchen’i başarıyla trollediniz, +555 Öfke!

Bu öfkeli genç adamın, şişkonun bahsettiği üst olduğu ortadaydı: Ye Liangchen.

“Çok güzel. Beni de kışkırtmayı başardın.” Ye Liangchen yumruklarını sıkıp bir dizi çatırtı çıkartırken konuştu. Birisi onunla böyle bir tonda konuşmayalı çok oluyordu, özellikle de en düşük Sarı sınıftan bir öğrencinin.

Zu An umursamazca omuz silkti, “Görünüşe göre ‘az ama öz konuşan’ bir adamsın. O kadar nitelikliysen neden beni ısırmıyorsun?”

Ye Liangchen’i başarıyla trollediniz, +666 Öfke!

Ye Liangchen harekete geçmeye hazırlanırken gözlerinden soğuk bir parıltı geçti. Ansızın yandan sataşan bir ses duyuldu, “Bir sınıf arkadaşın olarak, okul alanında dövüşmenin cezasının atılmak olduğunu hatırlatayım.”

Zu An kafasını çevirdiğinde kikirdiyen bir çift gördü. Adam akademinin girişinde karşılaştığı Xie Xiu’dan başkası değildi.

Ye Liangchen soğukça homurdandı. Xie Xiu niteliksiz bir serseri olsa da yine de Şehir Lordu’nun oğluydu. Henüz Xie Klanı’nı sinirlendirmeye cesareti yoktu. Dolayısıyla, öfkesini bastırdı ve buz gibi bakışlarını Zu An’a çevirdi, “Peki. Sana meydan okuyorum!”

Zu An göz devirdi, “Canın istediğinde seninle dövüşecek bir hizmetkara mı benziyorum? Meydan okumanı kabul etmek ne büyük utanç olur! Reddedildi!”

Ye Liangchan öfkeyle patladı, “Meydan okumamı kabul edecek yüreğin bile yok mu? Bir de kendine adam mı diyorsun?”

Ye Liangchen’i başarıyla trollediniz, +777 Öfke!

Xie Xiu tekrar yandan konuştu, “Bir meydan okuma iki tarafın da onayını gerektirir. Karşı tarafa kabul etsin diye baskı uygulayamazsın.”

Zu An, Xie Xiu’nun ona kuralları hatırlattığının farkındaydı, gerçi halihazırda başkanın tavsiyesi sayesinde hepsini biliyordu. Doğal olarak böyle düşük seviyeli bir kışkırtmaya kanacak değildi.

Ye Chenliang’ın gözlerinden barbarca bir parıltı geçti. Soğuk soğuk Xie Xiu’ya baktı ve konuştu, “İkinci Genç Efendi Xie, bu meselenin sizi ilgilendirmediğini düşünüyorum.”

Xie Xiu yanıt olarak kıkırdadı, “Beni ilgilendirmez. Ama bir kıdemli olarak, akademiye henüz katılmış bir küçüğüme biraz tavsiye vermem normal değil mi?”

Ye Chenliang kuduruyordu ama Xie Xiu’ya bir şey yapamazdı, dolayısıyla bir kere daha Zu An’a döndü, “Herkes Chu Klanı’nın İlk Hanımı’nın bir hovardayla evlenecek kadar kör olduğunu söylüyor. Chu Hanım’ın gerçekten de böyle kötü bir yargısı olacağından şüpheliydim ama görünüşe göre ateş olmayan yerden duman çıkmazmış. Çene çalmaktan başka bir şey bilmeyen hovardanın tekiymişsin!”

Etraflarında hâlihazırda büyük bir kalabalık toplanmıştı. Başlangıçta herkes Ye Chenliang’ın yine düşük kademeden öğrencilere zorbalık yaptığını düşünmüştü. Bu ve Zu An’ın oldukça yakışıklı olduğu düşünülürse, neredeyse herkes istemsizce onun tarafını tutmuştu.

Gel gör ki Zu An’ın kimliği açığa çıkınca herkesin bakışları değişti. Erkeklerin gözleri düşmanlık ve kıskançlıkla kıpkırmızı kesilirken kadınlar aşağılayan ifadeler takındı. Hepsinin bu hiçbir niteliği olmayan herifi küçük gördüğü belliydi. İçi boşsa yakışıklı olmanın ne anlamı vardı?

Zu An sisteme akın eden devasa öfke puanlarını fark etti. Görünüşe göre karım epey bir popüler. Bu erkek öğrenciler sırf adımı duyunca birkaç bin öfke puanı verdi be.

“Neden bu kadar olay çıkartıyorsun diye merak ediyordum ama görünüşe göre Chuyan’ın hayranlarından birisi çıktın ha. Bana böyle düşmanlık etmene şaşırmamak gerek!” Zu An kibirli bir gülümsemeyle Ye Chenliang’a baktı.  Wei Suo’nun bahsettiği listeyi hatırladı. Eğer hepsiyle flört edersem akademideki erkeklerden sonu gelmez bir öfke puanı toplayamaz mıyım? Dahiyim lan ben!

“Kapa çeneni! Senin gibi bir çöp parçası Chu Hanım’ın adını ağzına almaya layık değil!” Ye Chenliang öfkeyle kükredi. Aslında akademideki konumunun farkındaydı. Burada saygı duyulan birisi gibi davranmasının nedeni büyük klanlardan olanların onu umursamaması sayesindeydi. Gökyüzü sınıfındaki gerçek dahilere kıyasla bir hiçti.

Bu yüzden Chu Chuyan’a duyduğu derin arzuya rağmen hiç şansı olmadığını düşündüğünden harekete geçmemişti. Ancak, tanrıçasının böyle işe yaramaz bir adamın eline düşeceğini kim düşünebilirdi ki? Buna katlanması mümkün değildi.

Man Yu’dan bütün ki taşlarını çalan herifin bu piç olduğunu duyduğunda, bütün akademinin önünde onu aşağılamak için iyi bir fırsat bulduğunu düşünmüştü. Chu Hanım böylece bu hovardanın ona layık olmadığını ve onu seçmesinin daha iyi olduğunu anlardı!

Zu An derin bir iç geçirdi, “Karımın adını ağzıma almaya layık değil miyim? Yani senin gibi bir yabancı layık mı demek istiyorsun?”

Ye Chenliang derin bir nefes aldı. Etrafındaki kalabalığın öfkeli ifadesini gözlemledi ve yavaşça sakinleşti, “Seninle tartışmayacağım. Chu Hanım kalbimizdeki tanrıçayken sense benimle savaşma cesareti bile olmayan bir ödleksin. Yerini bil ve kaybol!”

Çevredekiler de bağırmaya başladı.

“Mücadele etmeyeceksen Chu Klanı’ndan kaybol!”

“Nasıl senin gibi bir lolipop, İlk Hanım’a layık olabilir!”

“Adam değilsin lan sen!”

“Adam değilsin!”

“Adam değilsin!”

… 

Kalabalık her türden aşağılama yağdırıyordu ama bir noktada herkes aynı sözleri sarf etmeye başladı.

Zu An neşelenmeden edemedi. Bu öğrenciler ne kadar da tatlı. Birbirlerini tanımsalar da bana verdikleri şu öfke puanlarına bak. Birkaç bin daha cepte haha!

“Saçmalık! Hepinizden daha adam o!”

Ansızın kızıl bir figür fırladı ve Zu An’ın önünde durdu.

Zu An şaşırdı. Chu Haunzhao gelmişti! Onun uğruna öne çıkacağını sanmıyordu. Görünüşe göre önceki gün yediği dayak boşa değildi.

Diğerleri de Chu Haunzhao’yu tanıdı. Ne de olsa akademide ünlüydü. Chu Chuyan’ın kardeşi olmasının yanı sıra listede dokuzuncu sıradaydı ve nereye giderse gitsin Ağlak Kırbacı’nı yanında taşırdı. Tanınması zor değildi.

Chu Huanzhao’nun, Zu An’ı korumak için öne çıktığını gören Ye Liangchen kaşlarını çattı, “Adam olup olmadığını nereden biliyorsun?”

Chu Huanzhao çenesini kaldırdı ve gerçekleri söyledi, “Tabii ki bileceğim! Bizzat kendim denedim!”

Bu sözler büyük bir kargaşa yarattı. Wei Suo’nun gözleri kocaman açıldı ve Zu An’a bir takdir ifadesi gönderdi. Büyük kardeş, bundan sonra senin en sadık takipçin olacağım. Kız kaldırma taktiklerini bana aktarmalısın!

Kenardan şovu izleyen Xie Xiu bile çitlediği çekirdekte boğuldu ve şiddetle öksürdü, yakışıklı yüzü domates gibi kızardı.

O anda bütün erkeklerin gözleri kan çanağına döndü.

“Seni canavar!”

“Böyle genç bir kıza elini sürdün ha!”

“Onlar kardeş lan! Kardeş! Baldızın lan o!!!”

“Şimdi düşündüm de Chu Klanı’nın damadının gerdek gecesinde baldızının odasına sızdığı söylentileri çıkmıştı.”

“Oh? Ama İkinci Hanım buna öfkelenmiş gibi durmuyor?” 

“Sikeyim, yatak teknikleriyle onu fethetmiş olmalı!”

“Baldız baldan tatlıdır oğlum! Ben de böyle şans istiyorum!”

… 

Zu An neredeyse kahkahayı basıyordu. Öfke puanları muazzam bir patlama yaşadı!

Öfkeli ve kıskanç erkeklerin aksine kadınların gözleri kocaman açıldı ve farkında olmadan Zu An’a olan tavırları değişmeye başladı.

“Hem İlk Hanım’ı hem de İkinci Hanım’ı kazanabilen bir adamın kesinlikle yeteneği vardır değil mi?”

“Tipinden olabilir.”

“Hareketleri standart bir şerefsiz gibi, değil mi?”

“Ama çok yakışıklı ahh~”

… 

Etrafındaki bütün bu konuşmalar Chu Huanzhao’ya sözlerinin yanlış anlaşıldığını fark ettirdi. Aceleyle açıklamaya çalıştı, “Öyle demek istemedim! Ağzını bile açmadan Ağlak Kırbacı’mdan yedi darbe aldı, bu yüzden hepinizden daha adam dedim!”

Bu sözleri söyledikten sonra kıpkırmızı kesildi ve ters ters Zu An’a döndü, “Hepsi senin suçun!”

Chu Huanzhao’yu başarıyla trollediniz, +33 Öfke!

Zu An’ın gülümsemesi daha da genişledi.

Diğer taraftan Ye Chenliang bu sözleri duyunca alayla sırıttı, “İmkânsız. Üstünü kapatmak istesen de kabul edilebilir bahaneler bulmalısın. Ağlak Kırbacı’nın acıyı on kat arttırdığını bilmeyen mi var? Buna dayanabilmesi mümkün değil!”

“Yalan söylediğimi mi düşünüyorsun?” Chu Huanzhao ters ters Ye Chenliang’a baktı.

Ye Chenliang soğukça homurdandı, “Yalan söyleyip söylemediğini en iyi sen bilirsin. Buradakilere soralım. Ağlak Kırbacı’ndan bağırmadan yedi darbe alabileceğine inanan var mıdır acaba?”

“İmkânsız!”

İzleyen herkes hep bir ağızdan bağırdı, bunların arasında Wei Suo bile vardı. Birçok öğrencinin daha önce Ağlak Kırbacı’nın tadına baktığı belliydi. Şanslı olanlar bile Ağlak Kırbacı’nın etkisini bilirdi. Hiçbirisi, bağırmadan yedi darbeyi kaldırabilecek biri olduğuna inanmıyordu.

Chu Huanzhao sabrını yitirdi, “Chu Klanı’nın İkinci Hanımı’yım ben! Ne zaman yalan söyledim ha?”

Zu An göz devirdi. Bu veledin mizacı sert ama beyni ablası kadar iyi değil. Ne diye kendi sözlerini bu kadar pekiştirmeye çalışıyorsun?

“Onu korumak için yalan söyleyip söylemediğini kim bilecek? Senin sözlerine inanmamız mümkün değil, tabii…” Yu Chenliang kendini beğenmiş bir gülümsemeyle Zu An’a döndü, “Tabii şimdi kanıtlamazsan. Önümüzde onu kırbaçla ve bizzat tanık olalım!”

“Tamam!” Chu Huanzhao kırbacına uzanıp Zu An’a yönelirken haykırdı.

Zu An şokla sıçradı. Büyük memesi olanların küçük beyni olur derdi herkes. Bu kızınkininse uçak kalkış pisti kadar düz olduğu düşünülürse, nasıl böyle beton kafalı olabiliyordu?

Pei Mianman’la olan çarpışmasından sonra Hanımzade’nin Zevk Yumağı’nın ne denli güçlü olduğunu anlamıştı. Bir nevi ek bir can olarak düşünülebilirdi.

Chu Huanzhao’yla girdiği iddia esnasında bir hakkını boşa harcadığı için zaten pişmandı ve şimdi bir kere daha aynısını yapsaydı deli olurdu!

“Sakinleş!” Zu An hızlıca elini tuttu.

“Sırf senin yüzünden kendimi utandırdım. Yalan söylemediğimi kanıtlamak için bırak bir kere vurayım!” Chu Huanzhao öfkeyle haykırdı.

Zu An çabucak karşılık verdi, “Tam olarak onun sözlerini takip etmen utanç verici değil mi? Resmen sana hizmetkar muamelesi yapıyor be!” 

“Oh, sen de haklısın.” Chu Huanzhao onayladı, “O zaman ne yapmalıyım?”

Zu An yanıtladı, “Neden onlarla uğraşıyorsun. Sanki beni kabul edecekler. Ne demişler, ‘Asla bir aptalın seviyesine inme!’

“Kime aptal diyorsun birader?” Ye Chenliang’ın ifadesi inanılmaz karardı.

“Kim yanıt veriyorsa ona!” Zu An, Ye Chenliang’a acıyarak bakarken omuz silkti.

Ye Chenliang’ı başarıyla trollediniz, +99 Öfke!

“Baldız baldan tatlıdır diye boşa dememişler. Ben de kız kardeşi olan bir eş bulacağıma emin olmalıyım. Acaba Chu Klanı gibi cömert olup da iki kızını da bana verecek bir kayınbaba bulabilir miyim?” Ye Chenliang karşı saldırısına başladı.