Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

50. Bölüm Bereketli Tohum Kendi Toprağına Ekilmeli

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Yuan Wendong’un ifadesi karardı, “Kapayın çenenizi! Klanım silahlarla ilgileniyor, neden çöpten kılıçlarınızın ödemesinden çekineyim ha?”

Kalabalığı kovması epey uğraştırdı. Bir kere daha Zu An’a dönene kadar genç çoktan ortadan kaybolmuştu.

Yuan Wendong’u başarıyla trollediniz, +123 Öfke!

Chu Huanzhao, Zu An’ı kantine sürükledi. Zu An kantinin tasarımına bir bakış attı ve önceki hayatındaki üniversite kantinlerine epey benzediğini fark etti. Tek fark burada yemeği kendilerinin almasına gerek yoktu. Bunun yerine sipariş alacak görevliler vardı.

“Hesaplar benden, istediğini söyleyebilirsin!” Chu Huanzhao zengin bir kadın gibi cömertçe konuşurken menüyü fırlattı.

Kızın başka bir masaya kovduğu Wei Suo ise Zu An’a bir hayranlık dolu bir ifadeyle bakıyordu. Bu yeni ağabeyinin gerçekten de dünyadaki tüm otlakçılara rol model olduğunu hissetti.

Evet, gerçekten de dünyanın yolu sarkıntılık ve otlakçılıktan geçiyor. Büyük kardeşten öğrenmeli ve kendime bir cici anne bulmalıyım. Off, ama Başkan Jiang beni çok aşıyor. İlk olarak daha kolay birisini bulmalıyım…

Bu sırada Zu An menüye bakma zahmetine bile girmeden garsona döndü, “Donat masayı.”

Bu dünyanın yemekleri konusunda epey meraklıydı ve menüde ilgisini çeken bir sürü şey vardı. Dürüst olmak gerekirse yazan şeylerin çoğunun ne olduğunu bilmiyordu, dolayısıyla her şeyi denemesi iyi olurdu.

Chu Huanzhao’yu başarıyla trollediniz, +99 Öfke!

“Onu dinleme.” Chu Huanzhao çabucak garsona seslenip Zu An’a ters bir bakış attı, “Domuz musun sen? Hepsini bitirebileceğine emin misin?”

“Tabii ki hayır.” Zu An sakince omuz silkti, “Ancak hepsinden bir kaşık alabilirim. Bildiğin gibi, fakir bir aileden geliyorum ve daha önce tatmadığım bir sürü lezzet var. Sen ısmarladığına göre deneyebileceğim her şeyi deneyeceğim.” 

Chu Huanzhao: “…”

“Olmaz. Sadece on… hayır sadece sekiz yemek söyle!”

“Neden?” Zu An sordu.

Dürüst olmak gerekirse Zu An oldukça etkilenmişti. Dört yemeğin halihazırda karınlarını doyurmaya yeteceğini düşünmüştü, özellikle de bu genç kızın nispeten küçük olduğunu düşünerek. Ancak sekiz yemek söylemesine izin vereceğini beklememişti.

Görünüşe göre soylular gerçekten de abartılı yaşıyor. Örneklerini takip etmeliyim… ahem, diyorum ki onları uyarmam lazım ki bir daha öyle yapmasınlar!

Chu Huanzhao’nun yüzü kızardı, “Benim… o kadar param yok.”

Zu An kafasını aşağılamayla iki yana salladı, “O zaman istediğini söyle dememelisin. Eğer sözlerinin ardında duracak niteliğin yoksa övünmemelisin.”

Nihayetinde Chu Huanzhao öfkesini bastıramadı. Masaya vurdu ve ayaklanarak kükredi, “Lanet herif, yiyecek misin yemeyecek misin?!”

Chu Huanzhao’yu başarıyla trollediniz, +666 Öfke!

“Yiyeceğim. Neden yemeyeyim ki?” Zu An yandaki afallamış garsona baktı, “O zaman buradaki en pahalı sekiz yemeği getir.”

“Tamam efendim.” Garson, Chu Huanzhao’ya onay almak için baktı ama karşı çıkmadığını görünce çabucak fırladı.

Bu sırada çok uzakta oturmayan bir grup dedikodu yapıyordu…

“Gördün mü? Sarkıntılık zannettiğiniz kadar görkemli değil. Nihayetinde sarktıklarının yanında ihtiyatlı davranmalı. Eğer işler kötü giderse onların öfkesinin kurbanı olur!”

“Gerçi öyle gözükmüyor.”

“Tsk! Kimin kime ihtiyatlı davrandığını kim umursar lan? Böyle güzel cici anne bulayım var ya köpeği olurum köpeği!”

“Ben de!”

“Ben de!”

“Sizin dünyadan haberiniz yok… ama ben de kabul ederdim.”

“Tsk~”

Chu Huanzhao ise ise bu esnada Zu An’ı ışıldayan gözlerle sorguluyordu, “Zu An, adını temizlesen iyi edersin. Nasıl o kadınlarla ilişkin oldu?”

Zu An masaya tıklattı ve şikâyet etti, “Hey hey hey, ne dediğine dikkat et! Enişte diyeceksin!”

Chu Huanzhao bu sözleri duyunca neredeyse boğuluyordu. Tombul yanaklarını bir kere daha şişirirken hoşnutsuzca homurdandı, “Buna mı kafayı taktın? İddiayı kaybetmiş olabilirim ama çoktan kendi payımı yerine getirdim. Hatta seni korumak için öne çıktım. Ne dersen de karşılığını verdim!”

Zu An dilini şaklattı, “Beni koruyacağını söylediğinde, ben de akademide bir şeysin sandım. Ancak bir bok parçasıyla bile baş edemedin. Nihayetinde yine kendim harekete geçmek zorunda kaldım!”

Chu Huanzhao ne diyeceğini bilemedi, “Buna harekete geçmek mi diyorsun? Sadece senin için öne çıkacak bir kadın buldun be!”

“Bir fark yaratır mı?” Zu An kayıtsızca omuz silkti, “Yardımlarını almak için kendi yeteneğime bel bağladım.”

Bütün bu mantıksız olaylar gerçekten Chu Huanzhao’nun kafasını karıştırdı. Sonunda sabırsızca ellerini salladı ve konuştu, “Yeter! Çabuk itiraf et! Nasıl onları kaldırdın?”

Zu An kaşlarını çattı, “Kaldırdın derken? Bekar kızsın sen! Böyle kötü kelimeler kullanmayı bırakabilir misin?”

Chu Huanzhao’nun ifadesi aşağılamayla büzüldü, “Böyle narin bir tarafının olduğunu bilmiyordum. Tiksinç.”

Zu An: “…”

“Sana burada bir şey öğretmeye çalışıyorum. Bir kız barut fıçısı gibi her şeye patlamamalı. Eğer biraz sakinleşir ve tatlı cümleler kullanırsan, On Yüce Güzellik arasında dokuzuncu sırada kalmazsın.”

“Hah, bana ders vermene ihtiyacım mı var? İstersem yapabilirim.” Chu Huanzhao soğukça homurdandı.

Sözleri Zu An’ın ilgisini çekti, “Oh? Neden denemiyorsun o zaman?”

“Saçmalamayı kes!” Chu Huanzhao göz devirip kendisine çay koydu. Umursamazca ayağını kaldırdı ve yanındaki sandalyeye koydu. Bacağı güzeldi ama duruşu o kadar değildi. Yine de düzgün, omuzlarına varan saçıyla eşsiz bir vahşi çekiciliği vardı.

Bu pozisyona ne kadar doğal geçtiğini gören Zu An kızın zarif davranmasına dair tüm düşüncelerini bir kenara attı.

“O kadar konuşsan da onlarla nasıl tanıştın anlatmadın!” Chu Huanzhao durmadan sorgulamayı sürdürdü.

Zu An eğer cevaplamazsa peşini bırakmayacağını bildiğinden önemsemeden yanıt verdi, “Ji Xiaoxi’yle şehri gezerken tanıştım. Pei Mianman’a gelirsek, ablanın yakın arkadaşı değil mi? Yakın arkadaşının kocası zorbalığa uğradığında karışması normal değil mi?”

“Hepsi bu kadar mı?” Chu Huanzhao şüpheyle gözlerini kıstı.

“Başka ne sandın?”

Garson çoktan yemeklerini getirmişti. Hoş kokular Zu An’ın iştahını kabarttı, öyle ki hemen yemeğe gömüldü.

Diğer taraftan Chu Huanzhao hâlâ söylediklerne takılı kalmıştı, “Öyle olmaz. Ne açıdan bakarsan bakayım onlarla ilişkin basit değil. Ayrıca böyle hisseden tek kişi de ben değilim. Herkes aynı şeyi söylüyor!”

Zu An aç kurt gibi yemeğe saldırırken yanıtladı, “Seni de haremimin bir parçası olarak görüyorlar. Ne düşünüyorsun?”

“Hah! Düşünmesi bile beni delirtiyor!” Chu Huanzhao öfkeyle dişlerini sıktı, “Hepsi senin suçun!”

Zu An kahkahayı bastı, “Enişten değil miyim? İyi şeylerin ailede kalması doğaldır.”

“Ne dedin sen?” Chu Huanzhao kaşlarını kaldırdı.

Zu An hemen kuzu gibi elini salladı, “Diyorum ki büyük bir aileyiz, gerektiğinde birbirimize yardım etmeliyiz.”

“Onlarla aranda başka bir şey olmadığına emin misin?” Chu Huanzhao kuşkuyla sorgulamaya devam etti.

“Tabii ki yok.” Zu An olsa bile böyle şeyleri kabul edemezdi, gerçi söyledikleri yalan değildi.

Ancak o zaman Chu Huanzhao rahat bir nefes verdi. Dikkatini masaya çevirene kadar Zu An çoktan yemeklerin yarısını silip süpürmüştü. Hemen öfkeyle yemek çubuklarına uzanırken haykırdı, “Domuz musun sen ya? Biraz da bana bırak!”

Zu An biraz şaşırdı, “Bir düklük klanının genç hanımı olarak böyle yemeklere doymuş olman gerekmez mi?”

Chu Huanzhao yanaklarını şişirip yanıtladı, “Annem çok katı. Neredeyse hiç harçlık vermiyor ve bu yemekler de pahalı. Normal zamanda parama kıyamıyorum.”

“Avv, yazık. Gel, biraz daha yemelisin.” Zu An bir parça et aldı ve acıyarak tabağına koydu.

“Teşekkürler enişte.” Chu Huanzhao bu sözleri söylediği gibi ansızın kaşlarını çattı, Bekle, burada benim param harcanıyor. Niye teşekkür eden benim?

“Tabağıma yemek koymayı bırak. Salyanı akıtıyorsun!”

“Hiç de iştahını kapatmış gibi durmuyor ama?” 

… 

İkili karnını doyurduktan sonra Zu An aniden sordu, “Huanzhao, hakkımda ne düşünüyorsun?”

Chu Huanzhao bir an şaşırıp içgüdüsel olarak yanıtladı, “Biraz nefret edilesi, sapık ve zayıf olsan da ucu ucuna insan olarak geçebilirsin.”

Zu An göz devirdi. Övüyor musun, gömüyor musun? “Sence malikanede kim enişten olmamı istemiyordur?”

Chu Huanzhao’nun dobra bir kişiliği vardı, dolayısıyla kimin onu öldürmek istediğini öğrenmek için bir şeyler öğrenmesi iyi olurdu.

Chu Huanzhao kahkahayı bastı, “Sayılamayacak kadar çok kişi var!”

Zu An onu pataklama dürtüsünü bastırdı ve devam etti, “Hayatımı almak isteyecek kadar nefret edenlerden bahsediyorum.”

Chu Huanzhao derin düşüncelere daldı ama bir süre sonra konuştuğunda cevabı değişmemişti, “Yine bir sürü kişi var…”

Zu An sersemledi. Bu şapşal kızın yalan söyleme ihtimali düşüktü ki bu da bedeninin asıl sahibinden ne kadar nefret edildiğini gösteriyordu. Chu Klanı’nda onu öldürmek isteyen bir sürü kişi vardı ha!

“Peki ablan?” Zu An gözlerini kırpmadan Chu Huanzhao’yla göz teması kurdu, sanki düşüncelerini okumaya çalışıyordu.

Chu Chuyan’ın onu öldürmek isteyeceğini düşünmese de sonuçta Kartanesi onun şahsi hizmetkarıydı. Chuyan’ın emri olmadan Kartanesi’nin böyle cüretkâr hareketler yapma ihtimali düşüktü.

“Ablam mı?” Chu Huanzhao’nun kafası karıştı, “Neden seni öldürmek istesin ki?”

“Beni ölü görmek isteyen bir sürü kişi var demedin mi? Ablan da onlardan birisi değil mi?” Zu An sordu.

Chu Huanzhao kaşlarını çattı ve yanıtladı, “Bizzat ablamın seçtiği damatsın. Ebeveynlerimin ablam için olağanüstü bir sürü genç erkek bulduğunu ama onlara bir bakış bile atmadığını bilmelisin. Nihayetinde bir hova… Öhö öhö, senin gibi bir adam seçti demek istiyorum. Onu durdurmaya çalışan, geleceğini mahvedeceğini söyleyen bir sürü kişi oldu. Ancak senden başka kimseyle evlenmeyeceğini söyledi. Bugün bile sende ne gördüğüne dair hiçbir fikrim yok.”

Bu sözleri söylerken düşünceli düşünceli Zu An’ı süzdü.

“Hey hey hey, duygularımı incitiyorsun!”

Zu An derin düşüncelere daldı. Bunu daha önce Cheng Shouping’den duymuştu ve Chu Huanzhao da meseleyi onaylamıştı. Görünüşe göre malikanede suçlu olması imkansız olan tek kişi Chu Chuyan’dı.

Birdenbire gözleri kalan yemekleri mideyi indiren kıza döndü ve sözlerini yuttu. Hayır, mümkün değil. Bu malikenede beni öldürmek isteyecek son kişi, Chu Chuyan’dan sonra bu kızdır.

“Ablan bu günlerde ne işle uğraşıyor?” Zu An sordu.

“Hiçbir fikrim yok.” Chu Huanzhao önündeki leziz yemeklerin tadını çıkartırken yanıtladı.

Zu An can sıkıntısıyla kaç çattı, “O senin ablan, neden bilmiyorsun?”

Chu Huanzhao tereddüt etmeden bu sözlerine karşı çıktı, “Ve sen de kocasısın, neden hiçbir şey bilmiyorsun? Evde neler dönüyor umurumda değil.”

“Ye ye ye, tek bildiğin yemek. Oburun teki olsan da göğsün büyümüyor.” Zu An kızın düz göğsüne bakarken merak etti: Aynı anneden gelmeler, neden aralarında bu kadar büyük fark var?

“Orada dur bakalım. Ne dedin sen?” Chu Huanzhao, Zu An’ın bakışlarını fark ettiğinde yemeğini yeni bitirmişti ve anında parladı.

Chu Huanzhao’yu başarıyla trollediniz, +666 Öfke!

Zu An eğlendi. Göğüsleri hakkında bu kadar hassas olmasını beklemiyordu. Tabii şimdi onu öfkelendirmek istemiyordu, “Diyorum ki görünüşüne biraz dikkat etmelisin. En azından yemekten sonra ağzını sil.” dedi.

Konuştuktan sonra uzanıp kızın dudaklarına yapışmış bir pirinç tanesini aldı.

Hareketi Chu Huanzhao’nun yüzünün öfkeden kıpkırmızı olmasına neden oldu, “Hey, bir erkekle kadının yakın temasa girmesinin uygun olmadığını hiç duymadın mı? Bana karşı böyle pis düşünceler taşıyor olamazsın değil mi?”

Zu An can sıkıntısıyla dilini şaklattı, “Ancak böyle bir zamanda mı kendini kadın olarak görüyorsun, huh?”

Chu Huanzhao bir an sersemleyip kafa karışıklığıyla onayladı, “O da doğru.” Ses tonuna bakılırsa daha fazla bu konuyu düşünme konusunda pes etmişti.