Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

7. Bölüm Atılım

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Zu An döndü, bir sandalye aldı ve oturdu, “Başlayalım. Tek bir isteğim var; yüzüme vurma. Karnımı doyurmamı bu yakışıklı çehreme borçluyum.”

Chu Huanzhao öfkeyle dişlerini sıktı ama ebeveynlerinin ya da ablasının bu olanları öğrenmesini istemediğinden kabul etti, “Tamam. Yüzüne vurmayacağım.” Bileğini çevirmesiyle kırbaç havada inledi, Zu An’ın göğsüne inerken tüyler ürperten bir ses çıkarttı. Kıyafetlerinde kocaman bir delik açtı ve anında her yere kan saçıldı.

Ancak… Chu Huanzhao’nun gülümsemesi çabucak dondu, ardından silindi. Beklentilerinin aksine bırak gözyaşları ya da yavarmalar, karşısındaki herif bağırmadı bile. Hiçbir tepki vermedi. Öylece sükunetle oturdu. Tek fark, oldukça… tuhaf… bir ifade takınmasıydı.

Zu An acı falan hissetmemişti. Aksine müthiş bir zevk almıştı. Tabii yüzünde garip bir ifade olacaktı! Çölde kaybolmuş bir adamın ansızın sulu mu sulu, buz gibi karpuz bulması gibi bir zevk tattı. İmparatorluk sınavında birinci olan bir alim olduğunu hissetti. Darbe öyle güzel hissettirdi ki az kalsın inleyecekti.

Ancak, bulunduğu yeri göz önüne alarak tüm iradesini ses çıkarmamak için kullandı. Dayak yediğinde zevkle inleyen bir mazoşist olduğu dedikodusu yayılsın istemiyordu.

“Eeeeep?!” Chu Huanzhao’nun gözleri şok içinde kocaman açıldı. Bu beklediğinden tamamen farklıydı. Sessiz kalmak için kendini zorluyor ve kayıtsızmış numarası yapıyor olmalı. Evet evet, öyle olmalı! Az önce vurduğumda hemen ağlamaya başlamıştı. Muhtemelen iddia uğruna kendini sessiz kalmaya zorluyordur!

Chu Huanzhao dişlerini sıktı, peşi sıra bir kere daha vurdu. Ağlak Kırbacı’nın ne kadar korkutucu olduğunu ondan daha iyi kimse bilemezdi. İnanılmaz güçlü iradesi olan birinin ilk vuruşuna dayanması mümkündü ama ikinci sefer mi? Haha, imkansızdı be!

İkinci kamçı darbesi de Zu An’ın göğsüne indi. İlkiyle birleştiğinde, kocaman, kanlı bir X yarattı. Chu Huanzhao hevesle izledi. Hadi ağlama da göreyim.

Ancak Zu An’ın yanıtı… “Hmm? Mmm…”dan ibaretti.

Yapabileceği hiçbir şey yoktu. Halihazırda kendisini sonuna kadar tutuyordu. Aslında, şu anda ne kadar zevk aldığından utanıyordu. Adeta önünde yepyeni bir dünyanın kapıları açılmıştı.

Chu Huanzhao tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Bugün yaşanan her şey ne bekliyorsa tam zıttıydı. Uzun bir süre düşündü ve vuracağı yeri değiştirmeye karar verdi. Belki göğsü yaralarından dolayı çoktan tamamen uyuşmuştur.

Derin bir nefes aldı, ardından üçüncü saldırısını bacağına yaptı. Ne yazık ki bir kere daha hayal kırıklığına uğradı. Zu An’ın ifadesine bakılırsa, belli ki kırılmanın ve yaşadığı ıstıraba kapılmanın eşiğindeydi ama nihayetinde tek kelime etmedi.

“Ben… kazandım, değil mi?” Zu An ikinci formasyonun da neredeyse yarısının dolduğunu fark etti. Görünüşe göre bu küçük sürtük elinden geleni ardına koymadı.

“İmkânsız!” Chu Huanzhao’nun gözleri fal taşı gibi açıldı. Elindeki kırbaca baktı, bildiklerini sorgulamaya başladı. Kırbacım bozulmuş olabilir mi?

Bir an düşündükten sonra Zu An’ın yanına geldi ve kırbacı uzattı. “Bana vur.”

Zu An anında tetiğe geçti. “Ciddi misin?”

“Kapa çeneni ve vur! Unutma, yüzüme vurmak yok.” Chu Huanzhao gururla çenesini kaldırdı, yüzünde inanmayan bir ifade vardı. Sonrasında gözlerini kapattı, kirpikleri titriyordu.

Zu An mükemmel pürüzsüzlükteki soluk, oval şekilli yüzüne bakarken iç çekmeden edemedi. Chu Klanı’ndaki bütün kadınlar ucube olsa da, anasını satayım, bu hatunlarda ne gen var be!

Yüzüne vurması mümkün değildi. Feminist falan değildi; aksine Chu Klanı öğrenirse ona yapacaklarından korkuyordu.

Birden kıkırdamaya başladı, “Hayatım boyunca birisinin böyle bir şey istediğini duymadığıma yemin ederim. Merak etme, tatmin olacaksın.” Bu küçük sürtük ağzıma sıçtı. O zaman ben de anladığı dilden konuşurum.

Böylece, kırbacı vahşice salladı. Ne yazık ki kendi bedeninin ne kadar zarar gördüğünü küçümsemişti. Bütün acısı zevke dönüşmesine rağmen hiç gücü kalmamıştı. Hâlâ nefes alması mucizeydi. Gerçekten sağlam bir darbe indirmesi imkansızdı.

Bu savuruşu yumuşak ve zayıf olarak betimlenebilirdi… ama gariptir ki kırbaç Chu Huanzhao’ya dokunduğunda, kız hemen acınası bir çığlık kopardı ve küçücük yarayı acıyla tuttu. “ACIYOR!”

Zu An kızın gözyaşları dökmesini izledi. İlk defa ödül olarak Hanımzade’nin Zevk Yumağı’nı çektiğine sevindi.

“Seni piç! Neden o kadar sert vurdun?!” Chu Huanzhao bir eliyle yarasını tutarken diğeriyle de gözyaşlarını sildi.

Zu An ne diyeceğini bilemedi. “Bana kat kat daha sert vurdun.”

“O zaman neden çığlık atmadın?” Chu Huanzhao merakla baktı. Adamın saldırısının kendi vurduklarıyla kıyaslanamayacağının farkındaydı.

Zu An hafifçe öksürdü, ardından sükûnet saçan bir ifade takındı, “Gerçek adam dediğin asla acıya boyun eğmez.” Bazen, başarana kadar numara yaparsın.

Chu Huanzhao gözlerini kırpıştırdı, tereddütle kafa salladı. “Görünüşe göre seni küçümsemişim. Tamam. Sen kazandın. Yalaka’yı öldürdün diye seni suçlamayacağım.”

Konuştuktan sonra döndü ve hemen ayrılmaya çalıştı. Çabucak bir hizmetkar bulup yarasına merhem sürdürmek istiyordu. Umarım iz bırakmaz.

Ancak Zu An onu durdurdu. Beklenti dolu bir ifade takındı, “Daha gitme. Birkaç kez daha kırbaçla.”

Chu Huanzhao: “?!?!?!”

“Ahem-hem-hem!” Zu An da sözlerinin kulağa aşırı mazoşistik geldiğini hissetti. Aceleyle düzeltti, “Öyle demek istemiyorum. Bir iddiaya daha girelim dedim.”

İkinci formasyonun neredeyse dolduğunu fark etmişti. Böyle şahane bir fırsatı nasıl geri tepebilirdi? Ayrıca Zevk Yumağı’nın etkisinin zaman sınırı vardı. Kalan zamanını boşa harcaması üzücü olurdu.

“Ne iddiası?” Chu Huanzhao düşünmeden yanıtladı.

Zu An konuştu, “Az öncekiyle aynı. Eğer kazanırsam, geçen gece yatağına girdim diye söylenmeyeceksin. Kaybedersem, um… tamam. Ben… ben ayaklarını yalayacağım.”

Bu dünyayı daha pek tanımasa da bir damadın gerdek gecesi baldızının odasına sızması muhtemelen affedilemez bir suçtu. Eğer Chu Huanzhao  onu affederse Chu Klanı’ndaki hayatı büyük ihtimalle düzelirdi.

Beklenmedik bir şekilde, Chu Huanzhao’nun yüzü anında kıpkırmızı kesildi, “Neden ayaklarımı yalamayı bu kadar çok istiyorsun?! Seni sapık! Ablama söyleyeceğim!”

Zu An: “…..”Bu sapıkça iddiayı sen önerdin lan!

“Tamam! Kabul ediyorum!” Chu Huanzhao’nun yüzünde bir kere daha heyecan yüzeye çıktı. Tıpkı bir kumarbaz gibiydi; az önce neden ve nasıl kaybettiğini bilmiyordu ama sonraki turu kazanmaya kararlıydı.

“O zaman lütfen kırbaçla!”

Üç kırbaç darbesi daha indi. Chu Huanzhao’nun gözlerinde şaşkın, kaybolmuş bir bakış vardı. Adam açıkça yere çökmüştü ve kalkamıyordu, ancak hiç ses çıkarmamıştı. “Bu… acıtmıyor mu?”

“Tabii ki acıtıyor! Ama gerçek adam dediğin asla acıya boyun eğmez!” Zu An üçüncü formasyonun yarısının dolduğunu fark etti. O kadar mutluydu ki kurtlarını dökene dek oynayabilirdi ama bir gariplik olduğunun anlaşılmasını istemedi.

“Üçüncü bir iddiaya ne dersin?” Zu An şansını denedi.

Chu Huanzhao’nun yüzünde garip bir ifade beliriverdi. “Senin… bir tür fetişin falan mı var?”

“Tabii ki hayır!” Zu An hemen karşı çıktı. Oh sikeyim. Öyle bir şöhretimin olmasına izin veremem. “Sadece ayaklarımı yaladığını görmek istiyorum, hehe.”

“Yürüüü! Anca rüyanda.” Bütün bunlar olmasaydı, Chu Huanzhao kaybetme şansı olmadığını düşündüğünden hemen kabul ederdi. İki kere üst üste kaybettikten sonraysa biraz çekiniyordu.

Zu An da bu iddiayı kabul etmeyeceğine epey emindi ve dolayısıyla değiştirdi. “O halde iddaayı değiştirelim, eğer kazanırsam ne zaman beni görsen saygıyla ‘enişte’ diyeceksin. Anlaştık mı?”

Chu Huanzhao uzun bir süre kafasından hesap kitap yaptı. Adam zaten eniştesiydi; kaybetse bile sorun değildi. Kafa salladı, “Anlaştık!”

Yeni bir tur iddia başladı! İlk kırbaçtan sonra, Zu An ne bedeninin titremesine daha fazla engel olabildi ne de inlemesine. Acıdan inlemek değildi bu; saf zevk ve tatminin dile gelmesiydi!

“Sapık olduğunu biliyordum!” Chu Huanzhao’nun yüzü domates gibi kızardı. Ayaklarını yere vurdu, peşi sıra Yalaka’nın cesedini aldı ve telaşla koşturdu.

“Hey, daha iki kere daha vuracaktın!” Zu An endişeyle haykırdı ama Chu Huanzhao dehşete kapılmış yavru tavşan gibi karanlıkta gözden kaybolmuştu.

Ehhh. Hiç de şaka anlayışı yok. Zu An kendi kendine homurdandı. Neyse ki üçüncü formasyon neredeyse dolmuştu. Yeni gücünü denemek için bir yumruğunu havaya savurdu. Tam o anda, birden dışarıdan bir ses geldi.

“Gerçekten de ikinci kademenin üçüncü adımına mı ulaştın? Ve üçüncü adımın da neredeyse zirvesine ha!” Odaya bir figür girdi. Doğal olarak bu Yaşlı Mi’ydi.

Başından beri yakında bir yerde saklanıp izliyor muydun, sikik! Zu An içinde alevlenen öfkeyi hissetti ama açığa vurmadı. Bunun yerine sordu, “İkinci kademenin üçüncü adımı mı, ne demek istiyorsun?”

Yaşlı Mi açıkladı, “Sana dokuz kademeyi açıklamıştım. İkinci kademede derini sertleştirirsin. Atılım yapmadan önce her kademenin geçmen gereken toplam dokuz adımı olur. Velet, sadece iki saatte gerçekten de ikinci kademenin üçüncü adımına ulaştın! Garip. Sıradan birisi bırak ikinciyi, ilk kademeye ulaşmak için aylar hatta yıllarca bedenine ki çeker.  Düşük Ding sınıfı yeteneğinle ikinci kademenin üçüncü adımına ulaşman gerçekten sadece iki saat sürmüş. Gizli kılavuz olağanüstü olmasına rağmen bu kadar çabuk güçlenmeni sağlamamalıydı.”

Zu An çabucak anladı. Gizli kılavuzu özümsedikten sonra F2 tuşu bedenine dokuz formasyon eklemişti. Bu muhtemelen sürecin en zor kısmını, bedene ilk defa ki çekme adımını atlamasını sağlamıştı. Böylece ikinci kademeye atlamış ve neredeyse üç formasyonu doldurmuştu.

Açıklama bulmak için kafa patlattı. Sonuçta, kralların yolu ödleklikten geçerdi! Hâlâ epey zayıftı. Eğer olağanüstü yeteneğini gösterirse, diğerleri kıskançlık duyup onu öldürebilirdi. Bu pek hoş olmazdı.

Ancak tam o anda Yaşlı Mi kendi kendine mırıldanmaya başladı. “Görünüşe göre Ağlak Kırbacı gerçekten de olağanüstü bir silah. Üstelik acıya karşı koyduğundan bedenini inanılmaz derecede sardı. Bu gizli kitabın özel etkileriyle birleştiğinde, sonuç olarak inanılmaz kazançlı çıktın.” Belki gelecekte ben de deneyebilirim ha?

Yaşlı Mi’nin kendi açıklamasını bulduğunu gören Zu An bir şey söyleme gereği duymadı. İkinci kademenin üçüncü adımının ona nasıl bir güç verdiğini sormak üzereydi ki aniden bedenini saran acıyı hissedip çığlığı bastı.