Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

8. Bölüm Bahar Kardeşinize İnanın

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Yaşlı Mi’nin yüzündeki şüphe nihayet kayboldu, “Ağlak Kırbacı’nın ıstırabına nasıl katlandığını merak ediyordum. Belli ki inanılmaz güçlü iradeni kullanıyormuşsun. Hayran olunası.”

Ancak Zu An içinden küfürler savurmakla meşguldü. Sahte Zevk Yumağı falan mı almıştı? Yumağın acı çekmemesini sağlaması gerekmiyor muydu? Neler oluyordu lan?

Ama çabucak neler olduğunu çaktı. Zevk Yumağı’nın işlevi sadece bir saat sürüyordu ve çoktan süresi dolmuştu. Ağlak Kırbacı’nın 10x acısına dayansa da bedeni ağır yaralanmıştı. Şimdi acı bağışıklığı geçince de yaralarının yarattığı normal acıyı daha fazla bastıramadı.

Yaşlı Mi yaralarını kontrol etmeye geldi, “Kendini şanslı say, velet. Eğer o küçük kız bir kere daha vursaydı ölmüştün.” Yaşlı Mi şaşkınlıkla iç çekti, “Bedenin inanılmaz zayıf. O kadar kırbaçlanmaya bir şekilde dayanabilmen şoke edici.”

Zu An ancak o zaman Zevk Yumağı’nın verdiği diğer etkiyi hatırladı. Senden daha zengin bir kadının neden olduğu tüm ‘ölümcül saldırılar’ etkisini yitirecek gibi bir şey değil miydi? Hey, o zaman ne zaman zengin bir kadınla dövüşsem şahane bir avantajım olmaz mı?

Zihninden kendine tokadı bastı. Ne düşünüyorum ben! Nasıl bir adam kadınlarla dövüşür ha? Buradaki asıl sıkıntısı Zevk Yumağı’nın kullanılması için birçok kısıtlama vardı ki bu da onu gerçekten de elverişsiz yapıyordu.

Yaşlı Mi bir ilaç şişesi çıkardı. Kolunu sallamasıyla ilaç tozu Zu An’ın yaralarına nüfuz etti, “Bu iki ilaç şişesini al. Birisini üzerine sür diğerini de yut. Önümüzdeki birkaç günü dinlenerek geçir. Kendini gebertme.”

Zu An yaralarını serin, rahatlatıcı bir hissin sardığını fark etti. Anında çok daha iyi hissetti ve içten minnettarlığını dile getirdi, “Üstat, gerçekten size nasıl teşekkür ederim bilmiyorum.”

Yaşlı Mi kıkırdadı, “Endişelenme. Çok yakında öğreneceksin.” Dişlerini göstererek sırıttı, ardından kambur duruşuna geçip odadan çıktı.

Zu An ihtiyarı umursamadı. Tamamen şu anki kazancını saymaya odaklanmıştı. Chu Huanzhao’dan toplamda 1444 Öfke puanı kasmıştı. Yani piyangoyu 14 kez oynayabilirdi! Sadece düşünmesi bile küçük kız hakkındaki izlenimini iyileştirdi. Kızın damarlarında ATM kanı akmıyorsa bana da Zu An demesinler!

Yatakta öylece yatmaktan başka yapabileceği bir şey yoktu. Bu yüzden piyango oynamaya karar verdi. Neyse ki klavyeyi sadece düşünceleriyle kontrol edebiliyordu, zira şu an o kadar zayıftı ki elini bile kaldıracak gücü yoktu.

Zihinsel olarak piyango tuşuna bastı ardından hevesle klavyede gezinen ışığı takip etti. Bu sefer ne kazanacağım?

Şaşırtıcıdır ki bu sefer ışık sadece rakamlarda ve boşluk tuşunda gezindi; harflere dokunmadı bile. Ancak o zaman ödüllerin sadece bir kısmının açık olduğu yazan notu hatırladı. İlk üç denemesi çömez hediyesi olarak verildiğinden kısıtlamasızdı. Muhtemelen harflerin kilidini açmalıydı.

Bekle biraz. İlk üç sefer için ‘eşya düşme oranı büyük ölçüde yükseltildi’ dediğini de hatırlıyorum ama yine de birisi ‘oynadığınız için teşekkürler’ çıkmıştı. Yani normal eşya düşme oranı…

Oynadığınız İçin Teşekkürler!

Zu An kaşlarını çattı ama beklenmedik değildi. Çok endişelenmedi ve 100 Öfke puanı daha harcadı.

Oynadığınız İçin Teşekkürler!

Oynadığınız İçin Teşekkürler!

Oynadığınız İçin Teşekkürler!

……

Ardı ardına sekiz kez! Hepsi de ‘Oynadığınız İçin Teşekkürler!’

Senin ben ananı sikeyim. Zu An klavyeyi paramparça etmek üzereydi. Kendisinden Öfke puanı kasamaması büyük kayıptı; yoksa muhtemelen çoktan barını fullerdi.

Bir kere daha oynamadan önce gidip yüzünü yıkamak istiyordu ama ne yazık ki böyle ağır yaralıyken kıpırdamayı bile başaramıyordu. Kalkacak gücü nereden bulacaktı?

Pencereden bir çift soğuk bakışın şu anda kendisini izlediğinden bihaberdi. Fark etseydi, kesinlikle bu zarif figürün Chu Chuyan’ın şahsi hizmetkarına, Kartanesi’ne ait olduğunu fark ederdi.

Delirdi mi bu be? Kartanesi’nin güzel yüzünden kafasının karıştığı okunuyordu. Dikkatle durumu tarttı kız. Gencin bedenindeki kanlı yaraları fark ettiğindeyse şaşırdı, “Ağlak Kırbacı?”

Doğal olarak İkinci Hanım’ın silahının destansı izlerini tanıdı. Son derece garip bir ifade takınıverdi, “Galiba onun ellerinde ölmesi en iyisi olur. Eğer bizzat harekete geçersem kimliğimi açığa verebilirim.” Bu işe yaramaz damadın ne denli zayıf olduğunu iyi biliyordu; Ağlak Kırbacı’nın açtığı bunca yaraya dayanabilmesi mümkün değildi. Masada kalacağı neredeyse kesindi.

Arkasını döndü ve kendi odasına gitti. Etrafta kimsenin olmadığına emin olduktan sonra biraz çekirdek çitledi ve bir parça kâğıda hızlıca gizli mesajını çiziktirdi.

“Saygıdeğer genç efendim, içiniz rahat olsun; Chu Hanım saf ve el değmemiş kaldı. İkili aynı odada kalmadı. Ek olarak, Zu An’ı mümkün olan en kısa sürede ortadan kaldıracağıma güvenin. Yakında size güzel haberler vermeyi bekliyorum.”

Başlangıçta Zu An’ın iktidarsızlığını da eklemeyi düşündü ama ardından tereddüt etti ve o kısmı yırttı. Nasıl anlatacağını ya da neyin neden olduğuna emin değildi ve ek olarak istemsizce genç efendisine ona başka bir adamın dokunduğunu anlatmak istemiyordu.

Zu An piçinin havuzda neredeyse her yerine dokunduğunu ve sonrasında da Chu Hanım’ın odasında daha da ileri gittiğini hatırlayınca dişlerini sıktı. Nefretle birkaç çekirdeği ısırdı. İkinci Hanım’ın ellerinde can verdiği için kendini şanslı saysın. Bu gece ona mutlak işkence neymiş göstermeyi planlıyordum.

Daha sonra Chu Chuyan’ın Zu An’la yatmasını emrettiği an aklına geldi. Dudaklarını ısırdı, peşi sıra mesaja ekleme yaptı, “Ayrıca… biraz abartıyor olabilirim ama Chu Hanım’ın benden şüphe duyduğunu hissediyorum. Lütfen görevinizi geciktirmeyin, genç efendim.”

Mektubunu bitirdikten sonra mühürledi ve küçük bir güzel baykuş çağırdı. Mektubu baykuşun ayağına yerleştirdi, “Çabuk genç efendiye gönder.”

Baykuş insan zekasına sahip gibiydi. Kanatlarını açtı ve hızlıca karanlığa karıştı.

Zu An suikast teşebbüsünden ucu ucuna kaçtığından bihaberdi. Bütün dikkatini piyangoya odaklamıştı. Sonunda, onuncu denemesinde, ışık boşluk yerine ‘1’ tuşunda durdu. Sanal ekranda kırmızı bir şişe görüntüsü ve de metin belirdi.

Kardeş Bahar’a İnanın (K): Uçsuz bucaksız kadim evrende, uzun mu uzun zaman önce bir laf vardı – ‘Bahar Kardeş’e inanın ve ebedi yaşam kazanın!’ Bu şişe sağlığınızı hızlıca yenileyecektir. Hâlâ hayatta olduğunuz sürece en ölümcül yaralar bile silinir ve tüm sağlık barınızı geri kazanırsınız.

“Kardeş Bahar’a İnanın mı?!” Bu rastgele Çin internet mimi Zu An’a ciddi ciddi bu klavyenin yaratıcısının Dünya’dan gelme ihtimalini düşündürdü… ama mantıklı gelmedi. Dünya yüksek seviye teknolojiye sahip olsa da bu klavye gibi bir şey yaratmanın yakınından geçmiyordu. [1]

Eşyayı aldı. Görünüşü video oyunlarındaki sağlık iksirlerine benziyordu. Şu anki durumunu göze alınca, hemen içmeye karar verdi. Ölebilecek kadar zayıf olduğundan endişeleniyordu. Ölürse, sıçardı.

Şişedeki kırmızı sıvıyı mideye indirince, uzuvlarına ve kemiklerine yayılan sıcaklığı hissedebildi. Ağlak Kırbacı’nın açtığı korkutucu yaralar gözle görülür hızla kapanmaya başladı hatta yıldırımın neden olduğu yanıklar bile iyileşmeye ve yeni derisi çıkmaya başladı.

“Oh, vay anasını. Bu kadar etkiliymiş bu şey?!” Zu An anında doğruldu, artık her verdiği nefesle ölüme yaklaştığını hissetmiyordu. Bedeni sanki hiç yaralanmamıştı.

Bu şey mucize lan! Eğer elimde stoğu olursa bildiğin ölümsüz olurum! Bekle – ‘Kardeş Bahar’a İnanın (K)’ diyordu. Oradaki ‘K’ ne ki? Zu An bu soruyu düşündü. Muhtemelen ‘küçük’ anlamına geliyordu, yani oyunlardaki can iksirlerine benzer olmalıydı, değil mi?

Küçük bir iksirin ne kadar iyileştirdiğinin de bir sınırı vardı. Eğer gelecekte seviye atlar ve sağlığı çok fazla olursa, tek bir küçük iksir tüm sağlığını yenileyemeyebilirdi. Gel gör ki bu aptal açıklama bir şişenin üst sınırı hakkında detay vermiyordu.

Ayaklandı ve gerindi. Artık tehlikede hissetmiyordu ve aslında gücü dönecek kadar iyileşmişti. Muhtemelen bu ikinci kademenin üçüncü adımına ulaşmasının etkisiydi.

Bir dizi denemenin ardından şu anki gücünün dört sıradan adama denk olduğunu hissetti. Unutmayın, bundan önce bedeni o kadar zayıftı ki sıradan bir yetişkine bile denk değildi!

Ancak Zu An yine de pek tatmin olmadı. Şu anki gücüne kolay ulaşmamıştı ama o kadar da güçlü hissetmiyordu. Kendisi ve sıradan gelişimciler arasında fark yoktu.

Aslına bakarsa, bu dünya hakkında yeterli bilgisi olmaması sorundu. Bu dünyada kişinin konumu ve otoritesi gücüyle doğru orantılıydı. İmparator en yüksek konuma sahipti ve de en güçlü gelişimciydi; bir Yeryüzü Ölümsüzü’ydü! Çeşitli büyük tarikatların başkanları ve büyük klanların patriği genelde Üstat seviyesindeyken, Krallar, Prensler ve Yüce Mareşeller Usta seviyesinde olurdu. Sıradan Generaller ve Dokuz Vekil ise dokuzuncu kademede, çoğu dük ve komutanla bazı markilerse sekizinci kademede olurdu. Şehir yöneticileri yedinci kademedeydi ve devamı öyle öyle giderdi.

Köy öğretmenleri ve köy vergi memurları gibi en düşük memurların bile en az ikinci kademede olması gerekirdi. İkinci kademe halihazırda imparatorluğun memuru olmalarına ve hatırı sayılır bir maaş ve gelişim kaynaklarına ulaşmalarına yeterdi. Bütün hayatını çırpınarak geçiren ve bu seviyeye ulaşamayan bir sürü kişi vardı. Ne de olsa gelişimci olmaya çalışan kişilerin yalnızc %10’u doğayla bağ kurmayı başararak ilk kademeye ulaşırdı. İkinci kademeye ulaşmak içinse devasa miktarda elementum gerekirdi. Sıradan birisi bunu nasıl karşılayabilirdi?

Zu An yeni bedenine alışmak için biraz zaman harcadıktan sonra tekrardan piyangoya döndü. Bu sefer işine yarayacak bir şey kazanmayı beklemiyordu. Tek istediği bir şey kazanmaktı, Zevk Yumağı gibi başta tamamen işe yaramaz duran bir şeye bile razıydı. Bir sağlık ikisi kazanmak için bin Öfke puanı harcamıştı ve geriye sadece dört şansı kalmıştı. Tek umudu hepsinin ‘oynadığınız için teşekkürler’ çıkmamasıydı.

İlk üç denemesinde ‘oynadığınız için teşekkürler’ aldı. Nihayet dördüncü denemesinde, ışık sonunda ‘0’ın üstünde durdu. Afallayan Zu An aceleyle ekrana baktı ve garip kızıl bir hapın belirdiğini gördü.

İlik Temizleme Hapı: Neden her gün o kadar sıkı çalışmana rağmen sonuçların parmağını kıpırdatmayan genç efendilere yetişemiyor? Ünlü bir söz vardır: dehanın %1’i ilham, %99’u sıkı çalışmadır. Gel gör ki bu %1’lik ilham genellikle %99’luk sıkı çalışmadan daha önemlidir. Bu hapı kullandıktan sonra kemik iliğinizi temizleyip arıtabilir, bedeninizin genel kalitesini büyük ölçüde artırarak eğitiminizi hızlandırabilirsiniz.

Zu An aniden Chu Chuyan ve Yaşlı Mi’nin sözlerini, ne denli yeteneksiz olduğunu, hatırladı. Bu hapla çabucak kademe atlayacağıma, daha fazla maaş alacağıma, güzel kadınların ilgisini çekeceğime ve toplumun zirvesine yükseleceğine eminim! İşte şimdi siktim sizi!

 

 

Çevirmen notu
1.Li Yuchun’daki ‘chun’ bahar anlamına geliyor, zamanında Çin’deki çok ünlü bir şarkıcıydı. Erkek gibi giyindiğinden birçok kişi ona ‘Bahar Kardeş’ derdi. Fanları onu İsa gibi gözükecek resimlere yapıştırıp ardından ‘Kardeş Bahar’a inanın ve ebedi yaşam kazanın!’ yazardı.