Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

47. Bölüm Kan Yağmurları

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

Askerlerin soluk seslerinin art arda kesilişi, aralıların çığlıkları, ordu memurlarının bağırışları ve metallerin kulak tırmalayıcı çarpışma ve kırılma sesleri... Bu sesler surun altında birleşiyor ve normal insanların iliklerine kadar titremelerine yol açacak, ölümcül bir senfoni oluşturuyordu.

Surun çevresinden tezahüratlar, alkışlar ve destek bağırışları yükseliyordu. Onları zaptetmek adeta imkansızdı. 

Hepsinin korku ve endişesi, bir anda sesli neşe çığlıklarına dönüşmüştü.

Tanrısal balta Kalkan Sığınağı-Ejderha oluşumunun içine dalmış olsa da, aslında surun üstündeki herkesin kalbine de isabet etmişti. Karanlığın içerisindeki bir kibrit gibi onlara umut vermiş ve tüm Chambord'luların ruhlarının ateş almasına, kanlarının kaynamasına neden olmuştu.

Surun üstünde, herkes o baltanın kime ait olduğunu biliyordu. Çoktan çeşit çeşit kanla kaplanmış o miğferin altındaki yüzün kimin yüzü olduğunu, karşısına çıkan düşmanları teker teker biçen o baltayı sıkıca kavrayıp, adeta bir tüymüşçesine akılalmaz bir hızla savuran o ellerin kime ait olduğunu pek iyi biliyorlardı. İlk andan itibaren öfkeli bir kaplan gibi düşmanların arasına dalıp, gözlerinin iliştiği herkesi muhteşem kudretini gözler önüne sererek kesip biçen o ağır zırhlı şövalye, biraz önce gözlerinin önünde surdan aşağı kaymış ve diğer güçlü adamların önünde durmaya başlamıştı çünkü. Arkası takipçileriyle, önü zalim düşmanlarla çevrili olan o adam, bir anda herkesin içindeki karanlığı güçlü pençeleriyle söküp atmış olan Alexander'dan başkası değildi.

Surdaki herkes resmen ağlıyordu. Bağırıp çağırıyor, zıplıyor ve kollarını genişçe sallıyorlardı havada. krallarının yanında düşmanların göbeğine doğru taarruza geçmiş cesur adamları daha da güçlü bir hale getirebilirmişçesine, hiç durmuyorlardı. Surun üstünde büyük bir coşku yayılmıştı bir anda.

Zuli Nehri'nin diğer yakasında.

Gümüş maskeli savaşçı aniden kasvetle dolmuştu. Bu güzel şovu izlerken biraz önceye kadar sahip olduğu özgüven kaybolmuştu. İfadesi, bir parça lezzetli eti ısırmaya çalışıyorken dişinin kırıldığını fark etmişçesine kötüydü. 

O balta fırlatıldıktan sonra, kalbi devamlı olarak hızlanmış ve göğsünü parçalayacakmış gibi buna devam etmişti, bir şeylerin yanlış olduğunu fark etmişti.

Gurur duyduğu Kalkan Sığınağı Düzeni, düşmanları bir saniyeliğine bile tutamamıştı. Onlar tarafından hızlıca parçalanarak açılmıştı. Böylesine kolay bir şekilde tüm oluşumun içine hücum edebilmiş olmaları, onun yüzüne atılmış şiddetli bir tokat gibiydi. 

Baltayı taşıyan adamın yıkıcı gücü ilk kez onu bir şeylerin tehdit ettiğini hissettirmişti gümüş maskeli şövalyeye. Böyle bir güç hiçbir adamda bulunmamalıydı. Bir enerji kırıntısı dahi yokken ortada, böyle bir güç de neyin nesiydi?

''Kara şövalyeler, emrimi iletin, bu kaotik ön oluşum bırakılacak ve [Kilit Düzeni]'ne dönüştürülecek; şu herifleri sarıp sıkıştırdığınızdan emin olun! Daha sonra da ejder mızrakları çıkarılsın ve araya biraz mesafe konsun, bu heriflerle dikkatsizce savaşmayın...'' 

Gümüş maskeli şövalye hızlıca kendini sakinleştirmiş ve düzgün adaptasyon yeteneklerini sergileyerek, bir diğer planı gerçekleştirmeye başlamıştı.

Gözleri kandırılmamıştı. Bu yirmili 'ölüm timi'nin Yıldız Seviye savaşçılar değil, bir ton fiziksel güce sahip basit, sıradan adamlar olduğunu söyleyebilirdi. Savaşa girdiklerinde, er ya da geç yorulacak ve öldürülmesi basit bir hale geleceklerdi.

Ancak, gümüş maskeli şövalye daha fazla beklemek istememişti. Her türlü durumda sakin kalıp insanların zihnini okuyarak orduyu yönetmek üzere birçok teknik öğrenmiş olsa da, karınca benzeri düşmanlara karşı art arda kaybedilen savaşlar onun utanç duymasına yol açmıştı. Daha fazla beklemeyerek en güçlü metotla düşmanları ezip, Chambord Kalesi'ni hızlıca fethetmeye karar vermişti.

Bunun hakkında bir süre düşündükten sonra, dişlerini gıcırdatarak soğuk bir şekilde konuşmuştu. ''Üç Yıldız Savaşçısı Landes'e mancınıkları korumayı bırakıp, Kalkan Sığınağı düzeninin geri kalanındaki birliklere katılıp şu piçleri bir an önce yok etmesi gerektiğini söyleyin... Ordunun geri kalanının da hazırlandığından emin olun, bu bittikten sonra kuşatma hemen başlatılacak!'' 

Gümüş maskeli savaşçı iki emir düşünüp bunların her şeyi kapsadığından emin olduktan sonra, elindeki at kamçısını sallamış ve kara şövalyelerin, emirlerini iletmek üzere hızlıca harekete geçmesini sağlamıştı.

Köprüde, kan akışının hiç yavaşlamadığı savaş tüm hızıyla devam ediyordu.

12. Seviye bir Barbar'ın korkunç gücünü kullanarak, Fei, düşman hattının içerisinde bir yol açmıştı. Yirmi iki güçlü adam da onu takip etmişti hızlı bir şekilde; birlikte, düşmanın kalbine saplanan rakipsiz bir kılıç gibilerdi.

Kalkan Sığınağı Oluşumu epey büyük miktarda bir ön savunmayı garantiliyordu; süvariler dahi onu kolayca geçemezdi. Ancak, kalkanların arkasındaki, ince deri zırhlar giyiyor olan askerler, düşman oluşumu bir kere yardıktan sonra, kocaman demir kalkanlarının koruması olmadan bir kesimhanedeki domuzlara dönüyorlardı.

Pierce ve Drogba, Fei'nin hemen arkasındalardı. İkisi de Chambord'daki en güçlü adamlardandı; savaş çekici ve balta, düşmanları büyük miktardaki güçlerle ezip, biçmeye devam ediyordu. Kalkan Sığınağı Oluşumu'nun içindeki düşmanların silahları onlarınkilere değdiği anda kırılıyor, daha sonra düşmanlar da silahlarıyla birlikte daha fazla devam edemeyecek hale gelerek ölüyorlardı. Burada, onları durdurabilecek hiçbir şey yoktu.

İnce köprünün üstünde, kırmızı kan her yeri ve her şeyi süslemişti. 'Ölüm timi'nin gittiği her yerde bir kaos çıkıyordu ortaya.

Arazinin kısıtlamalarından dolayı, düşmanların sayısı çok fazla olsa da Fei ve diğer güçlü heriflerin etrafını sarmaları mümkün olmuyordu. Köprünün genişliği en fazla elli adamı alabilirdi. Bu yüzden de sayı avantajlarından yarar sağlayamıyor, hatta bir dezavantaja sahip oluyorlardı. 

Kaosun içerisinde, Yıldız Seviye'ye yakın olan bir düşman ordu memuru, Kalkan Sığınağı Oluşumu'na ölümcül bir darbe vurmuş olan adamın şu anda bir silaha sahip olmadığını görmüştü, hiçbir yerde görünmüyordu o devasa baltası. Son derece heyecanlanmıştı. Bir anda, Şans Tanrıçası'nın onu kutsadığını düşünmüş ve yarı yarıya kırılmış bir ejderha mızrağını yerden kaparak, sınırlı enerjisiyle Fei'nin gardını indirdiğini düşündüğü anda ona doğru sinsice ilerlemeye çalışmıştı.

Mızrak yarım kırılmış olsa da, en azından yirmi beş ya da otuz kilo ediyordu hala. Yıldız Seviyesi'ndeki bir savaşçının enerjisiyle bir ton momentuma sahip olmuş ve mızrağın ucu kana susamışçasına parlıyorken, Fei'nin kalbini hedef almıştı.

''Bunu al da müsait bir yerlerine sok!'' 

Ordu memuru düşman, düşmanının göğsünün delinişini ve kanlı saldırısını şimdiden görmüşçesine gülmüştü. Eğer oldukça güçlü olan bu herifi öldürmeyi başarırsa, bu büyük bir askeri onur olurdu ve o, şüphesiz kısa bir süre içerisinde rütbe yükselirdi.

Ama...

Ordu memurunun yüzündeki gülümseme, öylece donmuştu.

Kısa bir süre içerisinde çarpık çurpuk, acı ve korkuyu sonuna kadar hissetmiş, içinden kanlar çekilmiş bir yüze dönüşmüştü.

Silahsız adam bu sinsi saldırıyı gördüğünde biraz bile paniklememişti. Onun yerine yüzüne yerleşmiş kurnaz ve haset gülümsemesi, miğferinin altından bile görülebilecek şekilde ordu memuruna bir bakış atmıştı. Elini kaldırmış, beyaz bir ışığın parlamasıyla, sanki büyü yapmışçasına başka bir devasa balta yoktan varoluvermişti elinde!

''Tink!'' 

Ön taraftan bir kesiş sesi duyuldu.

Balta isabetli bir şekilde mızrağın baş kısmını kesivermişti. Yıpranmış metallerin çarpışmasıyla ortaya çıkan kıvılcımların ardından, baltanın keskin kısmı, ordu memurunun gözlerinde beyaz ve inci bir çizgiye dönüşmüştü. Yumuşak, sütlü bir pastayı kesiyor olan bir komando bıçağı gibi, balta demir mızrağı ikiye ayırmıştı bir anda. Kalan momentumla birlikte bir anda devasa balta, tahmin edilemez bir hızla kendisine doğru da ilerlemeye başlamıştı...

Soğukluğu hissetmişti...

Ejder mızrağı da, ordu memuru da...

Balta, ikisinin de içinden hızlıca geçivermişti. Kısa bir aranın ardından, ikisi de iki ayrı parçaya sahip nesneler haline gelmişlerdi.

Akan kanı durdurmak imkansızdı.

Adamın hala çalışmaya devam ediyor olan iç organları, beyaz kemiklerini kaplıyor olan et, deri ve uzuvları ile parça parça olmuş ejder mızrağı, hızla etrafa saçılmıştı...

Kanlar ve çarpışmaların yüksek sürtünme kuvvetiyle ısınmış ve hala sıcak bir halde olan mızraklar, havada birbirleriyle çarpışıyorlardı. Kanlı bir buhar bulutu haline gelmişlerdi. Daha fazla kan mızrakların üstüne sıçrıyor ve oluşan buhar, cesetlerin etrafındaki neredeyse her yeri dolduruyordu. Hava tam olarak kırmızıydı ve felaket kokuyordu.