Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

26. Bölüm Gizli Potansiyelin Ortaya Çıkışı (3)

Çevirmen: Zakowske / Editor: Momental

“Savaşçı mı?”

Seol Agnes’in sorusuna başını sallayarak cevap verdi. Ona söylendiği gibi sınıfı bahşedildiği anda gidip Agnes’i bilgilendirmişti.

“Anladım.” Agnes üzgün bir şekilde iç geçirirken kafasını salladı.

Sınıfların değerini kıyaslayacak olursa ‘Büyücü’ sınıfı, diğerlerinin boy ölçüşmeyi hayal bile edemeyeceği, ulaşılmaz bir üstünlüğe sahipti. Yalnızca yüksek saldırı gücüne sahip değil, aynı zamanda mevcut duruma hızla alışmayı sağlayan, hile sayılabilecek doğal bir esnekliğin getirdiği avantaja da sahipti.

Ayrıca nadir bir sınıftı da. 100 kişi arasında bir Büyücü bulmak bile çok zordu. Bir Büyücü olmak için kişinin manasının en az ‘Orta (Düşük)’ olması gerekiyordu. Aynı zamanda karakter özellikleriyle yeteneklerinin de buna uygun olması lazımdı.

Şu anda Tarafsız Bölge’deki hayatta kalanların ortalama manası ‘Düşük (Düşük)’tü. Mana statlarının bu kadar düşük olmasının sebebi, şimdiye kadar gelişmiş bir teknolojiye sahip oldukları Dünya’da yaşıyor olmalarıydı.

Bu yüzden de aralarından bir Büyücü bulmak doğal olarak zordu. Ve Büyücü sınıfındaki hayatta kalanların nereye giderlerse gitsinler bir asil gibi muamele gördüğünü söylemek hiç de abartı sayılmazdı.

Aynısı Rahip sınıfı için de geçerliydi. Bir Rahip olabilmek için mananın en az ‘Düşük (Orta)’ ve şansın da ‘Orta (Düşük)’ olması gerekiyordu.

Rahipler şifa, zehirden arındırma, lanet kaldırma gibi önemli destek becerilerine sahip olduklarından kıymetli bir sınıf olarak bilinirdi. Böyle becerilere talep çok olduğundan hemen hemen herkesin kapısı Rahiplere açıktı.

‘En azından bir Okçu olsaydı…’

Okçular da seferlerde önemli bir rol oynuyordu. Sonuçta iz sürmek, keşif yapmak ve düşman hareketlerini sezmek bir seferin olmazsa olmazlarındandı.

Tabii ki bu Savaşçılar önemli bir rol oynamıyor demek değildi. Sorun, çok fazla savaşçının olmasıydı. Mart ayı Tarafsız Bölgesinin sınıf ayrımlarına bakmak bile bilinmesi gereken her şeyi açıklıyordu.

İlk gün 86 kişi giriş yapmıştı ve şu anda mevcut 78 kişinin arasında 4 Rahip, 1 Büyücü ve 22 Okçu vardı. Kalan 51 kişi Savaşçıydı.

Savaşçıların yalnızca etten kalkan olmaya yarayacağı konusunda şaka yapanlar bile vardı. Cezbedici bir özelliği olmayan Sözleşmelilerin çoğunun sonu etten kalkan olmakla sonuçlandığından bunlara tamamen asılsız şakalar da denemezdi.

‘Ne olursa olsun, tek yapmam gereken onu iyi eğitmek.’

Agnes, düşüncelerini dışa vurmamak adına dikkatlice ifadesini değiştirdi. Sonrasında Seol’e bir parça kâğıt uzattı.

“Anladım. İlk olarak mana eğitimiyle başlayalım.”

[Manaya Tepki Verme (kalan girişim sayısı: ꝏ/ꝏ)]
Mananı hisset!
Zorluk: Temel
Başarılı olunduğunda: Yok
Başarısız olunduğunda: Yok
*İş birliği kabul edilmektedir (6 kişiye kadar)

Bu, Uyanış tamamlandıktan sonra panoda yeni beliren parşömen kağıtlarından biriydi. Agnes verdiği için parşömeni alsa da biraz şüphelenmeden edemiyordu.

‘Manamı hissetmek ha?’

Sabit, yoğun bir enerji bedeninde kök salmıştı zaten. Bu şey artık yabancı gelmiyordu. Net bir şekilde hissetmesi bir yana, odaklandığı sürece bedeninde dolaştırabileceğini de tahmin ediyordu.

“Tamam. Gittim o halde.”

Tamamen tatmin olmuş olmasa da parşömen kağıdını yırttı ve gözden kayboldu.

Agnes, Seol’ün kaybolduğu yere baktı. Seol’ün ışınlandığı yer, mana yoğunluğunun normalden daha çok olduğu ve kişinin içindeki enerjiyi uyararak çalışmasına yardımcı olan yapay olarak oluşturulmuş bir alandı. Orada, bir Savaşçı bile bedeninde dolaşan manayı hissedebilirdi.

Agnes, Seol’ün mana eğitimi tamamlandıktan sonra ona nasıl rehberlik etmesi gerektiği konusunda biraz endişeliydi. Tam ayrılmak için arkasına dönmüştü ki olduğu yerde donakaldı.

Seol aynı yerde tekrar belirmişti.

“Başardım.”

Agnes, rahat görünen gence bakarak gözlerini kırpıştırdı.

“Şimdiden… başardın mı?”

“Evet. Beklediğimden daha basitmiş. Oraya gittiğim gibi…”

“Ne dedin sen?!” Agnes öfkeyle kaşlarını kaldırdı.

“Sana mağazalardaki Uygulama iksirlerinden kullanma demedim mi?”

Yanlış anlaması şaşırtıcı değildi. Sabah yapacak işleri olduğundan Uyanış sırasında orada değildi. Bu yüzden Seol’ün manasının ‘Düşük (Aşırı)’ ile ‘Düşük (Düşük)’ arasında bir yerde olduğu fikrine kapılmıştı.

Seol kafası karışmış bir şekilde baktıktan sonra reddederek sesini yükseltti.

“Yapmadım!”

“Ne yapmadın?”

“Mağazaya gitmedim bile.”

“Buna inanmakta zorlanıyorum. Eğer kendinden eminsen Durum Pencereni göster. Sadece sınıf becerilerini göstermen yeterli.”

“Ah, tamam, öyle yapabiliriz.”

Seol Durum Penceresinin bir kısmını göstermeyi kabul etti. Seol’ün ısrarla reddetmesinin ardından bile şüphesini koruyan Agnes, Durum Penceresini gördüğünde sadece şaşkın şaşkın bakabildi.

[4. Beceriler]
2. Sınıf Becerileri (0)

Seol ‘Mana Uygulama İksiri’ almış olsaydı ‘0’ yerine ‘1’ yazıyor olurdu. Ne kadar bakarsa baksın orada ‘0’ yazıyordu.

“…Ah.”

“Ben demiştim.”

Kadının ne yapacağını bilemez halini görünce Seol’ün yüzünde tatmin olmuş bir ifade belirdi. Uzun zamandır ilk kez iyi bir fırsat yakalamıştı.

“…Kusura bakma. Sanırım bir hata yaptım.”

“Yo, sorun değil. Ee, şimdi ne yapacağız?”

Agnes başını salladı. Tam başka bir parşömen kâğıdı çıkarıyordu ki duraksadı.

“Mananı dolaştırabiliyor musun?”

“Şurayı mı diyorsun?”

“Evet.”

Agnes mana kullanmanın temellerini öğretmeyi düşünüyordu ancak şimdilik susmaya karar verdi. Gerçeği kendi gözleriyle görse de hâlâ inanamıyordu. Eğer bu gerçekse önce onaylaması gereken bir şey vardı.

Seol duruşunu düzeltti ve gözlerini kapadı.

Kıpır kıpır.

İçindeki enerji bükülerek titreşti. Anında kendi isteğine göre hareket etmeye başladı. Özgürce ellerinden ayaklarına kadar, tepeden tırnağa, bedenindeki görünmeyen her bir yolu izliyordu.

Seol, bu pürüzsüz akış hissinin tadını çıkardı. O da bu gelişme karşısında biraz şaşırmıştı doğrusu. Uyanışından bu yana çok geçmese de en ufak bir direnç bile hissedemiyordu. Hatta samimi bir aşinalık hissettiği bile söylenebilirdi.

Sanki bu enerji, birlikte büyüdüğü en yakın arkadaşıydı.

Enerjisini bedeninde birkaç kez dolaştırdıktan sonra gözlerini açtı ve gözünün önünde birden mesajlar belirmeye başladı.

[Sınıf Becerisi, ‘Mana Kullanımı’ oluşturuldu.]

[Doğuştan Gelen Beceriniz, Gelecek Öngörüsü’ yeni beceri oluşumuna tepki veriyor!]

[Sınıf Becerisi ‘Mana Kullanımı (En Düşük)’, ‘Mana Kullanımı (Orta)’ya evrildi.]

[Lütfen Durum Pencerenize bakarak doğrulayın.]

“Ohh?”

Agnes biraz şüpheleniyor olsa da Seol’ün tepkisini gördükten sonra emin oldu.

“Mana kullanımı oluşturuldu mu?”

“Evet.”

Agnes şakaklarını ovalamaya başladı. Meselenin bu olmamasını umuyordu. Hatta dua bile etmişti. Ancak bu durumun ortaya çıkmasının yalnızca bir sebebi olabilirdi.

“Yoksa… Büyücü sınıfını mı reddettin?”

“Şey, aslında reddetmiş sayılmam…”

“Reddetmedin mi yani?”

“Tanrılar Savaşçı mı Büyücü mü olsam diye tartışıyorlardı. Oylama yaptılar ve sonuç Savaşçı çıktı. Yani, bunun öncesinde mızrak kullanmak istediğimi söylemiştim gerçi.”

Bunu duyunca Agnes’in yüzü buz kesti. Seol’ün sözleri malum birinin yüzünü anımsamasına sebep olmuştu.

Sung Shinyun. 1. Bölgeden başka bir Kuralsız.

‘Nasıl birbirlerine bu kadar benzeyebilirler?’

İstemeden kendini ikisini karşılaştırırken bulmuştu. Geçtikleri ve gidiyor oldukları yollar çok benzerdi.

Ama arada bazı farklar da vardı. Sung Shinyun’un inatla Büyücü olmayı reddedip bir Savaşçının yolunda ilerlediği meşhur hikayesini bilmeyen yoktu. Ancak Seol, sınıfını seçmek için tanrıların oylama yaptığını söylemişti.

‘…Bu… bu, benim karışabileceğim bir mesele değil.’

Agnes sonunda bunun üstüne düşünmekten vazgeçti. Ancak emin olduğu bir şey varsa o da kafasındaki planları tamamen değiştirmesi gerektiğiydi.

Aslında mana eğitimine bir haftalık bir süre verecekti ancak bu beş dakikadan kısa sürmüştü. Peki sırada ne vardı?

“Hemen sınıf eğitimine başlıyoruz o halde.”

Ancak öncesinde bir şart koşmayı da unutmadı.

“Mana kullanmana izin yok.”

*

[Saplama (kalan girişim sayısı: ꝏ/ꝏ)]
Mızrak saplamayı öğren!
Zorluk: Temel
Başarılı olunduğunda: Yok
Başarısız olunduğunda: Yok
*İş birliği kabul edilmektedir (6 kişiye kadar)

Seol yeni çevresine bakındı. Durduğu düzlükte görünen yalnızca iki şey vardı: Üstüne nişan tahtası asılmış bir korkuluk ve yerde duran bir mızrak.

Bu silahı görmek Seol’ü oldukça mutlu etti. Sanki uzun zamandır hasretini çekiyormuş gibi hissediyordu. Kalbi hızlanmaya başlamıştı.

Bu, yaklaşık 1,5 metre olan bir kısa mızraktı. Seol keyifle mızrağın parlak ve pürüzsüz şaftıyla güneşi yansıtan sivri ucunu inceledi. Sonraysa dikkatlice yerden aldı.

Tüyleri diken diken oldu, omuzları gerildi.

‘Saplamayı öğren, ha?’

Korkuluğun önünde bir yere geçerek biraz tuhaf bir pozisyonda durdu ve mızrağın şaftını iki eliyle sıkıca tutarak biraz güçle ileri sapladı.

Mızrak ucu hedefi deldi ve içine saplandı.

“…”

On ikiyi biraz ucundan kaçırmıştı. Mızrağı çıkardı ve başını bir o yana bir bu yana eğdi. Yüz ifadesi hiç de tatmin olmadığını gösterir cinstendi.

Sonra mızrağı sadece sağ eliyle tuttu ve hedefe saplamaya çalıştı. Bunu üç kez denemesine rağmen sonuçlar pek de iç açıcı değildi. Saplanma derinliği daha yüzeysel olmakla kalmıyor, hedefi de daha çok farkla ıskalıyordu.

‘Bu doğru değil.’

Seol çaresizce anılarını karıştırmaya başladı.

Normalde biri uyanır uyanmaz gördüğü rüyayı unuturdu. Yalnızca rüyanın belli bir kısmı akılda kalırdı. Ancak şoke edici ya da sürekli tekrarlayan bir sahne unutulmaz ve kişinin aklına kazınırdı.

Daha da önemlisi, rüyasında bunları izleyen bir seyirci değildi. Rüyayı bizzat tecrübe etmişti. İlk eğitim görevi olarak saplamayı seçmesinin sebebi buna alışkın olmasıydı.

Rüyadaki Seol yanında hep bir mızrak taşıyordu ve en çok da Saplamayı kullanıyordu. Tek bir saplamayla ellerinde can veren düşman sayısı sayamayacağı kadar fazlaydı. Bu yüzden bedeni hatırlıyor olmalıydı.

‘Kolumdan güç almak yerine… tüm bedenimle hareket etmem lazım.’

Duruşunu değiştirdi. Sağ eliyle mızrağın alt kısmını iyice sıktı. Mızrak şaftını da sol eliyle destekledi. Sol eline çok güç vermedi. Mızrak ucu biraz titriyor gibiydi. Bu şekilde hedefe nişan aldı.

‘…Böyle de değil.’

Bir şey doğru gelmiyordu. Aşağı baktığında öndeki sağ ayağının biraz dışarı baktığını dördü. Ayağını geri çekip düzelttikten sonra korkuluğa baktı.

Ne çok kısa ne de çok uzun olan bir anlık sessizlikten sonra yeri tüm gücüyle tekmeledi.

İlk olarak sol ayağı kalktı. Sağ ayağı ve sonraysa gerdirdiği sol kolu onu takip etti. Sağ kolunun öne atılma hissinin eşliğinde, mızrağını sapladı.

Fiyu!

Havada tiz bir ıslık sesi yankılandı.

Mızrağı hedefe saplamadan hemen önce, sırtı yere bakan sol elini hafifçe doğrultup gökyüzüne doğru çevirdi. Mızrağın doğrultusu da böylece değişmiş oldu ve hedefi tam on ikiden vurdu.

Rahatlatıcı, yoğun bir geri tepme hissi ellerine yayıldı. Mızrağın öncesine göre çok daha derine saplandığını gördüğünde yüzünde geniş bir gülümseme belirdi.

[Mesleki Beceri, ‘Temel Mızrakçılık – Saplama [Düşük (Aşırı)]’ oluşturuldu.]

[Doğuştan Gelen Beceriniz, Gelecek Öngörüsü’ yeni beceri oluşumuna tepki veriyor!]

[Mesleki Beceri ‘Temel Mızrakçılık – Saplama [Düşük (Aşırı)]’, ‘Temel Mızrakçılık – Saplama [Orta (Yüksek)]’e evrildi!]

[Lütfen Durum Pencerenize bakarak doğrulayın.]

Mesajlar art arda belirirken etrafındaki manzara değişti. Korkuluk ve elindeki mızrak da yok olmuştu.

“…Ha?”

‘Kahretsin.’ Hüzünle düşüncelere dalarak Tarafsız Bölge meydanına bir bakış attı. O hissi biraz daha yaşamak istemişti.

‘Bunu bile zor bela yapabildim…’

Seol dahasını istercesine defalarca kez elini sıkıp gevşetti ve tamamen düşüncelere daldı.

Havaya atlayıp ona saldıran iskelete karşı saplamayı kullansaydı ne olurdu?

O an Seol kendini savunmayı seçmişti. Ne kadar düşünürse düşünsün hareketleri fazla dikkatsizdi. İskelet öylece demir sopasını bir kenara savurmuş ve Seol’ü savunmasız bırakmıştı.

‘O zaman saplamayı kullanmış olsaydım…’

Sonunda durup başını iki yana salladı. Canavar havadan saldırdığı için saplamadan kaçınamayabilirdi ama yine de hedefini kaçırma ihtimalini göz önünde bulundurması gerekiyordu.

Ayrıca, saplamayla hedefine isabet ettirmeyi başarsa bile ya iskeletin aşağı indirdiği balta bundan etkilenmeyip başını yarmak için izlediği yörüngede ilerlemeye devam etseydi?

‘Yalnızca basit saplamaya güvenmek doğru olmaz.’

Mızrakçılığın temeli düşmanın açıklarından faydalanmaya dayanıyordu. Hiçbir açığı yoksa da tek yapması gereken bir açıklık yaratmaktı.

Yani, iskeletle olan duruma geri dönecek olursa nasıl bir açıklık oluşturması gerekiyordu, onu düşünmeliydi.

Cevap ortadaydı; ne yapması gerektiğini canavar çoktan göstermişti bile.

‘Aynı şeyi yapmam gerek. Baltasını kenara savurup mızrağı saplamalıyım.’

Düşüncelerini organize ederken bakışlarını duyuru panosuna çevirdi. Yavaşça panoyu tarayan gözleri nihayet aramakta olduğu parşömenin üstünde durdu.

[Vurma (kalan girişim sayısı: ꝏ/ꝏ)]

Mızrak şaftıyla darbe indirmeyi öğren!

Zorluk: Temel
Başarılı olunduğunda: Yok
Başarısız olunduğunda: Yok
*İş birliği kabul edilmektedir (6 kişiye kadar)

Seol kâğıdı hemen yırttı.

*

Sınıfı belli olsa da Seol’ün hayatı pek değişmemişti. Yeni antrenman düzeninin ona verdiği hazzın bağımlısı olmuş ve çılgınlar gibi buna odaklanmıştı.

Seol’ün sabah rutini şu şekildeydi:

Gözlerini açar açmaz bir şişe Özel Yeterlilik içiyordu. Kahvaltının ardından yemek sonrası egzersizi olarak pistte koşuyordu.

Zamanının çoğunda yalnız koşuyordu ancak ara sıra Yi Seol-Ah’yla birlikte de koşuyorlardı.

Yine birlikte koştukları bir gün Yi Seol-Ah şaşkınlığını gizleyemiyordu. Birlikte koştukları ilk seferde rahatça Seol’ü geçebilmişti ancak bir süre sonra Seol ona yetişmeyi başarmıştı. Ve bugün de kızı geçmeyi bile başarmıştı.

‘İ, imkânsız bu!’

Çoktan ona yakın tur koşmuş olmalılardı ancak kendini ne kadar zorlarsa zorlasın, ikisi arasındaki mesafe kapanmak yerine daha da açılıyordu. Yi Seol-Ah sonunda sınırına dayandı.

“O, Orabeo-nim!!”

Çaresiz yakarışlarını duyan Seol kıza bakmak için arkasına döndü.

“D, daha yorulmadın mı?”

“Hım, bilmem. Belki? Çok yorulduysan biraz dinlenmek ister misin?”

Olduğu yerde sayarken şaşırmış bir ifadeyle cevap verdi.  Besbelli ki hâlâ koşacak enerjisi vardı ve kıza ayak uydurmak için hızını ayarlamıştı.

Yi Seol-Ah dudağını kemirdi.

Ancak hatırı sayılır bir süre geçtikten sonra pisti tamamlamayı başarabildi. Bir süre derin derin derin nefes aldıktan sonra inanamayarak Seol’e baktı.

“N, nasıl yapabildin?”

“Hım?”

“Üstünden, üstünden sadece iki ay geçti ama… benden daha hızlı koşmaya başlamışsın…”

“Ah, o mu?”

Seol, kıza Yeterlilik’ten bahsetti. Sıradan mağazalardan da temin edilebileceğini duyduğundan Yi Seol-Ah’nın da bundan faydalanması gerektiğini düşünmüştü. Tabii ki sıradan olan, VIP mağazasında satılan kadar iyi değildi.

Açıklamasını duyduktan sonra Yi Seol-Ah’nın yüzü taş kesilmişti. Anlaşılan, şimdiye kadar Yeterlilik’in varlığından bile bihaberdi.

Hayatta Kalma Puanlarını harcamak istemese bile en azından bir şişe almasını önerdiğinde kız gözlerini sımsıkı kapattı. Yanakları kıpkırmızı kesildi ve sonrasında, birdenbire yumruk yaptığı ellerini havaya kardırarak bağırdı.

“Doping olmaz! Hayatta doping yapmam!”