Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

16. Bölüm Hayat Hakkında (3)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

 

“Hoyt, onurlu savaşçı Hoyt.”

 

Derek güldü. “Gelmene sevindim.”

 

“Bırak onları.”

 

“Görelim bakalım…”

 

Ray, Derek’in yanına götürüldü. Derek; Ian ve Ray'in etrafında daire çizerek dönerken sordu, “Hoyt, senin bu genç orkla arandaki ilişki nedir?”

 

“Bana yardım eden bir meslektaşım.”

 

“O da bir ork savaşçısı mı?”

 

“Bir acemi, ama kalıbımı basarım ki günü geldiğinde bir savaşçı olacak.”

 

Derek başıyla onayladı. “Ork savaşçıları kesinlikle sıra dışılar.. Çok fazla ork savaşçısıyla karşılaşmadım ama onların tek bir konuda ortak olduklarını söyleyebilirim.”

 

Derek Ian’ı tekmeledi.

 

“Ugh!”

 

“Hepsinde anlamayı başaramadığım bir mantık var.”

 

Yerde yığılmış bir halde duran Ian’a  ardı ardına birkaç darbe vurdu. Tekme darbelerinin yol açtığı şok yüzünden Ian’ın vücudundaki yaralardan daha fazla kan döküldü. Ian o kadar zayıftı ki şu anda ayağa kalkmayı geçin parmağını bile kıpırdatamıyordu.

 

“Thompson’un ailesini koruyorsun.” Derek ayağıyla Ian’ın yüzüne dokunuyordu. “Bu ork da böyle önemsiz bir konu için, kendi hayatını riske atarak savaştı.”

 

“Kuuack…”

 

“Dürüst olacağım.”

 

Derek adamı tarafından tutulan Ray’in boynuna bir bıçak dayadı. “Thompson’un benden ödünç aldığı miktar benim için önemsiz.”

 

“Derek!”

 

“Ama siz dahil olduktan sonra gayet eğlendim. Onurlu bir savaşçı, bu çok ilginç.”

 

“Eğer ikisinden birine zarar verirsen, sana ne kadar onurlu olduğumu gösterip cezasını çekmeni sağlarım.” Hoyt haykırdı.

 

“Sakin ol, daha hiç birşey yapmadım. Bir şey yapmak da istemiyorum.”

 

Derek’in adamı Ray’in saçından tutarak başını arkaya doğru yatırdı. Öğlen güneşi altında Ray’in boynu açıkça görülebiliyordu.

 

“Bir şey yapması gereken tek kişi sensin Hoyt.”

 

“Bu ne demek şimdi?!”

 

“Senin gibi insanları gördüğümde hep bir şey merak etmişimdir. İnançları esnetilebilir mi diye? Ne yapardın öyle bir durumda?”

 

Bıçak çok hafif bir şekilde Ray’in boynunda, arkasında kırmızı bir çizgi bırakarak gezindi. Çok hafifçe sızan kan aşağı doğru aktı.

 

“Diz çök Hoyt!”

 

“Derek…!”

 

“Eğer diz çökmezsen bu çocuk ölür.”

 

Ray titredi. Ian’sa ayağa kalkmaya çalıştı, ama adamlardan biri sırtına ayağını koyup bastırınca, ağzından belirsiz sesler çıkartarak tekrar yere yığıldı.

 

“Hadi Hoyt, diz çök. Onuruna boyun eğdir.”

 

Derek kıkırdayarak konuştu.

 

Ian yerde uzanırken yumruklarını sıktı, başı öfkeden patlayacakmış gibiydi. Hoyt, bir tefeci tarafından aşağılanabilecek bir ork değildi. Başkalarını köleleştiren, onları para karşılığı satan ve kullanan biri, Hoyt’a küçümsemeyle bakamazdı.

 

O onur nedir bilen, kendini kanıtlamış bir savaşçıydı. Derek kesinlikle Hoyt’la alay edemezdi.

 

[Savaşçının Savaşçı Ruhu (Nadir), kullanıldı.]

 

[Vazgeçmenin ne demek olduğunu bilmeyen bir orksun.]

 

Ian kafasını salladı. Hoyt’sa dizleri üzerine çökmek üzereydi. Gözleri sakindi ama Ian’ın delicesine bakan gözleri Hoyt’a odaklandığında titredi. Duyguları vücudunda kaynama noktasına gelmişlerdi.

 

[İraden arşa ulaştı.]

 

[Savaşçının Savaşçı Ruhu (Nadir)’in gücü son derece şiddetlendi.]

 

[Savaşçının Savaşçı Ruhu (Nadir), geçici olarak Boyun Eğmez İrade (Özel)’e değişti.]

 

[Boyun Eğmez İrade (Özel), geçici olarak Boyun Eğmez Savaşçı Ruhu (Ender)’e değişti.]

 

[Vücudun sınırlarının ötesine geçti.]

 

Durum penceresinde sürekli değişiklikler olurken, Derek’in sesi duyuldu.

 

“Diz çök ve başını toprağa koy.”

 

Gülümsüyordu.

 

“Başını ve dizlerini yere vurduğunda ses gelmeli. Sonrasında bunları sana zarar vermeden teslim edeceğim.”

 

Ian’ın eli hareket etti ve Derek’in ayak bileğini yakaladı.

 

[Asimilasyon oranın arttı. Şimdi %57.]

 

[Asimilasyon: %58]

 

[Asimilasyon: %59]

 

…..

 

[Asimilasyon: %65]

 

[Asimilasyon: %66]

 

…..

 

[Asimilasyon oranın arttı. Şimdi %...]

 

Ian, Derek’in bileğini çekti, Derek bu ani güç karşısında tökezledi. Ian bütün gücünü kullanarak ayağa kalktı. Bir ayağı Ian’ın sırtında olan adam dengesini kaybedip düştü. Ian’ın vücudundaki bütün güç yumruğunu Derek’e savurmasıyla doruğa ulaştı.

 

Derek yumruktan sakındı ve elindeki bıçağı Ian’a doğru salladı. Ian geriye doğru eğildi, vücudu o esnada çok hafifti. Derek’in bıçağından kurtuldu. Vücudundaki her hücre sanki feryat ediyordu. Vücudundaki acı Ian’ın ruhunu her türlü dikkat dağınıklığından koruyordu. Umutsuzca son gücünü kullanarak Derek’in göğsünü hedef aldı.

 

“Şu son gayret saçmalığı…!”

 

Derek hırladı ve elindeki bıçağı Ian’a sapladı. Bıçak Ian’ın yan tarafına saplandı. Dizleri boşaldı Ian’ın ama o yine de bacaklarına ekstra güç vererek ayakta kalmayı sürdürdü. Dişlerini sıktı ve hareket etti.

 

Hedefi Derek değildi. Esas amacı Ray’i tutan adamın suratını dağıtmaktı. Ian’ın yumruğu adamın suratına doğru uçtu. Bütün gücüyle vurdu Ian! Suratına yumruğu yiyen adam geriye doğru uçuşa geçti.

 

Ian Ray’i yakaladı. Sırtına doğru gelen silahı hissedebiliyordu, ama umursamadı, Ray’i Hoyt’a doğru fırlattı.

 

“Kaçın------------!”

 

Ray ileri doğru uçtu ve yere düşüp yuvarlandı. Ayağa kalkıp Hoyt’a doğru koştu. Kendini Hoyt’un kollarının arasına gömdü.

 

Ian gördüğü manzara karşısında gülümsedi. Ondan bu kadardı. Yapması gerekeni yapmıştı.

 

Derek onu tekrar tekmeleyerek devirdi. Ian, Derek ve adamları tarafından bir çok kez çiğnenmişti. Derek’in saldırıları içlerinde büyük bir öfke barındırarak devam etti, her seferinde Ian son nefesini alıyormuş gibi hissetti. Kan kusuyordu. Derek umursamadan Ian’ın kafasını tekmeledi.

 

Ian yer boyunca yuvarlandı. Derek dövmeyi bırakıp derin bir nefes aldı.

 

Hoo, hoo…”

 

Ian dağılmış suratıyla sırıttı ve sordu. “Nasılsın… Derek…?”

 

“Seni küçümsemişim, bunun için kusura bakma, ama hiçbir şey değişmedi.” Derek güzünden sinirini bastırdığı belli olacak bir şekilde gülümsedi ve Hoyt’a doğru döndü. “Teklif hala masada.”

 

“.....”

 

“Hoyt, diz çök yoksa bu orku vahşice öldürürüm. Şu anda çok sinirliyim ve sabrım kalmadı. Şimdi diz çök!”

 

Derek kılıcını kaldırdı. “Diz çök dedim.”

 

Ian ağzından kan gelirken kahkahalara boğuldu.

 

“Kulkulkul, kulkul, kuku, kulkulkul…! Kulkul, ku, kulkul!”

 

“Bu kadar komik olan ne?”

 

Ian Hoyt’a sesini duyurabilmek için çığırdı, “Hoyt, artık bu korkağı dinlemek zorunda değilsin.”

 

“Ölmek mi istiyorsun?”

 

“Derek, ölsem de ölmeyeceğim.”

 

“Bu ne demek şimdi?”

 

“Ne anlıyorsan o.”

 

Ian biraz daha kan tükürdü ve konuştu.

 

“Yıldızların laneti var bende.”

 

“.....!”

 

“Ölsem bile, yeniden dirilirim. Kesinlikle Derek’in Hoyt’u aşağılamasına müsaade etmem. Kulkulkul.”

 

Derek bakışlarını Hoyt’a çevirdi. “Bu doğru mu Hoyt?”

 

“.....”

 

“Yıldızların laneti… Yani ölümden korkmuyorsun.”

 

Derek anladı.

 

“Seni öldürdükten sonra göreceğiz.”

 

Bıçağını kaldırdı, Ian gözlerini kapattığında gülümsüyordu. Bu onun Elder Lord’da ilk ölümü olacaktı ama bir an bile tereddüt etmedi, bu ölüm saygıdeğer bir savaşçının onurunu korumak içindi. Aksi olacağına mutlulukla ölürdü.

 

Derek tam saplayacakken, Hoyt’un sesi duyuldu.

 

“Derek, dur.”

 

Ian gözlerini açtı.

 

“Bu ne şimdi?”

 

“Kabul ediyorum.”

 

“Hoh.”

 

Ian kafasını çevirdi ve bağırdı.

 

“Hoyt, ne…”

 

Hoyt Ian’a bakmadı bile. Gözleri sabitti sanki söylenecek hiçbir şey yok gibi.

 

“Hoyt…!”

 

Ian’ın yüzü buruştu. Gözlerindeki umutsuz bakışa rağmen, Hoyt’un dizleri yavaşça bükülmeye başladı.

 

******

 

Hoyt yumruğunu kaldırdı. Ian’ın dağılmış suratını gördü, yumruğunu indirdi. Ian’ın yüzünü yumruklamak yerine tokatladı.

 

JJak!

 

“Kuock…”

 

“Hayal kırıklığına uğrattın beni.”

 

Ian bunu kabul edemezdi. “Ne istiyorsam onu yaptım.”

 

“İntihar?”

 

“Hoyt bende ‘Yıldızların Laneti’ var”

 

“Biliyorum.”

 

Yumruk suratıyla buluştu bu sefer. Ian yere yapıştı.

 

“Kuock…”

 

“Şunu aklında tut.”

 

Hoyt Ian’ın boynunu kavradı ve onu havaya kaldırdı. Muazzam bir güç hissedilebiliyordu. Tek gözlü, korkunç suratlı Hoyt onu daha yakına çekti.

 

“Ölümden korkmayan bir ork savaşçı olamaz.”

 

“.....”

 

“Hatırla bunu genç ork. Ölüm hayatı asla yenemez. Kim hayatta kalırsa o daha güçlüdür.”

 

“Ama…”

 

“Neden orklar her zaman hayatta mısın diye sorarlar biliyor musun?”

 

“.....”

 

“Onur, özgürlük, mücadele… Bunlar sadece yaşarken mümkündür. Bir parça aşağılanmaya maruz kalmak hayatın kendisinin önüne geçemez.”

 

Ian başını eğdi. Elder Lord onun için bir oyundu ama Hoyt buranın bir sakiniydi. Onun için hayat ve ölüm gerçekti. Ian’ın boynunu kavrayan eli titriyordu Hoyt’un.

 

“Hayatta kalmak söz konusuysa, dizlerimin üzerine çökmem hiçbir şey.”

 

“... Gerçekten özür dilerim.”

 

“Gerçek onur nedir diye bir düşün. Gurur, gerçek onur değildir.”

 

“Anladım.”

 

“Ne olursa olsun, hayatta kalmalıyız.”

 

Ian onayladı.

 

Hoyt’un kalbindeki gerçek açığa çıkmıştı.

 

Gün batımı gökyüzünün sanki yanıyormuş gibi görünmesine neden olmuştu. Ian dikkatlice Hoyt’un sert yüzünü aklına kazıdı. Yabanice nefes alış verişleri, dikkatli gözleri, hayat ve ölüm hakkında konuşurken ki sesi, Ian’ın bunların gerçek mi yoksa oyun mu olduğunu ayırt etmesini imkansız hale getirmişti.

 

Elder Lord’daki gökyüzünün gerçekteki gökyüzünden hiç farkı yoktu.

 

Hoyt konuştu, “Teşekkür ederim.”

 

“....!”

 

“Sana biraz önce söylediklerimde ciddiydim, ama bu gün senin yerinde olsaydım muhtemelen ben de aynı şekilde düşünürdüm.” Hoyt sakince gülümsedi.

 

“Olamaz…” Ian boğazındaki baskıya rağmen güldü. Hoşlanmadığı klişe entrikalar gibiydi bu da. “Bu arada, yeteneklerimi nasıl buldun? Derek bile şaşırdı.”

 

“Kulkulkul. Gayet iyi. Suratını görmeliydin.”

 

İki ork kahkahalara boğuldular.

 

Bir süre daha konuştular. Hoyt kendini sakinleştirmeden önce son bir kez daha güldü ve ciddi bir ifadeyle konuştu. “Sana son bir şey söylemek istiyorum. Yıldızlar tarafından lanetlendiğin için ölümden kaçacağını düşünüyorsan yanılıyorsun. Aksine hayatta kalmak için herkesten daha fazla çalışmalısın.”

 

“Ne demek istiyorsun?”

 

“Tanrıların bağışlamasını kazanabilmen için başarı puanlarını biriktirmen lazım, ama ölüm o puanların azalmasına neden olur. Eğer bağışlamayı elde edemezsen, sadece ölmekten daha fazla acı ve yıkım yaşayacaksın demektir. Tanrılar tarafından lanetlenenler, sürekli ölüp ölümden korkmayanlar önünde sonunda Boşluk’a düşüp sonsuza kadar cezalandırılacaklardır. Bu sana da olabilir.”

 

Ian dinledi. Bir NPCnin bakış açısından yıldızların lanetini görebiliyordu artık. Eğer hikaye gerçekse, o zaman gerçekten rezil bir lanetti bu.

 

“Yıldızların lanetinin, lanet olarak adlandırılmasının bir nedeni var.”

 

“Bunu aklımda tutacağım.”

 

“Senin ondan kurtulman ve bağışlanman için dua edeceğim.”

 

Thompsonlar'ın evinden lezzetli kokular geliyordu.

 

Thompson’un karısı, Derek ile karşılaşmaları hakkında bilgilendirilmişti, yüzünde pişmanlık ve minnettarlık ifadesiyle gözü yaşlı salya sümük ağlamıştı. Ian ve Hoyt çaresizce onu sakinleştirmeyi denemişlerdi. Şimdi ise muhtemelen onlar için yemek pişiriyordu.

 

“Akşam yemeğini iple çekiyorum.”

 

“Evet.”

 

Onlar eve doğru dönmüş ilerlerlerken, bir gölge üzerlerine düştü, bir insanın gölgesi gibiydi.

 

Ian ve Hoyt aynı anda arkalarına doğru baktılar. Bir adam vardı önlerinde. Gölgenin sahibi adam ağzını açtı.

 

“Neden aptal orklar evimin önünde dikiliyorlar?”

 

Hoyt’un gözleri genişledi. Orada dikilen adam eski ve kirli kıyafetler içerisindeydi. Adam güldü.

 

“Hoyt, döndüm!”

 

“Thompson!”

 

Thompson geri dönmüştü.

...........