Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

21. Bölüm İnsanlar ve Şaman (2)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

 

Antuak’ın evi sıcaktı.

 

Odunlar ocakta hoş bir sıcaklık yayarak yanıyorlardı. Ian ve üç insan kullanıcı, Antuak onlara sıcak patates çorbası servis ederken bir masada oturuyorlardı. Kullanıcılar bir an için tereddüt ettikten sonra ilk kaşıklarını aldılar, sonrasındaysa hevesli bir şekilde çorbayı içmeye başladılar. Bir süre sessizlik içerisinde geçti; o arada kullanıcılar çorbalarını içtiler.

 

“Umm…”

 

Masada kimse ağzını açmıyordu. Antuak sadece gülümsedi.

 

“Sormak istediğiniz bir şey mi var?”

 

“Şey…”

 

Ian ve üç insan birbirlerine baktılar. Sonunda kadın büyücü ilk konuşan oldu. Kimsenin bahsedemediği soruyu dile getirmişti.

 

“Oradaki… o kadın hasta mı?”

 

Gözleri Antuak’ın arkasında bir yere bakıyordu.

 

Yatakta dişi bir ork yatıyordu. Gözleri yukarı dikilmiş, bir battaniye boğazına kadar örtülmüş  vaziyetteydi. Ara sıra gözlerini kırpsa da, sadece orada yatıyor ve havaya boş boş bakıyordu. Girdiklerinden beri bir tepki bile vermemişti. Gözleri griydi, sanki gözlerindeki renk çekilmiş gibi.

 

Antuak burukça gülümsedi ve mırıldandı.

 

“Bul’tar…”

 

Bul’tar. Ian’ın gözleri genişledi. O orkların mottosuydu*, fakat her zamankinden farklı bir his yaratmıştı. Eski hissettirmişti. Orijinal telaffuzuna yakındı ama farklıydı. Ian kendi kendine tekrar etti. Bul’tar.

 

“O benim karım, Aruna.”

 

“Hönk. Sen evlisin. Peki neden yatalak kaldı?”

 

Kadın büyücü ve şaman ork arasındaki konuşma gitgide garip bir hal alıyordu, sanki yaşlı tarihsel bir figür ile modern genç bir öğrencinin konuşması gibi.

 

“Ruhu başka bir boyutta tutuluyor.

 

“Huh?”

 

“Aruna da benim gibi bir şamandı. Diğer boyutlar ile ilgileniyordu. Onu tehlikeler hakkında uyardım ama merakından vazgeçiremedim. Önünde sonunda başka bir boyuta bakabilmesini sağlayacak olan büyüyü bitirdi ve yaptı. Muhtemelen ruhumuzun görmeyi kaldıramayacağı bir şey gördü. Sonunda bilincini diğer boyutta kaybetti.“

 

Kimsenin kolay kolay inanacağı bir hikaye değildi. Herkes başlarıyla onayladı.

 

“Artık kendisi sonsuza kadar o boyutu hayal ederek yaşayacak, burada kim olduğunu unutarak. Bizim bildiğimiz yasaların geçerli olmadığı anlaşılamayan bir dünyada kalarak.

Ben sadece geri döner mi diye bekleyebiliyorum.”

 

Antuak ayağa kalktı ve Aruna’ya doğru yürüdü. Pürüzlü ve kaba ellerini Aruna’nın yanağına koydu ve okşadı. Kadın hala başka yere doğru bakıyordu.

 

“Bu evde çok uzun zamandır sadece ben ve Aruna vardık. Siz misafirlerin gelmesine sevindim.”

 

Antuak arkasına döndü ve gülümsedi.

 

“Evet gezginler, neden buraya geldiniz bakalım?”

 

Kullanıcılar yine birbirlerine baktılar. Onlardan önce Ian cevapladı.

 

“Basque Köyü'ne gidiyorlar, ork şamanlardan yardım isteyecekler.”

 

“Siz insanların biz orkların yardımını istemesi büyük bir olay.”

 

Antuak, duvara yaslı duran asasına baktı. Asadan yayılan bilinmeyen bir gücün varlığı hissedilebiliyordu.

 

“Aslında biz orklar ve insanlar birbirimize uzak değilizdir. Ta ki geçmiş her şeyi ayırana kadar. Benim de bir çok insan arkadaşım vardı. Evet insanlar. Nasıl bir yardıma ihtiyacınız var?”

 

“Biz…”

 

Kullanıcılar bakışlarını birbirlerinde gezdirdiler. Büyücü yanıtladı:

 

“Aslında, henüz ben de tam olarak bilmiyorum. Sadece Basque Köyü'ne vardığımda çözeceğimi biliyorum.”

 

“Öyle mi? Çok kötü. Umarım köye gitmeniz işe yarar.”

 

Antuak çorbasını bitirmiş olan okçuya bir kase daha doldurdu. Okçu başıyla teşekkür ettikten sonra tekrar çorbasını içmeye başladı.

 

“Öyleyse seni buraya getiren nedir genç savaşçı?” Antuak Ian’a baktı.

 

“Ben daha bir savaşçı değilim.”

 

“Buna karar verecek tek kişi sensin.”

 

“Tashaquil’i görmeye gidiyorum.”

 

“Hoh, Tashaquil. Neden?”

 

“Gerçek savaşçı ne demek sormak istiyorum.”

 

“Savaşçının yolunu arıyorsun.”

 

Antuak onayladı. “Umarım cevabı bulursun. Bul’tar.”

 

“Teşekkür ederim. Bul’tar”

 

İkili arasındaki muhabbeti dinleyen büyücü bitince ayağa kalktı.

 

“Daha önce hiç ork evinde bulunmamıştım, gezebilir miyim, ork şaman?”

 

“Tabi ki, görecek çok fazla bir şey olmasa da.”

 

Üç kullanıcı da ayağa kalktı.

 

Antuak’ın evi dışarıdan göründüğünden daha genişti. Büyü için malzemelerin yanında ormandaki ağaçlarda asılı olanlara benzer hayvan kafatasları da vardı. Yanan mumlar garip büyü aletlerini aydınlatıyor ve ilginç bir görüntü oluşmasına neden oluyorlardı. Kadın büyücü çeşit çeşit sorular sordu gezi esnasında. Antuak onlara cevap verip açıklayacak kadar kibardı. Okçu ve insan savaşçı Antuak’ın arkasından takip ederek evi gezdiler.

 

Ian, Aruna ile birlikte yalnız kalmıştı. Kadın hala bilinmeyen bir yere bakıyordu. Bir şekilde kendini üzgün hissetti.

 

“Lütfen uyan. Kocan seni bekliyor.” Ian çok sessiz bir şekilde fısıldadı.

 

Tam o anda bir şey oldu.

 

“Huh?”

 

Uzun bir gölge anlık bir hareketle duvardan geçti.

 

“Heeok…!”

 

Küçük bir inilti sesi de duyuldu. Ian hızlıca arkasını döndü.

 

Antuak yere çökmüştü. Göğsünden kılıcın ucu görünüyordu. Kullanıcılar arkasında duruyorlardı.

 

“Bu nedir…!”

 

Ian çabucak büyük kılıcını kaldırdı. Okçu ona nişan almıştı. Ian tereddüt etti, o anda kadın büyücü dinç bir sesle konuştu.

 

“Ork, çok teşekkür ederim! Senin sayende çok kolay hallettik.”

 

“Ne yapıyorsunuz?”

 

“Önemli olan ne? Orkların yanına bir yetenek edinmek için geldim.”

 

“Basque Köyü'ne gidip yardım arayacağını söylemiştin…”

 

“Ahyo…”

 

Kadın mırıldanırken ellerinin etrafında alevler oluştu. “Ne yardımı? Orklar bana yardım mı edecek? Şu şamanın kalbini ele geçirdiğimde yeteneğe sahip olabileceğim. Beni çok fazla suçlama olur mu, kapiş?”

 

Kadın kıkırdadı, adamlar da gülmeye başladılar.

 

“Hmm, karısı da hasta, yani onu da adamla birlikte öteki tarafa postalamak lazım, senin için de uygun mu?”

 

“Keeok… Aruna… o…”

 

“Eğer burada yalnız kalırsa, tek başına açlıktan ölür.”

 

Okçu Antauk’un sırtına saplı olan kılıcı tekmeledi.

 

“Öhööee!”

 

“Başka bir şeymiş gibi davranan bir yaratık, ne kadar komik.”

 

“Karısı Aruna… Başka bir boyutta… Puhahaha. Sanki tarihsel bir dram filmi izliyorum zannettim.”

 

Antuak’ın üzerine tükürdüler.

 

Ian’ın elleri titriyordu. Bu şekilde olmaması gerekliydi.

 

Antuak sadece karısını seven bir orktu. Öyle bir ork ki gece bir anda kapısına gelen misafirlere arkadaşça davranıp güzel bir çorba bile ikram etmişti. Öyle bir ork ki Bul’tar’ın geleneksel dilde telaffuzunu bile biliyordu. Kısa bir tanışıklık süreci olmuştu ama Antuak hakkında şimdiden üç şey biliyordu Ian. Bu dünyaya ait ne sırlar ve ne felseler biliyordu Ian’ın daha duymamış olduğu, kim bilir.

 

Bunların hepsi gözlerinin önünde yok oluyordu, sırtına saplı bir kılıç yüzünden. Bu onur kırıcı bir manzaraydı.

 

İnsan kullanıcılar dalga geçtiler. “Ne o, yoksa kızgın mısın? Bu oyunu biraz daha normal oyna. Rol yapmadan, insan gibi... Sanki gerçek bir orkmuşsun gibi davranma.”

 

“Bir elf ya da insan olabilirdin. Neden ork olmayı seçtin ki?”

 

Ian bir anda öne doğru fırladı. Ok ona doğru uçtu.

 

“Ugh!”

 

Okçunun fırlattığı ok hızlıydı. Ian’ın uyluğuna saplandı. Ian ayakta duramadı ve düştü. Adamlardan biri yüzünü tekmeledi.

 

“Öhöö!”

 

“Direnmen faydasız. Seni öldürmek istemiyorum, ama mücadeleye devam edersen, seni direkt öldürürüm.”

 

“Kullanıcı olsa bile mi?” Kadın büyücü sordu.

 

“Ork kullanıcı da ne zaten? Onlar sadece ayak takımı.”

 

“Büyük kardeş, bir kullanıcıyı öldürmek normal mi? Herhangi bir PK cezası yok mu?”

 

“Elder Lord’da öyle bir şey yok.”

 

“Öyle mi? Güzel.”

 

Kadın kıkırdadı. Ian ayağa kalkmayı denediği an bir tekme daha yedi. Kadın büyü sözleri söylüyordu. Görünmez bir şey Ian’ın hareketlerini kısıtladı. Gücü azalıyordu. Tek bir kasını bile hareket ettiremedi. Tek yapabildiği çöküşünü hissetmekti.

 

Bu dövüş bilek gücüne dayansaydı bir şekilde halledebilirdi ama büyüye karşı direnemiyordu. Ian hala çok zayıftı.

 

“Keheeo.. Aru...na…”

 

Antuak’ın vücudu tamamen kırılmak üzereydi. Okçu ve kadın büyücü kalbini bulana kadar aradılar.

 

Sonra insan savaşçı Aruna’nın yanına gitti. Kadının baktığı yere baktı, kadın ne görüyordu acaba, umursamadı, hançerini göğsüne sapladı. Aruna hala gözleri uzak diyarlara bakarken ağzından kan sızmaya başladı.

 

Ian bütün gücünü vücuduna yaydı.

 

Dişlerini sıktı ve kıvrandı. Yine de vücudu kımıldamıyordu bile. Uyluğundaki ok yüzünden vücuduna acı dalgaları yayılıyordu.

 

“Savaşma. Artık bitti.”

 

Okçu gülümserken konuştu, yayının kirişini gerdi, okunun ucunu Ian’ın kafasına doğrultmuştu. Ian son bir gayret içersinde çabalıyordu.

 

“Kuaaaaaahhhhhhhh!”

 

Vücudu çok hafifçe kıpırdadı.

 

“Kuaaaaaaaaaaaaackkk!”

 

Bütün gücüyle kollarını gerdi. Vücudu çok hafif bir şekilde kımıldadı, biraz daha, biraz daha kımıldadı.

 

“Ne, yüksek büyü direncine mi sahip bu şimdi?”

 

“Bir ork? Hemen hallet şunu.”

 

Okçu yayın kirişini bıraktı. Ok Ian’ın kafatasını deşti ve saplanıp kaldı. Gözlerinin feri soldu ve anında gözünün önündeki her şey silikleşti, karardı. Siyahtan daha koyu. Sonsuzluğun dibine doğru gidiyor ve sonsuza kadar gidecekmiş gibi hissediyordu.

 

Ölüm.

 

…..

 

…..

 

…..

 

Karanlık silikleşti.

 

Ian gözlerini açtı. Önünde bir ork duruyordu. Önündeki ork bir evin kapısının önünde duruyordu.

 

Ork Ian’a bakarak konuştu, “Hayattasın, genç savaşçı.”

 

Ian ayakta öylece dikiliyordu. Ayakta öylece dikildiği yer Antuak’ın evinin önüydü. Yarı açık kapıdan evin tanıdık manzarası görülebiliyordu. Ocak, masa ve Aruna. Ian anlayamadı.

 

Ork, Antuak, önünde durmuş ona gülümsüyordu.

 

“Neden orada öylece dikiliyorsun?”

 

“Ne…?”

 

Arkasından biri konuştu. “Ork, boş boş neye bakıyorsun öyle?”

 

Ian kafasını çevirdi. Üç insan kullanıcı arkasında bekliyorlardı. Kadın büyücünün gözleri bir top gibi yuvarlaktı.

 

Antuak sordu, “Genç savaşçı, ne gördün?”

 

“Ben…”

 

“Görmek, neden bahsediyorsun?”

 

Ian bir kullanıcılara bir Antuak’a bakarken konuşmayı başaramadı. Antuak ve kullanıcılar. Antuak kesinlikle onlara çorba ikram etmişti ve sonra da kesinlikle öldürülmüştü. Antuak, karısı ve Ian…

 

Bu…

 

Ian, Antuak’a baktı. Ian’ın ne düşündüğünü biliyor gibi gülümsüyordu.

 

“Ne yapacaksın?”

 

Ian bir anda anladı. Bu olay örgüsü şaman Antuak tarafından ortaya çıkarılmıştı.

 

Üç kullanıcı bir ork şamana ulaşmak için Ian’ı kullanmış ve kalbi için şamanı öldürmüşlerdi.

 

Ian en sonunda konuşabildi, “Büyücü.”

 

“Huh?”

 

“Ulaşman gereken şey…”

 

“Evet.”

 

“Bir şamanın kalbi mi?”

 

“Uh…?”

 

Üçlü şok oldu. Kıvrak zekalı savaşçı durumu anlayıp bıçağına uzandı, o arada okçu sadağından ok almaya çalışıyordu. Ancak Ian’ın büyük kılıcı halihazırda hedefine doğru harekete geçmişti bile. Büyücünün kafası bedeninden ayrıldı.

 

“N-N-Ne?”

 

“Siktir!”

 

Ian büyük kılıcını savururken ileri atıldı, kullanıcılar geri çekildiler. İnsan savaşçı büyük kılıcı kalkanıyla karşıladı. Ian aşağıya doğru bir darbe savurmuştu.

 

“Ugh!”

 

Savaşçı kalkanını kaldırmıştı ama, darbenin etkisiyle çöktü, darbenin gücünün yarattığı şoku atlatamadı. Bir ok Ian’a doğru uçuyordu, yana doğru eğildi ve oktan kaçındı. Önündeki savaşçının kalkanına basarak zıpladı, okçunun yüzü gitgide kılıcına yaklaşıyordu. Ian’ın büyük kılıcı dikine olarak okçunun kafasını yardı geçti. Darbe okçunun kafasından başlayıp omurgasını dahi ikiye bölerek aşağıya kadar indi. Okçu ortadan ikiye ayrılmış oyuncak bir bebek gibi düştü.

 

“Bu çılgınlık!”

 

Savaşçı kılıcını ve kalkanını fırlatmış kaçmaya çalışıyordu. Ian büyük kılıcını fırlattı, döne döne giden büyük kılıç havayı yararak ilerledi ve savaşçının sırtına saplandı.

 

“Kuheeok!”

 

Savaşçı öne doğru düştü. Ian yavaş adımlarla yanına doğru gitti savaşçının ve kılıcını sırtından çıkardı. Kılıcı çıkartırken savaşçının vücudu tekrar sabit kalmadan önce bir süre seyirdi. Ian kılıcını tekrar kaldırdı.

 

Adamın vücudu beyaz partiküllere dönüştü ve yok oldu. Diğer kullanıcıların vücutları da yok olmuşlardı. Kullanıcıların ölüm sonrası yok olma işlemi ardında sadece ekipmanları kalmıştı.

 

Antuak olanları sadece izlemişti.

 

Ian Antuak’ın tekrar önünde durdu. Antuak yüzünde yumuşak bir gülümsemeyle konuştu. “Ben şaman Antuak.”

 

Kapıyı ardına kadar açtı, sanki geleceklerini biliyor gibi görünüyordu.

 

“Misafirlere her zaman kapım açık.”

 

 

Çevirmen notu
*Motto: Vecize veya parola, bir düşünceyi veya bir önermeyi belirten açıklayıcı özlü söz.