Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

42. Bölüm SU (1)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

Uzaktan görünen köyden dumanlar yükseliyordu.

 

Sadece Crockta ve Jeremy köyden yükselen dumanı fark etmişlerdi, Blackmore ve diğerleri hala çalan müziğe gülmekteydiler.

 

Daha baştan beri bir problem vardı, Jeremy kılıcının kınını gevşetti, ortam geriliyordu. Her ne olursa olsun, kılıcı olduğu sürece bir sıkıntı yoktu. Derek’in bile kabul ettiği bir silahşör, doğuştan katil olan bir kılıç ustası.

 

Derek sayesinde bildiği üzere yanındaki orkta güçlü bir savaşçıydı.

 

“Bayım, oradan duman çıkıyor.” Aniden kadın konuştu.

 

Blackmore enstrümanını çalmayı bıraktı. “Neler oluyor?”

 

Köyden, gök yüzünü kaplayacak şekilde dumanlar yükselmeye devam ediyordu. Blackmore’un yüzü sertleşti. “Bu… Yangın çıkmış gibi görünüyor. Acele etmeliyim.”

 

Sırtına tekrar astığı enstrümanıyla Blackmore köye doğru koşmaya başladı. O koşmaya başladığında bir kullanıcı ona doğru hamle yaptı ve yere düşürdü. Blackmore darbenin etkisiyle yere kapaklandı. Sırtındaki enstrümanının bir köşesi yere düşmenin etkisiyle parçalandı. Yerde yatarken bir yandan da homurdandı.

 

“N-Ne… kuohh…”

 

Kullanıcılar kıkırdadılar.

 

“Artık başladı.”

 

“Hey... Beni bekle.”

 

“Paylaşacak kadar çok şey yok.”

 

Crockta kullanıcıların konuşmalarını dinledi. Jeremy’se kılıcını çekti.

 

“Kardeş, sana söylememiş miydim?”

 

“.....”

 

“İşte bu yüzden lanetlilerden nefret ediyorum. İnsanları sırtlarından vuran pislikler.” Crockta’ya ters bir bakış attı ve ekledi, “Tabi ki senden de gözümü ayırmayacağım.”

 

Kullanıcılar onlara doğru yaklaştı. Blackmore’un aksine, onların silahları vardı ve bir tanesi orktu, bu yüzden onlara dikkatle yaklaştılar.

 

“Bir orka karşı durabilecek miyiz?”

 

“Bana güven.”

 

Kullanıcılar silahlarını hazırlamışlardı. Büyücü geriye çekildi ve arkadan destek vermek için hazırlandı.

 

“Çocuklar eğer tehlikeye düşerseniz bana seslenin.” Blackmore ile ilk başta konuşan kadın sırıttı. “Her neyse, bizim diğer çocuklar A1’den C4’e kadar bölgeleri kontrol ediyorlar.”

 

Jeremy ıslık çaldı. Uzun kılıcı güneşte parıldıyordu. Crockta’nın kılıcıyla kıyaslandığında küçük kalıyordu ama o kılıçla döktüğü insan kanı ufak bir dere yatağını doldurmaya yeterdi.

 

“Millet, bu ork kardeşi kızdırdığınızı görmüyor musunuz? Onu kızdırmayı gerçekten istiyor musunuz? Kanınız dökülsün mü istiyorsunuz?” Jeremy aralarındaki mesafeyi daraltırken kullanıcılarla dalga geçti. Hareketleri çok hafifti.

 

Crockta’da aynı zamanda büyük kılıcını kaldırdı ve her an harekete hazır olabileceği şekilde pozisyonunu ayarladı. Rakiplerini inceledi, ön saftaki ikiliyi halletmesi kolay olacak gibi görünüyordu ama esas problem büyücüydü. Adam şimdiden bir şeyler mırıldanıyordu ve bir büyü yapmak üzereydi.

 

Büyücüler her zaman can sıkıcı rakiplerdi. Crockta’da dikkatlice rakiplerinin savunmalarındaki açıkları inceledi.

 

O anda… Crockta’nın gözleri genişledi. Aniden, büyücü ses bile çıkaramadan düştü. Blackmore büyücünün arkasında duruyordu, Blackmore ona bakan Crockta’ya göz kırptı. Öndeki ikili arkalarındaki büyücüye ne olduğunu daha fark etmemişti. Crockta hafifçe başıyla onayladı ve öne doğru atıldı.

 

“Bul’tar---------!”

 

Ork savaşçılarının savaş narasını atmak artık bir alışkanlık haline gelmişti. Jeremy’de Crockta’nın akabinde harekete geçti. Crockta atıldıktan sonra büyük kılıcını savurdu ve darbenin etkisiyle kullanıcı geri doğru sendeledi. Jeremy’se Crockta’nın arkasından çıkarak aniden kılıcıyla kullanıcıların boyunlarına doğru hamle yaptı. Sanki rüzgar gibiydi.

 

Kafaları karışan kullanıcılar bağırdılar, “Büyü! Çabucak yapsana! Neden hala büyünü kullanmadın?”

 

“Ne yapıyorsun?”

 

Yüzleri kireç gibi arkalarına baktılar. Blackmore yerdeki büyücünün üzerine ayağını yerleştirmiş diğer kullanıcıları umursamadan poz veriyordu. O hali gören ikili sonlarının geldiğine emin oldular.

 

Crockta ve Jeremy’nin kılıçlarının tenlerine değdiğini hissettiler.

 

Aynı anda iki kullanıcının da kafaları gövdelerinden ayrıldı.

 

Crockta ve Jeremy onlar için çok güçlüydüler. Onlar sıradan insanlar değillerdi ya da yoldan geçerken karşılaştıkları kim oldukları belli olmayan kişiler. Ork gerçek bir savaşçıydı ve Jeremy’se kaçaklar şehri Anail’in arka sokaklarındaki tanınmış bir kılıç ustası.

 

Kullanıcıların vücutları beyaz partiküllere döndü ve kayboldu. Ekipmanları geride kalmıştı ve içlerinde kayda değer bir şey yoktu. Ayrıca köye varmak için acele etmeleri gerektiği için pek dikkat etmediler.

 

Blackmore hemen köye doğru koşmaya başladı. Jeremy ve Crockta sadece bir an birbirlerine bakmak için duraksayıp onlar da arkasından koşmaya başladılar.

 

Köy tam bir karmaşa halindeydi. Birkaç ev yanıyordu, köyün birkaç yerinde NPCler ve kullanıcılar arasında mücadele yaşanıyordu.

 

Blackmore etrafına baktı ve gözüne ilk çarpan küreği kaptı. Ucunu kırarak kendine kullanabileceği bir sopa haline getirdi ve ustaca önünde savurdu.

 

Jeremy ve Crockta, Blackmore’un bu seri ve ne yaptığını bilen hareketi karşısında bir an için birbirlerine baktılar. Hareketleri gayet ustacaydı. Blackmore, mücadeleye katılmadan önce, yaptığı sopayı birkaç kez daha önünde savurdu, sanki eski duyuları hatırlamaya çalışır gibiydi.

 

Crockta ve Jeremy’de mücadelelere yardım ettiler. Köylülerin hepsi, ellerinde tarım aletleri olan çiftçilerdi. Silahlar yerine tarım aletlerini kullanıyorlardı kullanıcılarla mücadele etmek için. O ekipmanlarla bile birkaç kullanıcıyı beyaz partiküller haline çevirmeyi başarmışlardı.

 

Crockta büyük kılıcıyla bir kullanıcıyı başsız bıraktı.

 

Kullanıcılar gerçekten çok zayıflardı. Aralarında birkaç ne yaptığını bilen kişi vardı ama çoğunluğu Elder Lord’a yeni başlayan oyuncular gibi görünüyorlardı. Bir çoğu Crockta’nın korkutucu görüntüsüyle karşılaştıklarında kaçmaya başlamışlardı.

 

“Ork!”

 

“Kaçın! Bir ork!”

 

“Kaçın! Gidelim!”

 

“Korkuyorum!”

 

“Canavar!”

 

Kullanıcılar çığlıklar atarak kaçıştılar.

 

“.....” Crockta onlarla düzgünce savaşacak şansı bile bulamamıştı.

 

Jeremy kıkırdadı ve Crockta’nın omuzuna sataşır bir ifadeyle vurdu. “Hey, Kardeş. Suratın beni eskisi kadar korkutmuyor. Şu kaçanların hareketlerini kişisel olarak alma.”

 

“Kes gürültüyü.” Crockta arkasını döndü ve Jeremy’e cevap verdi. “Ben yakışıklı bir orkum.”

 

Bu doğruydu. Crockta yakışıklı bir orktu. Orcrox’ta kadın NPCler sık sık Crockta’ya iştahla bakıyorlardı. Aslında yüzünü mümkün olduğu kadar korkutucu yapacak şekilde kişiselleştirmişti ama görünüşe göre korkutucu bir yüz orklar için çekicilik demekti.

 

Jeremy kahkahalara boğuldu.

 

“Bu arada, neler oluyor acaba? Lanetliler toplanıp saldırıyorlar. Ayrıca, zayıf değiller mi bunlar?”

 

Crockta ölen kullanıcıların geride bıraktıkları ekipmanlara bakarak onayladı. Hepsi ‘Yaygın’ seviye ekipmanlardı.

 

“Yaklaşık olarak söylediğin doğru.”

 

Blackmore ile birlikle alt ettikleri kullanıcılar A1’den C4’e kadar olan bölgenin onların bölgesi olduğunu ve kullanıcıların zayıf olduklarını söylemişlerdi. Satranç Ormanının bölgesel karakteristiği dolayısıyla köyler damalı modelde yerleşmişlerdi.

 

Online oyunlarda insanların gerçekleştirdikleri kötülükler Elder Lord’da da yaşanmaya devam ediyordu.

 

“Blackmore! Geri döndün!”

 

“Blackmore?”

 

Bir karışıklık vardı. Mücadelesini bitiren köylüler Blackmore’un döndüğünü fark etmişlerdi. Ancak tepkileri, Crockta’nın beklediği gibi değil aksine çok farklıydı.

 

“Bu adam bir anda neden…”

 

“Ayrıldığını zannetmiştim?”

 

Bazıları gönülsüz olarak konuşuyordu Blackmore’la, kimi sanki o uğursuz biriymiş gibi ona doğru tükürmüştü bile.

 

Blackmore sadece yere doğru baktı ve kırılmış enstrümanıyla ilgilendi.

 

*** ***

 

“Haha. Blackmore, bir ozan demek, gerçekten inanamıyorum.”

 

Crockta ve Jeremy, Blackmore’un amcası Ingram’ın evindeydiler. Ingram uzun, sağlam ve yaşına göre güçlü görünüyordu.

 

“Aslında evinden bir ozan olmak için ayrılmadın değil mi?” İkili sordu.

 

“Blackmore? Bu çocuk tamamen…” Ingram, Blackmore’a bakarken sırıttı. “Bir zorbaydı.”

 

“Ohh.”

 

“O kadar kötü değildi.” Blackmore kendini savundu.

 

“Tefecinin teki için çalışan bir gangster değil miydin?”

 

“Ne…?”

 

Blackmore’un yüzü öne düştü.

 

Jeremy kafasını sağa sola sallarken Crockta da başını onaylarcasına sallıyordu. Sonra Jeremy’e fısıldadı. “Bir zorba ve gangster.”

 

“Ugh…” Jeremy dirseğini Crockta’nın boşluğuna gömdü.

 

“Bütün bildiği, kavga etmek ve bir mızrağı nasıl kullanacağıydı ve o da Satranç Ormanında bunu yaptı.

 

“O kadar kötü davranmadım.”

 

“Blackmore’un adı çıkmıştı Satranç Ormanında, duyguları olmayan kalpsiz soysuz olarak çağırılıyordu.”

 

Dolunayın altında, Ingram iki insan ve bir orka kendi ev yapımı birasından ikram etti. Tadı baya iyiydi. Crockta Orcrox’ta içtiğiyle kıyaslanabileceğini bile düşündü.

 

“Pişmanlık duyuyorum.” Blackmore konuştu.

 

“Evet, Satranç Ormanını terk ettikten sonra senden haber alamadım. Bir ozan olmayı nasıl başardın?”

 

Blackmore’un açıklaması uzun değildi.

 

Satranç Ormanından ayrıldıktan sonra, bölge bölge dolaşmıştı. Yetenekleriyle iş bulması zor olmamıştı. Paralı asker, asker, muhafız ve diğer çeşitli şeyleri yapmıştı ama içinde hep bir pişmanlık vardı. İnsanların acı çekmesine dayalı işlerden para kazanmıştı hep.

 

Bir birahanedeyken şans eseri bir ozanı gördü. Ozanın yetenekleri o kadar iyi değildi ama onu izleyen insanların gülüp eğlendiklerine şahit olmuştu. Blackmore pahalı yiyecekler yiyordu, o birahanede olanların yediğinden çok daha pahalı ama diğerlerine göre daha mutsuz görünüyordu.

 

Böylelikle her şeyden vaz geçti ve bir ozan oldu. Bu 10 yıl önceydi.

 

“En duygusuz insan dünyadaki en duygulara hitap eden işi yapıyor.”

 

Blackmore acı acı güldü, “O çocuk yüzünden değil mi?”

 

“.....”

 

Blackmore birasının kalanını mideye indirdikten sonra sordu, “Kız nasıl?”

 

“Evlendi.”

 

“Kiminle?”

 

“Düzgün biriyle.”

 

“O zaman tamam. Daha fazla söyleme.”

 

Blackmore’da görünüşe göre kendi kalp kırıklığını yaşamıştı. Bir anda modu ağırlaştı, Ingram, Crockta ve Jeremy tek bir ses bile çıkaramadılar. Bir süre sonra Blackmore konuyu değiştirerek konuştu, “Bu yıldızlar tarafından lanetli kişiler sürekli gelmeye devam ediyor mu?”

 

“Evet, gittikçe ciddileşiyor. Yardım istemeye çalıştım ama…”

 

Köylüler saldırılara karşı koyabilmek için birleşmişlerdi ama, gittikçe zorlaşıyordu.

 

Crockta’nın gözlerinin rengi söndü. Bu bölge aslında seviye atlamak için bir avlanma alanı olarak dizayn edilmişti, farklı klanlar arasında bölünmüş bir bölge olarak. Ender bir durumdu aslında, yüksek seviye NPClerin bölgelere bu kadar dağılmış olması ve profesyonel bir muhafız birliğinin olmaması.

 

En iyi av alanı. Ayrıca klanlar bölgeleri tek ellerine alabilmek için mücadele de ediyorlardı.

 

“Yarın Satranç Ormanındaki bölgelerin liderleri, sorunun çözümü için bir toplantı düzenlemeye karar verdiler.” Ingram konuştu.

 

Blackmore yerinden kalkmadan önce içmeye devam etti. “Amca, bir ozan oldum ve bir şarkı söyleyeceğim ancak enstrümanım kırıldı.”

 

“Hoh, senin yazdığın bir şarkı mı bu?”

 

“Bu doğru. Bu bölgeyi özlemiştim ve böylece Satranç Ormanı için bir şarkı yaptım.”

 

“Eğer rezalet bir şey çıkarsa, direk olarak dinlemeyi bırakırım.”

 

“Tabi ki.”

 

Sonrasında Blackmore söylemeye başladı. Ingram’ın endişelerinin aksine, muhteşem bir melodiydi. Giriş kısmı garip bir şekilde üzücüydü ama sonrasında gittikçe heyecanlı bir hal alıyordu.

 

Dinleyiciler onun sesine alkışlarıyla tempo tuttular. Sözleri dinledikçe, anlattığı şeyin memleketine dönüşünün mutluluğu olduğunu fark ettiler.

 

Dünyada bir çok yer gezdim, her zaman yeni şeyler aradım. Ama bir şey fark ettim. Aslında aradığım şeyleri daha öncesinde bulmuştum.”

 

“.....”

 

“Ay ışığının altında dans ettim, yağmurda şarkı söyledim. Oh! Evime döndüğüm için mutluyum. Güneşin altında güldüm, farklı izlerden yürüdüm. Ah! Evime döndüğüm için mutluyum!”