Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

47. Bölüm GÖKYÜZÜNDEKİ ATEŞ (2)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

 

Ölüler ayaklandı ve kullanıcılara saldırdılar. Higashi ona doğru gelen cesetleri kesip biçiyordu ama onlar tekrar kalkarak saldırmaya devam ediyor, kanlı kollarıyla onu yakalamaya çalışıyorlardı. Higashi çıldırmış gibi etrafındaki yürüyen cesetlerin vücutlarını parçalara ayırıyordu.

 

Etrafına bakındı. Klan üyeleri de etraflarındaki acayip tuhaf manzara karşısında kendilerini kaybetmişlerdi. Tekrar ve tekrar katlediyorlardı ölüleri. Karınlarını deşmek onları tekrar öldürmüyordu, aksine, cesetlerin gözlerindeki gücenmiş bakış daha da derinleşerek kullanıcılara dik dik bakmaya devam ediyordu.

 

Cehennemden bir görüntü gibiydi.

 

Higashi bütün bunların kaynağı olan adama baktı. Orta yaşlı adam, Demir isimli ölüm büyücüsü. Vücudundan çıkan siyah sis bütün savaş alanını kaplamıştı. Higashi ona karşı içgüdüsel bir korku hissediyordu. Ölüm büyücülüğü hayatın zıttı bir gücü ortaya çıkarmak demekti.

 

Ama Yamato klanının yardımcı lideri ve bir yüksek rütbeli olarak, geri çekilemezdi. Klan üyelerinin çığlıkları etrafta sürekli yankılanırken, Higashi, Demir’e doğru koşmaya başladı. Her zamanki gibi onunla kılıç kalkanını kullanarak yüzleşecekti!

 

Ama düşmanını biraz küçümsemişti.

 

Karanlık boğazını kesti, omurgasına yayılan ürperti bütün vücudunu kapladı. Bir şeyler doğru değildi.

 

Jjejok.

 

Sesi duymasıyla geri doğru fırlatılması bir oldu. Sanki dünya tersine dönmüştü, Higashi düşünemiyordu bile. Ayağa kalkmaya çalıştı ama başı o kadar şiddetli dönüyordu ki odak noktası bulamıyordu. Vücudu sendelerken kılıcına dayandı.

 

Demir kollarını ona doğru uzatmıştı.

 

“Direnme. Pişman olursun.”

 

Çok resmi bir beyandı bu. Ve o adam ciddiydi. Eğer direnmeye devam etseydi Higashi, korkunç şeyler görebilirdi.

 

Demir en kötü tipteki ölüm büyücülerindendi, içinde şeytan bulunduran biri. Bu topraklara davet edilmemesi gereken bir varlıkla anlaşma yapmıştı. Bu yüzden Elder Lord’a bir süredir bağlanmıyordu. O, sadece ölüleri çağırabilen diğer ölüm büyücülerinden farklıydı.

 

Bir yüksek rütbeli değildi ama, çok güçlü bir şeytanla anlaşma yapmış, yüksek rütbelileri bile dize getirebilecek biriydi. Bu muazzam gücün de bir bedeli vardı tabi ki, şeytana yapması gereken ödeme.

 

Demogorgon!*

 

“Yaşamdan ölüme, kahkahadan çığlıklara.”

 

Demir’in vücudu kısa bir süre sonra kontrolünden çıkacaktı. Onun vücudunu ele geçirecek olan cehennem aslanı konuştu, “Onlardan çok fazla var. Yıldızlar tarafından lanetlenenler, ne kadar komik bir şaka.”

 

Demir’in vücudunda bulunan şeytan kıkırdadı. Artık Demir vücudu üzerinde bir kontrole sahip değildi. Bilinci vücudunda hapsolmuştu ve herhangi bir kısıtlama olmadan bütün duyguları hissedebiliyordu. Acıyı bile.

 

“Uzun süre bekledikten sonra seninle tekrar çalışmak iyi hissettiriyor, Patron.”

 

Dokunaçlarıyla Demir’in vücudunda çeşitli yaralar açarak kendine zarar veriyormuş gibi göründü Demogorgon. Şeytanın cezası. Demir acıyı duyumsamamaya çalıştı. Oyunda var olmaması gereken bir şeyle anlaşma yapmıştı. Elder Lord’da onunla karşılaşan bir çok oyuncu bu durumu protesto etmişti ama çabaları sonuçsuz kalmıştı. Elder Lord Şirketi onları görmezden gelerek, o şeyinde oyunun içerisindeki bir unsur olduğunu söylemişlerdi.

 

Şeytan son olarak vücuttaki bütün kontrolü eline aldı! Demogorgon, Demir’le konuştu, “İşlerin iyi gidiyor olmalı.”

 

Demir cevap vermeden önce içinden küfretti, “Evet, evet, aynen öyle. Demogorgon! Bir süre huzur içinde kalmanı istedim! Hahaha.”

 

“Evet bende işlerinin iyi gittiğini düşünmüştüm.”

 

“Her şey Demogorgon sayesinde. Bir süredir meşguldüm ama hep Demogorgon’u düşündüm. Hahaha! Şimdi sanki göldeki balık gibi hissediyorum.”

 

“Tam da benim patrondan bekleneceği gibi. Kuhahahaha!”

 

“Başka şeyler de mi bekliyordun? Kukaka!”

 

Bu doğru, bu kadar yüksek seviyeli bir şeytanla bir anlaşma yapabilmesinin bir nedeni de uzun zamandır çalıştığı satış sektöründeki tecrübesiydi!

 

Satış Gücü (Öz) yeteneğine sahipti! Bu yetenek sayesinde şeytanla anlaşma yapabilmişti. Vücudundaki kontrolü teslim etmek gibi büyük bir dezavantaja sahip olsa da, şeytan ona çok büyük bir güç bahşediyordu.

 

“Evet, görüşmeyeli bir süre geçti, o yüzden patronumun isteklerini dinleyeceğim. Beni çağırmanın nedeni nedir? Cehennemi getirmemi mi istiyorsun? Yaşam ve ölümü çarptırarak ruhları tekrardan yaratmamı mı istiyorsun?”

 

“Hah… Öyle bir şey mümkün mü? Her zamanki gibi, Demogorgon’un gücü ve yeteneği hayranklık verici. Hahahaha! Ama bu insanlar bunlardan daha fazlasını hak ediyorlar. Onların buraya bir daha asla gelememelerini sağlamanı istiyorum.”

 

“Kuhakakaka! Anlıyorum, peki bu yeterli mi?”

 

“Bir fareyi yakalamak için bir kılıcı kullanmaya gerek yok. Ayrıca Demogorgon bir kılıç değil bir ejderha. Hayır, bu dünyanın sonunu getirecek olan silahı kullanmanı hak etmiyorlar! Bunun için çok değersizler. Lütfen, bu hediyeyi bana ver! Tamam!”

 

“Kukakakaka!”

 

Demogorgon kahkaha attı. Ne kadar zaman geçmişti üzerinden ona bu kadar uyan biriyle anlaşma yapmayalı? Demogorgon sırıttı ve önündeki düşmanlara baktı.

 

Öbür tarafta Higashi dipsiz bir korkunun içine düşmüştü. Ölüm büyücüsü sanki deli gibi kendi kendine konuşuyordu. Demir, Higashi’ye baktı. “Sen.”

 

“.....!”

 

“Biliyor musun?”

 

Higashi kılıcını ve kalkanını kaldırmaya çalışırken sordu, “Ne demek istiyorsun?”

 

“Sessizce gelen ve hayatını söküp alan ve geri çevrilemeyen şey nedir?”

 

Higashi kafasının içinde bir ses duydu.

 

‘...Ölüm.’

 

Higashi deliye döndü ve dönüp kaçmaya çalıştı ama etrafta hiç bir şey yoktu. Bilinçsizce geri doğru bir adım attı. Ses onunla tekrar konuştu.

 

‘...Sonsuz boşluk.’

 

Higashi kulaklarını kapattı. Etrafına bakındı. Demir’i göremiyordu. Kimse yoktu etrafında. Sadece ölü bedenler ve klan üyelerinin yerde yatan cesetleri vardı.

 

‘...Bilmek istiyor musun?’

 

Omurgasına bir şey dokundu. Sanki derisinin altındaydı. Şeytanın eli onun derisine dokunuyordu, kaslarına ve sinir sistemine de.

 

Higashi yere yığıldı, nefes alamıyordu. Gökyüzü gözlerinin önündeydi ama siyah bir perde çöküyordu.

 

“... Sana göstereceğim.”

 

Görüşü karardı.

 

*** ***

 

Napolyon Klanının ustası ve bir yüksek rütbeli olan, Raizen, inanamıyordu.

 

Ap açık bir şekilde çok kolay bir işti. Dört büyük klan müttefik olup adı sanı duyulmamış bir bölgeyi yok edeceklerdi. Köyleri yerle bir edip, yeni klan üyelerinin seviyelerini yükselttikten sonra da o bölgede bir üs kurup daha fazla güce ve servete sahip olacaklardı.

 

Kolay ve etkili bir operasyondu. Her şey planlandığı gibi gitmişti. Ancak birkaç adamın varlığı, bu mükemmel planda yer bulmamıştı.

 

“Savaşçılar! Ne kadar klas! En iyisi!” Dişi bir elf sinirden köpürüyordu.

 

“Hahaha. Büyük bilgenin seçtiği savaşçılardan da beklendiği gibi.” Uzun sakallı büyücü onayladı.

 

“Büyük bir role sahip olmayan bir tek ben varım.” İş arkadaşlarının yanında duran kılıçlı adam omuz silkti.

 

Sonra, herkes tarafından övülen savaşçı Bob, parlayan kılıcını kaldırdı. “Kılıcım, X-Geiger kükrüyor! Adalet için!”

 

Raizen şimdi farkına vardı.

 

Bu çılgın insanlar. Onlar rol yapmayı deli gibi seviyorlardı.Onlar gibi çılgın insanlara bulaşmak istememişti. Ama iş güç kısmına geldiğinde bu çılgın insanlar kesinlikle şakaya gelmiyorlardı.

 

“Şu adamların gözleri! Bakışlarına bile kötülük bulaşmış!”

 

“Onları terbiye etmeliyiz!”

 

“Akıllı bilge her şeyi görür.”

 

Hayır, üzerime gelmeyin sizi çılgın insanlar.

 

Raizen etrafta dolandı. Savaş başladıktan sonra, ön saflar geriye itilmeye başlamıştı. Lidermiş gibi görünen orta yaşlı adam köylüleri cesaretlendirmeye çalışmıştı ama, klan üyelerinin yarattığı baskı onları geri sürüyordu. Klanların büyülü saldırılarının başladığı o an…

 

Bir anda bu adamlar ortaya çıkmış ve klan üyelerine saldırmışlardı. Savaşçının kılıcı havayı yararak ilerlemiş ve onlara doğru gelen bütün büyülü saldırıları parçalamıştı. Sanki havadaki bütün büyüyü çeken bir vakum gibiydi! Neredeyse aniden Napolyon Klanının yürüyüşünü durduran muazzam bir güç sergilemişlerdi.

 

Beklenmeyen bir durum. Ancak hala imkansız değildi.

 

“Herkes buraya toplansın! Şu adamları yakalayın!”

 

Raizen çığlık attı ve geri çekildi. Klan üyeleri tekrardan organize olarak talimatları izlediler ve onun olduğu tarafta toplandılar. Rakip ne kadar güçlü olursa olsun, sayı olarak onlar çok üstünlerdi.

 

Dörtlüdeki kadın ve erkekler endişeliydiler. Raizen güldü. O grup bu kadar kalabalık olan klan üyeleriyle başa çıkamazdı.

 

O anda, İngilizce bilmeyen köylüler, o dört kişinin müttefik olduğunu fark ederek onlara doğru ilerlediler. Sayısız köylü o dörtlüyle omuz omuza vererek bir savunma hattı oluşturdular.

 

Raizen’in ifadesi tekrardan bozuldu.

 

“Birlikte savaşacağız!” Köylülerin elinde paslı silahlar ve tarım ekipmanları vardı. Ancak ifadelerinden ve gözlerinden belli olan kararlılıkları takdire şayandı. Burası onların köyüydü. Burayı ne pahasına olursa olsun koruyacaklardı.

 

Napolyon Klanı manzara karşısında sersemledi.

 

“Ne diyorsun? Buraya gelmekle iyi bir şey yapmadık mı?”

 

“Evet.”

 

“En iyi aşama.”

 

Dört rol oyuncusu, F4 üyeleri, birbirleriyle bakıştılar, köylülerle omuz omuza dururken iyi hissetmişlerdi. Hayır iyi hissettirmemişti, çok iyi hissettirmişti. En iyisiydi.

 

Uzun zaman olmuştu. Dörtlü bir araya gelerek dünyalar yaratmış ve yok etmişlerdi. Uzun zamandır zar atıyorlardı ama artık içlerinde bir boşluk hissediyorlardı.

 

Elder Lord’un dünyasına bildikleri bir nedenden dolayı gelmişlerdi. Onlarla birlikte duran insanlar yüzünden. Maceraya çıkarken yanında duracak bir yol arkadaşına sahip olmak bir gereklilikti. Bu Zindan Efendisinin** zarlarla yarattığı bir kurgu değildi, aksine yanlarındakilerin nefes aldığı, güldüğü, ağladığı ve sinirlendiği bir gerçeklikti. Dörtlü her zaman müttefiklere ihtiyaç duymuştu ve bu gün, onlar bu meydanda köylülerin yanında duran birer kahraman olarak bulunuyorlardı.

 

Bob kılıcını kaldırdı.

 

“Şimdi! Kılıcım X-Geiger! Benim kılıcım su içmez, alkol de almaz ya da düşmanlarımın kanıyla beslenmez!”

 

“... Bu gerçekten gerekli mi?”

 

Elia, Bob boş şeylerden konuşmaya başladığı zaman ona fısıldamıştı. Ama Bob’un modu şu anda çok iyiydi. Bu yüzden kendini durduramamıştı.

 

“Peki benim kılıcımın neye ihtiyacı var?”

 

Elia, Joseph ve Gary güldüler. Bob’un birazdan söyleyeceği şey ap açık ortadaydı. Ona her zaman söylememesi gerektiğini söyledikleri şey. Onları ifade edildiğinde bir parça utandıran şey. Ama bu gün Bob’un söyleyeceği şeyi sonuna kadar kabul ediyorlardı.

 

“Adalet!”

 

“Adalet!”

 

“Adaleeeeeeet!”

 

“Ada-let!”

 

Dört rol oyuncusu aynı anda bağırdılar. Raizen bu komik sahneyi izledi ama gülemedi. Çünkü karşısındakiler vahşi bir saldırı başlatmışlardı.

 

*** ***

 

Crockta nefesini toparladı, büyük kılıcını çılgın gibi kullanıyordu.

 

Ama düşmanları daha vaz geçmemişlerdi. O rakiplerini ezdikçe karşısına daha fazlası çıkıyordu.

 

Ayrıca bir kaç etkili figür de Crockta’yı kontrol altında tutabilmek için birlikte çalışıyorlardı. Crockta köylülere daha fazla yardımcı olmak istiyordu ama düşmanları Crockta’yı onlardan uzak tutmaya gayret gösteriyordu. Etrafındakilerle mücadele ederken uzaktan köylülerin katledilişini izliyordu, elinden çok fazla bir şey gelmeden.

 

Crockta umutsuzluğa kapılıyordu. Yetersizlik. Gücü yetersizdi. Daha güçlü olmalıydı.

 

Crockta bir kez daha atıldı, ama birkaç kişi tarafından devam etmesi engellendi. Savunmalarını görmezden gelerek büyük kılıcını savurdu. Bir kişiyi yaralamayı başarmıştı ama aynı zamanda birden fazla kesikte açılmıştı onun vücudunda. Kan ve et parçaları etrafa saçılıyordu.

 

Crockta dizlerinin üzerine düştü.

 

“Sinirlenmene gerek yok ork.” Dalga geçtiler ve güldüler.

 

Crockta gözlerini kapattı, hala içinde yeterli güç vardı. Büyük kılıcını kavradı, belki buraya kadardı ama yine de iyiydi. Elinden geleni yapmıştı daha fazlası mümkün olmuyordu.

 

Ancak, bir şeyin altını iyice çizmeliydi. Bir orkun ne olduğunun!

 

Crockta gözlerini açtı ve son bir gayrette bulunmak adına kendini hazırladı.

 

O an.

 

Dududududu

 

Zemin sarsılıyordu.

 

“.....?”

 

Savaş alanındaki herkes kafasını çevirdi ve uzak bir yere doğru baktılar. O bölgede toz bulutu görünüyordu.

 

“...N-Ne?”

 

Crockta’da kafasını kaldırıp o yöne bakanlar arasındaydı. Zemin sarsılmaya devam ediyordu.

 

Dudududududu.

 

Baktıkları taraftan bir güruh insan onların bulunduğu yere doğru koşuyorlardı.

 

Dudududududududu.

 

Herkes onlara doğru bakıyordu. Aradaki mesafe gittikçe azaldı. Sanki deprem oluyormuşcasına yer sarsılmaya devam ediyordu.

 

Dudududududududu.

 

Çevirmen notu
*Demogorgon: Vücudu insan gibi görünen iki ayaklı ve kuyruklu, kolları kamçı ya da ahtapotun dokunaçları gibi olan, baş kısmı suretsiz bir görüntüye sahip olmakla birlikte ağız kısmı bir çiçeğin yaprakları gibi açılarak bütün kısımları keskin dişlerle kaplı dehşet verici bir hale bürünen, bu dünyaya ait olmayan çok ama çok güçlü bir yaratık. Stranger Things dizisindeki görünüşünü baz alarak anlattım bir çok ilüstrasyonu mevcut.

**Zindan Efendisi; Dungeon Master, Game Master, DnD gibi masa üstü rol yapma oyunlarında, oyunu yöneten kişiyi ifade etmektedir. Oyuncular haricindeki her şeyin kontrolü ondadır.