Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

7. Bölüm Mutant Avı (2)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

 

Yemekten sonra üç ork Grant’ın kulübesinden dışarı doğru yol aldılar.

 

[Ork şaman Andara’nın kutsamasını aldın. Fiziksel kuvvetin ve savaş gücün yarım gün boyunca arttı.]

 

Grant’ın karısından güçlendirme aldılar.

 

“Lütfen dikkatli olun.”

 

Grant tarafından yönetilen parti, gitgide Orcrox Hisarı'ndan uzaklaşıyordu. Diğer ork çiftçilerinin silik siluetleri gelip geçerlerken görülebiliyordu. Grant’ı takip ettikleri esnada, diğer orkların evleri ve tarlalarını da gördüler.

 

“Orklar aslında çiftçilikle uğraşmazlardı,” Grant diğer çiftçilerle selamlaşırken bir taraftan da açıklamaya başladı,

 

“Yine de, bir gün, tarımla uğraşmaya kendilerini adamış birkaç ork çıka geldi. Tabii ki buna birçok ork karşı çıksa da, ben alın teriyle tarlada çalışıp ekmeğimi taştan çıkarma fikrinden etkilendim.”

 

“Aslında sen bir savaşçı mıydın?” Ian merakına yenik düşerek sordu.

 

Daha Grant’ı ilk gördüğünde bu izlenime kapılmıştı Ian.

 

“Öyleydim.”

 

“Ohh… Seni de mi Lenox eğitti?”

 

“Evet. Lenox o zamanlarda da sıkı ve korkutucuydu.”

 

Görünüşe göre Grant, göründüğü kadar genç değildi. Yaşlı bile sayılabilirdi.

 

“Shh. Kesin sesinizi, birazdan kurtların bölgesinde olacağız.”

 

Grant, kurtların şefine karşı oldukça ihtiyatlıydı. Uzaktan bakıldığında seçilebilen kurtlar, görünüşe göre bölgelerini koruyorlardı. Devriyelerin sistematik hareketleri sıradan hayvanlardan beklenemeyecek kadar düzenliydi. Ian zorlukla yutkundu, nereden geldiği belli olmayan bir endişe sardı etrafını.

 

Sayıları eşit olsa bile, bir ayak takımı ile organize askerler arasında dağlar kadar fark vardı.

 

Grom: “Onlar bizden uzaklaşmadan hemen saldıralım.” diye söylendi.

 

Ian olumsuz manada kafasını salladı.

 

“Olmaz.”

 

“Onlar sadece kurt.”

 

“Garip bir şey var. Eğitilmiş gibi görünüyorlar.”

 

“Eğitilmiş?”

 

Kafası karışmış halde saçlarını karıştırdı Grom. Başından beri konuşmayı dinleyen Grant, Ian’a bakarak başıyla onayladı.

 

“Bir acemisin ama biraz savaşçı sağduyusuna sahipsin gibi görünüyor.”

 

“Hiçbir şey sayılmaz.”

 

“Onlar sadece kurt değiller, liderleri tarafından yönetilmeye başladıklarından beri eğitilmiş gibi davranıyorlar. Direkt aralarına dalarsak bir anda kurtlar etrafımızı saracaktır.”

 

“Öyleyse…”

 

“Bu durum başıma ağrılar saplanmasına neden oluyor, liderlerini yakalayabilseydik, bütün sorunu çözebilirdik…”

 

Ian düşünmeye başladı. Savaş esnasında dağılıp düşmanın dikkatini dağıtmak yaygın bir uygulamaydı. Lidere ulaşmak için bir şeyin kurtların dikkatini çekmesi ve dağıtması gerekiyordu.

 

“Dikkatlerini çekmeyi deneyelim.”

 

“Nasıl? Ayrılmaktan mı bahsediyorsun?”

 

“Daha doğrusu…”

 

Ian sırıttı.

 

“Düşmanımın düşmanı dostumdur. Etrafta başka yırtıcılar yok mu?”

 

“Hoh…”

 

Grant, Ian’ın planını anladığında gülerek onayladı.

 

“Gördüğüm kadarıyla kafanı kullanmayı becerebiliyorsun, üstelik senden bir şey bile öğrendim.”

 

“O ne demek şimdi?”

 

Grom’un kafası, önünde yaşanan konuşmayı anlayamadığı için karman çorman olmuştu.

 

“Hadi başka bir adamı kullanalım, kurt sürüsü tarafından bu bölgeden uzaklaştırılmış bir adam.”

 

Kurtlar dışında bir hayvanı daha buldular. Kurt sürüsünden daha güçlü fakat tek başına olduğu için onlara rakip olamayan bir hayvan: Kaplan.

 

“Kaplan mı? Şimdi hem kaplan hem de kurt sürüsüyle mi ilgilenmemiz gerekiyor?”

 

Grom dehşete kapıldı.

 

“Tek bir kaplanla ilgilenmek, bütün bir kurt sürüsüyle savaşmaktan daha iyidir.”

 

“Kaplanı yakaladıktan sonra ne yapacağız?”

 

“Onu kurtların dikkatini çekmek ve onları bulundukları yerleri terk etmelerine zorlamak için kullanacağız; ardından biz de sürü liderine saldırma fırsatından istifade edeceğiz.”

 

Hedeflerini yakalayabilmek için iyi bir şans bulmak adına ormanın içerisinde dolaştılar. Üçlü kendilerini çalıların arasına sakladıklarında, karşılarındaki kaplan bir kayanın üzerine oturmuş esniyordu.

 

“Kaplanı sersemlet.”

 

“Nasıl?”

 

“Kafasına sağlam bir şekilde vur.”

 

Grant yumruklarını sıktı.

 

“.....”

 

Grom inanamayarak kafasını sallıyordu. Kaplan ona yaklaşan üç ork un varlığını sezip bulunduğu yerde ayağa kalktı. Ian, Grom, Grant ve kaplan. Üçe karşı bir.

 

Bu Elder Lord’da Ian’ın ilk savaşıydı. Vücudunu saran gerilimin arttığını hissetti. Bu his, savaş alanında hissettiğiyle aynı histi. Sert vücudundaki sıkı kasların canlandığını hissetti ve kaplanı halledebileceğinden emin bir hale geldi.

 

Kaplan kükredi, onun kısa dalga haykırışı, yüzey boyunca yankılandı. Grom’un ayakları şoktan kaskatı kesildi. Kaplan bunu fark ettiği gibi anında Grom’un üzerine atladı. Havada süzülen kaplanın vücudu baya iriydi, bu görüntü bir anlığına da olsa Ian’ın korkmasına neden oldu.

 

“Grom! Ne yapıyorsun?”

 

“Ueeh…!”

 

Grom gözlerini kapattı ve baltayı körlemesine salladı. bu körlemesine saldırı kaplana ulaşmaktan çok uzaktı. Kaplanın pençesi Grom’un omzuna baskı yaparken kaplan ağzını açtı. Ian sakinliğini koruyarak kaplana ağzını hedef alarak vurdu. Vuruş kaplanın Grom’u ısıramadan geri çekilmesine neden oldu.

 

Kana susamış gözler Ian’a döndü. O arada Grant hızla baltalı kargısını savurdu ve kaplanın sırtına vurdu. Darbenin etkisi kaplanın kalın derisi üzerinde yayılırken, kaplan sersemler gibi oldu.

 

“Sakın öldürme!”

 

“Peki!”

 

Ian hızlıca kaplanın kafasına büyük kılıcının sapıyla vurdu. Kaplanın kafası geriye doğru büküldüğünde Grom da kendini toparlayıp kaplana baltasının ters tarafıyla bir darbe indirdi. Üç ork kaplanı dövmeye başladılar.

 

“Yip! Yelp! Yiip!”

 

Kaplan yere çöküp köpek gibi inledi, gözleri yaşlarla doluydu. Gözlerinin içindeki samimiyet onlara durmalarını söyler gibi görünüyordu. Grant gülerek kaplanla yüzleşti ve alnının ortasına yumruğunu yapıştırdı.

 

“Yip!”

 

Kaplan sersemledi. Tamamen hayvani bir manzaraydı.

 

Hoo, bu adamla uğraşmak göründüğü kadar zor değilmiş.”

 

[Kaplanı etkisiz hale getirdin.]

 

[Savaşma isteğini kaybedene kadar kurtlar tarafından kovalanan zavallı kaplanı dövdün… Orkların dünyasına doğru bir adım daha attın.]

 

[10 başarı puanı kazanıldı.]

 

[Ork Gücü (Yaygın) ve Büyük Kılıç Tekniği (Yaygın) ustalığı arttı.]

 

Mesaj pencerelerini kontrol etti. Eğer ustalığı bu hızla artmaya devam ederse, yetenekleri sonunda Nadir seviyesine ulaşacaktı.

 

“Hadi şimdi bu hayvanı kurtların oraya götürelim.”

 

Üç kişi sersemlemiş kaplanı sırtlanıp taşıdılar. Bu sanki eğitimdeki kalas yığınlarını taşıyarak koşan askerlerin yeniden düzenlenmiş versiyonu gibi bir şeydi. Kurtların dairesel olarak devriye gezdikleri bölgeye doğru yollarına devam ettiler.

 

Bu kesinlikle sistematik bir devriyeydi ve bu durum Ian’ı yine gerdi.

 

Evet onlar sadece kurtlardı, ama sonuçta burası Elder Lord dünyasıydı. Kabiliyetleri muhtemelen normal kurtlarla kıyaslanamayacak düzeydeydi. Organize davranışları bile buna işaret ediyordu.

 

“Bu arkadaşı içeri yolluyorum.”

 

Grant, yerde uzanmış vaziyette olan kaplanın başına dokundu ve dinleyip dinlemediğini kontrol etti.

 

“Hey, uyan artık.”

 

Grant konuştu fakat kaplanın gözleri hala tepki vermiyordu.

 

“Çok mu sert vurdun acaba?”

 

“Öldü mü?”

 

“Hayır, hala nefes alıyor.”

 

Grant başarılı bir şekilde kaplanın göğsüne tek eliyle bir darbe indirdi. Normalde, yaratıkların kralı olarak addedilen kaplanın yaşadıkları, şahit olunması imkansız olan bu durum, böyle şaşırtıcı bir şeyi başaran orkların hayret verici bir tür olduğuna Ian’ı tekrar inandırdı.

 

“Arghh… huoong…”

 

Kaplanın göz bebekleri titredi. Kaplan gözlerini açar açmaz Grant yüzüne bir yumruk daha indirdi. Gözleri kaplanın kendine gelmeye çalışan vücudundaydı.

 

“Ş-Şimdi!”

 

“Huaaat!”

 

“Uraaaaaat!”

 

Kaplanı tutup kurt sürüsünün ortasına doğru fırlattılar. Kaplan havada dengesizce süzülüyordu, yine de bir kedinin hislerine sahip olduğu için dört ayak üzerine indi.

 

“Grrung?”

 

Kurtlar nereden geldiği belli olmayan sinirli bir kaplanın ortaya çıkmasıyla hayrete düştüler.

 

“Grrrr....”

 

Bir tanesi kaplanı iyice süzdükten sonra uzun bir uluma koyverdi.

 

“Aoooo…”

 

“Aooooooo…”

 

Uzaktaki diğer kurtlar koşarak geldiler.

 

Kaplan içinde bulunduğu durumu çabucak kavradı ve kurt sürüsüyle yüz yüze geldi. İçindeki savaşma ruhunu tamamen kaybetmemiş olan kaplan, kurt sürüsüne kendini beğenmiş bir ifadeyle bakıyordu. Kurtlar birer yaratıktı, ama kaplansa yaratıkların kralıydı. Sürünün etrafında daire çizmeye başladığında kurtların birer adım geri gitmelerine neden oldu.

 

Hayal edilemeyecek bir asaletti bu. Kaplan sanki onlarla alay edercesine ağzını açtı ve gürültülü bir şekilde kükredi.

 

“Kuaaaang!”

 

Kurtlar panikleyip geri çekildiler. Diğer kurtları çağırmaya başladılar. Artık orada onlarca kurt kaplanın etrafını karıncalar gibi sarmış durumdaydı. Kurtlar, kaplanı sayıları ile tehdit ederken, kaplan asaletinden gram ödün vermiyordu. Gerçekten yaratıkların kralıydı kaplan.

 

Ian bundan etkilendi.

 

“O hayvan, Simba…”

 

“O hayvanın adı Simba mı? Nasıl biliyorsun?”

 

“O ismi şimdi ben verdim…”

 

“Anlıyorum…”

 

Grant başıyla onayladı.

 

“Artık ona bir isim verdiğine göre, sadece bir kaplan olmaktan çıktı.”

 

“.....”

 

“Simba için, oradaki lideri indirmemiz gerekiyor.”

 

“Sonra tekrar karşılaşmak üzere, Simba.”

 

Grom, Ian ve Grant'a garip bir ifadeyle bakıyordu. Kurtların dikkati dağılmışken, üçlü yavaşça lidere doğru ilerledi. Kaplanın kükremeleri ve kurtların sızlanma sesleri arkadan duyulabiliyordu.

 

Bir süre daha ormanın içerisinden ilerledikten sonra, kayalıklarla örtülü bir yamaca vardılar. Yamacın tepesinde bir kurt, kaplanla diğer kurtların mücadelesini izliyordu. Siyah bir kürke ve normal bir kurttan daha büyük bir vücuda sahipti.

 

“Adamımız bu.”

 

“Kesinlikle…”

 

O kurttan etrafa sıra dışı bir his yayılıyordu.

 

“Şu kurttan kurtulduğumuzda, çiftçiler bir kez daha huzura kavuşacaklar.”

 

“Bir kaplanı yakaladık, şimdi sıra kurtta…”

 

Grom sıkıca baltasını kavradı ve vücudunu dikleştirdi. Kurt, Grom’u fark etti ve dişlerini gösterdi. Aralarında uzun bir mesafe olmasına rağmen, kurdun hırlama sesi kulaklarına kadar geliyordu.

 

Üçlü yamaca doğru ilerledi. Kurt kaçmaya çalışmak yerine sakin sakin yamacın tepesinden aşağı doğru harekete geçti. Ancak, tek başına gelmemişti.

 

“Grrrung…”

 

Kurt hırlar hırlamaz kayalıklı tepenin oradan başka kurtlar çıkmaya başladı. Yaklaşık olarak 10 kişilik bir grup gibi görünüyorlardı. Siyah kurt diğerlerini yöneterek üç orkun etraflarını sarmalarını sağladı.

 

“Bunlar, daha önce gördüğümüz kurtlardan farklılar, değil mi?

 

Oradaki kurtlar daha büyük, etraflarındaki atmosfer daha sert ve dişleri daha keskindi. Oradaki grup seçkin kurtlardandı, Ian büyük kılıcını kaldırdı.

 

“Kurtlara dikkat edin.”

 

İlk hamleyi kurtlar yaptı.

 

Orklara karşı kıskaç taktiği ile saldırıyorlardı kurtlar ve gayet hızlılardı. Bir tanesi önden saldırarak Ian’ın büyük kılıcının hedefi oldu, Ian kılıcı savurur savurmaz başka bir kurt aradaki mesafeyi kapatarak yan tarafından saldırdı.

 

“Ugh!”

 

Grom ve Grant da bocalıyorlardı. Grom kendi payına düşen kurtları hızlıca halledebileceğini umarak, bir kurdun başına dirseğiyle vurdu.

 

Vücuduna yayılan acı gerçeklik hissini uyandırdı.

 

“Nefes, nefes… Bu gerçekten bir oyun mu?” Lider kurdun zalim suratının geri çekildiğini izlerken homurdandı Ian.

 

Yan tarafında şu anda hissettiği yakıcı acı, savaş alanında hissettiklerinden hiç de farklı değildi. Cesareti bir anda parladı, insanların Elder Lord’un zor, ork olmanın daha zor olduğu hakkındaki konuşmalarının nedenini artık rahatça anlayabiliyordu. Elder Lord’da savaşmak, gerçekte savaşmak gibiydi.

 

Ancak Ian, en acı gerçeklerden birini yaşamıştı.

 

Ian, Grom’un yerde yuvarlandığını görebiliyordu, görür görmez de içi sızladı. Yardım etmek istiyordu; ama önce kendi rakibini alt etmesi gerekmekteydi. Dikkatsiz davranmayı göze alamazdı.

 

Önce ileri atıldı Ian, büyük kılıcın öne doğru hareketini gören kurtlar geri çekildiler, yanı ve arkasında ısırılabilecek boşluklar açığa çıkınca kurtlar affetmediler. Vücudundaki yaraların sayısı gitgide artıyordu.

 

Tam o esnada bir kurt uçarak gedi. Grant’ın baltalı kargısı ile doğranmış olan kurt, Ian’la yüz yüze olan kurda çarptı. Kurtlar kaçınmaya çalışırlarken ortaya çıkan açıklığı kullanarak Ian kılıcını sapladı. Kılıç kurdun karnını yardı ve iç organlarını deşti.

 

“Yip, yiip…!”

 

Kurt titremeye başlarken serzenişlere boğuldu. Ian kurdun kafasını zaman kaybetmeden tekmeledi ve kurdu bayılttı. Kurt kanıyla kaplı kılıcını çekip ortaya çıkardı Ian.

 

“Şimdi senin sıran.”

 

Ian güldü. Geri kalan iki kurt çılgınca Ian’a doğru atıldı. Biri bacaklarını hedef alırken, diğeri Ian’ın kolunu ısırdı.

 

“Kvaaack.”

 

Kurt, devinimini kullanarak Ian’ın kolunu tek seferde koparmaya çalıştı ve bu ısırık dolayısıyla Ian kılıcı üzerindeki kavrayışını gevşetti.

 

“Soysuz köpek…!”

 

Ian kurdun kafasını sol eliyle yumrukladı. Yüksek bir sızlanma sesiyle kurdun kavrayışı kırıldı. Diğer kurt hala Ian’ın bacağına asılıyken, Ian sadece ilk kurdu yumruklamaya devam ediyordu. En sonunda kurdun kafatası içeriye doğru göçtü.

 

Büyük kılıcını uzanıp tekrar eline alan Ian, bacağını ısıran kurtta uzun bir yara açtı. Sızlanarak geri çekildi kurt. Savaşın verdiği his yüzünden sarhoş gibi olan Ian, büyük kılıcını gelişigüzel bir şekilde savuruyordu. Onun için sadece ortada kılıcı ve düşmanı vardı.

 

En sonunda kurt, Ian’ın kılıcı karşısında kafasını kaybetti.

 

“Nefes… nefes…”

 

Ian daelini kana buladı.

 

Eğitim ve pratik, asıl savaştan tamamen farklıydı. Birisi dövüş sanatları eğitimine ne kadar zaman ayırırsa ayırsın ve kendini savaşa ne kadar hazırlarsa hazırlasın, asıl savaşın içerisindeki dayanıklılık ve baskı kesinlikle idmandakiyle kıyaslanamazdı.

 

Ian kafasını çevirdi ve vücudu düşer gibi oldu.

 

[Tebrikler bir ork olarak ilk kanınızı döktünüz! Tükenmişlik yüzünden çökmek istiyorsunuz; ama savaşçının ruhu vücudunuzu ele geçirmiş durumda.]

 

[Savaşçının Savaşçı Ruhu (Nadir) kullanıldı.]

 

[Ork İyileşmesi (Yaygın) kullanıldı.]

Grant mücadele etmeye devam ediyordu. Ian sadece üç kurtla ilgilenmek durumunda kalmıştı, fakat beş tanesi şu anda Grant’a takılmıştı, buna az önce ölen kurt da dahildi. Grant, Ian’dan iki katı kadar kurtla savaşmıştı.

 

“Yardım et Grom!” Grant bağırdı. Sesi savaşmaya devam ettikçe daha da yükseliyordu. Kana susamış gözlerle kargılı mızrağını savurdukça tam bir savaşçı gibi görünüyordu.

 

Ian sonunda Grom’u bulduğunda gözleri şokla kısıldı. Grom’un bedeni bir kurt onu boynundan ısırırken seğiriyordu.

 

“Grom…?”

 

Grom ceset gibi yatarken, gözlerinde hiç ışık yoktu. Ian vahşice kükreyerek koşarken neredeyse gözleri yuvalarından fırlayacaktı.

“Groooooooomm-------------!”