Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

13. Bölüm Gelinin Ailesini Ziyaret Etmek (1)

Çevirmen: Rosanixe / Editor: lotus

Chu Lian, Mingyan’ın sesini duyunca gözleri şaşkınlıkla açıldı. Tepki vermesi biraz zaman aldı, kendine gelir gelmez yakından hemen kuru bir kumaş paçası kapıp göğsünü kapadı. Hemen ardından He Changdi’nin sesinin gittikçe yaklaştığını duyabiliyordu.

Sinir krizinin ortasında He Sanglang öfkeyle içeri daldı.

Banyo yoğun buharla kaplıydı ve havada hoş bir koku vardı. Küvetin içindeki kadın, küvetin kenarına kayarken içinden su sıçradı. Kadın vücudunu zar zor kapatan bir parça kumaşa tutunuyordu.

Ne yazık ki Chu Lian bu pamuktan kumaşın banyodan çıktığında kurulanması için olduğunu ve ıslanınca neredeyse şeffaf hale geleceğini hesaba katmamıştı. Bu şeffaf bir kumaşı göğsüne yerleştirmektense hiçbir şey kullanmasa daha iyiydi.

Bedeni tamamen suyun altında olsa da yoğun panikten göğsü hızlı hızlı yükselip alçalıyordu. Dairesel çıkıntılar ve dışarı çıkmış küçük pembe noktalar ıslak kumaşın altında saklambaç oynuyordu.

İstemsiz olarak göz alan manzara He Changdi’yi şaşırtmıştı, hatta o kadar şaşırmıştı ki olduğu yere kök salmıştı sanki. Pervasız öfkesinin hepsi bir anda tamamen kaybolmuştu.

Mingyan tam içeri adım atıp yüzünde endişeli bir ifadeyle He Changdi’yi çıkarmak için girecekti ki Kıdemli Hizmetçi Gui tarafından engellendi.

“Ne yapıyorsun? İçeri giren Genç Efendi, bir yabancı değil!” Kıdemli Hizmetçi Gui onu alçak bir sesle uyardı.

Mingyan konuşmaya çalıştı.

”Ama...”

“Ama ne? Çabuk benimle gel.”

He Sanglang’ın beyaz yüzü saç diplerine kadar pişmiş bir yengeç gibi kıpkırmızı kesilmişti. Hissettiği sıcaklık bir noktada zirve yaptı ve belden aşağısında  bir nokta o anda hazır olda duruyordu.

Chu Lian sinirlenmişti. Evliliklerini tamamlamak istemeyen oydu hem de düğün gecelerinde dışarıda kalıp onu aşağılamıştı. Ama şimdi o banyo yaparken aptal aptal ona bakan da oydu. Bu adam ne yapmaya çalışıyordu?

Bu noktada gerçekten daha az umurunda olamazdı. Chu Lian bir kalıp sabun alıp ona fırlattı, tatlı sesi öfkeyle yükseldi:

“Sen... Hemen dışarı çık!”

Chu Lian’ın narin haykırışı sonucu kendine gelen He Sanglang’ın vücudu gerilirken aklında bu tür bir arzunun bile var olmaması gerektiğini düşündü. Yüzü anında mürekkep gibi kapkara oldu.

Yüzünü ekşiterek Chu Lian’a baktı ve bağırdı:

“Beni bu görünüşle mi baştan çıkarmaya çalışıyorsun? Hayal kurmaya devam et!”

Bu küçük nottan sonra He Sanglang manşetlerini savurarak arkasını döndü ve toplayabildiği bütün gururla dışarı çıktı, her şeye rağmen dimdik...

Eğer buz gibi ses tonunu buna uygun buz gibi bir ifadeyle eşleştirebilseydi Chu Lian banyodan fırlayıp onunla kavga edecek kadar öfkelenebilirdi. Ama yüzü tamamen  kırmızıydı ve hareketleri tamamen kasıntıydı. Vücudunun tasvir edilmemesi gereken belli bir kısmındaki çıkıntıyı da ekleyince utanmamış gibi davranan kibirli bir kediye benziyordu.

He Sanglang’ın hareketleri sayesinde Chu Lian’ın öfkesi ve gerginliği tamamen dağılmıştı. Adam banyodan ayrılır ayrılmaz dudaklarının kenarı sessiz bir kahkahayla kıvrıldı.

Banyodan çıkıp yeni kıyafetler giyene kadar He Changdi odadan ayrılmıştı.

Yüzü hafif kızarmış olan Mingyan, Chu Lian’a bir bardak ılık su verdi ve kaygan ıslak saçını taradı.

“Kocam nerede?”

“Üçüncü Genç Efendi avluyu on dakika önce terk etti. Bu hizmetçi, nereye gittiğini bilmiyor.”

Chu Lian suyundan bir yudum aldı ve başını salladı. He Sanglang’ı gerçekten hiç anlamıyordu. Bununla uğraşacağına tahta koltuktan bir kitap aldı ve okumaya başladı.

Bu sırada aceleyle ayrılan He Changdi şimdi dış avlunun çalışma odasındaydı.

Oraya varır varmaz iki bardak soğuk çayı hızla kafasına dikti ama kalbindeki alevler hala yatışmamıştı. Gözlerini kapattığında aklında küvette oturan Chu Lian’ın görüntüsü belirdi, ellerinde göğsünü kapatmak için kullandığı bir parça kumaş ve şaşkınlıktan sonuna kadar açılmış gözler.

“Kahretsin!” lanet okudu. O şeytani kadına karşı nasıl herhangi bir şey hissedebilirdi. Tek yapmak istediği onu hemen öldürmekti! O anda He Changdi kendisinden nefret etti. Masayı yumruklayarak fırçaları yıkamak için kullanılan bir tepsiyi sarstı.

Bedenindeki ateş kaybolmayı reddediyordu. Sonunda He Sanglang karanlık bir ifadeyle soğuk bir duş almaya gitti.

Akşam He Changdi ve Chu Lian dış avlunun oturma odasında bir aile yemeğine katıldı. Yemekten sonra ailenin en büyük oğlu onlarla görüşmek istedi.

Masanın başından He Changqi kardeşine katı talimatlar verdi.

“Sanglang karın yarın ailesinin evine gidecek. Her şeyle düzgünce ilgileneceğine dair söz ver ve He Ailesi’nin gururunu zedeleme. Anladın mı?”

He Changdi ifadesizce onayladı.

Chu Lian gizlice en büyük abisine baş parmaklarını kaldırarak onaylayan bir işaret yaptı. He Changqi tam olarak romanda anlatıldığı gibiydi. Biraz sert görünse de yengesine düşünceli bir şekilde yaklaşan dikkatli biriydi. ‘Büyük abi baba gibidir’ sözünde olduğu gibi He Changqi şüphesiz iyi bir abiydi.

Anlaşamadıklarını görmüş olmalıydı bu yüzden He Sanglang’a hatırlatma yapmak için konuşmak istemişti.

“Yengeciğim, kardeşim büyükannem ve annem tarafından çok şımartıldı. Lütfen ona karşı anlayışlı ol.”

Chu Lian hemen başını salladı ve cevapladı:

“Tamam, abiciğim.”

He Changqi onları yollamadan önce birkaç kelime daha söyledi.

O zamana kadar bütün Jing’an Hanesi çoktan karanlıkla kaplanmıştı. Sadece koridorlar ve yürüme yolları fenerlerle aydınlatılmıştı.

Fener ışıkları o kadar loştu ki Chu Lian, He Changdi’nin ifadesini net bir şekilde göremiyordu. Tek hissettiği kafese kapatılmış bir canavar gibi kötü bir modda olduğuydu.

Romandaki neşeli ve ünlü He Sanglang’a ne olmuştu? Daha yeni evlenmişti, bunlar hayatının en mutlu anları olmalıydı. Neden böyle davranıyordu?

Chu Lian ona doğru birkaç bakış attı. Kariyeri boyunca bir çok insanla karşılaşmıştı. Bu He Sanglang kitaptakinden farklı da olsa, ondan nefret ediyormuş gibi de görünse şimdi ona neden böyle davrandığıyla ilgili bir şey söylemeyeceğini biliyordu.

Yeni evli bir çift, aşk ve mutluluk saçmalıyken onlar sanki yan yana durmak istemeyen iki soğuk kirpi gibiydi. Birbirlerine bakmak dahi istemiyorlardı.