Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

17. Bölüm Xiao Bojian

Çevirmen: Rosanixe / Editor: lotus

Chu Lian arkasını dönünce Sekizinci Hanım Leydi Yuan’ın avlunun girişinde öfkeli bir şekilde durduğunu gördü. Ama Chu Lian’ın ifadesi Leydi Yuan’ın beklediği gibi öfke kırıntıları taşımıyordu, hatta Chu Lian ona cömert bir şekilde gülümsüyordu. Aslında Chu Lian, Leydi Yuan’ın ilerde evleneceği pislik kocasını düşününce  onun için içten içe üzülüyordu.

“Sekizinci kardeş bu avluyu o kadar sevdiyse onun kaderi olmalı. Avluda sadece manzaraya hayran olmak için gidilecek birkaç yer var, Xiyan’ı oraları sana göstermesi için sonra gönderirim.”

Leydi Yuan, sonuna kadar açılmış inanamayan gözlerle Chu Lian’ın aklındakileri görmeye çalıştı. Neler oluyordu? Önündeki bu sakin hanım onun Altıncı Hanımı mıydı? Geçmişte basit şeyler için onunla kavga başlatanla aynı Altıncı Hanım?

Altıncı Hanım’ın geçmiş birkaç günde yaptığı tek şey evinden ayrılıp evlenmekti. Ama bu birkaç günde bütün aurası değişmişti! Leydi Yuan ateş püskürten gözlerle ona baktı. İkisi de ikinci dalın yasal kızlarıydı. İkisi de hala baba evindeyken Chu Lian’la en çok konuşan kişi Sekizinci Hanım’dı. İkili sık sık basit şeyler yüzünden tartışırdı. Ama Sekizinci Hanım’ın yanında ona destek olacak İkinci Madam olurdu bu yüzden kaybeden hep Chu Lian’dı. O yıllar boyunca Chu Lian’ın hava atabileceği tek şey bu avluydu. Chu Lian’ı öfkelendirmek için haneden ayrılır ayrılmaz Leydi Yuan annesine buraya taşınmasına izin vermesi için yalvarmıştı.

Chu Lian’ın babasının evine döndüğünde buradaki yerinin kapıldığını görüp üzüntüsünü içine atmasını istemişti. Ama üzülmeyi bırak Chu Lian biraz bile etkilenmiş görünmüyordu. Bu tamamen Leydi Yuan’ın beklentisi dışındaydı. Nasıl bu sonuçtan mutlu olabilirdi?

Sanki yastık yumrukluyormuş gibiydi, yumruğa bütün gücünü verse de, bütün enerjisini harcayıp ter dökse de kışkırtmaya çalıştığı kişinin biraz bile umurunda değildi.

“Sen! Sen!!” Leydi Yuan çirkin bir ifadeyle Chu Lian’ı işaret etti ama cümlesini bitiremeyecekmiş gibi görünüyordu. Bunu görmek için tam zamanında yetişen Madam Rong rahat bir nefes verdi ve Sekizinci Hanım’a öfkeli bir bakış attı. Sonra yüzünde bir gülümsemeyle Chu Lian’a doğru yürüdü. “Altıncı kardeş bunun yerine benim avluma gelin. Buradan çok da uzak değil. Eğer Altıncı kardeş çok yorgunsa He Avlusu’nun hemen yanındaki köşkte dinlenebiliriz. Kremi almaları için hizmetçileri gönderirim.”

Chu Lian Madam Rong’a teşekkür etti ve Madam Rong’u He Avlusu’na doğru takip ederken Xiyan’ı da yanına aldı.

Ying Hanesi’nin ana dalı doğu kanadında yaşıyordu ve burası batı kanadından oldukça uzaktı. Chu Lian yolda bazı istenmeyen sorunlarla karşılaşmaktan korkuyordu bu yüzden Madam Rong’un kendi avlusuna gitme teklifini reddetti ve bunun yerine He Avlusu’nda durdular. He Avlusu Anxiang Avlusu’ndan çok da uzak değildi ve şimdi orada yaşayan kimse yoktu. Ying Hanesi’nin Matriarkı’nın eski eviydi ve o vefat ettikten sonra boş kalmıştı.

He Avlu’sunun içindeki Begonya ormanında bir ev vardı. Burada manzara çok güzeldi ve Ying hanımları burada yürüyerek huzurlu bir ara vermeyi çok severdi.

Madam Rong evdeki hanımların daha çok soruna sebep olacağını düşündüğü için gelmelerine izin vermeye cesaret edemedi. Altıncı Hanım’la samimi bir konuşma yapacaklarını bahane eden Madam Rong, Chu Lian’ı da alıp uzaklaştı ve şahsen ona eşlik etti.

Kısa bir süre sonra He Avlusu’ndaki köşke ulaştılar, Madam Rong’un hizmetçileri çoktan onlar için şekerlemeler hazırlamıştı.

“Altıncı Hanım biraz burada bekleyin. Qin’er hızlı yürür bu yüzden kısa sürede burada olacaktır.”

“En büyük abla, lütfen rahat olun. Sadece küçük kırmızı bir iz. Artık acımıyor bile.”

Gerçekten artık acımıyor olsa da Chu Lian doğuştan bembeyazdı. Elleri beyaz, yumuşak ve de çok güzeldi. Şimdi elinin arkasındaki kırmızı iz  bu yüzden hemen göze batıyordu.

Belki de yanığın ciddiyeti yüzünden, derinin dış tabakası şişmeye başlamıştı. Su toplamış gibi görünüyordu.

Ama bu küçük yanık Chu Lian için çok bir şey ifade etmiyordu. Artık bambu ormanından ayrıldığı için vücuduna sarılı patlamaya hazır bir bomba varmış hissini kaybetmişti. Chu Lian uzun ve rahat bir nefes çekti.

Bazı insanlarla uğraşmak çok tehlikeli olabiliyordu. Onlardan olabildiğince uzaklaşmak en iyisiydi. Ne yazık ki Chu Lian, romanın asıl olayların olması gerektiği yolda gerçekleşmesi için ne kadar güçlü bir istek duyduğunu bilmiyordu.

He Sanglang gizlenmiş ve gözlerini onun üzerinde sabitlemişti, yüzünde anlaşılmaz bir ifade vardı. Kadının her hareketi gözlerinin derinliklerine yansıyordu.

Bu sırada uzaktan bir hizmetçi geldi ve Madam Rong’un kulağına bir şey fısıldadı. Madam Rong’un ifadesi anında değişti. Bir an tereddüt ettikten sonra özür dileyerek Chu Lian’a döndü.

“Altıncı kardeş ilgilenmem gereken bir acil durum var ve gitmek zorundayım. Bir saat sonra öğle yemeği saati gelecek. İstersen önce dış avluya gidip biraz dinlen, sonra yemekte buluşalım?”

Chu Lian kadının yüzündeki gerginliği gördü ve kabul ederek Madam Rong’u acil durumla ilgilenmesi için bıraktı.

Şimdi büyük avluda sadece Chu Lian ve Xiyan kalmıştı.

Chu Lian önündeki çay fincanını alıp bir yudum içecekken arkasından gelen hafif ayak seslerini duydu, bir adama ait çekici ve kısık bir ses tonuydu.

“Lian’er.”

Chu Lian oracıkta donup kaldı.  Başını çevirip gelen kişinin dış görünüşe ve kıyafetlerine bakınca içinden öfkeyle küfretti. Roman onu rahat bırakmayacaktı!

Bu ana karakter aurası çok güçlü değil miydi?* Buraya kadar o kadar yolu sadece saklanmak için gelmişti ama Xiao Bojian yine de onu bulmuştu!

*Kötü karakter olduğunu düşündüğü için ana karakter aurası olmasına anlam veremiyor.

Eğer Chu Lian’ın önündeki adamı tek bir bakışla nasıl tanıdığını sorarsanız bunun sebebi yazarın adamın dış görünüşünü son ayrıntısına kadar anlatmış olmasıydı. Xiao Bojian yakışıklı doğmuştu. Ama Chu Lian’ın kalbinde He Sanglang, Xiao Bojian’dan sadece birazcık daha yakışıklıydı. Yine de onun sıra dışı ve örnek gösterilecek biri olduğunu reddedemezdi.

Nasıl anlatabilirdi? Biraz daha metroseksüel görünüyordu, dış görünüşünde bir parça kadınsılık vardı. Modern dünyada popüler olan adamlar gibi. He Sanglang daha asil ve kahramanca görünen türden bir adamdı.

Xiao Bojian’ın sol gözünün altında göz yaşına benzer siyah bir ben ona bir adamda nadiren görülebilen, kendine çeken bir cazibe katıyordu.

Bu tür bir görünüşle Wei ya da Jin Hanedanlığı’nda doğmuş olsaydı kesinlikle homoseksüel olarak görülürdü...

Roman fiziksel özelliklerini ayrıntıyla vermiş olsa da kendi gözleriyle görmek farklıydı.

Chu Lian bir baş ağrısının yaklaştığını hissetti. Hızla ayağa kalktı ve kaçmaya çalıştı ama Xiao Bojian hemen atıldı ve kollarını yana açarak kaçmasını engelledi.

“Lian’er... Sen... Sen artık beni görmek istemiyor musun?” Chu Lian içinden küfretti ve onu orada bırakıp kaçamayacak olması gerçeğinden nefretti. Ama bu adamın ilerde elde edeceği gücü düşününce Chu Lian sabırla dayandı. Bakışlarını aşağı çevirdi ve konuşmadı. Eğer adam asıl ‘Chu lian’ olmadığını fark ederse başı büyük belada olurdu. Xiao Bojian çok azimli, sinsi ve el altından iş çeviren bir adamdı. Geleneksel ‘iyi adam’ tiplemesinden çok uzaktı.

Xiyan, Chu Lian’ın önündeki adamla ne kadar çok muhatap olmak istemediğini fark etti ve hızla Xiao Bojian’ı engelledi. “Bay Xiao erkekler hanımlara karşı mesafelerini korumalılar. Ayrıca hanımımız çoktan evlendi lütfen haysiyetinizi koruyun!”

Xiao Bojian yumruklarını sıkarken acılı bir ifadesi vardı. Alabora olmuş gözleri yukarıdan Chu Lian’ı derin bir tutkuyla süzdü. Gözlerindeki bakışı gören kimse duygularının derinliğinden şüphe edemezdi. Dudaklarını birbirine bastırdı, yüzü bastırılmış duygularla doluydu.

“Lian’er, hepsi benim suçum, işe yaramazım. Benden şimdi bana bakamayacak kadar çok mu nefret ediyorsun?” Xiyan’ın arkasında görünmeyen Chu Lian’ın sakinliği neredeyse içindeki karmaşaya karşı kaybedecekti.

Bu da ne!? Ne tür bir replikti bu!? Bir Mary Sue gibi taklit yapmak zorunda mıydı? Romanı okurken adamın sözlerini çok dikkate almamıştı; hatta o zaman biraz havalı bile olduğunu, çok sevecen olmadığını düşünmüştü. Ama şimdi birebir tecrübe edince geçen her dakika beyin hücrelerinin öldüğünü hissedebiliyordu.

Genç adam o kadar yakışıklısın ki bir kadın senin karşında kendi görünüşünden mi utanmalı? Bu sözleri bir kadının karşısında kullanmak biraz uygunsuz değil mi?