Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

2. Bölüm Bay Doğru İle Evlenmek (2)

Çevirmen: Rosanixe / Editor: lotus

Chu Lian tam Ankakuşu Tacı’nı çıkarmak üzereyken Xiyan onu durdurdu.

“Altıncı Hanım düğün görevlisi size yönergeleri söyledi. Üçüncü Genç Efendi’nin gelip tacı şahsen çıkarmasını beklemelisiniz.”

Chu Lian umutsuzca ellerini indirdi ve boynunu esnetti, böyle bırakmak zorundaydı.

Xiyan Altıncı Hanımı’nın hareketlerinin komik olduğunu düşünüyordu. “Endişelenmeyin Altıncı Hanım. Matriark* He aralarındayken Genç Efendi’yi fazla tutmazlar. Genç Efendi kısa sürede döner.”

*Ailede yaşlı ve kıdemli kadın.

Xiyan’ın takılmaları Chu Lian’ın kızarmasına sebep oldu.

“Normalde çok sessizken neden bugün bu kadar çok konuşuyorsun?”

Chu Lian azarlamak istercesine baktı ve sakinleşti. Ayağa kalktı ve hizmetçilere yanında getirdiklerini yerleştirmeleri için emir verdi. Bir saat geçmeden dışarıdan bir hizmetçi Genç Efendi’nin geri geldiğini haber verdi.

Evli yatağının kırmızı çarşaflarının üzerine yer fıstıkları ve kurutulmuş longanlar da** dahil olmak üzere bazı yiyecekler saçılmıştı. Chu Lian onları Kıdemli Himetçi Gui’ye toplatır toplatmaz He Changdi odaya girdi.

**Mangoya benzer bir meyve.

Bu sefer yanında gelenekleri anlatmak için gelen bir düğün görevlisinden başkası yoktu.

He Changdi odanın iç bölümüne geçtiğinde düğün görevlisi gülümseyerek hizmetçiye önceden hazırlanmış evlilik şarabını getirmesi için işaret verdi.

“Üçüncü Genç Efendi, Üçüncü Genç Madam, bu evlilik şarabını içtikten sonra her türlü zorlukla birlikte baş edecek bir çift olacaksınız!” Düğün görevlisi şarabı uzatırken gülücükler saçıyordu.

He Changdi yıkılmaz sağlam bir çam ağacı gibi dimdik duruyordu. Eğer seyirciler olsaydı duruşu bir çok kişinin hayranlığını toplardı.

Kadehini aldı ve kıpırdamadan yatağın önünde durmaya devam etti. Düğün görevlisi bir anda gelin odasındaki atmosferin buz kestiğini hissetti. Gizlice alnındaki soğuk teri sildi ve tekrar genişçe gülümseyerek diğer kadehi Chu Lian’a uzattı.

“Üçüncü Genç Efendi ve Üçüncü Genç Madam evlilik şarabını içtikten sonra Üçüncü Genç Efendi’nin Ankakuşu Tacı’nı başınızdan şahsen alması lazım böylece günleriniz huzur ve uyumla dolu olur.”

Düğün görevlisi onları hayırlı sözlerle kutsamayı bitirir bitirmez He Changdi konuştu. Ses tonu buz gibiydi, “Pekala şimdi gidebilirsiniz.”

“Hah?” Düğün görevlisi bilinçsizce cevap verirken hala biraz şaşkın durumdaydı “Üçüncü Genç Efendi hala şarabı...”

“Ne dediğimi duymadın mı?” He Changdi’nin sesi hızla tehditkar bir ton aldı ve odadaki ılık havayı tüyleri diken diken eden bir atmosfere dönüştürdü.

Düğün sorumlusu sadece bir hizmetçiydi bu yüzden He Ailesi’nin üçüncü genç efendisiyle tartışmaya cesaret edemezdi. Abartılı bir selam ve korkuyla kabul etti ve birkaç tane daha hayırlı söz söyledikten sonra hizmetçiyle birlikte aceleyle odayı terk etti.

Hafızasını ne kadar zorlarsa zorlasın, bu genç efendinin neyin peşinde olduğunu çözemiyordu. Sonuç olarak yapabileceği tek şey gelin odasından kovulan ilk düğün görevlisi olmanın yasını tutmaktı.

Chu Lian başı eğik bir şekilde evlilik şarabını içmek için bekliyordu. Bir anlığına He Changdi’nin ne yaptığını anlayamayarak düşüncelerine daldı.

Bu olay dizisi neden romandan farklıydı?

Hala kafası karışıkken He Changdi; Kıdemli Hizmetçi Gui, Xiyan ve diğer hizmetçilere dışarı çıkmalarını emretti.

Chu Lian, He Ailesi’nin üçüncü oğluna bakmak için başını kaldırdı. Kaşları oldukça güzel şekillenmişti ve yüz hatları çok belirgindi. Birebir gördüğünde yüzü sanki yeşim taşından yapılmış gibiydi. Chu Lian, adamın romanda betimlendiğinden daha yakışıklı olduğunu düşündü. Ama gözlerindeki bu soğukluk neyin nesiydi? Neden ona bu kadar sert ve küçümseyici bir şekilde bakıyordu?

Bir anlığına Chu Lian karşısındakinin soğuk ve kirli bakışları karşısında donup kalmış, söyleyecek söz bulamamıştı.

Romanda olayların gelişme sırasına göre He Changdi, evlilik geleneklerine ana kadın karakter istemediği için devam etmemişti ama yine de He Changdi gelin odasında ana kadın karaktere karşı ilgili  ve anlayışlı davranmıştı.

Olayların geldiği nokta Chu Lian’a hayal kırıklığı yaşatmıştı.

Chu Lian’ın parlak kara gözlerindeki kafa karışıklığını gören He Changdi öne doğru bir adım attı ve hafifçe eğildi. Gözleri donmuş bir göl gibi bir damla bile sıcaklık barındırmıyordu ve sanki buz yüzeyden ölçülemez derinliklere kadar devam ediyordu. Önündeki güzel kızı sanki bakışlarının içinde bir şey ararmışçasına yakından inceledi.

Kızın endişelendiğini gören He Changdi’nin dudaklarının kenarı kıvrılarak herkesin tüylerini diken diken edecek bir gülümseme ortaya çıkardı. Kesinlikle korkunç derece dürüst bir auraya sahip,  yakışıklı ve olağanüstü bir adamdı. Ama bu şekilde gülümsemek ona şeytani bir cazibe katıyordu.

Chu Lian, He Changdi’nin görünüşüne o kadar hayran kalmıştı ki yeterince hızlı tepki veremedi.

Yani He Changdi ellerini kaldırıp evlilik şarabının hepsini yere boşalttığında...

Chu Lian küçük kadehteki evlilik şarabı, parlak kırmızı Pers halısında koyu ve ıslak bir iz bırakırken olanları sadece inanmayan gözlerle izliyordu.

Farkında olmadan mırıldandı: “Ne yapıyorsun?”

Chu Lian’ın tepki vermesini beklemeden onun ellerindeki kadeh de havalandı. Şarap kırmızı gelinliğinin her yerine bulaştı. Hemen sonrasında bilekleri acı verici bir şekilde sımsıkı kavrandı ve kemikleri donduran bir ses kulaklarında yankılandı.

“Ne yaptığımı görmüyor musun? Benim sevgili gelinim!”

Ne!? Ne oluyordu? Neden kitabı takip etmiyordu olaylar? Chu Lian şaşkınlık ve öfkeden içinden inliyordu. Ama daha konuşmaya fırsat bulamadan He Changdi sert bir şekilde başındaki Ankakuşu Tacı’nı çekip yere fırlattı. Siyah saçının birkaç teli de duvakla birlikte koptu ve arkasında da sızlayan bir acı bıraktı.

He Changdi öfkeyle kükrerken sesini alçalttı:

“Sen bu tacı takmaya layık değilsin!”

Chu Lian önündeki adamı ittirmeye çalıştı ama ne yazık ki yeterince güçlü değildi. Elleri bir erkeğin gücü karşısında yavru bir kedinin patileri gibiydi, her türlü ihtişamdan uzaktı.

He Changdi, kadının geri savaşmaya çalıştığını görünce gözlerinden öfke fışkırdı ve ellerini Chu Lian’ın ince kar beyaz boynuna sardı. İnce uzun ellerindeki damarlar dışarı fırlamıştı ve nefreti gözlerinden görünüyordu!

Chu Lian öldürme arzusunu hissediyordu!

Daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştı. Sadece boğazındaki vazgeçmeyen kavramayı hissediyordu, onu bir kement gibi sıkıyor ve acı içinde haykırmaya zorluyordu. Nefes alamıyordu, her an ölecekmiş gibi hissediyordu!

Güzel yüzü çoktan boğulmanın etkisiyle maviye dönmüştü. He Changdi bu ‘fena kadın’dan sonsuza kadar kurtulmak için biraz daha güç uygulamasının yeterli olacağını düşündü!

Ama onun için hep en iyisini isteyen büyükannesinin ve kardeşlerinin görüntüsü gözlerinin önüne geldi. He Changdi onların hayalleri yıkılırken izlemeye dayanamayacağını düşünüyordu. Eğer bu kadını öldürürse Dük Ying ve  Kont Jing’an’ın Haneleri’nin şanı da tehlikeye girerdi. Bu yüzden keyifsiz bir şekilde kadının boğazını bıraktı ve ona baktı. Nefreti pis ve zehirli bir hava gibi ağır ve gericiydi. Bu kaltağı şimdilik canlı bırakacaktı!

Boynundaki eller gevşedikten sonra Chu Lian ona hala acı veren morluklara dokundu, yüzü kağıt gibi bembeyazdı. Hava sonunda boğazından içeriye özgürce süzülüyor ve kontrolsüzce öksürmesine neden oluyordu.

Eğer şuracıkta yeni kocası tarafından öldürülmüş olsaydı en trajik beden göçebesi olurdu.

Chu Lian’ın boğazı dayanılmaz şekilde kuruydu, konuşamıyordu bile. Tek yapabildiği göğsünü tutup nefes almak için çırpınmaktı. He Changdi’nin ifadesi kasvetli ve çirkin bir hal aldı. Küçümseyerek dudak büktü ve konuştu:

“Chu Ailesi’nin Altıncı Hanımı, herkesi aptal yerine koyma!”