Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

20. Bölüm Tuhaf Bir Yanlış Anlaşılma

Çevirmen: Rosanixe / Editor: lotus

He Changdi, Chu Lian’ın yaptıkları yüzünden tamamen hareketsiz kalmıştı. Yüzünde karanlık bir ifadeyle ona bakıyordu.

Önündeki genç ve güzel karısının, önceki hayatındaki Chu Lian olduğundan kesinlikle emindi çünkü ikisi de aynı görünüyordu. Ama kişilikleri neden bu kadar farklıydı?! Önceki hayatındaki şeytan kadın ‘Chu Lian’ asla ona bu kadar yaklaşmazdı. Eğer o ve Xiao Bojian arasında seçim yapmak zorunda olsa hiç tereddüt etmeden Xiao Bojian’ı seçerdi.

Ama eğer önceki hayatındaki Chu Lian değilse neden gizlice Xiao Bojian’la buluştu ki?

He Sanglang düşündükçe gözleri daha da karardı. Sonunda içinden kafasını salladı ve kendine güldü. Tabii ki önceki hayatındaki aynı şeytani kadındı, sadece bu sefer gerçek kişiliğini saklamayı daha iyi öğrenmişti.

Chu Lian, He Sanglang’ın yüzündeki ani değişimi fark etti ve onunla şakalaşmayı bırakıp düzgünce yanına oturdu.

He Changdi giysilerindeki görünmez kiri temizledi ve onunla alay etmek için konuşmaya başladı: “Evlenmemizin üzerinden sadece üç gün geçti. Kim bütün bu zaman boyunca karımın aklında başkasının olduğunu bilebilirdi ki?”

Chu Lian kaşlarını çatarak dönüp He Sanglang’a baktı.

“Sevgili kocacığım neden bahsediyorsun? Seni anlamıyorum.”

“Hmph. Rol yapmakta bu kadar geliştiğini fark etmemiştim. Chu Lian bakalım daha ne kadar buna devam edebileceksin?!”

Konuşmasını bitirdikten sonra He Sanglang kenara oturup gözlerini kapayarak Chu Lian’ı görmezden geldi. Yanındaki güzel karısına sanki havadan yapılmış gibi davranıyordu.

Chu Lian kafasını onunla yormadı. He Sanglang’ın görünüşe göre ona karşı büyük bir ön yargısı vardı. Şimdi onunla iyi anlaşmaya çalışmak sadece ters teperdi. Neden sadece onu görmezden gelip biraz ara vermiyordu? Bütün günü Ying Hanesi’nin kadınlarıyla konuşarak geçirirken yorulmuştu sonuçta.

Chu Lian sessiz kaldı ama He Changdi’nin içindeki öfke sadece büyüyordu.

İçinden küçümseyerek güldü. Heh! Beklediğim gibi umurunda değilmişçesine davranıyor olsa da hala kalbinde Xiao Wujing vardı!

Rol yapmaya ne kadar devam edebileceksin görelim!

Er ya da geç Xiao Wujing’in ellerine düşeceği gün gelecekti. O zamana kadar Chu Lian’ın hala sakin kalıp kalamayacağını görmek istiyordu!

Chu Lian onun kadar derin düşünmüyordu. Bugünkü ziyarette çok yorulmuştu. Araba dengeli bir şekilde geniş taş döşenmiş yolda ilerliyordu. Hafif sallantı kısa sürede Chu Lian’ın uykuya dalmasına yardım etti.

He Sanglang bazı şeyleri düşünürken gözleri kapalı duruyordu. Bir anda omzuna sert bir şeyin düştüğünü hissetti, boynunda yavaş ve düzenli nefesi hissediyordu. Anında donup kaldı. Gözlerini açınca aşağı doğru derin ve karanlık bir bakış atınca Chu Lian’ın savunmasız bir şekilde omzunda uyuduğunu gördü.

Yanındaki kadının yüzünde huzurlu bir ifade vardı. Dudakları hafifçe yukarı kıvrılmıştı. Savunmasız bir çocuğa benziyordu.

Eğer önceki hayatında ne kadar acımasız olabileceğini görmemiş olsaydı kendisi için iyi bir eş olabileceğini düşünebilirdi!

Geçmişte yaşanan bazı olayları aklından geçirirken He Sanglang’ın yüzündeki sakin ve nazik ifade anında değişti. İğrenerek onu uzaklaştırmaya çalıştı ama Chu Lian jöle gibi ona yapışmıştı.

He Changdi artık dayanamıyordu, onu ittirmek için eliyle uzandı.

Chu Lian kafası uzaklaştırıldıktan sonra mutsuz bir şekilde kaşlarını çatarak onun duyamayacağı bir şeyler mırıldandı ve tekrar He Sanglang’ın bedenine doğru yaklaşmaya başladı. Dudağı seğirdi ve hemen kadını atlattı. Bu sefer Chu Lian omzuna düşmedi, başı kucağına düşmüştü.

He Sanglang’ın bu kadına artık söyleyecek sözü yoktu.

Bütün bu olayları ölü bir domuz gibi uyuyarak geçirmişti, neden kendi kendine uykusunda ölmüyordu ki sanki? Bu sefer He Sanglang onunla uğraşamayacak kadar üşengeçti

Chu Lian, He Sanglang’ın bacağında çok rahat uymuştu.

Bir saat sonra Jing’an Hanesi’nin girişine ulaşmak üzereyken He Sanglang bacağında ıslak bir şey hissetti.

Ne olduğuna bakmak için başını eğdiğinde bunun Chu Lian’ın salyası olduğunu gördü!

He Sanglang: ...

Göğsünde yükselen öfkeyi kontrol etmeye çalışsa da artık dayanamıyordu. He Sanglang Chu Lian’ı o kadar sert ittirdi ki neredeyse arabanın halısının üzerine düşüyordu.

Bu sefer Chu Lian irkilerek uyandı. Kafası karışık bir şekilde etrafına bakındı ve hala arabada olduğunu fark etti.

Ağzının kenarında şüphe uyandırıcı bir ıslaklık vardı... Chu Lian kıpkırmızı oldu ve hemen mendilini çıkarıp ağzının kenarını sildi.

Sonra He Changdi’nin ona öfkeyle ve biraz da kinle baktığını gördü. Silik bir şekilde onun kucağında uyuduğunu ve salyasının aktığını hatırladı.  Gözleri istemsiz bir şekilde He Changdi’nin bacağına kaydı.

Yaz yaklaşıyordu ve hava ısınmaya başlıyordu bu yüzden herkes serin tutan bahar kıyafetleri giyiyordu.

He Changdi çiçeklerle süslenmiş ince açık mavi bir kıyafet giymişti. Hem sade hem de gösterişli oluşu onun sakin ve soğuk aurasıyla çok uyumluydu.

Ama bir tane kırışığı bile olmayan ipekle işlenmiş giysisinin üzerinde, tam kasık bölgesinde avuç içinin yarısı büyüklüğünde bir ıslaklık vardı... Yeri biraz tuhaftı ve başkalarının yanlış anlamasına çok müsaitti.

Eğer koyu renkli bir giysi olsaydı çok belli olmazdı ama ıslak bölge açık renkli kıyafette net bir şekilde görülüyordu.

Chu Lian bu sefer tek bakışta sorun çıkardığını anlamıştı!

Gözünün kenarı seğirdi. Hızla bir deve kuşu gibi kenara saklandı. He Changdi’den olabildiğince uzaklaştı ve hiçbir şey görmemiş gibi davrandı.

He Changdi’nin ifadesi tamamen karanlık bir hal almıştı. İçinde Chu Lian’ı dövmek için ani bir istek parladı ama daha önce hiçbir kadına vurmamıştı, He Ailesi’nin kurallarından biri de hiçbir zaman bir kadına zarar vermemekti.

Mendili Chu Lian’ın elinden aldı ve şüpheli lekeye sürttü.

Ama fark etmediği şey mendili Chu Lian’ın çoktan ağzını silmek için kullandığıydı, bu yüzden leke daha da büyüdü...

He Changdi mendilli yere fırlattı. Bu sefer yüzü o kadar karanlıktı ki mürekkep damlatabilirdi. Tam Chu Lian’ı küçümsemek üzereyken dışarıdan Laiyue’nin sesini duydu, “Üçüncü Genç Efendi, Üçüncü Genç Madam yerleşkenin girişine ulaştık. Kıdemli Hizmetçi Liu ve En Büyük Genç Madam girişte bizi karşılamak için bekliyor!”

Bununla birlikte araba durdu. En büyük ablaları onları şahsen karşılamak için kapıya kadar geldiğinden arabadan çıkmamak kabalık olurdu. He Changdi’nin Laiyue’ya arabayı avluya kadar götürme emri verme hayalleri yok oldu.

Arabadaki hava yoğun ve tuhaftı. Chu Lian, He Sanglang’ın ölümcül bakışlarına daha fazla dayanamayarak  arabanın perdelerini açtı ve içeri ışık girmesine izin verdi.

Madam Zou çoktan arabanın yanına gelmiş bekliyordu. Matriark He, He Sanglang’ın Ying Yerleşkesi’nde çok içmiş olabileceğinden endişeleniyordu bu yüzden en büyük torununun karısını ve Kıdemli Hizmetçi Liu’yu onları karşılamaları için göndermişti.

Madam Zou, Chu Lian’ın arabadan inmesine Xiyan’ın yardım ettiğini görünce  bir anlığına afalladı. Ama hemen sonrasında yüzüne bir gülümseme yayıldı. Kıdemli Hizmetçi Liu gözlerinde parlayan bir gülümsemeyle iki kez öksürdü. Chu Lian neden gülüşlerini başarısız bir şekilde saklamaya çalıştıklarını anlamıyordu.

Dikkatli olan Xiyan hemen kıpkırmızı kesildi ve hızla Chu Lian’ın kıyafetlerini ve kafasındaki aksesuarları  düzeltti.

Bu sırada He Sanglang oyalanabildiği kadar oyalandıktan sonra arabadan inmişti. Chu Lian’ın dağılmış halini gördükten sonra Madam Zou ve Kıdemli Hizmetçi Liu, He Sanglang’a bakmaktan kendilerini alamadılar.

He Sanglang’ın kıyafetindeki ıslak lekeyi görünce Madam Zou nerdeyse kendi tükürüğünde boğuluyordu ve Kıdemli Hizmetçi Liu’nun gözleri kırışmıştı. Zaten yaşlı bir kadındı daha önce görmediği bir şey yoktu. Hızlı hareket ederek He Sanglang’ın yanına geldi ve insanların görmesini engelledi.

He Sanglang’ın elleri, öfkesinin gücüyle titriyordu. Chu Lian’ı oracıkta boğazlamak istiyordu. Hepsi o şeytani kadının suçuydu! Büyüklerinin önünde rezil olmuştu!