Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

26. Bölüm Yemek Yemesine İzin Vermemek

Çevirmen: Rosanixe / Editor: lotus

Üçüncü Genç Efendi normalde yakışıklı ve kahramanca görünürdü, öfkelendiğinde böylesine korkutucu görünebileceği kimin aklına gelirdi ki?

Zavallı hizmetçilerin ona karşı olan düşünceleri anında ezilmişti.

Laiyue dışarıdan gelince hizmetçilerin solgun yüzleriyle karşılaştı. Yüzünde şaşkın bir ifadeyle  başını kaşıdı. He Sanglang’ın soğuk ifadesini de ekleyince içi ürperdi. Laiyue boğazını temizledi ve dikkatle sordu:

“Genç Efendi, Genç Madam’ı akşam yemeği için ne zaman çağırmak istersiniz? Geç oluyor.”

He Changdi bunu duyunca homurdandı. O şeytani kadın bugün çoktan bütün haneye karşı planlar yapmıştı, gerçekten akşam yemeği yiyebileceğini düşünmüş müydü?

Hmph! Hayal kurmaya devam edebilirdi!

“Dışarı çık ve nöbet tut! İznim olmadan kimse giremez, Üçüncü Genç Madam bile!” He Changdi sesinde bir damla bile merhamet olmadan emretti.

Laiyue, Üçüncü Genç Efendi’nin böyle bir şey söylemesini hiç beklemiyordu. Nasıl tepki vermesi gerektiğini bilemeyerek oracıkta donup kaldı. Gözleri yazı masasının önündeki kutulara kaydı, bir şey söylemek üzereydi ki He Changdi’nin nefret dolu bakışlarıyla karşılaştı. Genç Efendisi daha önce hiç sözünden dönmemişti ve onun emirlerine karşı çıkmasına asla izin vermezdi. Ama gerçekten Üçüncü Genç Madam’ın yemek yemesine izin vermeyecek miydi?

Bu hiç iyi değildi!

Yine de Laiyue kapıya gitti ve nöbet tuttu. He Sanglang’a tek bir kelime bile söylemeye cesaret edemedi. He Changdi yazı masasının önünde gözlerinde yoğun bir bakışla duruyordu. Masanın gizli bir bölmesinden kalın bir zarf çıkardı, içindeki mektubu okudu ve bir sorun olmadığından emin olduktan sonra zarfı kapattı. Üzerine ‘Büyükanneme.’ yazdı ve zarfı tekrar gizli bölmeye yerleştirdi.

Çalışma mumunun fitili çatırdarken He Changdi kırmızı cilalı kutulara döndü, burnuna gelen yemek kokusu kutulardan süzülüyordu. Kutular 4-5 katlıydı ve içlerinde envaiçeşit yemek vardı. Kutulardan birinde yeşil soğan, zencefilli buharda tatlı su levreği, kızarmış koyun eti, piliç ve sebze; diğer bir kutuda çorba, pirinç ve hatta ılık bir şişe şarap bile vardı. Her yemek seçkindi ve ana mutfağın normalde servis ettiğinden çok daha iyi görünüyordu. Matriark He’nin avlusundaki küçük mutfaktan gelmiş olmalıydılar. Bir süre dışarıda kaldıkları için yemekler çoktan soğumuştu, yine de iştah açıcı ve dün akşam yediklerinden çok daha lezzetli görünüyordu.

He Sanglang yemeklere bakarken kendinden çok memnun görünüyordu. O şeytani kadın yemek yemeye belli ki bayılıyordu, ama bu sefer avucunu yalayacaktı…

Kafasında intikam planını kurarken He Changdi çubuklarını aldı ve tadına bakmak için birkaç yemek seçti. Yemekler çok soğumuştu ya da kendisi iyi bir modda değildi. İki kutu da oldukça lezzetli yemeklerle dolu olsa da zar zor, çok azının tadına baktı. Bir kaç lokma yedikten sonra çubuklarını bıraktı.

Tekrar oturup bir kitap açtı ve okumaya başladı.

Gökyüzü çoktan kararmıştı. Chu Lian bugün Ying Hanesi’ni ziyaret etmişti ve tanımadığı bir grup kadın tarafından sıkıştırılmıştı. Çok iştahı olmadığı için bugün pek yememişti. Jing’an Yerleşkesi’ne dönene kadar çoktan açlıktan ölüyordu. Ama yangın yüzünden açlığını tamamen unutmuştu. Artık midesi protesto edercesine gurulduyordu.

Chu Lian koltuğa doğru yaslandı, komik temalı kitap hala elindeydi. Akşam yemeği saatini beklerken sıkılmıştı bu yüzden çoktan banyoya girmiş ve uyku kıyafetlerini giymişti. Ama akşam yemeğine dair bir işaret hala yoktu.

Burada yanlış bir şeyler vardı! Ablası Madam Zou her şeyi düşünen bir kadındı. İkisi daha akşam yemeği yememişti ve en büyük ablaları onları unutmuş olamazdı. Hala Matriark He‘nin de olduğundan bahsetmeye gerek bile yoktu...

Çay Seremonisi sırasında Matriark He en genç torununa çok iyi davranmıştı.

Chu Lian daha fazla bekleyemeyecekti. Dış bölümdeki Xiyan’a seslendi. Xiyan hızla içeri girdi.

“Üçüncü Genç Madam, bir isteğiniz mi var?”

“Gidip akşam yemeğinin gönderilip gönderilmediğini sor. Çok acıktım.”

Xiyan onaylayarak başını salladıktan sonra yemeklerine ne olduğunu öğrenmek için dışarı çıktı. Ayrıldığı kadar da hızlı bir şekilde geri geldi.

Kitabını okurken kırmızı yastığına yaslanan Chu Lian sıradan bir şekilde sordu:

“Pekala, nasıl gitti?”

Xiyan’ın yüzünde karmaşık bir ifade vardı ve ne söyleyeceğini bilemiyordu. Bir süre sonra ondan bir cevap duyamayınca Chu Lian merakla ona baktı.

“Ne oldu?”

Ancak o zaman Xiyan Laiyue’nin yemek servislerini nasıl çaldığını söyleyebildi.

Xiyan içinde incinmiş hissediyordu. Neden Üçüncü Genç Efendi, Üçüncü Genç Madam için her şeyi bu kadar zorlaştırıyordu? Düzgün bir öğün yemesine bile izin vermiyordu! Ying Hanesi’ndekinden de kötü bir muamele görüyordu. Chu Lian parlayan ve inanamayarak bakan siyah gözlerle boşluğa daldı ve derin bir nefes aldı.

Duyduklarına inanamıyordu.

He Sanglang ne kadar çocukça davranıyordu! Yani yemek yemesine hiç izin vermeyecek miydi?! Onu açlıktan öldürmeye mi çalışıyordu? 

Chu Lian gözlerini devirdi ve konuyla ilgili daha fazla düşünmedi. Xiyan’ın gözündeki gücenmiş ve mutsuz ifadeyi fark etmedi bile.

“Xiyan çalışma odasına git ve konuyu Üçüncü Genç Efendi’ye sor.”

Xiyan başını salladı ve kasvetli bir ifadeyle ayrıldı.

Çalışma odasının dışında Laiyue kafasını duvarlara vurmak istiyordu. Kırmızı gözlü hizmetçiyi hanımına ne kadar kötü davranıldığını anlatırken dinlemek zorunda kalmıştı.

“Benim sevgili hanımım* sizi içeri almak istemememden dolayı değil, emirlerimi uygulamak zorundayım.” Bunu söyledikten sonra Laiyue, Chu Lian’ın odasının yönünü gösterdi ve sesini alçaltarak konuştu:

“Genç Efendi, Üçüncü Genç Madam bile olsa kimseyi içeri almamamı istedi.”

*Xiyan’ı kendinden daha üstün bir pozisyona koyuyor ve çaresiz olduğunu göstermek istiyor.

Xiyan gözlerinden yaşlar düşmek üzereyken dudağını ısırdı.

“Üçüncü Genç Madam ne hata yaptı da Üçüncü Genç Efendi ona böyle davranıyor? Hanımımız açlıktan ölüyor ve onun umurunda bile değil gibi görünüyor!”

Laiyue bir baş ağrısının geldiğini hissetti. 

“Bayan Xiyan size yalvarıyorum benim için işleri zorlaştırmayın. Efendimin emirlerine nasıl karşı çıkabilirim?”