Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

29. Bölüm Açlıktan Öl (2)

Çevirmen: Rosanixe / Editor: lotus

Xiyan neşeli bir şekilde kalanları mutfağa götürdü. Çalışma odasının önünden geçerken ona parlayan gözlerle bakan Laiyue’yi gördü.

“Xiyan Kardeş yemek hiç arttı mı?”

Xiyan kaşlarını çattı ve kutudaki yemekleri arkasına sakladı. Çenesini kaldırarak sert bir dille cevapladı:

“Neden soruyorsun?! Sakın Üçüncü Genç Efendi’ye hizmet ederken yemek almadığını söyleme. İki kutu dolusu yemeği vardı!”

Önceden Laiyue tarafından adam yerine konmadığı için, konuşurken biraz alaycı olmaktan kendini alamadı. “Bunun benimle bir ilgisi yok.”

Laiyue arkasındaki çalışma odasını işaret etti. “Bu Üçüncü Genç Efendi’nin emriydi. Öğleden beri hiçbir şey yemedim, o kadar açım ki derim kemiğime yapıştı.”

Konuşmayı bitirince Laiyue’nun midesi guruldadı. Xiyan yalan söyleyip söylemediğini anlamak için onu bir süzdü.

“Xiyan hanım, hepimiz hizmetçiyiz, bunu anlamamanız mümkün değil! Hiçbir hizmetçi efendisiyle birlikte yemek yiyemez!” Laiyue’nun ağzı çok iyi laf yapıyordu ve Xiyan’ın zayıf noktasını bulmuştu.

“Gerçekten yemek yemediğine emin misin?”

“Gerçekten yemedim! Bak, midem gurulduyor! Bunu duydun değil mi?”

Xiyan dudaklarını büzdü ve yemek kutularını taş masaya bıraktı. Kalan pilavı ve yemeklerin bir kısmını çıkardı. “Çok kalmadı zaten. Sadece birkaç parça et, biraz çorba ve bir kase pilav var. Şimdilik açlığını bastırması için al!”

Laiyue gözle görülür şekilde yutkundu.

“Yenilebilir olması yeterli. Çok seçici değilim!”

Xiyan ona baktı ve çorbayı döküp birkaç parça eti ve pilavı önüne koydu. Tam olarak modern bir öğüne benziyordu, pilavla birlikte kızarmış et.

Kaseyi Laiyue’ye doğru ittirdi.

“Hadi, al! Bitirince kaseyi ve çubukları yıkanması için mutfak görevlisine vermeyi unutma!” Laiyue hızla başını salladı. Xiyan adamın mutlu ifadesinden rahatsız olmuştu bu yüzden yemek kutularını aldı ve hızla yürüdü.

Kızarmış et yiyenler sadece pilavın üzerine dökülen et suyunun bile ne kadar lezzetli olduğunu bilirdi.

Laiyue’nun burnu seğirdi ve önceden aldığı kokunun bu yemeklerden geldiğini fark etti. Xiyan buna daha demin ne demişti? Tamam, kızarmış et! Laiyue şimdiye kadar çok acıkmıştı. Elindeki kaseyle çalışma odasının girişinde çömeldi ve sıradan bir çiftçi gibi yemeğe gömüldü, konuşacak hali yoktu.

Yine de daha önce hiç bu kadar rahat bir öğün yememişti. Anlamadığı bir sebepten yemeği inanılmaz şekilde lezzetli bulmuştu!

Çubuklarıyla bir parça et aldı ve bir süre çubuğun ucunda sallanmasını izledikten sonra ağzına doldurdu. İnanılmaz tat ağzına yayıldı, geyik etinden yüz kat daha lezzetliydi!

Ne yazık ki çok az et kalmıştı. Birkaç lokmada hepsini bitirdi, onun için yeterli değildi. O lanet olası hizmetçiler çok aç gözlüydü, hepsini yemiş onun için neredeyse hiç bırakmamışlardı.

Laiyue yemekle ilgili düşünmeye devam etti. Eğer şimdi önünde bir tabak kızarmış et olsaydı kesinlikle hepsini tek başına bitirebilirdi. Dahası bitirdiğinde tabak yıkanmış gibi temiz olurdu.

Kızarmış etin suyuyla karışmış iki kaşık dolusu pilavı yedikten sonra Laiyue’nun gözleri kutsanmış bir şekilde kapandı ve önce biraz ağzında tuttuktan sonra yuttu.

Büyük bir kasenin yarısı kadar et suyuyla kaplanmış pilavı hızla bitirdi.

Bu sırada çok çalışkan He Sanglang çalışma odasında kızarmış etin hafif kokusuyla acı çekiyordu. Sonunda  daha fazla dayanamadı. Elindeki kitabı yere attı ve çalışma odasından çıktı. Kapıyı açtığı anda kişisel hizmetçisini kapının önünde bir dilenci gibi çömelmiş, bir kase pilava yumulduğunu gördü.

En önemlisi elindeki kaseden yayılan aroma çalışma odasındayken ona işkence edenle aynı aromaydı.

He Changdi gözlerini kıstı ve dudaklarının kenarı kıvrılmış Laiyue’ye baktı.

Laiyue neşeli bir şekilde öğününün ortasındaydı! Anında sırtında bir soğukluk hissetti, arkasını dönüp He Changdi’yi görünce yukarı baktı ve birden irkildi. Efendisinin o anda dışarı çıkmasını beklemiyordu! Hızla ağzındaki yemeği yutmaya çalıştı ama neredeyse aceleden boğuluyordu.

Laiyue hemen ayağa kalktı ve kaseyi arkasına sakladıktan sonra eğilerek He Changdi’yi selamladı, “Genç... Genç Efendi.”

“Heh, sana kapıda nöbet tut dedim ama sen burada iştahla yemeğini yiyorsun! Bütün görgünün kaybolmasına sebep olanın ne tür bir yemek olduğunu söyle!”

Laiyue artık saklamanın bir anlamı olmadığını biliyordu. Başını aşağı eğip kaşıdı.

“Genç Efendi, bu… Bu Üçüncü Genç Madam’ın pişirdiği yemek. Bunlar sadece artıklar. Bana acıyıp burada kapıda nöbet tuttuğumu görünce verdiler.”

Chu Lian!

He Sanglang’ın içinde öfke yükseldi. O yemek kutularını sakladıktan sonra şeytan kadının hizmetçilerine yemek yaptıracağını düşünmemişti! Onu asıl sinirlendiren hizmetçilerinin kendi yediğinden daha güzel yemekler pişirmiş olmasıydı.

He Changdi soğuk bir ifadeyle elin uzattı, Laiyue şaşkın bir şekilde Efendisi’ne bakarak kekeledi, “Genç... Genç Efendi, ne istiyorsunuz?”

“Bana ver.” He Sanglang’ın ses tonu o kadar soğuktu ki havada oluşan buz parçacıklarını görebilirdiniz. Laiyue emre karşı gelmeye cesaret edemedi yani yapabileceği tek şey yarısı yenmiş pilav kasesini yüzünde üzüntülü bir ifadeyle He Changdi’ye vermekti.

He Changdi kaseyi havaya kaldırdı ve koridordaki ışıktan faydalanarak yemeğe baktı.

Çok umut verici bir kokusu yoktu, Laiyue tarafından tamamen katledilmişti. He Changdi burnundan soluyarak yargısını söyledi:

“Barbar.”

Laiyue başını eğdi ve konuşmaya cesaret edemedi. Ama kalbinde Genç Efendi’nin kaseyi geri vermesini umuyordu, yemeyi bitirmemişti! He Sanglang inceledikten sonra kaseyi Laiyue’nin eline tutuşturdu. Arkasını döndü ve çalışma odasına girdi.

Kendi kendine mırıldandı:

“O şeytani kadının ne tür bir lezzet yaratabileceğini merak ediyordum. Demek böyle bir şeymiş.”

He Changdi beğenmemiş gibi görünse de dudaklarını şapırdattı ve farkında olmadan yutkundu.

Laiyue Üçüncü Genç Efendi’nin dışarı gelip her an yemeği geri istemesinden korkarak hemen kasede kalan yemeği bitirdi.

Et suyuyla kaplı pilavın hepsi Laiyue’nin midesine inince memnun bir şekilde karnını ovmadan duramadı.

....

Chu Lian yatağının başına yaslandı ve komedi temalı kitabını tutarak sabah ne yiyeceğini düşünüyordu.

Daha demin mutfaktaki malzemelere bakmıştı ve aslında biraz un bulmuştu. Buharda domuz eti ya da karides köftesi yapmak çok yorucu olurdu ve Kıdemli Hizmetçi Gui kesinlikle kendisinin yapmasına izin vermezdi. Çok karışıktı, Xiyan ve diğerleri de tarifi öğrenemezlerdi. Biraz düşündükten sonra en kolayının wonton olduğuna karar verdi.

Sadece deriyi düz açıp içine biraz sebze doldurup bir tencerede kaynatmaları yeterliydi.

Kararını verdikten sonra Chu Lian kitabı bir kenara attı ve mutlu bir şekilde yattı.

....

He Sanglang o gece çalışma odasında kaldı. Ertesi gün uyandığında yardım etmesi için Laiyue’yu  çağırdı ama Laiyue sanki bir yere yetişmesi gerekiyormuş gibi aceleci davranıyordu. He Changdi bir süre Laiyue’yi izledikten sonra alçak bir tonda sordu:

“Laiyue! Neden bu kadar acele ediyorsun!”

Laiyue’nin elleri titredi ve hemen özür dilemek için yere kapandı.

He Sanglang yatağın yanına oturdu ve yakasını düzeltti.

“Bana sebebini söyle yoksa seni cezalandırırım! Senin kararın!”

Laiyue yüzünü buruşturdu ve bu kadar aç gözlü davrandığı için kendi azarladı. Ama Üçüncü Genç Efendi açıkça çok sinirliydi, nasıl saklamaya cesaret edebilirdi?

“Söyleyeceğim Genç Efendi, Üçüncü...Üçüncü Genç Madam hizmetçilere kahvaltı hazırlatıyor. Şu an mutfakta.”