Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

38. Bölüm Karısını Terk Edip Orduya Katılmak(1)

Çevirmen: Rosanixe / Editor: lotus

“Beni duydun mu?” He Changdi bakışlarının bütün gücünü Laiyue’ya odaklamasıyla adam donup kaldı. Zavallı hizmetçi onaylayarak karışık bir ifadeyle emirlerini gerçekleştirmeye gitti.

Mutfak yolunun yarısında  Laiyue oldukça rahatsız hissediyordu. Üçüncü Genç Efendi’nin bakışı ateş gibiydi, göz göze gelmeye cesaret edememiş olsa da o öfkeli bakışları yine de hissetmiş ve sanki derisi onunla temas edince alev alev yanacakmış gibi gelmişti.

Laiyue çaresizce başını salladı. Nazik ve saf Üçüncü Genç Efendi’nin nasıl bir anda böylesine korkutucu genç bir adama dönüştüğünü anlayamıyordu.

Mutfaktaki hizmetçi ne kadar yalvarırsa yalvarsın Laiyue yine de kar mantarı ve lotus tohumu lapasını ocaktan alıp çalışma odasına getirdi.

Yemeği He Sanglang‘a getirip porselen kapağı kaldırdığında taze ve lezzetli lotus tohumlarının aroması yayıldı. Lapanın içindeki taneler ince ve yapış yapış bir hal alana kadar pişmişti ve kar mantarı yarı şeffaf bir hal almıştı. Lapada etin ağır kokusundan hiçbir iz yoktu bunun yerine büyük tatlı lotus tohumlarıyla karışmış tahıl taneleri vardı.

Sadece görünüşünden bile herhangi birinin iştahı kabarırdı. Bu tür bir lapa, sıcak bir yaz günü için çok uygundu.

Laiyue uzaktan izlerken yutkunmaktan kendini alamadı.

Diğer tarafta He Sanglang yemeğin sunumuna içinden homurdandı. Nasıl önceki hayatında bunu kaçırmıştı? Bu şeytani kadın nasıl yemek yeneceğini biliyordu.

“Bana bir kase servis yap.”

Laiyue küçük porselen bir kaseye biraz lapa koyup He Sanglang’ın önüne yerleştirdi.

Daha fazla konuşmadan He Sanglang kaşığıyla yemeğe yumuldu. Yumuşak, yapışkan ve tatlı. Basitti fakat canlandırıcı bir tadı vardı, aynı hoş kokusu gibi…

He Sanglang bir şey demediğinden Laiyue yanında durdu ve hareket etmeye cesaret edemedi. Normalde çekingen ve çok da iştahı olmayan efendisinin, o kar mantarı ve lotus tohumu lapasından kase kase yiyişini izledi. Adam gerçekten yerken nefes almayı unutmuş bile olabilirdi…

He Changdi kasesini bırakana kadar Laiyue’nin getirdiği yemeğin asıl kasesinden hiçbir şey kalmamıştı. Küçücük bir tane bile...

Laiyue’nin dudağı seğirdi ve başını eğdi. Tek bir ses çıkarmaya cesaret edemeden sessizce kaseleri aldı ve çalışma odasından ayrıldı.

Dışarıda dururken Laiyue boş kaselere baktı ve pişman bir şekilde başını salladı. Genç Efendi’nin o kadar hızlı yemesine bakarak ne kadar lezzetli olabileceğini düşündü. Genç Efendi’nin tek bir damla bile bırakmamış olması Laiyue’yi üzmüştü, belki birazcık bile bırakmış olsa tadına bakabilirdi.

Karnına yemek girince, özellikle de Chu Lian’ın yarın sabah kahvaltıda yemek için kendisine hazırladığı yemek, He Sanglang’ın ruh hali biraz da olsa düzelmişti.

O şeytan kadının, sabah kalkıp hazırlamak için çok uğraştığı lapanın ortadan kaybolduğunu görmesiyle vereceği tepki gözlerinin önüne gelince oldukça neşeli hissetmeye başladı.

Enerji dolunca iki saat daha askeri strateji kitapları okuduktan sonra yıkandı ve hafif bir kafayla uyumaya gitti.

Mutfakta lapayı izlemekle görevli hizmetçi, Üçüncü Genç Efendi’nin hizmetçisi gelip yemeği zorla alınca hemen Kıdemli Hizmetçi Gui’ye haber vermek için gitmişti.

Kıdemli Hizmetçi Gui başını salladı ve hizmetçiyi geri gönderdi. Ertesi sabah Chu Lian uyandığı anda Kıdemli Hizmetçi Gui durumu ona bildirdi. Chu Lian’ın ağzı söyleyecek kelime bulamayınca seğirdi.

Buna rağmen Kıdemli Hizmetçi Gui, Chu Lian’ın bıraktığı boşluğu tamamladı.

Devekuşu tüyünden yapılmış bir tokayı aldı ve Chu Lian’ın saçına taktı.

“Üçüncü Genç Madam, lapayı Üçüncü Genç Efendi için bilerek bırakmış olmalısınız.”

Planları açığa çıkınca Chu Lian’ın yanakları kızardı ve somurttu. “Kim o adamın yemesi için bir şey bırakır? Gelmeden önce yememiş mi?”

Kıdemli Hizmetçi Gui gülümsedi ve genç madamın kabul edemeyecek kadar utangaç olduğuna karar vererek konuşmayı bıraktı.

Chu Lian şaşkındı. Aynada kendine baktığında aklı çok başka yerlere yolculuğa çıkmıştı.

Düğünlerinden birkaç gün sonra He Sanglang’ın ona karşı hiçbir iyi düşüncesi olmadığını anlamıştı. Aslında bu ilgisizliği nefret boyutuna ulaşmıştı ama Chu Lian bu nefretin kaynağını bir türlü anlayamıyordu.

Romana göre düğünden önce birbirlerine sadece bir kaç defa görmüşlerdi ve neredeyse gözleri kapalı evlenmişlerdi.

Bir ana karakter olarak görünüşü en üst seviyedeydi ve düğünden önce hiçbir skandal yaşamamıştı. Haklı olarak kendilerini bir anda evli bulan iki yabancıdan çok bir şey beklemek mantıklı olmazdı. Herhangi bir tür duygu söz konusu olmazdı aynı şekilde herhangi bir düşmanlık da ....

Ama şansına her şey Chu Lian’ın beklediğinden farklıydı. He Sanglang romanın erkek ana karakterinden tamamen farklı olmakla kalmıyor bir de ondan nefret ediyordu.

Chu Lian’ın bununla bir sorunu yoktu. Sonuçta şu anda kadın ana karakterdi ve bildiklerini kendi avantajına kullanabilirdi. Ama aynı zamanda asıl ‘Chu Lian’ değildi ve Xiao Bojian’a aşık olmasının hiçbir yolu yoktu.

Artık Jing’an Hanesi’nin bir parçasıydı. Bu ailede birkaç gün geçirdikten sonra He Sanglang dışında herkesi sevmişti ve bu ailede kalmak istiyordu. Ama bunun anlamı He Changdi ve kendi arasındaki ilişkiyi gözden geçirmesi demekti. Birlikte yaşlanacak birbirine aşık bir çift olamasalar da en azından sürekli kavga etmeyi bırakabilirlerdi. Birbirlerinin işine karışmayan ve birbirlerine kin tutmayan normal arkadaşlar olabilirlerdi. Böylece bir tembel olarak Jing’an Yerleşkesi’nde yaşamaya devam edebilirdi. Eğer sıkılırsa biraz yemek pişirip para kazanabilirdi. İki yıl sonra He Sanglang çocuk isterse ona bir iki metres bulmada yardım ederek soyunu devam ettirmesine yardım edebilirdi.

Bu yüzden bu kar mantarı ve lotus tohumu lapası Chu Lian’dan He Sanglang’a barış işareti olarak gönderilmiş beyaz bir bayraktı.

İkili aynı çatı altında yaşamak zorundaydı. Jing’an Hanesi’nin üstüne felaket çökene kadar hala iki ya da üç yıl vardı. O zamana kadar ikisi hala karı koca olacaktı. Her gün birbirlerinden nefret ederek kavga etmeye devam edemezlerdi!

O böyle yaşamaya devam edebilse bile Chu Lian edemezdi. Chu Lian dikkatle bir çok plan yapmıştı ama He Changdi’nin onu bu kadar yanlış anlayıp durumu bu kadar yanlış yorumlamasını hiç beklemiyordu. Şimdi bile He Sanglang onun kahvaltısını çaldığını düşünerek huzur içinde uyuyordu!

“Üçüncü Genç Hanım bu sabah ne yemek istersiniz?” Mingyan içeri girdi.

Chu Lian düşüncelerinden sıyrıldı, dışarı baktı ve güneşin çoktan yükseldiğini gördü, sabahın bu kadar erken bir saati olmasına rağmen çok sıcaktı.

Bu yakıcı yaz gününde bitkin ve iştahsız olmak çok normaldi. Chu Lian’ın düşünceleri kafasında dönmeye başladı ve aklına açık, serinletici ‘Yağmur Damlası Mochi’ geldi.

Tam konuşmak üzereyken hizmetçilerden biri rapor vermek için geldi.

Kıdemli Hizmetçi Gui, Chu Lian’ın saçını yapmayı bitirdi ve kaşlarını çattı. Aceleci hizmetçiye dönerek konuştu:

“Ne oldu? Ne yapıyorsun, bu ne görgüsüzlük?”

Hizmetçi başı eğik olsa da haberi daha fazla ertelemedi. “Üçüncü Genç Hanım, Qingxi Salonu’ndan Kıdemli Hizmetçi Liu bir mesaj gönderdi. Üçüncü Genç Hanım’ın en kısa zamanda Qingxi Salonu’na gitmesini istedi.”

Chu Lian kaşlarını çattı. Kıdemli Hizmetçi Liu’dan bir mesaj mı? Kıdemli Hizmetçi Liu, Matriark He’nin en çok güvendiği hizmetçisiydi. Sözü neredeyse Matriark He’ninkiyle eşdeğerdi. Büyük bir şey olmuş olmalıydı. Chu Lian hemen üstünü düzeltti ve Xiyan’la Fuyan’ı yanına alıp Qingxi Salonu’na gitti. Avluya adım attığında aklına He Changdi geldi ve sordu:

“Kocam ne yapıyor? Hala uyuyor mu?”

Kıdemli Hizmetçi Gui başını salladı. “Bakması için bir hizmetçi gönderdim. Çalışma odası çoktan toplanmıştı ve içeride kimse yoktu. Belki de Genç Efendi dış avludaki çalışma odasındadır.”Chu Lian başını salladı.

”Momo oraya birini gönder ve Qingxi Salonu’na gelmesini söyle.”

“Anlaşıldı.”

Chu Lian, Qingxi Salonu’na ulaştığında Jing’an Yerleşkesi’ndeki herkes, yatak istirahatinde olan Kontes Jing’an ve He Changdi dışında oradaydı. Nadiren ortaya çıkan İkinci Genç Efendi He Changjue bile oradaydı.

Salona adım attığı anda herkes ona döndü. Eğer yanlış okumadıysa herkesin gözleri ona karşı sempati ve suçlulukla doluydu.