Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

39. Bölüm Karısını Terk Edip Orduya Katılmak(2)

Çevirmen: Rosanixe / Editor: lotus

Chu Lian büyük, açık gözlerini bir kez kırptı. Ne oluyordu? Kendisi oldukça iyi ve sağlıklıydı; neden uzun süredir tek başına sessizce acı çekiyormuş da kendileri daha yeni fark etmiş gibi bakıyorlardı? Acınacak neyi vardı ki?

“Büyükanne, En Büyük Abim, En Büyük Ablam, İkinci Abim.”

Chu Lian bütün aile büyüklerine sırayla selam verdi.

Matriark He onu yanına çağırdı. “Lian’er gel büyükannenin yanına otur.”

Ah? Chu Lian Matriark’ın bir sıra altında oturan en büyük abisi ve ablasına baktı. İsteksiz olsa da mecburen yavaş yavaş Matriark’ın yanına yürüdü. Matriark’ın sıcak elleri onu kendine doğru koltuğun yanına çekti.

Chu Lian Madam Zou’ya baktı ve yüzünde kıskançlığa dair bir işaret aradı ama göremeyince sakinleşti. Matriark güzel torununa bakarak iç çekti.

Chu Lian herkesin ona bakmasını tuhaf bulmuştu. Matriark bile bir elini tutmuş yavaş yavaş vurarak bilinmeyen bir sebepten onu rahatlatmaya çalışıyordu.

Matriark He, buraya aceleyle geldiğinden saçları dağınık olan Chu Lian’ın başını okşadı ve iç çekti.

“Lian’er büyükannenin sana söyleyecek bir şeyi var. Ama önce büyükanneye sinirlenmeyeceğine dair söz ver. ”

Chu Lian içinden gülümsedi. Onun güvenliğini ilgilendiren bir şey olmadığı sürece Büyük Wu Hanedanlığı’nda onu sinirlendirebilecek çok bir şey yoktu.

Yine de Matriark He’nin sözleri ilgisini çekti. “Büyükanne lütfen rahatça konuşun, torununuz çabuk öfkelenecek kadar dar kafalı değil.”

Matriark sanki Chu Lian’ın sözlerine ikna olmamış gibi bir anlığına duraksadı. Konuştuğunda ise sesinde bir miktar suçluluk vardı.

“Pekala evladım, büyükannen söyleyecek. Sanglang orduya katılmak için kuzey sınırına gitti, bu sabah güneş doğmadan ayrıldı.”

Chu Lian donup kaldı, işte bunu hiç beklemiyordu.

Bir dakika burada bir hata vardı. Bu nasıl olabilir?

Romandaki He Changdi hiç orduya katılmayı düşünmemişti. Bu askeri bir ailede büyümüş olmasına rağmen hiçbir resmi işe karışmamış olmasından anlaşılabilirdi. Nasıl... Nasıl şimdi gidip orduya katılabilirdi?!

Neden hikaye değişiyormuş gibi görünüyordu? He Sanglang romanın asıl olay örgüsünü tamamen görmezden geliyordu.

Eğer odadaki herkes şu anda Chu Lian’ın düşündüklerini görebilseydi kesinlikle gözlerini devirirlerdi...

He Sanglang’ın genç, yeni evlendiği karısı olarak şu anda düşündüklerin biraz tuhaf değil mi Chu Lian?

Kocasının yeni evlendiği karısını bırakıp orduya katıldığını düşünmeyip de neden şimdiki olayların asıl hikayeyle uyuşmadığını düşünüyordu ki?

Birkaç saniye boyunca Chu Lian düşüncelerinin içinde kayboldu. He Ailesi’nin gözünde ise ne yapacağına dair bir fikri olmadığı görülüyordu.

Matriark’ın kalbi torunu için daha da çok ağrıdı. “Üzülme evladım. Yanında hala en büyük abin, en büyük ablan, ikinci abin ve büyükannen var!”

Diğer insanların gözünden, Chu Lian ne yapacağını bilmeyen ve haberler tarafından yıkılmış bir kuzu gibi görünüyordu ama içinde ne düşündüğünü sadece kendisi biliyordu.

Chu Lian içinden He Changdi’ye kızıyordu.

Görünüşe göre bu adam ondan kaçmak için cehennemi bile bükerdi. Onun yemeğini bitirdikten sonra hiçbir şey yokmuş gibi kalkıp gitmişti! O kadar güzel yüze sahip birinin bu kadar çirkin bir kişiliği olması çok üzücüydü! Şimdi bir de bu çıktığına göre bekleyip kuzey sınırında ne yapacağını görmek istiyordu!

Madem ikisi arkadaş olamıyordu o zaman bütün bağlarını koparırlardı!

Sanki onsuz yaşayamayacaktı!

Aslında gitmiş olması iyi bir şeydi. Artık Jing’an Yerleşkesi’nde onu rahatsız edecek ya da işini bölecek birisi olmadan rahatça yaşayabilirdi!

Chu Lian hiç üstüne alınmamıştı. Eğer romanın He Changdi’yi mükemmel şekilde anlatışı olmasa ona karşı hiçbir beklentisi olmazdı. Artık o beklentilerin hepsi suya düştüğüne göre He Sanglang’a karşı hiçbir umudu yoktu. Onun üzülmesini gerektirecek hiçbir şey yoktu.

Chu Lian gülümsedi. “Büyükanne, hepinizin benim için burada olduğunu biliyorum. Kocam burada olmasa da iyi bir şekilde yaşamaya devam edeceğim.”

İçten gülümsemesi içindeki acıyı bastırmak için gösterdiği sahte bir ifadeymiş gibi görünmüştü. Normalde umursamaz olan He Changjue bile konuştu:

“Kardeşim lütfen üzülme. Ben Sol Askeri Gardiyanları’nda görevliyim. Kardeşimle ilgili bir haber ulaştığı anda hemen kız kardeşime ileteceğim.”

Böylece Chu Lian bütün sabahını ailesinin tesellileriyle geçirdi. Matriark He onu teselli etmek için altınla süslenmiş yeşim taşından bir takı bile hediye etti.

Takının görünüşüne bakınca en az bin tael değerinde olduğu tahmin ediliyordu.

Bütün bu olanlardan başı dönen Chu Lian, Qingxi Salonu’ndan Sangtao Avlusu’na bir yığın hediye getirdi.

İçeri girdiği anda Kıdemli Hizmetçi Gui, Xiyan ve Fuyan‘ın taşıdığı kutuları görünce afalladı.

“Ne oldu?”

Xiyan ve Fuyan açıkça Chu Lian kadar sakin değildi. İkisi oldukça neşesiz görünüyordu. İlk konuşan Xiyan oldu:

“Matriark ve En Büyük Madam bunları Üçüncü Genç Madam’a hediye etti.

”Ah? Önemli bir gün de değil neden bu kadar hediye var?” Sadece kutular bile pahalı görünüyordu, içindekilerin değerini tahmin etmek zor değildi.

Jing’an Hanesi, Ying Hanesi’nden çok daha zengin olsa da büyükler küçüklerine sebepsiz yere hediye dağıtmazdı.

Xiyan, Chu Lian’a doğru bir bakış attı ve hanımının karşı çıkmadığını görünce He Sanglang’ın sabah erkenden kuzey sınırına gittiğini rapor etti.

Kıdemli Hizmetçi Gui’nin gözleri açıldı. “Ne?! Üçüncü Genç Efendi öylece gitti mi?”

Chu Lian etrafındaki hizmetçilere baktı ve konuştu:

“Her şeyi kaldırın. Ben biraz yorgunum, bu yüzden uzanacağım.” O zaman Kıdemli Hizmetçi Gui, Chu Lian’a doğru baktı. Yazın ortasındaydılar yani ince giyiniyorlardı. Chu Lian uyanır uyanmaz Qingxi Salonuna koşmuştu bu yüzden aceleyle hafif bir elbise seçmek zorunda kalmıştı. Odadaki esinti kıyafetlerini vücuduna yapıştırmış, daha ince ve güçsüz görünmesine sebep olmuştu.

Kıdemli Hizmetçi Gui Altıncı, Madam’ın bu son günlerde ne kadar acı çektiğini düşündü. Kocası hemen düğünlerinden sonra onunla düşman gibiydi ve şimdi de ordu için onu terk etmişti! Ona hiçbir haber vermemişti ve bunu Matriark’tan öğrenmek zorunda bırakmıştı.

Altıncı Madam kalbinde ne kadar çok acı çekiyor olmalıydı...

Son yaşanan olayları düşünürken Kıdemli Hizmetçi Gui, hanımı için birkaç damla gözyaşı dökmekten kendini alamadı. Kişisel hizmetçilerin de yüzlerinde üzgün ifadeler vardı. Kıdemli Hizmetçi Gui odadaki havayı fark etti ve hemen toparlanıp bir mendille gözlerini kuruladı. Sonra da alçak bir ses tonuyla diğerlerini azarladı.

“Neden asık suratlısınız! Hanımınız önünüzde cesur ve sapasağlam duruyor! Dağılın, dağılın! İşinizin başına! Üçüncü Genç Efendi hiç dönmeyecek değil ya! Burası evi, nereye giderse gitsin kalbinde burası var.”

Bütün hizmetçiler aceleyle ayrıldı.

Ama Kıdemli Hizmetçi Gui durumun onlara göstermeye çalıştığı kadar iyi olmadığının farkındaydı.

Kuzey sınırının nasıl bir yer olduğunu biliyordu. Üçüncü Genç Efendi orduya katılmak için oraya gittiğinden, sınır birliklerine katıldığı andan itibaren eğer bir başarı elde edemezse beş yıl boyunca orada kalmalıydı. Eğer Üçüncü Genç Efendi sınırda gerçekten beş yıl kalırsa o dönene kadar Üçüncü Genç Madam yirmi yaşında olacaktı. Beş yıl... Üçüncü Genç Madam nasıl o kadar süre bekleyecekti? Bunlar bir kadının hayatının en güzel yıllarıydı. Üçüncü Genç Efendi, Üçüncü Genç Madam’a nasıl bu şekilde davranırdı?

Ne yazık ki Chu Lian’ın düşünceleri Kıdemli Hizmetçi Gui’den tamamen farklıydı. O anda sarı askılı bir üst ve geniş bir pantolonla yatağında uzanıyordu. Kendisini büyük bir yelpazeyle serinletirken bacaklarını üst üste atmış oturuyordu. Öbür elinde ise zevkle okuduğu bir komedi kitabı vardı.

İlginç bir kısma geldiğinde yelpazeyi sallamayı bile unutuyordu.

Zaman zaman kendi kendine mırıldandığı bile oluyordu.

“İlkel insanların bu kadar gerçekçi bir hayal gücü olmasını beklemezdim, cinsiyetlerin tersine döndüğü hikayeler bile yazmışlar! Tsk, tsk... Doğum yapanların erkek olmaması çok üzücü olmuş ama.”