Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

7. Bölüm Çay Seremonisi(2)

Çevirmen: Rosanixe / Editor: lotus

İnsanlar Qingxi Salonu’nun oturma odasında çember şeklinde oturmuştu.

Chu Lian, onlara doğru ölçüp biçen nazik bir bakış attı. Kişilerin görünüşlerini kitaptaki tanımla eşleştirmeye çalışıyordu.

Yeşimtaşı renkli bir saç bandı takan beyaz saçlı yaşlı kadın, büyük ihtimalle Kont Jing’an’ın Hanesi’nden Matriark He’ydi.

Matriark He zengin bir şekilde giyinmişti, doğal bir duruşu ve zarafeti vardı. Saçında bir tel bile siyah saç kalmamış olsa da yüzünde hiçbir yaşlılık belirtisi yoktu. Elli bilemedin altmış yaşında gösteriyordu.

Kont Jing’an Mingzhou sınırında görevliydi ve imparatorluk emri olmadan dönemezdi. En sevdiği oğlu evlenmiş olsa bile kendisi gelemezken sadece Mingzhou’dan kalın bir mektup gönderebilirdi.

Kırklı yaşlarında soluk tenli sıska bir kadın Matriark He’nin yanına oturdu. İnci ve yeşimden takılarla süslenmiş olsa da etrafını saran hasta  havasını saklayamıyordu. Bu kadın durumundan dolayı yatak istirahatinde olan kayınvalidesi olmalıydı.

Sırada Kontes Jing’an’ın yanında oturan güzel, kendini geliştirmiş, yirmili yaşlarında görünen bir kadın vardı.

Solgun leylak rengi, ağırbaşlı ve oturaklı giysileri olan bu kadının öne çıkan bir aurası vardı. Yanında iki küçük kız oturuyordu, biri biraz daha büyük diğeri biraz küçüktü. Bu iki küçük hanım Kont Jing’an’ın Hanesi’nin en küçük kızlarıydı: Küçük An ve Küçük Lin.

Kont Jing’an’ın ilk oğlunun karısı Madam Zou, romanın ilk yarısında bahsedildiği kadar iyi ya da kötü görünmüyordu; bu yüzden Chu Lian, Madam Zou’nun yakınlaşılması gereken biri olup olmadığından emin değildi.

Madam Zou’nun yanında iki tane orta yaşlı kadın oturuyordu. Roman onlardan sadece bir kez bahsetmişti. Bu ikisi Matriark He’nin haneleri dışına evlilik için gönderilmiş kızlarıydı.

He Dalang ve He Erlang, Matriark He’nin diğer tarafına oturmuşlardı.

He Dalang esmer, yapılı bir adamdı ve He Erlang da ona benziyordu.

Bu açıdan ikisi askeri bir ailenin gerçek oğulları gibi görünüyordu, buna karşılık He Sanglang temiz, kibar ve nazik görünüyor ve sanki aynı anneden doğmamışlar hissi yaratıyordu.

Kayınbabası Kont Jing’an’ın He Dalang’a benzeyen orta yaşlı sert bir adam olup olmadığını düşündü.

He Sanglang Chu Lian’la hiç ilgilenmedi bile. İki kıdemli hizmetçinin önlerine minder koyduğunu görünce hemen yere oturdu.

Chu Lian bu aileye daha yeni katılmıştı, yani etrafa bakmaya cesaret edemedi. He Sanglang’ın hareketlerini takip etti ve uysal bir şekilde yere çömeldi.

Kıdemli Hizmetçi Liu yeni evli çifte gülümseyerek iki fincan çay uzattı.

Chu Lian fincanı aldı ve iki eliyle tutarak Matriark He‘ye uzattı.

“Gelin büyükannesine saygılarını iletiyor! Bahtınız Doğu Denizi kadar sınırsız olsun ve ömrünüz Güney Dağları’nı aşsın! Büyükanne lütfen bu çayı kabul et!”

Matriark He karşısındaki altın çifti gözleri gülümseyerek izledi.

Fincanı aldı ve çayı içip Chu Lian’ın nazik ellerine hafifçe vurdu. Sonra bizzat kendisi, şans getiren oldukça kaliteli yeşim taşından bir madalyonu kendi belinden çıkarıp Chu Lian’ın eline bıraktı.

“Ne kadar iyi bir çocuk. Bu madalyonu al. Büyükbabandan bir hatıra ve oldukça değerlidir.”

Küçükler hediyeleri reddedemezdi, ayrıca bu ailenin Matriark’ından yeni evli gelinine bir hediyeydi. Chu Lian gülümsedi ve hediyesini kabul ederek Matriark He’ye teşekkür etti.

He Changdi soğuk bir şekilde önünde gerçekleşen olayları izlerken sırtı dik bir şekilde oturmaya devam etti.

Haha!

Beklendiği gibi yine şans getiren madalyondu! Kaltak bu yeşim taşından madalyona layık değildi. Birkaç yıl sonra bu madalyon Xiao Wujing’in belinde sallanıyor olacaktı!

He Changdi’nin gözündeki bakışlar soğuk ve günahkardı. Oracıkta yeşim taşından madalyonu kadının elinden çekip almak istiyordu.

Chu Lian’ın şu anda onunla uğraşacak enerjisi yoktu. Ne tür bir oyun çevirdiğini kim bilebilirdi ki?

Evde Matriark He dışında aynı zamanda Kontes Jing’an -Chu Lian’ın kayınvalidesi- vardı.

He Sanglang, Kontes Jing’an’ın en sevdiği oğluydu ve en çok onunla ilgileniyordu.

Chu Lian kayınvalidesinin kişiliğinin nasıl olduğundan emin değildi yani selamını basit bir şekilde çayla sundu. Kontes Jing’an’ın sağlığı çok kötüydü bu yüzden sadece bir yudum aldıktan sonra çifte huzur ve mutluluk diledi.

Bunu takiben bileğinden kan kırmızı yeşimden bir bilezik çıkardı ve Chu Lian’a verdi.

Chu Lian romandaki betimlemeleriyle birebir aynı olan ilk tanışma hediyelerine baktı ve içinden çaresizce gülümsedi.

Kalanlar aynı nesilden aile üyeleriydi, yani onlara çay sunarken diz çökmek zorunda değildi.

Sonra sıra He Dalang ve Madam Zou’ya geldi.

Madam Zou iki yengesiyle yan yana oturmuştu bu yüzden ilk bakışta onu seçmek oldukça zordu.

O anda odanın ortasında sadece yeni evli çift duruyordu ve Chu Lian’ın yanında ona yardım edecek kimse yoktu.

He Changdi elleri arkasında bağlı ayağa kalktı ve bir tane bile ipucu vermeden ifadesiz bir şekilde yanında durdu.

Bunu gören Matriark He kaşlarını çattı.

Şansına Chu Lian romanı okumuştu, yoksa orada sosyal bir katliama sebep olabilirdi.

Chu Lian leylak rengi giysili genç hanıma doğru eğildi ve selamladı, ”En büyük ablama selamlarımı sunarım.”

Daha sonra esmer yapılı adama döndü ve ‘en büyük abim’ sıfatıyla onu da selamladı.

Onlara çay sunduktan ve hediyelerini aldıktan sonra kalan aile üyelerine sırayla saygılarını sunmaya devam etti.

Seremoni tamamlanınca yeni evliler en solda durdu.

He Changdi’nin yakışıklı yüzü ifadesizdi. Chu Lian oradaki geleneklerin modern dünyaya kıyasla oldukça sıkı olmasından dolayı biraz huzursuzdu. Romanda gerçekleşecek olaylara dair ön bilgisi olsa da bu tür bir toplumda ilk defa bulunuyordu. Şansına He Ailesi’nin basit bir soy ağacı vardı yoksa daha da endişeli olurdu.

“Karıcığım...” Uyandıklarından beri ona tahammül edemeyen He Sanglang bir anda ona yaklaştı ve dişlerini göstererek gülümsedi.

Bunu tuhaf bulan Chu Lian ona döndü ve büyük masum gözlerini kırptı, “Kocacığım bir sorun mu var?”

He Changdi bu şeytani kadını boğmak istiyordu! Onun önünde masum gibi davranmakmış... Eğer onu oracıkta öldürse tabutunda da taklite devam ederdi! Bütün bedeni gerildi ve bundan sonra söylediklerini her bir kelimesini sadece ikisinin duyabileceği şekilde vurgulayarak konuştu.

“Sen. Benim. Ayakkabılarıma. Basıyorsun!”

Chu Lian aşağıya doğru baktı ve hemen geri çekildi. He Changdi’nin ifadesi daha da karanlık bir hal aldı.

Öfkesi içinde kaynıyordu. Rol yapmaya devam et, rol yapmaya devam et! Bir gün bu şeytan kadının gerçek yüzünü bütün He Ailesi’ne gösterecekti!