Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

11. Bölüm Yıl Sonu Değerlendirmesi (2)

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Gelişim değerlendirmesinden sonra sıra güç testindeydi.

Gelişim olarak kişinin gücünü direkt olarak etkilese de herkesin kendine has özelliklerinin olması doğanın kanunuydu.

Eskisi gibi Su Chen tartışmasız birinci olmuştu. Kendi gelişimini bir kat arttırarak dokuz atın gücüyle panoda zirveye ulaşmıştı. Bu sadece herkesi şaşırtmamış aynı zamanda Su Qian’ın ona karşı nefretini perçinlemişti. Onu son meydan okumada utandıracağına yemin etti.

Sonunda bütün değerlendirmeler bitmişti.

Su Chen değerlendirmelerde tekrar tekrar birinci olmuştu. Su Qian ikinciydi.

Kimse bu sonuçlarla şaşırmadı.

“Değerlendirmenin yeni kuralına göre ilk üç birinciye meydan okuyabilir. Eğer iki kişi aynı anda meydan okursa o zaman meydan okuma hakkı için ön dövüş olmalı. Su Qian, Su Tong meydan okumak istiyor musunuz?”

Su Tong, büyük Su Chengsheng’in torunlarından biriydi. Su Qian’la bir an bakıştıktan sonra kafasını sallayıp cevapladı: “Meydan okumaktan vazgeçiyorum.”

Su Qian’ın rakibi olmadığı açıktı ve bu meydan okuma basitçe Su Qian için hazırlanmıştı. İlk üçün meydan okuma hakkına sahip olma sebebi bu mevzuyu çirkin göstermemesi ve gerçek niyeti daha az ortaya sermesiydi.

Su Qian o zaman gülümsedi ve konuştu: “Ben, Su Qian meydan okuyorum!”

Bir an sonra Su Qian sahneye atladı ve Su Chen’e doğru bağırdı: “Su Chen! Benimle dövüşmeye cesaret ediyor musun?!”

Kükremesi ana avluyu titretti ve Su Qian’ın müthiş özgüvenini göstererek herkesin kulağında bir yankı bıraktı.

Su Chen hiçbir şey söylemedi ve sahneye çıktı. İleriyi göremiyordu ve bu yüzden yavaşça yürümesi gerekti. Her adımını beceriksizce attı nihayetinde sahnenin tepesine tırmanması uzun zaman aldı.

Su Qian ona tiksinerek bakarken konuştu: “Doğruyu ve yanlışı bilmeyen birisin. Sadece o kaynakları boşuna harcamaya istekli değildin aynı zamanda kimseye de vermedin. Önceden sana sempati duyardım ama artık can sıkıcı oldun!”

Su Chen belli belirsiz gülümsedi: “Özür dilerim. Başkalarının sempatisini kazanmak için değil… Hayranlıklarını hissetmek için doğdum.”

Su Qian’ın yüzü karardı: “O zaman kanıtla!”

Çoktan Su Chen’in yüzünü yumruklamak için öne atılmıştı.

Yıl sonu değerlendirmesi silah kullanımına izin vermediği için iki taraf da yalnızca yumruklarını kullanabilecekti. Ancak bu silahsız vuruşların güçsüz olduğu anlamına gelmiyordu.

Su Qian zaten yedi atın gücüne sahip olarak Vücut Tavı yedinci kattaydı. Ayrıca, Su Klanı’nın Yanan Kaplan Yumruğu’nu çalışmıştı. Oldukça güçlü bir dövüş yeteneği olmasa da vuruşlarının gücü arsız ve acımasızdı. Normal bir insan tek bir yumrukla havaya uçardı, bu onları öldürmese de en azından bayıltırdı. Su Chen Vücut Tavı sekizinci katta olsa da Su Qian’ın vuruşunu yemeye niyeti yoktu.

Bu nedenle Su Qian yumrukladığı anda Su Chen bir adım geri attı.

Su Qian’ın hareketini göremese de onun karşısında olduğunu biliyordu. Geri çekilmek en güvenilir seçeneğiydi.

Su Qian’ın yumruğu boşluğa isabet etti ama çoktan sol bacağından bir tekme onu takip etmişti. Kör birine karşı kazanması haksız hissettirse de Yeşil Odun Esansı onun olmalıydı!

Bacağını yılan gibi sessiz ve nefessiz çekerek Su Chen’in kafasına doğru salladı. Eğer vuruşu isabetli olursa kesinlikle onu bayıltacaktı.

Bu Su Qian’ın gerçek öldürücü vuruşuydu.

Üç yıllık acı dolu beklemenin ve kör biri tarafından bastırılmanın ardından, nasıl nefretini açığa çıkarmadan saldırabilirdi?

Onu utandırmalıydı. Acı çektirmeliydi. Hareketlerinin bedelini ödetmeliydi!

Ancak Su Qian bacağını çektiği anda Su Chen aniden ileri bir adım attı.

Geri çekilmedi, ileri hareket etti.

Ters tepki!

Bam!

Su Qian’ın bacağı Su Chen’e vurdu ancak vuruşun ayakta toplanan en güçlü kısmı çarpmadı. Aynı anda Su Chen sıkıca bu vuruşu karşıladı ve yakın mesafenin avantajını kullanarak rakibinin yüzünü yumrukladı.

Ancak, rakibinin yönünü anlamakta bir sorun yaşadığı açıktı ve yumruğu ıskaladı. Su Qian kafasını yana yatırarak yumruğu atlattı. Aynı zamanda bacağını geri çekip tekmeledi ve Su Chen’in alt karnına vurdu.

Su Chen acı dolu boğuk bir inleme çıkardı. Vücudu çoktan bükülmüştü.

Su Qian iblisvari bir şekilde sırıttı: “Her zaman söylendiği gibi. Kör insanlar dövüşmemeli!”

Sağ dirseğini kırdı ve büyük bir karides gibi bükülmüş Su Chen’e vurdu.

Dirsek Su Chen’in sırtına boğuk yumruk sesi çıkararak çarptı. Su Chen zaten acı içinde inliyordu ve dirsek vuruşu da acısını perçinlemişti. Bu vuruş Su Chen’in tüm sırtının acı içine batmasına sebep oldu.

Tam Su Qian mutlu bir şekilde dirseğiyle tekrar saldırmak üzereydi ki Su Chen kafasını Su Qian’ın göğsüne vurdu. Keskin kafa darbesi Su Qian’ı şaşırtmıştı.

O anda Su Chen, sol yumruğuyla Su Qian’ın sırtının altına vurdu. Mesafe çok yakın olduğu için pek güçlü değildi yine de Su Qian’ın acı hissetmesini sağladı.

Ardından, Su Chen kendini tamamen onun üstüne attı.

Yandan izleyen Su Keji’nin ifadesi değişti ve bağırmaya başladı: “Qing’er, seni yakalamasına izin verme!”

Bu dövüşten çok önce Dövüş Kıdemlisi Tong ve Su Keji’nin yaptıkları analizlere göre Su Chen’in yalnızca yakın derecede yapışma manevrasıyla kazanma şans olabilirdi. Ama göremeyen bir kişi basitçe rakibine yakın duracak ve rastgele saldıracaktı. O zaman büyük gücünün avantajıyla rakibine hükmedip kazanabilirdi.

Bu nedenle dövüşten önce Su Keji, Su Qian’la bir konuşma yapmış ve belirsiz hareketlerinin üstünlüğüyle dövüşte avantajlı olduğunu belirtmiş ayrıca Su Chen’le birbirlerine girmemeleri ve Su Chen’in onu yakalamasına izin vermemesi konusunda uyarmıştı.

Ancak belli ki Su Qian onun sözlerini önemsememiş ve Su Chen’le yakın dövüşe başlamıştı.

Neyse ki Su Qian tam zamanında fark etti.

Su Chen’in saldırılarına bakmayan Su Qian toplayabildiği tüm gücüyle kendini geri çekti. Sonunda, Su Chen kaçış yolunu kapatmıştı. Buna rağmen bacağıyla Su Chen’e vurdu ve onun bir anlığına sersemlemesine sebep oldu.

Su Qian, Su Chen’e baktı ve zafer edasıyla konuştu: “Lanet olası kör aptal, gel! Buradayım!”.

Su Chen kafasını yana yatırdı ve Su Qian’a doğru yumruk attı.

Ancak, Su Chen yumrukladığında Su Qian çoktan geri adım atmıştı ve Su Chen’i yanından tekmeledi.

O an göremeyen Su Chen’in sessiz tekmeyi savuşturmasının hiçbir yolu yoktu ve saldırıdan dolayı birkaç adım geriledi.

Si Qian kötü sırıtışıyla pozisyon değiştirmeye devam etti.

Hareket etmek üzereyken Su Chen’in dikkatini dağıtmak için bitmek bilmez yaygara koparıyor ve onu yemliyordu.

Sonuç olarak Su Chen sahnede kör bir kaplan gibi görünüyordu. Her bir yumruğu ve tekmesi güçle dolu olmasına rağmen asla hedefiyle buluşmuyordu. Beklendiği gibi Su Qian sessizce hareket ediyor ve sinsi saldırılarına devam ediyordu.

“Bu kesinlikle yüzsüzlük!” dedi Su Feihu kasvetli bir yüzle.

Neşeli bir tatminle Su Keji cevap verdi: “Buna taktik derler aynı zamanda gerçeklik. Gelecekteki her dövüşte tüm rakiplerin adil bir şekilde onunla dövüşmesini bekleyemezsin, değil mi? Eğer uygun değilse elenmeli.”

Sanki oğlunun zaferini çoktan görmüş gibiydi.

Dövüş sahnede devam etti.

Su Qian ciddiyetle dolanırken Su Chen için ona ulaşıp yakalamak çok zordu.

“Buraya gel, kör ahmak!” Su Qian güldü.

Sesi önce soldan ardından sağdan geldi. Saldırıları herhangi bir açıdan, her an olabilirdi.

Kedinin fareyle oynaması gibiydi. Su Chen’i yenmeden önce Su Qian iyice ve adamakıllı kendini eğlendirmek istiyordu.

Su Qian bir kez daha sessizce Su Chen’in yanına dolandı.

Buradan Su Chen’in yüzünün yan tarafını görebiliyordu. Saldırıya uğramasına, dayak yemesine ve faydalanılmasına rağmen Su Chen’in sakin ifadesi başından beri aynı kalmıştı.

Bu lanet olası sefil korku ve paniği anlamıyor muydu?

Öfke dizisi Su Qian’ın kalbinde belirdi.

Su Chen’e acımasız bir zarar vermeye karar verdi.

Sol elini, orta parmağı badem şeklinde çıkıntılı olacak şekilde yumruk yaparak Su Chen’in omurgasını hedef aldı. Eğer temiz bir vuruş olursa Su Chen bir daha asla ayakta duramayacaktı.

“Beni acımasız olmakla suçlam, gerçekten tiksindirici olan sendin”

Bu düşünceyle harekete geçmek için hazırlanan Su Qian, Su Chen’in ağzının hafif bir gülümseme oluşturarak aniden kıvrıldığını gördü.

“Gülümsedi mi”

Su Qian şaşırıp kalmıştı ve aniden kalbinin derinliklerinde uğursuz bir his belirdi.

Hemen ardından Su Chen çoktan arkasını döndü ve aniden ona doğru atıldı.

İyi değil!

Su Qian içinden bağırdı ama hareket etmesi için çok geçti ve çabucak kendini kurtarmaya çalıştı. Ama hızlı bir şekilde geri hareket edip yönünü değiştirdiği gibi vücudunun farklı yöne sallanmasına sebep oldu. Vücudu dengesiz olmasına rağmen en azından bir şekilde Su Chen’in atılım yönünden çıkmıştı.

Olağanüstü bir sahne yaşandı. Sanki görebiliyormuş gibi vücudu bir anlığına tuhaf bir şekilde büküldükten sonra bir yılanın becerikliliği ve şimşek hızıyla Su Qian’ın vücuduna doğru atıldı. İkinci olmasına rağmen Su Qian’ı göz açıp kapayana kadar geçti.

O an, Su Qian zorlayarak yönünü değiştiriyordu. Dengesini kaybettiği süre içerisinde Su Chen, Su Qian’ı boğazından yakaladı ve şiddetle yere fırlattı.

Bam!

Muazzam vuruşun sesi sahneden yayıldı.

Su Qian, Su Chen tarafından sanki kum torbasıymış gibi yere atılmıştı.

Su Chen’in ani güç patlaması, Su Qian’ın vücut ağırlığı ile birleşince ortaya çıkan dehşet muazzamdı.

Bu ağır darbe Su Qian’ın sersemlemesine sebep oldu. Vücut Tavı yedinci kattaki fiziği böylesine şiddetli bir vuruşu kaldırmaktan acizdi. Aynı anda ağız dolusu kan tükürdü.

“Qian’er!” Su Keji panikle bağırdı.

Cevap, Su Chen’in intikamcı demir yumruğu acımasızca Su Qian’ın yüzüne indirmesiydi.

Düşüşünden dolayı aklı bulanık olan Su Qian, direnebilme gücünden tamamen yoksun bir halde Su Chen’in vücuduna ve yüzüne deli gibi yumruk sağanağı yağdırmasına izin verdi.

Herkes bu ani değişimle donup kalmıştı.

Şartlar aniden tersine dönmüştü, az önce zalimce zulmedilen Su Chen gerçekten durumu tersine çevirmiş ve Su Qian’ı yere sermişti.

Ama her şeyden önemlisi Su Qian’ı tuhaf hızı ve hesaplı yön değişikliğiyle kovalaması ondan beklentileri tamamen aşıyordu.

Nasıl bunu yapabilmişti?

“HAYIR!” Su Keji kalbi acırken çılgınca bağırdı.

Kalbinin acıması hem oğlunun deli gibi dövülmesinden hem de planının başarısız olmasındandı. Kuralları değiştirmek için çok büyük bedel ödemişti ama yine de oğlu beklenmedik bir şekilde zaferi kucaklayamamıştı. O kadar acı hissetti ki teslim olması gerekip gerekmediğini bilemedi. Belki bir süre sonra Su Qian ayağa kalkabilir ve tanrısal bir güç sergileyerek Su Chen’i yenebilirdi.

Ama acı gerçek şuydu ki Su Qian bu tek bir yenilgiyle öne çıkma şansını tamamen kaybetmişti.

Su Qian’ın yüzünün sanki izdihamda ezilmiş gibi kanlı bir pisliğe döndüğünü gören Su Keji nihayet tüm umutların kaybolduğunu anladı.

Yüksek sesle bağırdı: “Teslim oluyoruz! Dur! Teslim oluyoruz!”

Su Chen’in demir yumruğu havada durdu ve tekrar inmedi. Ancak Su Qian’ı sıkı sıkı tutan eli hala gevşememişti.

Belli belirsiz başını yanına çevirdi ve aşağı baktı: “Dördüncü büyük?”

Dördüncü büyük bu dövüşün hakemiydi. Bu sözleri duyduğunda rüyadan uyanmış gibi konuştu: “Su Chen’i galip ilan ediyorum!”

Su Chen, bu sözlerin ardından Su Qian’ı bıraktı ve yavaşça ayağa kalktı. Herkese ruhsuz gözlerle ve sessiz, derin hüzünle baktı.

İzleyen herkes şaşkına dönmüştü.

Su Chen… Kazanmıştı.

Bu nasıl mümkündü?

Bir süre sonra Su Cheng’an aniden sordu: “Chen’er, gözlerin bir şekilde gelişti mi?”

Su Cheng’an herkesin düşündüğü soruyu sormuştu. Ne de olsa, Su Chen’in Su Qian’ı yakalaması akıl almaz bir görüntüydü.

Bir süre düşündükten sonra Su Chen cevap verdi: “Çok aptal olduğu için onu bulabildim. Önceki dövüşte onun savuşturma huylarını yakalamama izin verdi. Gözlerim konusunda ise… Çok üzgünüm. Hala biraz bile iyileşmediler.”