Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

15. Bölüm Tarih

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Gökler ve yer oluşmaya başladığında, yer kurak bir araziydi.

Ta ki bir gün kurak arazinin merkezinde büyük bir patlama meydana gelene kadar... Patlama korkutucu derecede ham enerjiyi serbest bıraktı.

Bu tür bir enerji gökleri ve yeri çevirerek birçok müthiş değişiklik yaratmış aynı zamanda sayısız canlıya hayat vermişti.

Erken yaşam formları enerjinin en ham halini almıştı. Vücutları dağlar kadar büyük ve güçleri kıyaslanamazdı.

Bu yaşam formalarına “Köken ırkı” deniyordu.

Köken ırkından sonra yeni ıssız canavarlar doğdu. Kendi başlarına güçlü olmalarına rağmen dünyanın başlangıcında var olan köken ırkıyla karşılaştırılamazdı.

Bu ıssız canavarlara ‘Köken Canavarları’ denildi.

Köken ırkından sonra Köken Canavarları, Saf Dünya’nın efendileri olarak kıtada hüküm sürdü.

Köken Canavarlar neredeyse iki yüz bin yıl boyunca kıtanın efendileriydiler. Atalar bu dönemi Yaratılış Çağı olarak adlandırdı.

Yaratılış Çağı’ndan sonrası sayısız ırkın yayılmaya başladığı çağdı.

O zamanlarda gök ve yerin enerjisi giderek düştü ve Köken Canavarlar bu değişikliğe uyum sağlayamadılar. Tek tek enerji ihtiyaçlarını düşürmek ve yaşamaya devam etmek için kış uykusuna yattılar.

Ancak bu kuşak kıtada gezinmeye devam etti.

Vücutları oldukça büyüktü ve hala ham enerjiyi kontrol edecek güce sahiptiler. Ancak öncülerinden aşağıda bir konumdaydılar.

Köken Canavarları’nın kuşağına ‘Tarih Öncesi Canavarlar’ denildi.

Aynı zamanda Saf Dünya’daki enerji akışıyla hisli sürüler ve zeki ırklar kalabalık olarak ortaya çıkmaya başladı. Bu ırklar çok sayıdaydı ve aynı zamanda yaratıcılığın eşsiz yeteneğine de sahiplerdi.

Bu zeki ırklardan biri de insan ırkıydı.

Zeki ırklar oluşmaya başladığında çok zayıftılar. Yayılma ve bilgeliğin gelişimi ham güçten çok daha yavaştı ama bir şekilde hayatta kalmayı başardılar.

Kırılgan insan ırkı, Tarih Öncesi Canavarların kuralları altında onların yemeği oldu.

Bu dönem yüz bin yıl sürdü ve buna ‘Çorak Çağ’ denildi.

Çorak Çağ’dan sonra ‘Karmaşa Çağı’ geldi.

Karmaşa Çağı, zeki ırkların aniden müthiş bir güçle ortaya çıktıkları zamandı.

Enerjiyi kontrol edebilme yeteneğine sahip bütün ırklar toplandı ve “Köken Canavarlar” adından türetilerek Köken İlişkili Yaşam Formları olarak adlandırıldı.

Irklar Köken Canavarları tarafından güçlerini arttırabilecek hiçbir yol bulamadan köleleştirildiler ve bu nedenle sadece bilgilerini arttırma yolunda ilerleyebildiler.

Daha önemlisi, bilgelikteki ve icatlardaki adımları ihtiyaç duydukları şeyleri yaratma ve icat etme yeteneğine yönlendirdi.

Zekaları gelişen ırklardan Zeki-İlişkili veya Köle-İlişkili olarak bahsedildi. Son lakap muhtemelen Zeki-İlişkili ırklar düşük kökenlerden geldiği içindi.

Zekaları ve bilgelikleri büyürken zeki ırklar köleleştirilme kaderlerini yeniden düzenlemeye çalıştı. Kaderlerini sallamak için yapabilecekleri her şeyi yaptılar ama onlara şans sunan çabaları değildi. Aksine yer ve gökler değişerek onlara özgürlük teklifi yapan mükemmel bir fırsat sunmuştu.

Zaman geçtikçe göklerin enerjisi azalmaya başladı. Su gibi kalın ve bolken küçük bir esinti gibi ince olmaya başladı.

Sonuç olarak Tarih Öncesi Canavarların gücü de zayıflamaya başladı.

Hala göklerin ve yerin gücünü kontrol edebiliyorlardı ama artık o kadar kolay değildi. Güçleri zayıflamaya başladı ve kuşakları iyice küçüldü.

Bunlar “Şeytani Canavarlar’dı.”

Hala göklerin ve yerin hakimiydiler ancak artık eskisi gibi mutlak gücü ellerinde tutamıyorlardı.

Karanlık Ruh Irkı ilk isyan edendi.

Enerjiyi kontrol etme yeteneğine sahip ilk zeki ırk onlardı. Doğal olarak duyguluydular da neredeyse yarı Köken İlişkili sayılabilirlerdi. Ancak, direkt olarak ham enerjiyi kullanabilme fiziğinden yoksundular. İncelen göksel enerji aslında bunu kontrol etmelerindeki ilk kavramayı yakalamalarına izin verdi. Yeni keşfettikleri yeteneklerini kullanarak özgürlükleri için savaşmaya başladılar.

Bu, Karanlık Ruh Irkı’nın geliştiği dönem olarak bilinir oldu. Şeytani Canavarlar’ın büyük kısmını yenebilmeyi başarmışlardı ve Karmaşa Çağı’nın 4600 yılında Dünya’nın güney bölgesinde kendi topraklarını edindiler.

Ne yazık ki Köken Ruhu Krallığı küle dönmeden önce sadece iki bin yıl var olabildi.

Enerjinin zayıflaması devam etti ve birkaç Şeytani Canavar atalarının izinden giderek kış uykusuna yatmaya başladı.

Bu sırada yeni bir ırk dünyada yükselmeye devam ediyordu.

Fizik ve zekada insanlara benzer olan Esrarengiz Irk, Zeki Irkların bir parçası olan ama daha çok canavar gibi davranan ilkel, vahşilikle dolu Vahşi Irk ve ormanda yaşayan yarı canlı yarı bitki Yeşil Irkı. Hepsi tarihte kendi etkilerini göstermişti ama aynı zamanda birbiri ardına hızla düşmüşlerdi.

Karmaşa Çağı 9800 yılında, Esrarengiz Irk Derin Göksel Krallığı kurdu. Üç bin yıl sonra krallıkları harabelere gömüldü.

Karmaşa Çağı 12.000 yılında, Vahşi Irk Fırtına Bölgesi’ni kurdu. Beş bin yıl sonra onların da krallığı harabelere gömüldü.

Karmaşa Çağı 15.000 yılında, Yeşil Irk Sonsuz Yalnızlık Başkenti’ni kurdu. Dört bin yıl sonra krallıkları küllere gömüldü.

Tek bir medeniyet bile beş bin yılı geçemedi, her biri tarihte dipnot olarak kaldı.

Canavar Irkı’nın çıkardığı tahribata direnerek otuz bin yıldan fazla var olabilen tek ırk, Gizem Dünyası İmparatorluğu’ydu.

Gizem Irkı eşya icat etmekte esrarengiz yeteneklere sahipti. Fiziksel yeteneklerinde övünülecek bir şey olmasa da enerjiden yararlanan sayısız silah yapmayı başardılar. Bu silahlar oyun alanının seviyesini Şeytani Canavarlar’a karşı yükseltti. Zirvede olduğu dönemde Gizem Dünyası İmparatorluğu Saf Kıta’nın çoğunluğunu elde etmişti bile. Güçleri Şeytani Canavarları bastırdı hatta Tarih Öncesi Canavarlar bile sınırlarını korumak için bir şey yapamadılar.

Ancak tarihin o zamanında Köken İlişki Yaşam Formalarının gücü Saf Kıta’daki her bir canlıya oldukça açık oldu.

Köken Canavarı uyandı.

Köken Canavarı uyandıktan kısa süre sonra düşük seviyedeki enerji Saf Kıta’nın çevresini oluşturduğu için onları açlıktan öldürdü. Ama o kısa zamanda köken enerji, Gizem Dünyası İmparatorluğu’nun ordusunu yendi. Bu olay Gizem Dünyası İmparatorluğu’nda bir daha iyileşmeyecek bir yara meydana getirdi.

Aynı zamanda Gizem Irkı’nın baskısı altındaki diğer Zeki Irklar bu fırsatı ayaklanmak için kullandı. Gizem Dünyası İmparatorluğu’na içten bir şiddetli vuruş yapmak için işbirliği yaptılar.

Gizem Irkı’nın başkenti, Ölümsüz Şehri yağmalandı. Gizem Dünyası İmparatorluğu’nun son kalesi de düşünce zaferi elde etmek için ellerinde olan son çare tükenmişti. Aynı zamanda topraklarının büyük kısmına sahip olmak için Gizem Dünyası İmparatorluğu’nun zayıflığını kullandılar.

Karmaşa Çağı’nın son yıllarında Gizem Dünyası İmparatorluğu harabelere gömüldü. Beş ırk, Gizem Irkı’nın sahip olduklarını bölüştü ve insanoğlu kan bağı özü uygulamasını elde etti. O andan itibaren kan bağlarını açmaya ve savaşçı sistemini geliştirmeye başladılar ve bu sayede Köken Enerji Bilgeliği’nin öncüsü olan Canavar Irkı’nın güçlerini kendi yararlarına kullanabildiler. Genç Su Chen’in tahminleri doğru çıkmıştı.

——————————————————————

“Suess Igor, ‘Dağ Irkı kölelerinin granit gibi kafaları ve inatçılığından sıkılmaya başladım. İhtiyacım olan şey daha güçlü köleler daha doğrusu ihtiyaçlarımı belirleyebilen zeki kölelere ihtiyacım var.’ dedi ve bu nedenle Lin Xinghuo’yu aldı. Üç yıl sonr, Çayır Ateşi Yükselişi patladı. Lin Xinghuo yakın mesafedeki dağa kaçmadan önce bin iki yüz insan köleye eski efendilerinin işini bitirmeleri için yol gösterdi. Otuz üç yıl sonra Lin Xinghuo ve insan kölelerinden oluşan ordusu yok edildi… Ama kim bunun insanlığın ilk isyanı olmasını bekleyebilirdi ki. Gizem Irkı’nın köle efendisine karşı basit bir isyanı insanoğlunun karşı saldırıya başlaması olarak adlandırıldı, Çayır Ateşi Savaşı.”

Gerçek Yeşim Köşkü’nün küçük kulesinde oturan Su Chen, az önce ezberlediği her şeyi ciddi bir sesle özetledi.

“Gerçek tarih her zaman hayal kırıklığına sebep oluyor değil mi?” Tang Zhen cevaplarken güldü. “Benden edindiğin tarih bilgisi asla tarih kitaplarına kaydedilenler kadar güzel olmayacak.”

“O zaman, Lin Xinghuo gerçekten ‘İnsanoğlu asla köle olmayacak’ cümlesini bağırdı mı?” Su Chen sordu.

“Kim bilir.” Tang Zhen kafasını salladı.

Onun da elde edebileceği tarihin bir sınırı vardı. Bazı gerçekler insanlık ulaşamadan zaman nehrinde sonsuza kadar kaybolmuştu.

Gerçek ve yalanın burada bir anlamı yoktu. Lin Xinghuo’nun o cümleyi bağırıp bağırmamasına bakılmaksızın günümüzde insanların mücadelelerindeki sembolü ve idolü haline gelmişti. Sunağını indirmek insanoğluna bir yarar sağlamayacaktı. Gerçeğin sadece gerçekliğe nasıl yaklaşacağını ve onunla nasıl ilgileneceğini öğrenmesi için var olduğunu biliyordu.

“Bir şeyleri yoluna koymak ya da tarihin gerçeğini yenilemek” gibi düşüncelerle bu çizgide düşünmeyi tamamen bırakmak en iyisiydi. Sadece on beş yaşında olsa da Su Chen bu düşüncelerin mantıksız ve kullanışsız olduğunu biliyordu.

“Bugünün tarih dersi burada bitecek. Biraz dinlen ardından sana Gizem dilini öğreteceğim. Ne yazık, eğer Gizem Irkı’nın Dil Yeterlilik Tekniği aktarılabilseydi yeni diller öğrenmenin en iyi yolu o olurdu. Eğer hikayeler doğruysa kişi tekniğe hakim olduğunda tüm dilleri otomatik olarak öğrenebilirmiş. Bu kadar çok çalışmak zorunda da kalmazdın.”

Su Chen cevapladı: “Dükkancı Tang’den öğrenmek kendi içinde eğlenceli. Bunu yorucu bulmuyorum.”

Tang Zhen göğsünü şişirdi, memnun bir halde odayı terk ederken güldü.

Su Chen, Tang Zhen’in gittiğini görünce kafasını indirdi ve elindeki kitaba bir bakış attı.

Kitap üzerindeki yazı çok bulanıktı. Hala çok net göremese de en azından karakterleri ayırt edebiliyordu.

Evet, gözleri gerçekten çok az da olsa iyileşmişti.

Gözlerindeki dünya tamamen farklı bir görüntü üstlenmeye başlamıştı.

Büyük renk parçaları kullanan manzara resmi gibiydi. Her bir varlık büyümüş, buğulanmış ve dönüşmüştü. Bütün dünya bir şekilde arıtılmamış gibi kendi eşsiz görüntüsüne sahip olarak görünüyordu.

Birkaç rengi ayırt etme yeteneği, gözlerindeki dünyanın muhteşem ve renkli parıltısını yeniden kazanmasını sağlamıştı.

Şu anki hali oldukça miyop birisi gibiydi. Çok net göremiyor olsa da artık görme yoksunu değildi.