Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

17. Bölüm Komplo (2)

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Kuzey Yüzü Şehri, Güney Bölgesi…

Lin Klanı’nın ana avlusu...

Avlu birkaç hektar genişliğindeydi ve ortasında yüzlerce ev bulunuyordu. On civarı da manzara bahçesi vardı. Tüm avlu zengince süslenmişti ve seyretmesi büyüleyiciydi.

Lin Klanı’nın atası kökenden avcıydı. Bir avı sırasında yanlışlıkla nadir Şeytani Canavar yavrusuna rastlamıştı. O andan itibaren yükselişi çok hızlı olmuş ve kendi halkını kurmayı başarmıştı.

Bu açıdan diğer üç klan da çok benzerdi.

Su Changche aslında kırmızı hurma satan bir tüccardı ama açlıktan ölmek üzere olan birine kırmızı hurma verdiği için Yükselen Yanan Kalp Tekniği’ni elde etmişti. He Klanı’nın atası yanlışlıkla kırmızı meyveyi yemiş ve neyse ki ölmemişti. Aksine, Enerji Çekme aşamasına başarıyla ulaşmış ve kendi halkını kurmuştu. Sadece Lin Klanı’nın asker atası yeteneklerini savaş alanına adamıştı.

Elde ettikleri talihlere bakılmaksızın, tuttukları güç ve kuvvette hepsi aynıydı.

Belki de bu dünyada başka iyi fırsatlar elde etmiş insanlar da vardı ama güçlü dövüş kuvveti olmadan başarıları sınırlı olmaya mahkumdu.

Lin Klanı’nın şu anki lideri Lin Yuanshan’dı. Üç oğlu ve iki kızı vardı.

Klanların çoğunluğu gibi Lin Klanı da birçok farklı işe sahipti. Ancak en önemli işleri hala canavar bahçesiydi. Lin Klanı’nın üyeleri kendi yararlarına vahşi canavarları hatta korkunç canavarları bile eğitip çoğaltmakta uzmandılar.

Eğer tüm insan ırkı araştırılacak olsaydı bunu yapabilecek yeteneği olan pek kimse bulunamazdı.

Korkunç Canavarlar, adından da anlaşılabileceği gibi doğal olarak vahşi ve kontrol edilemezdi. Şiddete ve çabuk sinirlenmeye eğilimliydiler ve eğitilmeleri oldukça zordu. Ancak Lin Klanı’nın üyeleri terk edilmiş şeytani canavara itimat ederek korkunç canavarların bir kısmını eğitmeyi başarmış ardından onları ünlü büyük soylulara satmışlardı. Böylece kendilerine temel kurabilmişlerdi.

Canavar Bahçesi, Lin Klanı’nın büyük avlusunun arkasında bulunuyordu. Tesadüfen, Su Chen’in ilerlediği yöndeydi.

Doğal olarak Lin Klanı’nın korkunç canavarlarına imrenmiyordu. Aksine, Gu Qingluo’nun yaşadığı küçük bina canavar bahçesinin yakınındaki küçük gölün yanında bulunuyordu.

Manzaralı bir göldü. Beyaz sazların büyük kısmı gölün etrafında büyüyordu ve sık sık siyah kuğuların burada oynadığını görmek mümkündü. Su Chen küçükken sırf eğlenmek istediği için bir keresinde oraya gitmişti. Nihayetinde Lin Klanı’nın üyeleri tarafından yakalanmış ve ebeveynlerinden dayak yiyeceğine, Su Klanı’na geri gönderilmişti. O zamanlarda, kıçındaki yaralara tutunarak bir daha buraya dönmemeye yemin etmişti. Kim onun bir kez daha gölün yanındaki küçük binaya gideceğini düşünürdü ki?

Ancak, Su Chen bu sefer sonuçları hakkında endişelenmiyordu.

Kör bir adamdı. Fark edilse bile yanlış dönüş yaptığını söyleyebilirdi.

Özellikle bu bahaneye güvendiği için Su Chen endişelenmeden ilerleyebildi.

Gözden uzak ormanda sessizce yolu takip ederek çabucak ormandan çıktı.

Buğulu su kenarı gözlerinin önünde belirdi.

Küçük göle gelmişti.

Su Chen küçük gölün güzelliğini eskiden olduğu gibi göremese de hafızasındaki yolu izleyerek küçük eve dikkatli adımlarla yaklaştı. Bu alanda Lin Klanı’nın devriyeleriyle kaynıyordu. Şansa, duyma yetisi istisnaiydi ve ormandaki küçük yoldaydı. Görüş çok kısıtlıydı, iki devriye ekibini kolayca fark edip yakalanmaktan kurtuldu.

Gölün yanındaki küçük eve gelmek üzereydi ki Su Chen aniden önündeki düşmüş yaprakların üzerinde ayak sesleri duydu.

Ses çok yüksek olmasa da Su Chen’in hassas kulakları için hala yüksekti ve aceleyle büyük ağacın arkasına  saklandı.

Mesafeli ayak sesleri yavaşça yanına yaklaştı. Ayak seslerinden anladığı kadarıyla iki kişi yürüyordu.

Ne yazık ki bu iki insan Su Chen’in yönüne ilerliyorlardı ve aceleyle hareket ediyor gibiydiler. Su Chen bir anlığına tereddüt etti ancak ayrılma şansını kaçırdı. Gitmek istese de artık bunu yapamazdı. Sadece ağacın arkasında hareketsiz bir şekilde saklanmaya devam edebilirdi.

Neyse ki iki insan sonunda ağaçtan çok uzak olmayan bir yerde durdu.

Kısık ve boğuk bir ses konuşmaya başladı: “Tamam, burada kimse yok. Konuşabilirsin.”

Ardından salak sesli biri cevapladı: “Bazı zorluklarla karşılaştık. Yue Wuti bir şeyler biliyor gibi ve şu anda Bulut Nehri Topluluğu’nu araştırıyor.”

“Ne kadarını keşfetti?” boğuk ses sordu.

“Hala belli değil. Sadece başkan vekilini bulduğunu ve onunla yemek yediğini biliyoruz. O akşam başkan vekili intihar etti. Ölümü çok hızlıydı, soru soracak zamanımız bile olmadı.”

“Lanet olsun!” kısık ses aniden sesini yükseltti. “O piç kesinlikle sırlarımızın bir kısmını yaydı. Ne kadar biliyordu?”

“Çok değil. Ancak mor kuvars ve taş tozunun alımına başkanlık ediyordu. Bizim için üç defa özel tedarikler bile almıştı. Bunları ve Yue Wuti’nin kurnazlığını düşünürsek keşfetmiş olması olası…”

“Olası değil, kesin! Ruh Gömen Terası’n açılmadan önce en az bir yıla ihtiyacı var. Bu süre zarfı Yue Wuti’nin bütün geçmişimi ortaya çıkarması için yeter de artar bile. Araştırmaya devam etmesine kesinlikle izin veremezsin!” kısık ses gıcırdayan dişlerin arasından öfkeyle çıktı.

Bir anlığına duraksadıktan sonra kısık ses devam etti: “Gece Dikeni’ne harekete geçip işini bitirmesini söyle!”

“Evet!”

Bunları duyunca Su Chen kalbinin çılgınca atmasına engel olamadı.

Sonuçta sadece on beş yaşındaydı ve insan öldürme içerikli konuşmaları ilk duyuşuydu. Kaçınılmaz olarak telaşlı hissetti ve bir adım geri atmadan edemedi. Yapraklara inen ayağı sessiz olsa da yine de küçük bir ses çıkardı.

Ses yüksek olmamasına rağmen bir şeyler tartışan iki insanın kulaklarına yıldırım sesi gibi yansıdı.

“Kim var orada?” kısık ses bağırdı.

Su Chen durumun iyi olmadığını biliyordu ve kaçmak için döndü. Ancak, avuç içi saldırısından çıkan rüzgar, arkasındaki yere çarparak ona çoktan ulaşmıştı. Darbenin gücü Su Chen’i uçurdu.

Su Chen yığına düşmeden önceden havada birkaç kez takla attı. Halihazırda önünde iki kişi dikiliyordu.

Birisi oldukça yaşlıydı ve simsiyah giyinmişti. Diğeri ise gök mavisi kaftan giyen genç bir adamdı.

Su Chen’in yüzünü görünce gök mavisi kaftanlı genç adam şaşkın bir şekilde bağırdı: “Su Chen? Nasıl sen olabilirsin?”

“Onu tanıyor musun?” yaşlı adam sordu.

“Büyük Sang’e cevap veriyorum; o, Su Klanı’nın Dördüncü Genç Efendisi Su Chen. Kör.” Cevaplayan genç adam Lin Xie’ydi. Su Chen’i birkaç kez önceden görmüştü bu nedenle onu anında tanıyabilmişti.

“Kör mü?” yaşlı adam Su Chen’e, gözleri her zamanki gibi sabit kalıyor mu diye kontrol etmek için baktı. Aceleyle geri çekildiğinde hala yerdeydi. Yola bakmadı bile. Ağaca denk gelse bile pek bir tepki veremezdi, bunun yerine yön değiştirerek geri çekilmeye devam etti. Nasıl böyle sağlıklı bir insanı alt edebilirdi ki?

Gerçekten kördü.

Yaşlı adam nefesini bıraktığı sırada konuştu: “Gidip onu öldür.”

“Evet.” genç adam cevapladığı sırada çoktan Su Chen’e doğru yürümeye başlamıştı.

Su Chen gelen tehlikeyi hissetmiş gibi ayağa fırlayıp harekete geçti. Onun hızı da düşük değildi.

Neyse ki koşmayı seçtiği yol tek bir ağaçla bile tıkalı değildi böylece gerçekten kaçmayı başarabilirdi.

Yaşlı adam kovalamaya başlamak üzereyken genç adam onu durdurdu: “Büyük Sang, bu veledi bana bırakın. İleride Lin Klanı muhafızları var. Sizi görürlerse sorun yaşamayın, onlarla karşılaşmaktan kaçınmanız sizin için en iyisi olur.”

Bunu duyan Büyük Sang adımlarını durdurdu: “O zaman… Onu sana bırakıyorum.”

Konuştuğu gibi Su Chen’e dikkat etmeyerek ayrıldı. Resmi Köken Enerji Bilgesini, Vücut Tavında birkaç kademe yükselmiş kör bir adamla ilgilenmesi için bırakmak... Rahat hissetmemek için bir sebebi yoktu.

Su Chen’in kaçtığını gören Lin Xie, korkunç bir şekilde gülerek büyük adımlarla Su Chen’i kovalamaya başladı.