Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

19. Bölüm Saklanma (1)

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Lin Xie’nin bedeni yere yığıldı.

Ceset düşerken üstünden bir eşya da yere yuvarlandı. Komuta madalyonuna benziyordu.

Komuta madalyonu çağa uygun olarak saf altından yapılmış görünüyordu ve üzerine büyük siyah bir kapı işlenmişti. Büyük kapı yarıya kadar açıktı ve kapının arkasında göz alıcı, parlak bir ışık tasviri vardı. Net olarak ne olduğunu söylemek imkansızdı.

Su Chen komuta madalyonunu koynuna sokuşturdu ve Lin Xie’nin vücudunu bir kez daha aradı. Sadece birkaç altın ve gümüş parçası bulabilmişti, başka değerli bir şey görünmüyordu. Su Chen, altın ve gümüşe değer vermezdi. Bu nedenle ağustos böceği hançerini bile arkasında bırakacaktı, ayrılmak için hazırlandı.

Ancak fazla ilerlememişti ki arkasından gelen sesleri duydu.

Durumun iyi olmadığını biliyordu. Lin Klanı’nın muhafızları kargaşayı duymuştu ve araştırmak için geliyorlardı. Ne de olsa Lin Xie’nin trajik çığlığı çok fazla gürültü yapmıştı.

Şu anki durumunda Lin Klanı’nın üyeleri tarafından yakalanırsa kaçması çok zor olurdu.

İleriye doğru bir yol yoktu böylece Su Chen sadece dişlerini gıcırdatabildi ve avluya geri koşmaya karar verdi.

Yaraları çok ciddi olsa da görüşünü kazanmanın verdiği adrenalin onu teşvik etmeye devam ediyordu. Ormanın manzarasından geçerken her bir çiçeğin, her bir ot sapının ve her bir ağacın olağanüstü bir şekilde güzel olduğunu hissetti.

Maalesef, yeni kazandığı görüşünün ilk anlarını birini öldürmek için harcamıştı ve hemen ardından da hayatı için kaçmaya başlamıştı. Bu ruh halini bozdu ve güzel manzaradan uzaklaştı.

Bu yüzden Su Chen, kaderin cilvesine karşı sadece iç çekebildi. Ne de olsa, bugünkü dövüşü olmasaydı belki de bu kadar hızlı iyileşemezdi.

Düşünürken durmadan koştuğu sırada küçük gölün yanına ulaştı.

Gölün kenarında suyun içinden taşan, etrafında veranda olan bir avlu vardı. Su zambakları ve kokulu lotuslar avlunun etrafını sarıyordu. Yılın dördüncü ayıydı ve kokulu lotuslar erkeklik organlarını kibarca titreterek güzel kokularıyla çoktan açmışlardı. Gölün yanındaki küçük binayı gördü.

O sırada genç bir kadın küçük binanın verandasının kenarına oturdu. Soluk yeşil bir elbise giymişti ve yeşim rengi saç bandı takıyordu. Söğüt gibi gözleri ve kayısı yanaklarıyla güzelliği tarif edilemezdi. O anda elleri çenesinde suya bakıyordu. Kimse ne düşündüğünü söyleyemezdi.

Su Chen, Gu Qingluo’yu daha önce hiç görmemişti ve üstelik onun olduğundan bile emin değildi. Ancak, genç kadının lüks kıyafetleri ve küçük gölün yanında tek başına oturuyor olması onun bir hizmetçi olmadığı varsayımına götürüyordu. Doğrusu, Gu Qingluo bile olsa kendisine nasıl davranacağını bilmiyordu. Ne de olsa Gu Qingluo ile birbirlerini, Gu Qingluo’nun onu anlayabileceği kadar uzun zamandır tanımıyorlardı. Su Chen, sırf arkadaş oldukları için ona yardım edeceğine pervasızca inanacak kadar saf değildi.

Ama şu anda gerçekten başka şansı yoktu.

Dişlerini gıcırdattı. Ardından biraz gürültü yaparak gölün yanındaki küçük binaya doğru atıldı.

Küçük ormandan dışarı çıktığı anda köşkteki kadın sesi duydu ve arkasına baktı. Başta sersemlemiş gibiydi ancak sonra suratında memnuniyet belirdi. Ardından etrafa bakındı.

Sadece ifadesi ve davranışına bakarak, Su Chen onun Gu Qingluo olduğundan emin oldu.

Çoktan Gu Qingluo ona doğru atılmıştı. Su Chen’in yanına geldiğinde onu yakaladı: “Neden geldin? Ve neden yaralısın? Gökler adına, yaraların çok ciddi.”

“Söyleyeceklerini aklında tut. Lin Klanı’nın muhafızları hemen arkamdalar.” dedi Su Chen aceleyle.

Gu Qingluo şaşırmıştı: “Dört Büyük Klan’ın anlaşmazlıkta olduğunu biliyordum ama bu kadar kötü olmasını hiç beklemezdim. O halde çok tehlikeli olmasına rağmen gerçekten beni görmeye geldin…”

Gu Qingluo besbelli bir şeyi yanlış anlamıştı ve Su Chen’e attığı bakışlar duygu doluydu.

Onu görmek için risk almış olması teknik olarak doğruydu. Önceki olay yaşanmamış olsa bile Su Chen’in Lin Klanı üyeleri tarafından yakalanmasının sonucu hiç iyi olmazdı. Şu anki durum kadar kötü olmazdı belki ama hoş bir deneyim de olmazdı.

Su Chen tedirginleşti: “Hanımefendi konuşmadan önce beni saklayabilir misiniz diyorum? Bayılmanın eşiğindeyim.”

Gu Qingluo gülümsemeyle karşılık verdi: “Sakin ol. Hiçbiri benim olduğum yeri araştırmaya cesaret edemez.”

Konuşurken Su Chen’i de gölün yanındaki küçük binanın arkasına getirdi.

Misafir olarak buradaydı. Lin Klanı doğal olarak hizmetkarlar ayarlamıştı ama Gu Qingluo, Lin Klanı üyelerinin Su Chen ile olan ilişkilerini öğrenmelerini istemiyordu. Bu yüzden ön kapıdan girmedi, direkt arka bahçeden girdi.

“Tamam, benim yerimde olduğun için şu an güvendesin. Sen…”

Gu Qingluo konuşmasını bitiremeden Su Chen bayıldı.

Lin Xie ile olan dövüş, Su Chen’in tüm enerjisini tüketmişti. Ayrıca yaraları da ağırdı, bu noktaya kadar dayanabilmesi bile bir mucizeydi. Artık “Güvenli bir sığınağa” geldiği için kalbindeki ihtiyatı rahatlatıp doğal olarak bilincini yitirdi.

Bu kadar kolay kendinden geçmesiyle Gu Qingluo’nun dili tutulmuştu: “Hey, hey, nasıl bayılabilirsin? Şimdi ne yapacağımızı bile söylemedin. Vücudun yaralarla dolu…”

Gu Klanı’nın hanımı büyük klana mensup olduğundan daha önce kimseyle ilgilenmemişti. Böyle ağır yaralı birinin aniden ellerine düşmesiyle kararsızlıkla donup kalmıştı. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu.

Diğerleriyle ilgilenmemiş olsa bile en azından kendisi dövüş sanatlarını çalışmış ve daha önce yaralanmıştı.

Su Chen’in aldığı bütün yaralar yüzeyseldi. Bu nedenle yaraları ağır olsa da onları iyileştirmek pek zor olmayacaktı. Odanın içerisinde bir süre volta attıktan sonra nihayet sakinleşti ve ne yapacağına karar verdi.

Dişlerini sıktı ve Su Chen’in kana bulanmış kıyafetlerini çıkardı.

İlk defa bir erkeğin çıplak bedenini görüyordu. Bu yüzden yüzünün kızarmasına ve nefesinin hızlanmasına engel olamadı.

Neyse ki korkunç yaralar Gu Qingluo’nun dikkatini toplamasını sağladı.

Ailesinde nesilden nesile verilen mor yeşim merhemini çıkardı ve parmağını merheme batırıp her bir yaraya nazikçe uyguladı. Mor yeşim merhemi, Gu Klanı’nın gizli ilacıydı ve yüzeysel yaraları tedavi etmekte oldukça etkiliydi. Tıbbi merhem uygulandıktan sonra yaralardan akan kanı durdurur ve acıyı bile azaltırdı.

İlacı sürdüğü sırada odanın dışından haber veren hizmetçiyi duydu: “Hanımefendi, Lin Klanı’nın iki muhafızı sizi görmek istiyor.”

“Ne diye buraya gelmişler?” Gu Qingluo sordu.

Hizmetçi cevapladı: “Gölün yanındaki küçük ormanda bir cinayetin işlendiğini duydum. Lin Klanı’nın üyelerinden biri öldü.”

Ne?

Gu Qingluo sersemlemişti: “Kim yaptı bunu?”

“Belli değil. Ancak, Lin Klanı muhafızları cesedin hala sıcak olduğunu söyledi. Katilin henüz ayrıldığını düşünüyorlar. Bu noktaya doğru kan izi varmış ve onlar da buraya kadar izlemişler. Geldiklerinde hanımefendinin bir şey görüp görmediğini sormak istediler.”

Gu Qingluo cevapladı: “Onlara bir şey görmediğimi söyle. Şu anda gelişim yapıyorum ve beni rahatsız etmek uygunsuz bir durum. Gidip başka bir yerde aramalarını söyle.”

“Evet.”

Hizmetçi derhal ayrıldı.

Ya Gu Qingluo’ya inandıkları için ya da onun rütbesinden korktukları için Lin Klanı muhafızları oradan ayrıldı.

Artık Gu Qingluo, Su Chen’in yaralarını tedavi etmeye devam edebilirdi.

“Eğer gelmek istediysen sadece gelmeliydin. Lin Klanı üyesini öldürmeye ne gerek vardı?” Gu Qingluo, Su Chen’i tedavi ederken mırıldandı: “Kör olmana rağmen birini öldürebilmen oldukça zor…”

Konuştuğu sırada, Su Chen’in vücudundaki yaralar, tamamen tıbbi merhemle kaplamıştı.

Hançer yaralarını tedavi etmek kolay olsa da kırık sağ kolunu tedavi etmek çok zordu.

Lin Xie’nin kolunu kıvırmasıyla kolu kırılmıştı. Bunun gibi açık bir kırık, ilaçla düzelebilecek bir şey değildi. Kemiğin yeniden düzeltilmesi ve ardından iyileşmesi için birkaç günlüğüne kırık tahtasına konması gerekiyordu. İyi bir ilaç sadece gereken tedavi süresini kısaltır, kemiğin düzelmesine yardımcı olmazdı. Böyle bir otomatik düzelme sadece birisi et ve kemiği yenileyebildiği bir gelişim katına ulaştığında mümkün olabilirdi. Bu durumda kırık kemik çıkartılır ve iyileşme sürecini büyük ölçüde hızlandırarak kemik yenilenirdi.

Gu Qingluo’nun kırık kemikleri iyileştirmeyle ilgili bir deneyimi yoktu. Sadec, dişini sıkıp Su Chen’in kemiğinin yeniden düzelmesine yardım edebilirdi. Doğal olarak yanlış düzeltmesi kaçınılmazdı ve tekrar tekrar düzenlemek zorunda kalacaktı. Bir mucizeyle Su Chen’in koluna kalıcı zarar vermeden kemikleri düzeltmek için doğru açıyı bulabildi. Acı dolu bir tecrübeden sonra Gu Qingluo, Su Chen’in kolunu düzgün bir kırık tahtasına bağladı. Kemiklerin hepsi düzgün bir şekilde yeniden yapılandırılmıştı.

Çıkardığı işe bakan Gu Qingluo, büyük bir memnuniyet hissetti: “Artık, aynı zamanda hastalığı ve yaraları nasıl iyileştirebileceğini bilen birisiyim. Maalesef çok fazla yaran yoktu, bu yüzden ölüyü hayata döndürme yeteneğini sergileyemedim.”

Daha önce Su Chen’in yaralarının çok ciddi olduğundan yakınmıştı. Şimdiyse birini kurtarmanın heyecanıyla Su Chen’in yaralarının çok hafif olduğunu ve yeteneklerini sergilemek için yeterli olmadığını hissediyordu. On kişiyi iyileştirebilecek güçte olan mor yeşim merhemin tüm hançer yaralarını iyileştirmesini ve kemiği düzeltmek için yedi sekiz kez uğraşmasını, saygıdeğer Hanımefendi Gu olarak yok saymıştı.