Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

2. Bölüm Asla Vazgeçmiyor (1)

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

Mevsimler geçti ve yaz intikamla geldi. Yakıcı bir yaz gününde, bir grup delikanlı Su Klanı ana avlusunun dövüş alıştırma bölümünde dövüş yeteneklerini çalışıyorlardı. Keyifle çalıştıkları sırada bazen kükrüyorlardı.

“Hey!”

Nefes nefese kalmış bir halde güçlü bir nefes vererek avucunu taş sütuna vurdu, tek vuruşta kırmıştı.

“Güzel!” Tezahüratlar dövüş alıştırma avlusundan yükseldi.

“İkinci Genç Efendi harika!”

“Bu gidişle birkaç gün içinde, Vücut Tavı beşinci kata ulaşacak.”

“O zaman geldiğinde, Su Klanı üçüncü kuşağımız arasında bir numara olacak.”

Övgülerin hedefi on üç yaşında bir delikanlıydı. Henüz genç olmasına rağmen, sağlam ve güçlü bir yapıya sahipti.

Su Klanı’nın üçüncü kuşak çocuklarından biri, adı Su Qing’di. Su Klanı’nın ikinci büyüğünün, Su Keji’nin oğluydu.

Su Qing, hizmetkarlarından yükselen övgülerden açıkça keyif alıyordu. Hepsi doğru olmasa bile bu, Su Qing’in kendini iyi hissetmesine engel olmadı.

Ancak her zaman düşüncesiz bir aptal vardı.

Genç hizmetkarın sesi duyuldu: “Dördüncü Genç Efendi günler önce Vücut Tavı beşinci kata ulaştı.”

Sessizlik çöktü. Su Qing’in yüzü düştü.

Oradaki herkes aniden sessizleşmişti.

Bir süre sonra, hazırcevap bir hizmetkar salak hizmetkarı azarladı. “Bu ne tür bir saçmalık? Onun gibi kör bir çocuk nasıl İkinci Genç Efendimizle karşılaştırılabilir?”

Genç hizmetkar misilleme yapmaya cesaret edemedi ama hala ısrarcıydı. “Yine de hala Vücut Tavı beşinci katta.”

Canı sıkılan Su Qing dinlemeye istekli değildi ve inatla çenesini çıkartarak sinirli sinirli yürüdü.

Bir grup hizmetkar birbirlerine baktılar ve genç hizmetkara dönerek uyum içinde onu iyice patakladılar. Ancak vücudunu kanatacak kadar hırpaladıktan sonra küfrederek efendilerinin arkasından gittiler.

Genç hizmetkar inatçı biriydi. Dövülürken tek kelime bile etmedi, sadece kendini korumak için başını kavradı. Hizmetkar grubu ayrıldıktan sonra, zorla ayağa kalktı ve gruptan tarafa tükürerek üstündeki tozları temizledi. İkinci Genç Efendi’nin takipçisi değildi, sadece dövüş alıştırma avlusundaki yarı zamanlı bir çalışandı. Ardından dövüş alıştırma avlusunu temizleyerek kendi işine baktı.

Avlunun dışına birkaç adım uzaklıktaki büyük ağacın altında zayıf birinin durduğunu fark etti.

“Dördüncü Genç Efendi?” Genç hizmetkar hayrete düşmüştü.

Su Chen, rüzgarda sallanan beyaz ceketiyle ağacın altında sessizce duruyordu. On iki yaşından biraz büyük bir genç olsa da etrafına tarif edilemeyen bir zarafet yayıyordu. Gözleri herhangi birinin gözlerinden farksız görünse de esasında boş ve ruhsuzdu. En ufak bir hareketten uzaktılar.

Genç hizmetkarın sözlerini duyunca Su Chen hafifçe gülümsedi. “Mingshu, yine inatçı davranıyordun.”

Genç hizmetkar gülümsedi. “Yani Genç Efendi beni duydu. Bu seferki size inanmamış ve haddinden fazla birkaç şey konuşmuştu.”

“Benim için tartışmanın ne anlamı var? Boşu boşuna dayak yedin.”

Mingshu kafasını kaşıdı. “Saçmalıklarını dinlemeye dayanamadım. Dördüncü Genç Efendi’nin, Su Klanı üçüncü kuşakta bir numara olduğu ortada ama onlar bunun İkinci Genç Efendi olduğu konusunda ısrarcıydı.”

“Eğer birinci olmak istiyorsa bırak olsun. Bunun üzerine kavga etmeye değmez.” Su Chen kayıtsızca cevapladı. “Kör bir çocuktan başka bir şey değilim. Vücut Tavı beşinci kata ulaşmış olsam bile yine de körüm.”

Su Chen dönüp dövüş alıştırma avlusuna girerken sözleri havada asılı kaldı.

Mingshu boş gözlerle Su Chen’in arkasından baktı.

Eskiden Dördüncü Genç Efendi neşeliydi, canlılıkla parlardı ve özgüven doluydu.

Ancak on ay önce yaşanan şey onu tamamen değiştirdi.

Nereden geldiği belli olmayan yaşlı dilenci Dördüncü Genç Efendi’yi kör etmişti. O zamandan beri Dördüncü Genç Efendi’nin tek görebildiği sonsuz karanlık... O zamanlar, Dördüncü Genç Efendi kaçışı olmayan acı girdabına batmıştı. Ama hemen sonra, acısından sıyrıldı ve Dövüş Yolunda yürümeye devam etti. Kör gözlerle bile vazgeçmedi. Aksine, daha hızlı ilerledi ve birkaç ay içerisinde Vücut Tavı beşinci kata ulaştı.

Böylece, Dördüncü Genç Efendi’nin azim ve çalışkanlığını gören Mingshu ona karşı içten bir hayranlık duymaya başladı.

Bu büyük ihtimalle, Su Qing’in uşakları efendilerinin kıçını yalamakla meşgulken onlara o sözleri söylemesinin sebebiydi. O sözlerden dolayı dövülmesine rağmen Mingshu hala buna değdiğini düşünüyordu.

Su Chen, dövüş alıştırma avlusunda dikiliyordu. “Mingshu, meşgul müsün? Gelip bana çok kısa yardım edebilir misin?”

Mingshu, Su Chen’in göremediğini o an anımsadı ve hemen koşup ona bir çift ağır taş halter getirdi. “Buyurun, Dördüncü Genç Efendi. Lütfen dikkatli olun… Dördüncü Genç Efendi kendi başınıza nasıl olacaksınız? Hizmetkara ihtiyacınız var mı?”

“Bu yeri uzun zamandır biliyorum. Tek başıma iyi olacağım. Vücudumu güçlendirmeye geldim, beklenmeye değil. Eğer hizmetkarlar gelirse, aslında daha kötü olur.”

Su Chen konuşurken çoktan taş halterleri kaldırmış ve günün alıştırmasına başlamıştı.

Göz kamaştıran, parlak güneş ışığının altında ter alnından aşağı damladı.

——————————————————

Günün egzersizini bitiren Su Chen kendi avlusuna döndü.

Hizmetçisi kıyafetlerini çıkardı ve bir başka hizmetkar suyu onun için ısıttı.

Isıtılmış banyoda oturdu ve sıcak suyun tüm bitkinliğini yıkayıp götürdüğünü hissetti. Derin bir nefes vererek, aklının gezinmesine izin verdi. Su Chen, yaşlı dilencinin gözlerine iki soğuk yıldızla saldırdığı anı hatırladı.

On ay önceki bu deneyim onu tamamen kör bırakmıştı.

Saldırıdan sonra uyandığında, sadece gözlerinde kelimelerle anlatılamayan bir acı hissedebiliyordu.

Ama inanılmaz acıdan daha kötüsü ise, sonsuz karanlığın getirdiği korkuydu.

Kör olduğunu fark ettiğinde Su Chen neredeyse deliriyordu.

Su Klanının on “Ünlü Doktor” ve “İlahi Doktor” göndermesinin aksine biri bile Su Chen’in görüşünü kazandıramamıştı.

Su Cheng’an; Su Chen’in babası, öfkeliydi. Bu yaşlı dilenciyi bulmak için şehri köşe bucak aradı. Ancak araştırması tamamen faydasızdı. Yaşlı dilenci bulunamıyordu ve Su Chen’in gözleri tamamen kör olmuştu. Bir şey görmekten acizdi; ışığı hissetmekten bile acizdi.

Su Chen bunların ardından tamamen umutsuzluğa kapıldı.

Su Chen’in hayatındaki en acı dolu andı. Ne kadar ailesi onu rahatlatıp avutsa da karanlığın meydana getirdiği korku ve öfkeden kaçamıyordu.

Su Chen her gününü dayanılmaz acısından inleyerek ya da koşarken eline geçirdiği her şeyi parçalayarak geçirdi.

Bu durum büyük ölçüde gelişmeye başlamadan önceki 3 ay boyunca devam etti.

Belki karanlığa alıştığı için, belki de ne kadar delice davranırsa davransın şanssızlığının değişemeyeceğini fark ettiği için gerçeği kabullendi. Su Chen nihayetinde aklı başında yetişmiş bir çocuktu.

Daha fazla deliyi oynamadı ve uzun sessizlik dönemlerine gömüldü.

Bu durum, Su Chen’in annesi, Tang Hongrui’yi oğlunun intihar edeceğini düşündürüp daha da endişelendirdi.

Ama sonuç olarak, Su Chen öyle bir şey yapmadı.

Ardından bir gün, “Gelişmek istiyorum.” dedi.

Evet, o günden sonra, bir kez daha Su Klanı'nın oğlu olarak dövüş gelişimi yolunda yürüdü.

Bu klandaki birçok insanı şaşırttı. Su Chen’in bu kadar çabuk kendisini toplamasını sağlayan şeyin ne olduğunu anlayamadılar. Ama her koşulda bu mutlu edici bir durumdu.

O dönemde, kimse Su Chen’in dövüş gelişiminin yolunda başarılı olmasını beklemedi. Kör birisi Vücut Tavı’nda tamamen gelişse bile nasıl Hayat Akışı Özümseme aşamasına geçebilirdi ki?

O zamanlar, Su Klanı üyeleri Su Chen’in aklının netliğiyle mutluydu.

Su Chen için derinden endişeliydiler ve onu korumak istediler.

Bu his tam olarak üç ay sürdü.

Üç ay sonra Su Chen Vücut Tavı beşinci kata geçti.

Kör olmasına rağmen, Su Klanı üçüncü kuşağın en göze çarpan çocuğuydu.

Su Klanı’nındaki bazı üyeler arasında huzursuzluk yayılmaya başladı. En çok etkilenenlerden biri Su Qing’di. İkinci genç efendi neşesinden olmuştu. Kör birini bile geçemiyor muydu?

Su Chen, adam gibi kör birine yakışır şekilde davran! Zayıf davranırsan da sorun değil. Biz sana bakacağız! Besleyeceğiz! Bu yeterli değil mi? Neden aklın bu kadar açık gelişti? Neden bu kadar özenle gelişmek zorundasın? Neden hala inatçı bir şekilde şok hızında ilerliyorsun? Üçüncü kuşakta bir numara olsan bile senden ne olur ki? Gerçekten görebilen birisini yenebileceğine inanıyor musun?

Alt tarafı kör bir çocuksun!

Şüphesiz bunlar Su Qing’in içindeki gizli, derin düşüncelerdi.

Üçüncü kuşağın birkaç çocuğu daha bu düşüncelere sahip gibi görünüyordu.

Su Chen onların düşüncelerini algılayabiliyordu ama vazgeçmek onun için imkansızdı.

Yaşlı adamın sözleri aklında yankılandı. “Benimle karşılaşman, sana acı çektireceğim için şanssızlığın. Benimle karşılaşman aynı zamanda, sana sınırsız imkanlarla dolu bir gelecek vereceğim için şansın… Şimdi gözlerini değiştirmeme izin ver. Sana daha fazlasını görmeni, bu dünyanın gerçek yüzünü görmeni sağlayacaklar!”

“Gözlerini değiştirmeme izin ver… Gözlerini değiştirmeme izin ver…”

Su Chen sessizce bunları mırıldanırken boş, ruhsuz gözlerinde parlak ışık spektrumu belirdi.

Bitmeyen sınırsız karanlığında, bu sözler karanlık bir gecedeki mum alevi gibiydi, Su Chen’in içindeki umut ışığını yakıyor ve onun vazgeçmeyen iradesinin gücü oluyordu!