Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

20. Bölüm Saklanma (2)

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Uyandığında, her şey zifiri karanlıktı.

Karanlık, görüşünü tekrar kaybettiğini düşünmek, Su Chen’in korkmasına sebep oldu ama ardından pencereden içeri giren ay ışığını gördü.

Demek, gece olduğu içindi.

Su Chen nefesini bıraktı.

O sırada nihayet görüşünü tekrar kazanmanın inanılmaz hissini tatma fırsatı bulmuştu.

Gece siyah olsa da hala soluk sarı ay ışığının altında, odadaki eşyaları belli belirsiz çıkarabiliyordu.

Şu anda sandal ağacından yapılma bir yatakta yatıyordu, üzerindeyse karyola direğinden sarkan ve Anka kuşunu andıran yüzlerce kuş işlemeli kırmızı bir gölgelik vardı. Yatağın ayak ucunda ise kırmızı sandal ağacından yapılma şifonyer ve onun üzerinde de biraz ruj ve yüz pudrası vardı. Pencere paravanı yumuşak pamuktan yapılmıştı ve yatağın önünde de beş renkli cam paravan vardı.

Burası… Gu Qingluo’nun odası olmalıydı.

Onu gerçekten buraya mı getirmişti?

O anda Gu Qingluo odada değildi. Su Chen, Gu Qingluo’nun odasındaki her şeye doya doya baktı. Görgü kuralları olmadığından değil, görüşünü kaybedip ardından tekrar kazandığı içindi. Su Chen, bu çeşitli ve zengin dünyayı görmenin özlemini ve arzusunu bastıramıyordu.

Önündeki renkli manzarayı gören Su Chen, kafasını kaldırdı ve bunu yapmak için uygun bir yer olmasa da gözyaşlarını serbest bıraktı.

Üç yıl...

Mutlak karanlıkta dayanarak, acı acı beklediği üç yıl. Nasıl tünelin sonundaki ışığı başarıyla deneyimlerken heyecanlanmazdı?

Su Chen kendini yatakta daha fazla tutamadı. Ardından vücudundaki yaraların aslında önemli ölçüde iyileştiğini keşfetti. Acı bile büyük ölçüde azalmıştı. Gu Qingluo’nun ilacı sayesinde böyle olduğunu söyleyebilirdi.

Odadan çıktığında sessiz bir salonda buldu kendisini. Gu Qingluo bağdaş kurmuş bir şekilde odanın ortasında oturuyordu. Beyaz enerji alnının etrafında yoğunlaşmıştı. Beklendiği gibi gelişim yapıyordu.

Sesi duyunca Gu Qingluo gözlerini açmadı. Aksine, dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi: “Uyanmışsın. Biraz otur, bitirmek üzereyim.”

Su Chen kabul ederek onu rahatsız etmeyeceği bir yer bulup gelişimini izlemek için oturdu.

Birkaç ay önce Gu Qingluo kendisi gibi Vücut Tavı Diyarı’ndaydı. Şimdi vücuduna enerji çekmesine bakılarak Köken Enerji Bilgesi olarak açıkça Köken Çekme Diyarı’na girmişti. Su Chen nihayet neden ortalarda görünmediğini anladı. Girişimini, diyarlar arasındaki sınırları zorlamaya adıyordu ve dikkati dağılamayacak kadar yoğundu.

Sonuçta hala ondan bir adım öndeydi.

Su Chen iç geçirdi.

Ancak, önemi yoktu. Artık görüşünü geri kazandığına göre kaybettiği zaman kısa sürede kurtarılabilirdi. Kesinlikle, bir yıl içerisinde Enerji Çekme Diyarı’na girebilirdi.

Su Chen düşünürken Gu Qingluo’nun hareketlerini daha yakından izlemeye başladı.

Aslında bir nevi sıkılmıştı ve umursamazca izliyordu. Ancak onu bir süre izledikten sonra doğru olmayan bir şey fark etti.

O sırada Gu Qingluo, enerjiyi vücuduna alıyor ve onu rahatlatmasına izin verdiği sırada kendini enerjiyle yıkayarak gelişiyordu.

Aslında çok da büyük bir şey değildi. Sorun, Su Chen’in onu izlerken Gu Qingluo’nun burnunun etrafında nefes alışıyla yaratılan enerji akışını belli belirsiz fark edebilmesiydi.

Gu Qingluo’nun içine çektiği beyaz köken enerjiydi ama dışarı verdiği enerji besbelli çok daha sönüktü.

Nefes alışverişi sırasında bir şey kesinlikle onun vücudunda kalıyordu.

Neydi o?

Köken enerji mi?

Su Chen bilmiyordu.

O esnada henüz yaptığı keşifle titriyordu.

Su Chen, köken enerjinin hava gibi görünmez olduğu gerçeğinden emindi. Herkes var olduğunu bilse de kavramalarının bir yolu yoktu.

Ancak şimdi bu enerji Su Chen’in gözlerinde görülebiliyordu.

Belli belirsiz ve ayırt etmesi zor olmasına rağmen hala oradaydı.

Sadece bu değil aynı zamanda Su Chen görüşünün deri üzerinden geçtiğini ve daha fazlasını görebildiğini hissetti. Bu, enerji akışı Gu Qingluo’nun bedenine girdiğinde süreci belli belirsiz görebilmesinden dolayıydı. Ancak bu süreç çok daha buğulu ve belirsizdi. Gerçeklikten çok yanılsama gibiydi. Bu “Yanılsama” Gu Qingluo’nun boynuna ulaştığında kaybolmasaydı Su Chen hiçbir şekilde bunu doğrulayamazdı.

Kıyafetler Su Chen’in görüşünü engelliyordu.

“Benimle karşılaşman, sana acı çektireceğim için şanssızlığın. Benimle karşılaşman aynı zamanda sana sınırsız imkanlarla dolu bir gelecek vereceğim için şansın… Şimdi, gözlerini değiştirmeme izin ver. Daha fazlasını görmeni, bu dünyanın gerçek yüzünü görmeni sağlayacaklar!”

“Gözlerini değiştirmeme izin ver. Daha fazlasını görmeni sağlayacaklar!

Daha fazlasını görmeni sağlayacaklar!

Daha fazlasını görmeni!

Daha fazlasını!”

Yaşlı dilencinin sözleri Su Chen’in kulaklarında yıldırım gibi yankılandı.

Su Chen’in gözleri parlamaya başladı.

Karanlık, kasvetli bir durumda son umut kırıntılarına tutunmasını sağladığı için yaşlı dilencinin sözlerine sağlam bir inancı olduğu söylenebilirdi. Ancak sözlerinin ilk kısmının sahte olmadığı doğrulanmıştı ve son kısmının da doğruluğu ortaya çıkmaya başlıyordu.

Yaşlı dilenci yalan söylememişti.

Onu kör etmemişti. Aksine gözlerini değiştirmişti.

Bir çift gizemli gözle!

Su Chen’in vücuduna yerleştikten sonraki üç yılda nihayet alışmaya başlamış ve aktifleşmişlerdi.

Acı bitmiş ve sonunda tatlı kısım gelmişti!

Su Chen o kadar heyecanlıydı ki vücudu titremeye başladı.

Ne kadar bu gözlerin onu nereye götüreceğini bilmese de Su Chen, bu gözlerin sadece görüşünü iyileştirmekle sınırlı kalacağını düşünmüyordu.

Belki de yakında ona daha fazla sürpriz yaparlardı.

Ancak şu an Su Chen daha fazla bu konuda düşünmekle uğraşmadı. Görüşünü tekrar kazanması şu anda tadabileceği en büyük mutluluktu zaten.

Su Chen, Gu Qingluo’ya bakmaya devam ederken sonunda neden Gu Qingluo’nun derisinin çok parlak ve şeffaf göründüğünü anlamaya başladı. Bu sadece Gu Qingluo’nun doğal güzelliği değildi belki de bunda gözlerinin de parmağı vardı.

Hayal kurduğu sırada Gu Qingluo dövüş sanatlarını geliştirmeyi çoktan bitirmişti.

Su Chen’i görmek için gözlerini açtı ve kıkırdadı: “Hey, gayet hayat dolu görünüyorsun. Sanki seni kurtarabilecek bazı yeteneklerim varmış gibi. Hayatını kurtarma konusunu dert etme. Bu kız, çok cesur ve tüm canlılara karşı merhametli. Seninki küçük bir şeydi.”

Küçük elini salladı. Dili umursamadığını söylese de ifadesi aksini gösteriyordu.

Su Chen, bunu görünce acı acı güldü. Tam konuşmak üzereydi ki Gu Qingluo tekrar elini salladı ve konuştu: “Ancak, sonuçta hala yaralısın. Şu anda hareket etmekten olabildiğince kaçınman en iyisi.”

Su Chen, “Lin Klanı…” diye söze girdi.

Gu Qingluo elini sallamaya devam etti: “Lin Klanı’yla ne olduğunu zaten biliyorum. Öldürdüğün kişi aslında Enerji Çekme Diyarı’ndan Lin Xie’ydi. Bunu nasıl başardın?”

Su Chen cevapladı: “Hazırlıklı değilken…”

Gu Qingluo, Su Chen cümlesini daha tamamlayamadan konuştu: “Onu kör ettin, biliyorum. Bana çoktan söylediler. Lin Xie muhtemelen çok dikkatsizdi. Enerji Çekme Diyarı’nda olsa bile bu vücudunu zarar görmez yapmıyor, gözleri gibi yerlerin zayıf noktalar olduğundan bahsetmiyorum bile. Hareketlerin onu anında kör etti. Bu sayede ikiniz de göremiyordunuz ama o daha yeni kör olmuşken sen üç yıldır körlükle yaşayan yaşlı bir kördün. Kesinlikle seninle boy ölçüşemezdi ve doğal olarak onu öldürdün.”

Genç kadın onun hayatını kurtararak yaralarını tedavi etmeyi henüz bitirmişti. Hala birinin hayatını ilk kez kurtarmaya çalışmasının bu kadar iyi sonuç vermesiyle heyecanlıydı ve konuştukça konuştu...

Su Chen iç çekti. Sözlerinin arkasındaki mantık doğru olsa da hala Lin Xie’yi kör etmeden önce ağır yaralı olduğunu bilmiyordu. Onunla kafaya kafaya karşılaşırken hiçbir şansı yoktu. Eğer gözleri iyileşmeseydi ölen kişi kendisi olacaktı.

“Ayrıca bana yaşlı bir kör derken ne demek istiyorsun?”

“Nasıl ve ne zaman yaşlı bir adam oldum?”

“Artık kör değilim, tamam mı?”

Ağzını açtı. “Gözlerim…”

Gu Qingluo elini sallamaya devam etti, sözünü keserek konuştu: “Gözlerin hala iyi değil, bu yüzden burada geçici olarak kalabilirsin. Endişelenme, benim yerimi araştırmaya cesaret etmezler ve zaten senin göle kaçtığını düşünüyorlar. Şu anda senin için gölün çevresini arıyorlar. Daha sonra buradan gitmen için bir yol bulacağım.”

Su Chen homurdandı: “Hey, bir şey söylemem için fırsat vermeye ne dersin?”

Aksine Gu Qingluo’nun tembel tembel esnediğini ardından da umursamazca elini kaldırdığını gördü. Çoktan elbisesini çıkarmıştı.

Mevsim bahardı ve Gu Qingluo pek bir şey giymiyordu. Giysilerini çıkarırken altındaki pembe iç çamaşırlarını ortaya çıkardı.

Su Chen anında gözlerini kaçırdı.

“Hiçbir şey demeden kıyafetlerini çıkararak ne demeye çalışıyordu?”

Ardından Gu Qingluo’nun tembelce gerindiğini gördü: “Henüz dövüş sanatlarında gelişmeyi bitirdim ve birçok pislik yaydım bu yüzden gerçekten kirli hissediyorum. Önce gidip banyo yapacağım. Merak etme, tüm hizmetkarları gönderdim; sadece ikimiz varız.”

Konuştuğu sırada odanın köşesinde bir süredir onu bekleyen ısıtılmış suyla dolu küvete doğru ilerledi.

Gu Qingluo yürürken iç çamaşırlarını çıkarmaya devam etti. Göz açıp kapayıncaya kadar Su Chen’in gözlerinin önünde sade çıplak bir beden belirdi.

Gu Qingluo küvete yalın ayak yürüdü ve tam girmek üzereyken aklına bir şey geldi: “Sahi, biraz önce ne söylemek istiyordun?”

Bunu söylediği gibi çoktan küvete girmiş, gözlerini kapatarak o anın tadını çıkarmaya başlamıştı.

Çıplak bedenin suyun içinde yarı batık halini görünce Su Chen ağzındaki salyayı yuttu ve büyük zorlukla cevapladı: “Hi-hiçbir şey…”

Sonuçta Su Chen bu durumda görüşünü kazandığını söylemedi.

Gu Qingluo’nun tüm vücudunu gördüğünü öğrenirse vereceği tepkiyi düşünmeye cesaret edemedi. Arkadaş olsalar bile sonuç yine de iyi olmazdı.

Eskiden, bir erkek bir kadının vücudunu gördüğünde; erkekle kadının evlenmesi gerektiği söylenirdi ve Su Chen bunu düşünmedi bile.

Bu zamanda güç, saygıya emrediyordu. Kadınlar bile biraz güce sahip olduğunda buna uygun sosyal statüyü de elde ediyordu. Bu nedenle, vücudunu görmesiyle evlenmeye zorlanma geleneği yok oldu. Yerine şiddetli kişiliklere sahip insanlar doldu.

“Hırsız, sen bu kızı banyo yaparken gözetlemeye cüret mi ettin?” Birçok insan böyle bir eylemden dolayı onun gözlerini oyardı, yanlışlıkla olsun olmasın.

Gu Qingluo’nun kişiliği sevecen olsa da Su Chen yine de riskten kaçınmanın en iyisi olacağını hissetti.

Bilinçaltında Gu Qingluo görmeye başladığını öğrenmezse bu gibi durumların ileride daha çok yaşanabileceğini düşündü: “Öhöm, öhöm, ben, Su Chen çok erdemliyim. Bu tür şeyleri nasıl dört gözle beklerim?”