Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

23. Bölüm Güçlü Bir Rakip

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

“Çoktan başarılı olmuşsun gibi görünüyor.” dedi Su Chen.

Yükselen yılanın Gu Qingluo’yu dinlemesi eğitim sürecinin başarılı olduğunu gösteriyordu.

Ancak Gu Qingluo kafasını salladı: “Hala kat etmemiz gereken uzun bir yol var. Mavi Gece beni dinlemeye istekli olsa da bunlar sadece basit emirler. Eğer emirler biraz tehlikeli olursa sadece havasındaysa dinler. Ve sadece benim ona emredebilmem işe yaramaz, klanın bir kişiyi değil tüm klanı koruyacak bir muhafız canavara ihtiyacı var… Tüm Gu Klanı’na hizmet etmesi gerekiyor, sadece bana değil.”

Genç kızın ses tonu ciddileşirken alçaldı. Besbelli son sözleri onun düşünceleri değildi daha ziyade çocukluğundan beri eğitiminin ve nüfuzunun, klanın ihtiyaçlarına göre yoğunlaşmış olmasının sonucuydu.

“Bir atanın ondan sonra gelenlere hizmet etmesi mi? Bu çok kolay bir şey değil.” Su Chen dile getirmeden yapamadı.

Gu Qingluo, Su Chen’e şaşkınlıkla bir bakış attı.

Su Chen’in söylediği şey doğruydu. Mavi Gece’nin Gu Qingluo’ya boyun eğmesi kolaydı ama tüm Gu Klanı için bunu yapması o kadar da kolay değildi.

Bunun sebebi, Gu Klanı’nın kan bağının yükselen yılandan geliyor olmasıydı.

Belli bir açıdan yükselen yılan Gu Klanı’nın atası olarak düşünülebilirdi. Hatta kan bağı saflığına bakılarak Gu Klanı “Geçmişin Irkları”na ait olan bu yükselen yılanla boy ölçüşemezdi.

Bir insana boyun eğmesi sadece o insana karşı duyduğu sevgiye bağlıydı. Ancak tüm klana boyun eğmek, tıpkı bir büyüğün küçüğe secde etmesi ya da saf kanın, karışık kana boyun eğmesi gibiydi. Bu nasıl mümkün olabilirdi?

Neyse ki şeytani canavarlar zeki olsa da insanlar gibi sınırları yoktu ve gurur gibi şeyleri umursamazlardı. Hizmet etmeye isteksiz olmalarının nedeni kökü kan bağlarının gücüne dayanıyordu. Kafasını dik tutmakla hiçbir ilgisi yoktu bu yüzden şeytani canavarlara boyun eğdirmek de imkansız değildi.

İnsanlık tarihinin şeytani canavarların bastırıldığı çok fazla hikayesi vardı, her biri çağlar boyunca destanlar olarak aktarıldı.

Tabii ki böyle konuların destan olması aynı zamanda başarı oranının acınacak derecede düşük olduğu anlamına geliyordu.

Burada Gu Qingluo devreye giriyordu.

Şeytani canavarların yaşam süresi insanların yaşam süresini büyük ölçüde aşıyordu. Eğer Gu Klanı bu gerçek yükselen yılanı kontrol etmeyi başarırsa tüm Gu Klanı çok uzun süreli çıkarların sahibi olurdu.

Ama Su Chen, Gu Qingluo’nun sözlerini duyduktan sonra başka bir şey düşündü.

Gu Qingluo’ya sordu: “Ne olursa olsun hala ilerleme kat ediyorsun değil mi?”

“Evet.” Gu Qingluo özgüvenle cevapladı. “Önceden, Mavi Gece itaatkâr olmanın yakınından bile geçmezdi. Hala klanın ihtiyaçlarını karşılamasa da çabalamaya devam ettiğim sürece başarılı olacağım.”

“Lin Klanı’nın, Gu Klanı’nına böyle büyük bir konuda yardım etmesi için Gu Klanı’nın onlara bir şekilde bedelini ödemesi gerekiyor değil mi?”

Bunları duyan Gu Qingluo hafifçe güldü: “Sormak istediğin şey aslında buydu değil mi? Öf, Su Klanı üyeleri sana iyi davranmıyor bile. Neden onlar için endişeleniyorsun?”

Su Chen kayıtsızca yanıtladı: “Sen böyle söyledikten sonra Gu Klanı’nın ödemesinin kesinlikle Su Klanı için iyi olmayacağından emin olabilirim.”

“Üç klanın hiçbiri için iyi olmayacak.” Gu Qingluo cevapladı.

Devam etmeden önce bir anlığına durdu: “Gu Klanı, Lin Klanı’na üç hak verdi.”

“Ne hakkı?”

“Gu Klanı’na gidip gelişebilme hakkı. Onlara üç şişe Yükselen Yılan Kansal Ruh İlacı da dahil olmak üzere bazı tamamlayıcı gelişim kaynakları verecekler.”

“Yükselen Yılan Kansal Ruh İlacı’nı” duymasıyla Su Chen’in ifadesi değişti.

Yükselen yılanlar oldukça güçlü şeytani canavarlardı. Üç şişe şeytani canavar ilacı, şeytani canavar kan bağına sahip üç üstadın yükselmesi anlamına geliyordu.

Kansal ruh ilaçları, yıllar önceki kan bağları kadar saf olmasalar da ya da çok fazla güç veremeyip miras bırakılamasalar da şeytani canavar seviyesindeki kan bağına sahip üç üstat Kuzey Yüzü Şehri’nde kesinlikle rakipsiz olurdu.

Gu Qingluo’nun üç klana da zararlı olacağını söylemesine şaşmamak gerekiyordu. Gelecekte, eğer Lin Klanı bu hızda devam ederse kesinlikle tek kalacaklardı.

“Yakın zamanda Lin Klanı’nda hiçbir üstadın yükseldiğini duymadım.”

Gu Qingluo yanıt verdi: “Hala Gu Klanı’nda gelişiyorlar. Gelecek yıl, Saklı Ejderha Tesisi kapılarını öğrencilere açana kadar dönmeyecekler.”

“Gelecek yıl mı? Saklı Ejderha Tesisi mi?” Su Chen’in gözleri parladı. “Bunu kullanan ikinci kuşak değil mi? Üçüncü kuşak mı kullanıyor?”

“Evet!” Gu Qingluo kafasını salladı: “Lin Klanı’nın insanları uzun vadeli bir şey istiyorlar. Lin Klanı’nın şu anki üstatlarına Kansal Ruh İlacı’nı vermeyi bile düşündüler yine de diğer üç klanı yalnız bastırmak onlar için imkansız olurdu. Yerine, yanlışlıkla diğer üç klanı müttefik olmaya zorlarlardı, bu durumda da kayıpları kazançlarından fazla olurdu. Bu yüzden umutlarını genç kuşağa koydular. Sen de biliyorsun ki Saklı Ejderha Tesisi her yıl öğrenci alıyor ancak Kuzey Yüzü Şehri her on yılda bir hak kazanabiliyor. Seneye onuncu yıl olacak. Dört kişilik yer olmasına rağmen tüm klanların savaşmaya yeteceği kadar var. Lin Klanı’nın hırsı dört yerin hepsini almak. Dört Saklı Ejderha Tesisi öğrencisi olduğu sürece o dördü illa ki güçlü olacaklardır. Sonuçta, sıradan dört üstat eğitmekten çok daha iyi…”

“Sadece üç tane olduğu halde neden dördünü de almak istiyorlar?”

“Gu Klanı onlara sadece birkaç Kansal Ruh İlacı vermedi, başka kaynaklar da verdi. Onlara odaklanarak başka bir gücü ortaya çıkarmak zor olmamalı. Dördüncü diğer üçü kadar güçlü olamasa da diğer üç klanı bastırmaya yetecek kadar güçlü olacak.”

“Anlaşıldı. Hangi dördü?”

“Lin Jingxuan, Lin Yemao, Lin Shuyue, Bai Li.”

“Bai Li mi?” Bu ismi duyanSu Chen biraz şaşırmıştı.

Farklı soy isimli biri mi vardı gerçekten?

Büyük klanlar tam olarak aynı klandan insanlardan oluşmasa da bu gibi fırsatlar için seçilen kişiler direkt olarak ana kan bağından gelenlerdi.

Bai soy isimli birinin belirmesiyle Su Chen bir şeyin tuhaf olduğunu hissetti.

“O zaman, Bai Li… Dördüncü kişi mi?”

“Hayır. Birinci kişi.” Gu Qingluo yanıtladı.

——————————————

Mavi Gece’yi gördükten sonra Su Chen ile Gu Qingluo birlikte ayrıldı.

Gu Qingluo’nun söylediği gibi hiçbir Lin Klanı üyesi şu anda Canavar Bahçesi’nde olacak kadar cesur değildi. Hiç kimse mutsuz Mavi Gece’yle karşılaşmak istemiyordu. Lin Klanı bu şeytani canavarı eğitmek için sadece miras kalan hazinelerini kullanmamış aynı zamanda on bir insanın hayatını da harcamıştı.

Su Chen gizli patikayı izledikten sonra nihayet Canavar Bahçesi’nden çıktı.

Buraya gelmesiyle artık Su Chen’in Lin Klanı hakkında endişelenmesine gerek kalmamıştı. Fark edilse bile herhangi bir büyük tehlike içerisinde olmayacaktı.

Ancak Gu Qingluo yine de Su Chen’e dağdan dışarı kadar eşlik etti. Onu at arabasına bindirene kadar da ayrılmadı.

Tehlike bölgesini terk etmişti ama Su Chen’in içi hala rahat değildi.

Gu Qingluo’nun söyledikleri hala kulaklarında yankılanıyor ve ona huzur vermiyordu.

Saklı Ejderha Tesisi!

Doğru, Saklı Ejderha Tesisi’nin Kuzey Yüzü Şehri’nden öğrenci almaya gelmesine daha bir yıl vardı.

Sadece dört kişilik yer...

Bu kadar süre bunun için dayanmış, görüşünü kaybetmesine rağmen üç yıl boyunca vazgeçmeyi kabul etmemişti. Hepsi ne içindi?

Özellikle tüm Uzun Sang Ülkesi’ndeki en iyi akademiye girme fırsatının kaçıp gitmesini istemediği için değil miydi?

Kim, tam da görüşünü kazandığı gün böyle bir kötü haber almasını beklerdi ki?

Yükselen yılan kan bağına sahip üç üstatla, kan bağına sahip olmayan ama büyük miktarda kaynakla yetişmiş birisi... Sadece Lin Klanı başlı başına bir tehditti, peki ya diğer klanlar? Onların da gizli üstatları var mıydı?

Ya kendisi?

Geçen üç yılda onun hakkı olan kısımları korumak için acı acı savaşmıştı, diğer kaynaklardan bahsetmiyordu bile.

Doğruyu söylemek gerekirse klanın üçüncü kuşağı arasında birinci olması oldukça güçlü olduğu için değildi. Aksine, rakiplerinin güçsüz olmasından kaynaklanıyordu.

Ama Su Klanı’nı terk ettiği gibi çevresi sayısız üstatlarla dolacaktı. Muhtemelen her birinin gücü, hayal gücünü bile çok çok aşardı.

Aniden Su Chen bir şey fark etti.

Görüşünü kazanmasıyla üzerindeki yük azalmamış aksine daha da ağırlaşmıştı.

Gelecek yıl, kendi gücünü çok hızlı bir şekilde arttırmalıydı.

“Çok zor zamanlara dayanabildim. Nasıl şimdi birkaç engel yolumu tıkayabilir?” Su Chen at arabasının içerisinde kendi kendine mırıldandı.

Üç yıl içerisinde Su Chen’in öğrendiği en önemli ders asla umutlarından vazgeçmemesi, çabalamayı bırakmamasıydı.

Eğer görüşünü kaybetmek onu durduramadıysa ondan basitçe daha güçlü olan rakipler de onu durduramazdı.