Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

27. Bölüm Ceza

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Böyle büyük bir kargaşa Su Klanı’nı şoka uğratmayı elbette başarmıştı. Böylece uyarı yapıldı.

İlk gelen kişi Su Klanı güvenlik başı, Pei Jiyun’du. Su Changche’nin yeğeni ve Kan Fışkıran Diyar’da Köken Enerji Bilgesi’ydi. Su Klanı’nın ikinci kuşağı içerisinde sadece Su Keji, Su Huaiyou gibi bir avuç insanın yardımcısıydı.

En öne çıkan kısmı ise bu insanın olaylara adil sayılabilecek bir bakış açısıyla bakmasıydı. Klanın güvenlik başı olarak çok fazla politik önyargıya sahip olmaya izni yoktu.

Onun, gelen ilk kişi olduğunu gören Su Chen’in içi rahatladı.

Pei Jiyun, Su Chen’e karşı Su Feihu kadar sıcak olmasa da en azından onu baskılamaya çalışmıyor ya da farklı muamele yapmıyordu.

O esnada, Pei Jiyun geldi. Su Yue ve Mo Dayan’ın halini gördükten sonra Su Chen’e bakmadan önce bir anlığına duraksadı: “Su Chen ne yapıyorsun?”

Su Chen kibarca güldü ve cevap verdi: “Ne yaptığım bir ya da iki cümleyle açıklanamaz. Sorularının hepsini cevaplamadan önce tüm büyüklerin gelmesini bekleyelim olur mu?”

Pei Jiyun şaşırmıştı ama sonunda kafasını salladı: “Tabii ama önce Su Yue’yu bırakmalısın.”

“Olmaz. O olmasa birçok insan konuşmama bile izin vermeyecek muhtemelen.” Su Chen konuştuğu sırada sağ elini Su Yue’nun gözüne koydu: “Hata yapma, eğer kör bir adam çok fazla kışkırtılırsa her şeyi yapabilir.”

Pei Jiyun nefesini tuttu ve hızlıca konuştu: “Tamam tamam, aceleci olma; sadece onu tutuyor olman yeterli değil mi? Sadece, birlikte klanın diğer büyüklerinin gelmesini bekleyelim.”

“Pei amca, henüz rahatlayamayabilirsin.” Su Chen arkasındaki arabacıları gösterdi: “Bu insanların hepsi bugün olanlara tanık oldu, hepsinin tanıklık yapmasını istiyorum. Ama herhangi birinin kötü niyetli davranmasını ve yalan söylemesini engellemek için Pei amcamın onları ayırmasını ve tek tek sorgulamasını istiyorum.

Bütün arabacılar donup kalmıştı. Bazıları Su Chen’in sözlerinden korkmamıştı sadece boyun eğmiş gibi davranmıştı. Öfkelerini içlerinde tutuyor ve onun elinden kurtuldukları gibi ona geri saldırmak için fırsat kolluyorlardı.

Su Chen’in elinin altında böyle bir yöntem olmasını gerçekten hiç beklemiyorlardı. Az önce söylediği şey durumu dengeliyor ama gerçek taktiği hala onları bekliyor gibiydi.

Pei Jiyun ne düşündüklerini umursamadı. Su Chen’in sözleri gözlerinin parlamasına sebep oldu.

Yeterli sayıdaki insanın tanıklığıyla kimin doğru kimin yalan söylediğine bakılmaksızın yanlış hüküm olmayacaktı. Her adaletsizliğin kendi faili olduğu için hiçbir sorumluluk güvenlik başına yüklenmeyecekti.

Bu yüzden elini salladı: “Hepsini yakalayın ve ayrı ayrı sorgulayın. İznim olmadan kimsenin onları ziyaret etmesine izin vermeyin!”

Klan muhafızlarından biri çoktan öne çıkmış, tüm arabacıları götürmeye başlamıştı. Mingshu ile Zhou Hong’u almak istediklerinde Su Chen onları durdurdu. Pei Jiyun bunu umursamadı. Su Chen bu insanları yaralamış olsa da belanın diğer taraftan çıktığını düşünüyordu. Aksi halde Su Chen bu kadar sakin ve acelesiz olmazdı.

Kısa bir süre sonra Su Klanı’nın tüm efendileri olayla şoka uğramıştı.

Su Cheng’an, Su Keji, Su Feihu, Tang Hongrui ve Yan Wushuang geldi.

Kalabalık bir insan grubu, kafası karışmış bir halde Su Chen’in başında dikiliyordu ancak hiçbiri Su Chen hala Su Yue’yu tuttuğu için yanına çok yanaşmaya cesaret edemedi.

Kim yalvarırsa yalvarsın, Su Yue’nun göz kapakları üzerindeki iki parmağını çekmedi.

Su Changqing gelip durumu gördüğünde o kadar sinirlendi ki burun delikleri büyüdü: “Su Cheng’an, oğlunun yaptığına bak! Çabuk ona Yue’er’i bırakmasını söyle!”

Su Cheng’an utanç dolu bir ifade takındı: “Bu vefasız oğlan beni uzun zamandır dinlemiyor. Daha şimdi ona oğlunu bırakmasını emrettim ve dinlemedi beni. Aksine iğneyi Su Yue’nun yüzünü çizmek için kullandı…”

“Su Cheng’an, adam değilsin!” Tang Hongrui keskin bir şekilde bağırmaya başladı: “Böyle büyük bir olayın üstüne Chen’er’i korumak için harekete geçmiyor aksine ona direkt vefasız oğlan diyorsun. Tam olarak ne yaşandığını sordun mu?”

Su Cheng’an’ın yüzü kıpkırmızı oldu: “Eğer hiçbir şey söylemezse nasıl bilebilirim?”

“Kendin, onun ne olduğunu anlatmadığını biliyorsun ama yine de hala ona vefasız olduğunu söyleyip o insanı bırakmasını mı emrediyorsun? Etrafa baktın mı hiç, kaç tane piçin Su Chen’e sanki onların avıymış gibi baktığını görmüyor musun? Eğer o insanı bırakırsa Chen’er’in kendini savunmaya fırsatı olacak mı?” Tang Hongrui öfkeyle sordu.

Yan Wushuang kibarca öksürdü: “Hanımefendinin sözleri basitçe birçok insanı zan altında bırakıyor. Buradaki herkes aslında Chen’er için endişeli…”

“Kapa çeneni sürtük! Sen de oğluma gözünü diken akbabalardan birisin.” Tang Hongrui, Yan Wushuang’ı gösterdi ve küfür etti. “Senin gibi bir orospunun arkamdan çevirdiği işleri bilmediğimi sanma. Chen’er tedbirli olmasaydı bize çok uzun zaman önce zarar vermiş olurdun!”

Gerçek Yeşim Köşkü’nün işçisi rüşvet aldığı zaman Tang Hongrui de bunu biliyordu. Hatta oğlunu, onu halka açık bir şekilde ifşa etmeyip yerine işçinin gitmesine izin verdiği için eleştirmişti. Bu yolla, Yan Wushuang’ın mülkleri etkilenmese bile en azından gözden düşmüş olacaktı. Ama Su Chen, bunu yapmanın sadece Yan Wushuang’ı değil; Su Cheng’an’ı da kötü duruma sokacağına inanmış ve sonunda reddetmişti.

O sırada Tang Hongrui’nin küfürler savurduğu Yan Wushuang küplere binmişti. Ama büyük ölçüde yetkili biri de olsa hala Tang Hongrui’den düşük mevkideydi bu yüzden sadece Su Cheng’an’a yalvaran gözlerle bakabildi.

Su Cheng’an’ın suratı kırmızı ve beyaz tonlarında gidip geldi. Sonunda sadece “Bu kadarı yeter.” diyebildi.

Tang Hongrui’nin karakteri doğuştan güçlüydü. Nasıl Su Cheng’an’ın uyarısına kulak asardı? Aksine daha kontrolsüzce ve yüksek sesle Su Cheng’an ile tartışmaya başladı.

Neyse ki o sırada bir ses yankılandı: “Yeter!”

Hepsi anında sustu ardından uyumla cevapladılar:

“Klan lideri!”

Kalabalık, yaşlı adamın oradan geçmesi adına iki yana dağılıp yol açtı.

Bu Su Klanı’nın klan lideri Su Changche’ydi.

Su Changche, gök mavisi kumaştan bir cüppe giyiyordu ve ellerini arkasında birleştirmişti. Giyimi, görünüşü gibi sadeydi ve aynı yaşlı bir komşu gibi görünüyordu.

Bu yaşlı adamın geldiğini gören herkes; şiddetli tartışmaları, kendi aralarında fısıldaşmaları ve diğer tüm gürültüleri sonlandırıp çenesini kapattı. Hiçbiri çıt çıkarmaya cesaret edemedi.

Su Changeche sadece Su Klanı’nın lideri değil, kurucusuydu da!

Kuzey Yüzü Şehri’nde klan oluştuğu sırada Su Klanı sadece Su Changche’nin gücüne dayanarak yükselmişti.

Yolun sonuna gelen Su Changche, önce Su Chen’e sonra da sırayla Su Yue ve hala yerde yatmakta olan Mo Dayan’a baktı, ardından yumuşak bir iç çekti.

“Ağabey, Su Chen, o…”

Su Changqing bir şey söylemek istedi ama Su Changche elini salladı: “Yeter, ne olduğunu zaten biliyorum. Olay, Su Yue’nun Su Chen’e karşı komplo kurmasıyla başladı. Arabasını mahvetti ve kötü niyetiyle arabanın içine iğneler gizledi. Chen’er sadece kendisini savunuyordu. Mo Dayan’a gelince bir hizmetkar olarak efendisine yalan söylemeye cesaret etti! O da arabanın kurcalandığını biliyordu ama hiçbir şey söylemedi. İhaneti ve kötü hareketleriyle cezalandırılmayı hak ediyor.”

Birkaç cümleyle Su Changche olan biten her şeyi açıklayabilmişti.

Kimse onun nereden bilgi aldığını bilmiyordu ama önemi de yoktu. Önemli olan, Su Klanı’nın lideri konuşmuştu ve sorgulamak bir yana kimse görmezden gelmeye cüret edemezdi.

Bu iyi bir şeydi ama aynı zamanda da kötü bir şey...

İyi kısmı Su Chen’in artık kendini savunmaya ihtiyacı yoktu. Kötü kısmı, Su Changche gerçekleşmiş olaylar için mümkün olan en basit açıklamayı kullanmıştı. Besbelli bu konunun uzamasını istemiyordu. Söylediğine bakılırsa bu bir aile kavgasıydı bu yüzden doğal olarak göze batmadan ilgilenilmeliydi. Daha fazla olay yaratılmasını önlemek için ne kadar basit tutulursa o kadar iyiydi.

Bu da aynı zamanda olayların Su Chen’in istediği derecede uzamayacağı anlamına geliyordu.

Su Yue’nun oğluna zarar vermek için arabaya iğne yerleştirdiğini duyduktan sonra Tang Hongrui şiddetle Su Changqing’e baktı. Su Changqing’in yüzü kıpkırmızıydı ve konuşmaya cesaret edemeyerek başını eğmişti. Ancak, bunu görünce içindeki nefret azalmadı.

“Kardeşlerin kavga etmesi kalbimi yaraladı!” dedi Su Changche durumun sebeplerini açıkladıktan sonra. “İlk önce Su Yue, Su Chen’e zarar verdi ve ektiğini biçti. Su Chen tarafından yaralandığı için zaten cezalandırıldı olarak düşünülebilir. Chen’er onu bırak ve bu konunun burada bittiğini düşünelim. Ne dersin?”

“Büyükbaba emretmişken torunu itaatsizlik etmeye nasıl cüret eder?” Su Chen, Su Yue’yu geri fırlattı.

“Ama ağabey, Mo Dayan efendisine saygısız olsa da Su Chen bu kadar sert davranmamalıydı. Basitçe bu insanı harcadı.” Su Changqing hala tatmin olmamış bir şekilde konuştu. “Mo Dayan ona aktif olarak bir harekette bulunmadı sadece sessiz kaldı. Su Chen bu durumdan mutsuzsa bunu üstlerine bildirmeliydi. Nasıl yetkisinin dışına çıkabilir?”

“Birbirinizi örtbas etmek istediğiniz için değil miydi?” Tang Hongrui bağırdı.

Su Changche, Tang Hongrui’nin isteksizce başını indirip susmasına sebep olan bir bakış attı.

Su Changche bir anlığına düşündü, ardından konuştu: “Mo Dayan hatalı davranmış olsa da klan yasalarına göre bu durumda olmamalıydı. Su Chen yetkisinin dışına çıktı. Bu yüzden Su Chen’in yasalara uygun olarak cezalandırılması gerekiyor. Su Chen, Büyükbaban seni cezalandıracak. Kabul ediyor musun?”

“Su Chen kabul etmeye niyetli.”

“İyi. Bir hizmetkarı ağır şekilde yaraladığın için seni yirmi dayak, üç aylık zorunlu madencilik ve yarım yıllık harçlıkla cezalandıracağım. Herhangi bir itirazın var mı?”

Su Chen kafasını kaldırdı ve sordu: “Cezanın şeklini değiştirmek mümkün mü?”

Su Changqing öfkeyle bağırdı: “Su Chen, zorunlu madencilikten kaçmaya çalışıyorsun!”

Üç ceza arasında en ağırı, zorunlu madencilikti. Su Klanı’nın öğrencileri gerçekten madencilik yapmak zorunda olmasa bile yine de uzun bir süre mağarada, karanlık madende yaşayıp pisliğe, neme ve soğuk koşullara dayanmak zorundaydılar.

Ama Su Chen cevapladı: “Ya kızıl ceza olsaydı?”

“Kızıl ceza mı?”

Bunu duyduktan sonra herkes donup kaldı.