Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

28. Bölüm Kızıl Ceza

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Kuzey Yüzü Şehri’nin kuzeyi oldukça uzun sıradağlardan oluşuyordu.

Sıradağların kuzeyi ise engin çayırdı. Orası çok sayıda korkunç canavarın meskeniydi ve güneyinde ise insan krallığı vardı.

Sıradağlar insanlar ve canavarlar arasındaki sınırdı. Arada sırada korkunç canavarlar sınırı geçerek insanların bölgesini işgal ederdi. Bunlar canavar gel-gitleri olarak bilinirdi.

İnsan ırkının örgütlenmiş direnişi bin yıldır devam ediyordu. Orada dökülen kan, tüm sıradağları derin bir kızıla boyamıştı ve bu yüzden Kızıl Sıradağlar olarak biliniyordu

Yine de canavar gel-gitleri şu anda olmasa da hala birçok korkunç canavar Kızıl Sıradağlarda yaşıyordu.

Bu yüzden, bu bölge ne kadar en küçüğü olsa da sınır boyunca uzanan insanlar ile canavarlar arasındaki savaş alanlarından biriydi.

Her yıl, birçok dövüş sanatçısı ve Köken Enerji Bilgesi toplanıp kaynak toplamak ve -en önemlisi- birinin kan bağını uyandırmak amacıyla korkunç canavarları avlardı.

Burası yoğun rekabet bölgesiydi ve hiçbir zaman aynı anda iki grup var olamazdı. Her yıl, büyük sayıda dövüş sanatçısı ya da Köken Enerji Bilgesinin hepsi Kızıl Sıradağlarda ölürdü.

Kızıl Ceza, klanın suçluları Kızıl Sıradağlara gönderdiği ve onları suçlarını yok saymak için belli bir süre orada yaşamaya zorladığı cezaydı. Bu süre hapis cezasına eşitti; farkı, daha kısa sürede birçok tehlikenin yanı başında olmasıydı... Tek bir yanlış hareket, bu hapis cezasını ölüm cezasına döndürebilirdi…

Su Chen’in gönüllü olarak kızıl cezayı istemesi gerçekten herkesi şaşırtmıştı.

Böyle bir cezaya gönüllü olmak için bu konuyu ne kadar ciddiye almıştı?

Üstelik Su Chen, Köken Enerji Bilgesi bile değildi sadece Vücut Tavı dokuzuncu kattaki bir dövüş sanatçısıydı. Ama yine de Kızıl Sıradağlara gitmeye cesaret mi ediyordu?

Orada korkunç canavarlar kol geziyordu. Sadece bir tanesi bile Su Chen’e öldüresiye işkence edebilirdi.

Su Klanı kurallarına göre eğer bir öğrenci kızıl cezayı gönüllü olarak isterse talebi reddetmek uygun değildi.

Çünkü bu, oraya gitmeyi seçen kişinin cesaretini gösterdiği bir cezaydı. Üstelik insan ırkının canavar ırkına direnişindeki azmi temsil ediyordu.

“Kesinlikle olmaz!” Tang Hongrui anında bağırmaya başladı.

Su Changche de kaşlarını çattı: “Neden oraya gitmek istiyorsun?”

Su Chen cevapladı: “Bulut yarasasının kan bağını elde etmek istiyorum. Ancak bu şekilde gelecek yılki Saklı Ejderha Tesisi’nin eleme sınavında mücadele etmeye umudum olacak.”

Bulut yarasaları korkunç canavar türüydü. Bu korkunç canavarların görüşleri doğuştan zayıftı ama tam yeri belirlemek için ekolokasyonu kullanabiliyorlardı. Eğer bulut yarasasının kan bağını elde eder ve yer belirleyici köken yeteneğini kontrol edebilirse onun gibi “kör” bir adam savaşmak için bir şans elde etmiş olurdu.

Tabii ki Su Chen bunu uyduruyordu. Herkesi kandırmaya yetecek tek açıklaması buydu.

Gerçek sebebi çok basitti aslında: Daha da güçlenmeliydi!

Gu Qingluo’nun ortaya koyduğu bilgi, Su Chen’e büyük bir uyarı olmuştu. Gelecekte muhtemelen güçleri en çılgın hayalleri bile aşan rakipler olacaktı. Kendisiyse, görüşünü kaybettiği için üç yıl kaybetmişti. Bu üç yılda Saklı Ejderha Tesisi’nin eleme sınavına katılma hakkını korumak için odaklanmış, çabalamıştı. Ancak rakiplerinin eğilimi sadece katılma hakkını ellerinde tutmaktan çok daha fazlasına yeterdi.

Eğer Su Chen, Saklı Ejderha Tesisi’ne girmek için mücadele gününü kaçırmak istemiyorsa çabalamaya devam etmeliydi.

Kızıl Sıradağlar en doğru karardı.

Bölgenin kendi tehlikesi vardı ama aynı zamanda çok fazla imkanı da!

Lin Klanı’ndan ayrıldığında Kızıl Sıradağlara gitmeye karar vermişti. Su Yue ile yaşanan olay ona sadece bahane vermişti. Kızıl Sıradağlara gitme şansını elde etmek için rakibini dövmek, nasıl buna değmezdi?

Ama bu sözleri duyan herkes Su Chen’in asla vazgeçmeyen tavrıyla titriyordu.

Saklı Ejderha Tesisi mi?

Kör bir insan hala Uzun Sang Ülkesi’ndeki en iyi okul olan Saklı Ejderha Tesisi’nin sınavında mücadele etmek mi istiyordu?

Bu ne biçim bir hırstı!

Su Changche bile “Saklı Ejderha Tesisi senin için bu kadar önemli mi?” diye sormadan edemedi.

Su Chen kafasını yatırdı ve cevapladı: “Hayır. Aslında, benim için önemli değil.”

“Ne?” herkes sersem gibi hissetti.

Ne demek istiyordu?

“Sadece başka bir hedef…” Su Chen cevapladı: “Beni sürekli ileri ittiren ve vazgeçmeye niyetli olmamamı sağlayan bir hedef. Aynı o yaşlı dilencinin sözlerine inanıp gözlerimin kesinlikle iyileşeceğine güvenmem gibi. İnsanlar her zaman savaşmak için bir hedefe, bir umuda ihtiyaç duyarlar. Gözlerimin iyileşeceğine olan inancım da benim umudum ve Saklı Ejderha Tesisi ise vazgeçmemek için kendime koyduğum bir hedef.”

Bu sırada Su Chen durdu ve ardından ekledi: “Sadece burada bırakmak istemiyorum.”

Bulut yarasaları sahteydi ama o an söyledikleri gerçekti.

Saklı Ejderha Tesisi aslında Su Chen’in bırakamayacağı kadar önemsediği bir şey değildi.

Ancak bu hedefe sahip olduğu için Su Chen’in koruyacağı bir motivasyonu ve gücü vardı.

“Kızıl Sıradağların tehlikelerinden ve hayatını kaybetme ihtimalinden korkmuyor musun?” Su Changche tekrar sordu.

Su Chen yanıtladı: “Bir erkek olarak, hırslarım yücedir. Nasıl kötü talihimi lanetleyip korkudan kaçabilirim?”

Bunu duyan herkesin kalbi aynı anda küt küt atmaya başladı.

Bu sözler sonunda Su Changche’yi etkiledi. Uzun bir iç çektikten sonra konuştu: “Anlıyorum… Yüz günlük kızıl ceza. Süre bitmeden dönmeye iznin yok.”

Su Changche konuştuktan sonra durum kararlaştırılmıştı. Tang Hongrui ne kadar karşı çıkarsa çıksın, bir işe yaramazdı. Sadece kenarda oturup ağlayabilirdi.

“Torunun, emirlerine itaat ediyor!” konuştuğu sırada Su Chen’in ifadesi değişmedi. “Sahi, büyükbaba... Ayrıca Zhou Hong ile Mingshu’yu hizmetkarım olarak istiyorum.”

“Tamam. Başka bir şey yoksa sorun halledildi.” Su Changche başka söz söylemedi. Arkasını döndü ve ayrıldı.

Su Changche’nin gittiğini gören Su Changqing de ayrılmadan önce Su Chen’e pis pis baktı.

Su Klanı, Su Keji ve Yan Wushuang’la birlikte Su Chen’den tamamen nefret eden bir kişiye daha kavuşmuştu.

Ama Su Chen ne endişelendi ne de umursadı.

Etrafa bakındıktan sonra arabacılardan birine seslendi: “Gel, Su Yue’nun arabasını bana ödünç ver.”

Kendi arabası yok edilmişti ve yeni bir tane bulmaya ihtiyacı vardı bu yüzden Su Yue’ninkini kullanmaya karar vermişti.

Bu tamamen kurallara uygun olmasa da yakındaki insanlar Su Chen’e araba bulmak için çoktan gitmişlerdi.

Bugünkü dövüşten sonra Su Chen kendi konumunu gösterişli bir şekilde doğrulamıştı.

Ne kadar klanın büyüklerini sarsamasa da aynı kuşak ve altından olan hiç kimse artık onu kışkırtmaya cesaret edemeyecekti.

Su Chen’in, Su Yue’nun arabasını ödünç almak istediği hızla Su Changqinq’e ulaştı. Su Changqing’in alnındaki damarlar öfkeyle belirginleşti ancak sonunda sadece: “Eğer istiyorsa verin.” diyebildi.

Tabii ki onu, Su Chen ayrıldıktan çok sonra söyleyebildi…

O sırada Su Chen’in arabası Gerçek Yeşim Köşk’e ulaşmıştı. Zhou Hong’u dışarıda bekletti ve içeri girdi.

O sırada Tang Zhen köşkün üçüncü katındaydı. Su Chen’in geldiğini görünce yüzü hafifçe düştü: “Geç kaldın.”

Su Chen, genç efendi olsa da Tang Zhen’in karakteri dobraydı. Öğretirken Su Chen’i eleştirmekten çekinmezdi. Tüm Gerçek Yeşim Köşkü içerisinde Su Chen’i geç kaldığı için eleştirmeye cesaret edecek tek kişiydi.

Su Chen, genç efendi havalarına girmedi aksine avuçlarını açarak yakındı: “Yolda bir şey oldu. Arabam bozularak gelişimi geciktirdi.”

Tang Zhen’in ifadesi ısındı. Sakalını düzeltti ve cevapladı: “Öyleyse, boşver. Gel, bugün sana öğretmek istediğim…”

Su Chen yanıtladı: “Dükkancı başı, birkaç gün içerisinde derslerimizi geçici olarak durdurmak zorunda kalacağım.”

“Nedenmiş o?” Tang Zhen boş boş baktı, o kadar şaşırmıştı ki sesi değişti.

Su Chen’in öğrenciliğini aslında çok seviyordu.

Su Chen göremese de mütevazı ve çalışkandı. Ayrıca oldukça neşeliydi ve bir kere söylendikten sonra birçok şeyi hatırlayabiliyordu. Su Chen, bu dört aylık çalışmada çoktan Saf Kıta’nın tarihini hatırı sayılır ölçüde öğrenmişti ve birçok şeyi mantıklı ve net bir şekilde açıklayabiliyordu. Tang Zhen’in hazine inceleme yeteneğini alamasa da en azından bilgisini alabiliyordu. Ustanın bakış açısına göre bilgi yetenekten daha önemliydi. Bu yüzden bazı noktalarda Tang Zhen, Su Chen’i hayatı boyunca edindiği bilgiler için mirasçı olarak görmeye başlamıştı.

Şimdi, gerçekten çok sevdiği öğrencisi artık öğrenmek istemediğini söylemişken nasıl şaşırıp paniklemezdi?

Su Chen bu yüzden ona olan biten her şeyi anlattı.

Su Chen’in Su Yue’yu duyduğunu ve Mo Dayan’ı vahşice sakatladığını aynı zamanda da kızıl cezaya gönüllü olduğunu duyunca Tang Zhen tamamen sersemlemişti.

“Böylece, dükkancı başı burada sadece üç gün daha çalışabilirim. Bu üç günde sadece kültürel kalıntılarla değil aynı zamanda çeşitli bitki ve bitki örtülerinin ayrımının görsel olarak nasıl yapılacağını da geniş kapsamlı öğrenmek istiyorum.”

Kızıl Sıradağlara gideceği için Su Chen’in kesinlikle hayatta kalma aracı olan bitkiler ve benzerleri hakkında bilgi sahibi olması gerekiyordu. Neyse ki Gerçek Yeşim Köşkü aynı zamanda nadir bitkileri de kabul ediyordu ve dükkancı başı Tang’in bu konuda çok zengin bir deneyimi vardı.

Ancak, Tang Zhen heyecanlanamadan konuştu: “Göremiyorsun bile. Ne işine yarayacak ki?”

Su Chen güldü, ardından arkasını döndü ve antika dolu rafa doğru yürüdü. Arkasından antik yeşimi çıkardı ve yavaşça söylendi: “Bu, Avare İnek Desenli Üç Renkli Yeşim olmalı, değil mi? Dükkancı başı bunun pürüzsüz ve parlak, bir nevi şeffaf ve hafif bozulmuş olduğunu söylemişti. Pürüzsüz ve parlağın anlamını hiç bilmiyordum ya da şeffaf ve hafif bozulmuşun… Şimdi nihayet anlayabiliyorum.”

Tang Zhen sersemlik derecesinde donup kalmıştı.

Su Chen’e bakakaldı: “Sen…”

Su Chen kafasını çevirdi ve Tang Zhen’e baktı. Bir saniye önce fersiz olan gözleri aniden canlılıklarını kazanmıştı, parlak ve hayat doluydular.

Tang Zhen aniden ne olduğunu anladı. Su Chen’e sarılmak için fırladı ve bağırdı: “Gözlerin…”

“Şşş!” Su Chen parmağını Tang Zhen’in dudaklarına yerleştirdi: “Dükkancı başı dışında kimse bunu bilmiyor.”

“Diğerlerine söylemeyi düşünmüyor musun?” Tang Zhen nihayet tepki verip sordu. “Neden?”

Su Chen usulca gülümsedi: “Çünkü, kör olmanın bazen daha fazlasını görmene izin verdiğini keşfettim.”