Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

31. Bölüm Pazarlık (1)

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Su Chen, Su Konutu’na döndü ve hemen Toz Eleği Avlusu’na ilerledi. Girişe geldiğinde Jianxin ona doğru geldi: “Genç efendi, inanamıyorum! Beni avluda bırakıp tek başınıza gittiniz. Sizin kişisel hizmetkarınız mı yoksa Toz Eleği Avlusu’nun temizlikçisi miyim bilemiyorum…”

Su Chen gülümsemeyle cevap verdi: “Gerçek Yeşim Köşk’e son ziyaretimi yapıyordum. Seni götürmemin ne anlamı olabilirdi ki? Sana gelince temizlikçim değil resmi kahya başımsın.” 

Jianxin kıkırdadı: “Genç efendinin cömert sözleri için teşekkür ederim. Bugün genç efendi gerçek ilahi gücünü gösterdi ve artık Toz Eleği Avlusu’nu bile öne çıkararak dilden dile dolaşabilir. Bugün Jing kardeşler beni gördüklerinde oldukça saygılıydılar.”

“Ah, demek bu yüzden bu kadar neşelisin.” Su Chen gülümsedi ve içeriye doğru yürüdü. 

Jianxin hemen arkasındaydı: “Ancak, bu oldukça tuhaf. Genç Efendi, Su Yue’nun arabasıyla oynadığını nasıl bilebildi ki?” 

Su Chen durdu ve derin bir tonla konuştu: “Genç efendinin sırlarını bulmaya mı çalışıyorsun?”

Jianxin hafif bir gülümsemeyle kafasının arkasına dokundu: “Sadece merak etmiştim.” 

“Pekala, o zaman sana söyleyeceğim. Doğal olarak Su Yue’nun arabamı kurcaladığını göremedim. Ancak görenler vardı ve beni bu konuda gizlice uyardılar. Bu sayede ben de öğrenebildim.”

“Biri sizi mi uyardı? Mingshu mu?”

Su Chen cevapladı: “O sırada Mingshu, Zhou Hong’u çağırmaya gitmişti. Su Yue arabamı sabote ettiğinde orada değildi bu yüzden beni uyaramadı. Sana doğruyu söyleyeceğim, Su Yue’nun adamlarından birisi beni uyardı.”

“Ne?” Jianxin tamamen donup kalmıştı.

Su Yue’nun adamları içerisinde kim Su Chen’in lehine hareket edebilirdi?

Su Chen sanki bir sırrı paylaştığını fark etmiş gibi fısıldayarak devam etti: “Bu kadarını bilsen yeter. Daha fazla soru sorma.” 

“Anlıyorum, Genç Efendi.” Jianxin rahatsız hissetse de bu konuda elinden bir şey gelmezdi. Sadece “Genç efendinin herhangi bir talimatı var mı?” diyebildi.

O sırada Su Chen yanıtladı: “Bir şey istemiyorum. Gidip biraz tek başıma dinlenmek istiyorum.”

Su Chen, Jianxin’e çekilmesi için el salladı ve odasına girdi.

Odaya girdiği gibi Su Chen aniden durdu.

Bir süre sonra kafasını çevirdi ve bağırdı: “Jianxin!”

“Genç Efendi, sorun nedir?” Jianxin’in bakışları ona döndü.

“Git ve bana sıcak su çek. Ve ikinci tip çanağı kullandığından emin ol.”

“Emredersiniz.” Jianxin, Su Chen’e şaşırmış bir bakış atsa da yine de kabul etti. 

Su Chen odasına girmeyip dışarıda bekledi. 

Kısa süre sonra Jianxin su dolu çanağı taşıyordu. Çanak eski bakırdan yapılmıştı ve Jianxin’in tek başına taşıması için oldukça ağırdı.

Jianxin bakır çanağı yerleştirdikten sonra Su Chen, Jianxin’in kalmasını istemedi ve onu annesine bakmaya gönderdi. Ardından tek başına odaya girdi.

İlk önce camı yarıya kadar açtı. Ardından bakır çanağı eline aldı ve sakin bir tonla konuşmadan önce buharın yüzünü ısıtmasına izin verdi: “Eğer şimdi bir şey yapmayacaksan biraz konuşalım.”

Tepki yoktu.

Su Chen gülümsedi. Bakır çanağı ellerinde taşırken vücudunu döndürdü. Buhar, Su Chen’in yoğun bir sis tabakası ile kaplanmasına sebep olacak şekilde sıcak su dolu çanaktan yükseliyordu. Su Chen bakır çanağı bir kalkan gibi tutuyordu ve sanki suyu fırlatmak üzereymiş gibi hafifçe öne eğmişti. 

Basit bir duruş olsa da savunmacı duruşu en iyi konumunda değildi.

Su Chen konuşmaya devam etti: “Su Klanı’na fark edilmeden girebilecek kadar yetenekli olduğuna göre oldukça uzman olmalısın. Ancak, ben burada olduğum süre boyunca hiçbir harekette bulunmadın. Eminim ki karşılık vereceğim ve Su Klanı’nı uyaracağım için henüz bir şey yapmadın. Sonuç olarak beni tek bir hamlede öldürebileceğin bir fırsat olmasını bekliyordun, doğru mu? Ne yazık ki kendimi hazırladım ve sana öyle bir fırsat verilmeyecek. Kendini saklamayı bırak. Biraz sohbet edelim, yatağın yanındaki arkadaş.”

Son cümle kendini saklayan kişiyi tamamen şoka uğratmıştı.

Boğuk bir ses konuştu: “Saklanma yeteneğimin oldukça etkili olduğuna inanıyordum. Beni nasıl fark ettin?”

Hemen ardından siyah kıyafetli bir adam Su Chen’in fildişi yatağının gölgeleri arasında belirdi. 

Bu adam kendini sakladığında kimse onu fark edemezdi. Vücudu gölgeyle birleşip gölgeden ayırt edilemez bir noktaya geliyordu. 

Ancak bu karanlık saklanmanın da besbelli açıkları vardı. Eğer biri kendini hazırlamış ve onları fark edebilmişse o zaman saklanmaya devam etmeleri mümkün olmuyordu. Özellikle de sıcak suyla sırılsıklam olduktan sonra…

Su Chen gülümsedi: “Kör bir insan gözlerini kullanmadan da odada biri olup olmadığını görebilir.”

Bu doğruydu. Su Chen bu kişiyi kulaklarıyla fark edebilmişti.

Tam da odaya girmek üzereyken Su Chen odada birinin olduğunu hissetmişti. Her ne kadar bu kişi nefesini tutuyor olsa da gelişimi Sıcak Açılım Diyarı’na ulaşmadığı için kalp atışlarını kontrol edemiyordu. Şu anki konum nispeten sessiz ve yakın mesafe olduğu için Su Chen onu duyabilmişti.

Birini açıkça duyabildiği halde göremediği için Su Chen anında bu kişinin iyi niyetli olmadığını anlamıştı.

Birkaç gün önceki talihsiz deneyimini düşündükten sonra Su Chen bu davetsiz misafirin kim olabileceğini tahmin etmişti.

Cesareti harikaydı. Büyük Sang’in onu öldürmek için birini yollayacağını besbelli biliyordu ama yine de kaçmamıştı. Aksine habersiz davranırken düşmanıyla yüzleşmeye hazırlanmıştı.

Kendini açığa çıkarmaya zorlanan suikastçı homurdandı: “Lin Xie’yi öldürebilmene şaşırmamalı. Görünüşe göre yetenekliymişsin. Ne hakkında konuşmak istiyorsun?”

Bunu duyunca Su Chen’in gülümsemesi daha umursamaz oldu.

Doğru tahmin etmişti. Düşündüğü gibi bu kişi Büyük Sang’in adamıydı. Dün yaşanan olaylardan sonra onu öldürmesi için birini göndermişti. Görünüşe göre Büyük Sang’in hareketleri hem kararlı hem de tehlikeliydi. 

Su Chen’in sadece bir gecede hazırlıklarını yapmış olması Büyük Sang için çok talihsiz bir durumdu.

“Konuşmak istediğim şey çok basit. Yatağımda uzun bir süre oturmuş olmalısın ama yastığın altına baktın mı?” Su Chen gülümseyerek konuştu.

Siyah kıyafetli adam yastığı boş gözlerle aldı.

Yastığı kaldırırken bir tuzağı tetikleme korkusuyla oldukça dikkatli davrandı. Ancak tek bir tuzak bile yoktu. Sadece mühürlü bir mektup öylece duruyordu.

“Aç ve bir bak.” dedi Su Chen.

Siyah kıyafetli adam mektubu yırtarak açtı. Yüzü görünmüyor olsa da Su Chen ifadesinin oldukça çirkin olduğundan emindi.

Çünkü mektup dün ormanda yaşanan olayın detaylarını içeriyordu… 

Tüm konu mektuba dökülmüştü.

Okumayı bitirdikten sonra siyah kıyafetli adam mektubu buruşturdu ve anında küle dönmesine sebep olarak aleve verdi.

Ne kadar korkunç!

Su Chen ise “Bu kişi kesinlikle Köken Akışı Bilgesi olmalı. Güçlü gözükmese de kesinlikle Enerji Çekme Diyarı veya daha üstünden bir Köken Akışı Bilgesi.” diye düşündü.

Kaynayan Kan Diyarı mıydı yoksa Sıcak Açılım Diyarı mı?

Sıcak Açılım Diyarı’ndan olamazdı. Su Klanı’nın değerli büyükbabası Sıcak Açılım Diyarı’ndandı. O seviyedeki birisi klanın küçük genç efendisine suikast düzenlemeye gönderilmezdi. 

En fazla Kaynayan Kan Diyarı’nda olabilirdi ama sadece Köken Çekme Diyarı’nda olması daha olası görünüyordu.

Su Chen içinden hemen bir sonuca ulaşmıştı.

Siyah kıyafetli adam Su Chen’in onun gücünü hesapladığını bilmiyordu: “Böyle bir yöntemi beni kandırmak için kullanabileceğini düşünme. Bu mektup muhtemelen senin son çarendi. Eğer seni öldürürsem bu konu da gömülüp gider.”

Su Chen sıcakkanlı bir şekilde konuştu: “Salak mısın? Bir anlığına bile durup kendine kör bir insanın nasıl mektup yazabileceğini sormadın mı?”

Siyah kıyafetli adam donakalmıştı.

Su Chen başka bir darbeyle saldırdı: “Kanıtı yok etmekte oldukça özenliydin. Maalesef… Şimdi el yazısının izini sürme şansın da gitti.”