Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

33. Bölüm İmkansız Talep

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Diğer gece, siyah kıyafetli adam bir kez daha Su Chen’in odasında belirdi.

Su Chen zaten bir sürede odada bekliyordu. Adamın geldiğini görünce arkasındaki çayı gösterdi ve konuştu: “Gel, bir fincan çay iç. Bir süre önce senin için ısıttım. Çok yüksek kaliteli, mor bulut çayı…”

Siyah kıyafetli adam bunu duyduğunda tepki göstermedi. Su Chen’in arkasına geçti ve fincanı alıp tek yudumda içti. 

Böyle davrandığını görünce Su Chen biraz olsun rahatladı.

Çayını içtikten sonra siyah kıyafetli adam konuştu: “Şartların oldukça fazla ve üstler bunu kabul etmedi. Ancak, Kızıl Sıradağlara gitmen konusunda bazı fikirleri var. Eğer iş birliği yapmaya istekli olursan belki sana biraz yardım edebiliriz.”

“Ne söylediler?”

Siyah kıyafetli adam kendisine bir fincan daha çay koydu ve konuşmaya başladı: “Organizasyon sana öylece bedavaya köken gereçlerini vermeyi kabul etmedi. Ancak, Kızıl Sıradağların tehlikesini düşününce sana bir süreliğine ödünç vermeye karar verdiler. Kızıl Sıradağlardan dönünce geri vereceksin.” 

“Pekala… Ama sadece buysa küçük bir ödeme yapmıyor musunuz?”

Siyah kıyafetli adam burnundan soludu: “Çocuk, açgözlü olma. Sana bu köken gereçlerini vermenin bir risk taşımadığını mı sanıyorsun? Eğer dağlarda ölürsen nasıl geri alabiliriz?”

“O zaman neden biraz daha cömert davranıp bana hayatta kalma şansımı arttıracak bir şeyler vermiyorsunuz? Her halükarda organizasyonunuz oldukça büyük. Etrafta öylece duran kullanılmamış ufak tefek şeyler olmalı. Onları çöpe atmak israf olur. Bu yüzden neden onları bana vermiyorsunuz? Belki benim işime yararlar.”

Siyah kıyafetli adam bir anlığına durdu: “Aslında doğru bildin.”

Konuştuğu gibi bir çantayı Su Chen’e doğru attı.

Su Chen çantayı açtığında içerisinde savaş zırhı, savaş bıçağı, siyah boru, bir çift savaş botu, fazla sayıda ilaç şişesi, birkaç tane siyah inci ve düşük kalite köken taşı kesesi buldu.

“Şişelerin içerisinde iyileştirme ilacı var. Hayatını tehdit eden ciddi bir yara olmadığı sürece içtiğinde iyileşeceksin. Ancak, bu şişeler başarısız ürünler. İçtikten sonra iyileşecek olsan da bazı olumsuz yan etkileri var. Yan etkilere gelirsek her şişe farklı olduğu için söylemesi zor. Belki ishal olursun belki de birkaç günlüğüne güçsüzleşirsin ama kesinlikle ölmezsin… Başarısız ürünlere bile biraz saygı duyulmalı.”

“Siyah incilere, Çatlak Ruh Büyü İncisi deniyor ve ruh saldırısı için parçalanabilir. Bu ruh saldırısı, karşı tarafın direkt olarak ruhu ve bilincine saldırıyor. Ancak, bunlar da bir nevi başarısız ürünler. Birinin ruhuna saldırmak için kullanılsa da kullanıcısı da benzer etkilere maruz kalıyor… Alanı içerisinde dostu ve düşmanı ayırt edemiyor.” 

“Ametist Savaş Zırhı, ametistten yapılmış benzersiz bir zırh. Aktive edildiğinde köken enerji bariyeri oluşturabiliyor. Ancak bu Ametist Savaş Zırhı da kusurlu bir ürün. Ön kısmı zarar gördüğü için sunduğu koruma kusurlu. Sadece arkadan gelen saldırılara karşı koruyabilir, ön taraftan gelenlere karşı değil.”

“Yanan Avcı Alaybozanı garip biçimde kusurlu bir ürün… Aslında, köken enerjiyi kinetik enerji hareketine dönüştürmesi için yapıldı. Özellikle değiştirilmiş bir arbalet ve hızlı bir şekilde sekiz adet mermi ateşleyebilir. Ancak, yapımı sırasında bunun çok gürültülü olduğunu fark ettik. Geri tepmesi korkutucu ve en önemlisi de alanı oldukça kısıtlı. İsabetliliği otuz metreden sonra güvenilir değil. Uzun mesafe silahı olarak yapıldı ancak yakın çeyrek dövüşünde kullanılabilir. Muhtemelen en boktan köken gereci…”

“Bulut Adım Savaş Botu, köken yeteneği ile birlikte geliyor. Aktive ettiğinde hızını arttıracak ve serbestçe uçmana izin verecek. Aslında bu eşya kusurlu ya da hasarlı değil. Sadece çok eski ve sürekli kullanıma dayanamaz. Muhtemelen çok sürmeden kırılır.”

“Savaş bıçağına Siyah Meç Savaş Bıçağı deniyor. Bıçak, canavar kanı kullanılarak Bulut Mürekkebi deseniyle donatıldı. Bulut Mürekkebi deseni güçlü bir Köken Savaş Yeteneği olan Kan Kıyımı’nı barındırıyor. Aktive ettiğinde gücü oldukça büyük ve bu sadece sekizinci derece köken gereci… Ancak bu bıçak savaş sırasında hasar gördü. Hala kullanılabilir durumda olsa da her aktive edildiğinde kullanıcının fiziksel enerjisini emerek uzun, bitkin savaşlar için uygun olmayan bir hal alıyor.”

“Organizasyonunuz beni çöp öğütücü falan mı sandı? Kullanamadığınız tüm çöpleri bana mı kakalıyorsunuz?” Su Chen ilgisizce güldü. “Çok fazla şey gönderiyorsunuz ama biri bile gerçekten iyi değil mi?” 

“Bir tanesi. Köken taşlar.” siyah kıyafetli adam cevapladı.

Aralarında bir sessizlik oldu.

Köken gereçlerin gücünü sadece bir Köken Akışı Bilgesi tam anlamıyla kullanabilirdi. Su Chen’in gelişimi hala o noktaya ulaşmadığı için onları kullanması çok zor olacaktı. Bu yüzden köken taşlar bu gereçleri kullanmak için gereken enerjinin yerini tutmak amacıyla kullanılabilirdi.

Köken taşlar, köken enerjiye sahipti. Bu yüzden her türden köken enerji gerecini kullanıp kontrol etmek için ve birinin kendi köken enerjisini yenilemesi için kullanılabilirdi. Ancak, köken taşlar içerisindeki köken enerji kirlilik barındırdığından gelişmek için değil de sadece yenilemek için kullanılabilirdi. 

Köken taşlar aslında doğal olarak ortaya çıkmıyordu. Aksine, birinin sahip olduğu köken enerjiyi özel bir tür taşa doldurmasıyla yapılıyordu. Asıl amacı köken enerjiyi stoklamaktı.

Bu yüzden köken taşlar her Köken Akışı Bilgesi’nin yapabileceği bir şeydi.

Düşük kalite bir köken taşı yapmak Enerji Çekme Diyarı’nda olan bir Köken Akışı Bilgesi’nin kabaca tüm gününü alırdı. Bu yüzden değeri acemi bir Köken Akışı Bilgesi’nin çabasıyla değerlendirilirdi. Köken Enerji Bilgeleri’nin köken taşlarını para birimi olarak kullandığı düşünüldüğünde düşük kalite köken taşlar para biriminin en temel halini oluşturuyordu.

Kesede yüz tane köken taşı vardı. Eğer onları kullanırken müsrif davranmazsa ona hayli hayli yeterdi. Bu köken taşları organizasyonun ona verdiği en değerli şey olabilirdi. 

Ne kadar bu eşyaların hepsi kusurlu ve sorunlu olsa da Su Chen memnundu. Ne de olsa köken gereçlerini bulmak kolay değildi. Eğer bu ürünler kusurlu olmasaydı muhtemelen karşı taraf ödünç vermeyi bile kabul etmezdi.

O gece Su Chen odasında, yarınki yolculuğu için hazırlanırken elinin üstünde bir sıcaklık hissetti. Küçük kırmızı yılan figürü Su Chen’in elinin üstünde parlamaya başladı.

Bu, Gu Qingluo’nun ona bıraktığı Duman Yılanı Figürü’ydü. Pek kullanışlı değildi aslında ama aynı figüre sahip olanlar belli bir mesafedeyken birbirlerini hissedebiliyorlardı.

Figürün yandığını gören Su Chen, Gu Qingluo’nun geldiğini anladı.

Su Chen evin kapısını açtı ve dağın arkasına doğru ilerledi.

Kaynağın aktığı mağaraya geldiğinde Gu Qingluo’nun orada öylece oturmuş sıkıntıdan çenesini ovaladığını gördü. Ne düşündüğü bilinmezdi.

Su Chen’in geldiğini gören Gu Qingluo, heyecanla zıpladı: “Sonunda geldin mi?”

“Bi sorun mu var? Bu saatte gelmezdin.” Su Chen sordu.

Gu Qingluo, Su Chen’e doğru eğildiği sırada gizemli bir ifade takındı: “Nihayet, Yue Wuti’nin kim olduğunu öğrenebildim.” 

“Öyle mi?” Su Chen meraklandı. “Kimmiş?” 

Gu Qingluo kibirli bir tavırla ellerini arkasında birleştirip arkasını döndü, birkaç adım yürüdü ve konuşmya başladı: “Ne yani öylece sorunca ben de cevap mı vermeliyim? Bu kızcağız, o bilgiyi elde edebilmek için ne kadar uğraştı ama sen bir teşekkürü bile çok görüyorsun.”

Su Chen gülümsedi: “Hanımefendimizin etkileyici yetenekleri var. Böyle küçük bir konu nasıl zor olabilir? Tek yapmanız gereken elinizi uzatıp yakalamak.” 

Yağcılığı işe yaramıştı. Gu Qingluo’nun yüzünde bir gülümseme açtı. Arkasını döndü ve konuştu: “Bak şu işe, nasıl konuşman gerektiğini biliyormuşsun!”

Su Chen’e doğru seke seke ilerledi. Ardından kulağına eğilip fısıldadı: “Yue Wuti aslında Uzun Sargı şehrinde gizli görev birliğinin başkomutanıymış.”

“Uzun Sargı şehrinde gizli görev birliğinin başkomutanı mı?”

Su Chen şaşırmıştı.

Uzunluk Sargı şehri, Uzun Sang ülkesinin başkentiydi. Gizli görev birimi ise Uzun Sang ülkesinde hatırı sayılır bir gücü ve etkiyi elinde tutan bir gruptu. Arama, suikast, izleme ve ülkenin güvenliğini sağlama görevlerinden sorumluydular ve bu yüzden inanılmaz bir etkileri vardı. Bu grubun başkomutanı ise daha ayrıcalıklı bir duruma sahipti ve etkisi çok daha büyüktü. Ülkenin büyük bir ismi olarak düşünülebilirdi. 

Kim, Yue Wuti’nin bu kadar önemli bir pozisyona sahip olduğunu ve bu gizemli organizasyonun onu öldürmeye cesaret edeceğini düşünebilirdi ki? Su Chen bile bu kadarını beklemiyordu.

Böyle bir organizasyonla işbirliği yapmak, onun seviyesindeki birisi için imkansız bir talepti.

Maalesef, bu noktada Su Chen’in geri adım atmasının hiçbir yolu yktu.

Hatta planlarını duyduğu andan beri başka bir seçeneği olmadığını söylemek daha doğru olurdu. Ya karşı taraf onu öldürecekti ya da kendini korumak için uğraşacaktı veya da gidişatı tersine çevirip karşı tarafı kendi yararına kullanabilecekti... Tüm seçenekleri bunlarla sınırlıydı. 

Gu Qingluo konuştu: “Bu insanlar gerçekten gizli görev biriminin başkomutanına suikast düzenlemeye cesaret ediyor. Kesinlikle yürek yemişler.”

“Yürek yedikleri kesin ama böyle bir şeyi düşündüklerine göre hazırladıkları sayısız plan olmalı. Qingluo, döndükten sonra bu adamı uyarmak için gizli bir mektup hazırlamalısın.” 

“Gerek yok. Gizli görev biriminin başkomutanı olduğu için kim bilir her yıl kaç kişi onu öldürmek istiyor. Eğer onu öldürmek kolay olsaydı çoktan ölmüştü. Yue Wuti’ye mektup yazmak savunmasını arttırmaz. Aksine belaya davetiye çıkarır.” Gu Qingluo kafasını salladı. “Gizli görev biriminden bir grubun gelip de sana bu bilgiyi nereden edindiğini, suikastçılarla bağlantın olup olmadığını sormayacağını nereden biliyorsun? Ve daha önemlisi eğer bu organizasyonun kulağına giderse seni büyük bir tehlikeye sokar.”

Gu Qingluo büyük bir klandan geldiği için yüksek pozisyondaki insanların neler yapacağını çok net kestirebiliyordu. Alt tarafı bir mektup yazdığı için karşı tarafın ona inanmayacağını biliyordu. Mektup yazmak sadece kendisini zora sokardı.

Su Chen bir rüyadan uyanmış gibi cevapladı: “Bu benim dikkatsizliğimdi. Yue Wuti’yi uyarıp uyarmamak hiçbir şeyi değiştirmez.” 

“Ama…” Su Chen’in aklına aniden bir şey geldi. “Eğer durum buysa neden organizasyon bu kadar dikkatli davranıyor? Şantajımı bile kabul ettiler.”

Gu Qingluo’nun Su Chen’in planından haberi vardı. Bunu duyunca o da şaşırdı.

İkisi de aynı anda derin düşüncelere daldılar.

Bir süre sonra, Su Chen konuştu: “Umursadıkları şey Yue Wuti’nin savunması olup olmaması değil de…” 

Gu Qingluo’nun gözleri kocaman açıldı: “Ruh Gömen Teras olabilir mi?”

Amaçları suikast değildi. Ruh Gömen Teras’tı.

“Tam olarak o yer de ne?” ikisi de aynı anda konuştu.