Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

42. Bölüm Açıkça Kırıcı

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Bu sözleri duymaları ile birlikte Su Cheng’an ve Su Keji’nin ifadeleri anında değişti.

Su Cheng’an hamle yapmak üzereyken Su Chen çocuğu boğazından tutup havaya kaldırdı: “Kimse kıpırdamasın yoksa bırakırım.”

Herkes birden hareket etmeyi kesti.

“EVLADIM!” Yan Wushuang delirmişçesine bağırmaya başladı.

Çocuğunu geri almak istedi ama Su Chen’in diğer eli Yan Wushuang’ın boğazını sardı: “Önce kendin için endişelensen daha iyi olur.”

Bir ayağı havaya kalktı ve Yan Wushuang’ın dizine indi. Yan Wushuang dizlerinin üstünde yere düştü.

“SU CHEN!” Su Cheng’an öfkeyle bağırdı: “Seni utanmaz, vefasız velet! Ne yapmaya çalışıyorsun?! Neden hala kardeşini ve yengeni serbest bırakmadın?”

“Ne yapmaya mı çalışıyorum?” Su Chen güldü. “Dördüncü yengem ile hesaplarımızı kapatmaya çalışıyorum.”

“Hayatta olup olmadığını bile bilmezken onun doğum günü için ziyafet düzenlememize kızmanı anlayabiliyorum ama…”

“Onunla hiçbir ilgisi yok, bunun.” Su Chen lafını böldü.

“Ne?” Su Cheng’an bakakalmıştı. “O zaman neden?”

“Eğer çok bilmek istiyorsan ona ne halt yediğini sorman lazım.” Su Chen çenesiyle Yan Wushuang’ı işaret etti.

Yan Wushuang’ın korkuyla kalbi hopladı: “Hiçbir şey yapmadım…”

Bam!

Yan Wushuang, Su Chen tarafından şiddetle yere fırlatıldı. Ardından Su Chen ayağını Yan Wushuang’ın eşsiz bir büyüleyiciliğe sahip suratına koydu.

Böyle bir güzelliğin Su Chen’in ayağı altında olması herkesin içini sızlattı.

Su Chen konuşmaya devam etti: “Bana iki defa zarar vermeye çalıştı. İkincisinde bana canavar kovucu ilaç adı altında canavar çeken ilaç satması için adam bile yolladı. Seninle ilgisi olmadığını söylemeye cesaret ediyor musun hala?”

Yan Wushuang felç olmuş gibiydi.

Kalabalığın arasında her kafadan sesler yükseliyordu.

Hiçbiri salak değildi.

Canavar çeken ilacın, canavar kovucu ilaç adı altında satılması ile Su Chen’in Kızıl Sıradağlardan dönüşü eklendiğinde herkes olan biteni çok net anlamıştı.

Su Cheng’an bile gözlerini kocaman açıp Yan Wushuang’a baktı: “Wushuang, bunu yaptın mı?”

Yan Wushuang durumun kontrolden çıktığını biliyordu bu yüzden avazı çıktığı kadar bağırdı: “İftiraya uğruyorum, kocacım! Bu konunun benimle hiçbir ilgisi yok. Ne canavar çekme ilacı bilirim ne de kovma ilacını. Bir kadın olarak bunları nasıl anlayabilirim ki?”

“Hala inkar etmeye mi çalışıyorsun?” Su Chen soğuk bir şekilde söylendi. “Aslında geçen sefer dersini almışsın ki işleri halletmesi için orta yaşlı bir adamı tutup kimliğini gizlemişsin. Ama gerçekten öğrenemeyeceğimi mi düşündün? Orta yaşlı adam Eski İblis Li’ydi, değil mi?”

Bunları duymasıyla Yan Wushuang beyninden vurulmuşa döndü.

Eski İblis Li, adamlarının onun için bulduğu birisiydi. Üstelik kimlikleri tamamen gizli tutulmuştu. Su Chen yine de öğrenebilmişti.

Ancak yine de inatla diretmeye devam etti: “Ne dediğin hakkında en ufak fikrim yok.”

“Hala inatla inkar etmeye devam mı ediyorsun? Doğruyu söylemek gerekirse Eski İblis Li’yi çoktan ele geçirdim. O da senin adamlarının ona bu eşyaları verdiğini ve Gerçek Yeşim Köşkü’me satarak bana zarar vermesini söylediğinizi anlattı bile.”

“Eğer adamlarımdan biriyse bu benim arkasında olduğum anlamına gelmez.” Yan Wushuang önündeki fırsata sımsıkı tutunarak bağırdı. “Adamlarım bana iftira atmaya çalışıyor olabilir. Nasıl bunun benimle ilgisi olduğunu söylersin?”

“Ama eğer senin talimatların olmasaydı kim böyle değerli eşyaları dümen çevirmek için kullanabilirdi ki?”

“Değerli eşya derken? Alt tarafı üç tane sahte…”

Yan Wushuang aniden konuşmayı kesti. Yüzü bembeyaz olmuştu.

“Devam et. Neden devam etmiyorsun? Neden konuşmayı kestin?” Su Chen alaycı bir şekilde güldü. “Dördüncü yengemin nasıl tam olarak üç tane eşya olduğunu bildiğini merak ediyorum. Ben, sadece birisinin bana canavar kovucu ilaç adı altında canavar çeken ilacı satmaya çalıştığını söyledim.”

Yan Wushuang konuşma yetisini yitirerek korkuyla titredi.

Herkes durumu çoktan anlamıştı. Soğuk havayı içlerine çektiler.

Tang Hongrui’nin tüm vücudu sinirle titremeye başladı: “Seni orospu, geber!”

Yan Wushuang’a saldırıp yüzünü parçalamak üzereydi.

Ancak Su Chen onu engelledi.

“Chen’er? Neden beni engelliyorsun?” Tang Hongrui anlayamadı.

“Hala babamın bu durumla ilgilenmesinin daha uygun olduğunu düşünüyorum.”

Su Cheng’an’ın bunu halletmesi, Yan Wushuang’ın gitmesine izin vermekle aynı şey değil miydi? Tang Hongrui yalvarmak Su Chen’i vazgeçirmek istedi ama Su Chen’in kendinden emin ifadesi onu oğluna karşı çıkmaktan alıkoydu. Sadece başını sallayıp Su Cheng’an’a vahşi bakışlar atmakla yetindi.

Su Cheng’an bir anlığına tereddüt etti: “Daha sonra ilgileneceğim.”

“Sonuçlarının ne olduğunu şimdi bilmek istiyorum.” Su Chen cevapladı.

Oğlunun itaatsizliğini duyması bir kez daha Su Cheng’an’ın öfkeyle dolmasına sebep oldu: “Chen’er, şu an çok fazla konuğumuz var. Yeterince olay çıkarmadın mı zaten?”

“Yapabileceğim bir şey yok. Sonsuza kadar bu küçük adamı tutmamı beklemiyorsun değil mi?” Su Chen elindeki çocuğu salladı. Küçük çocuk havada tutulmaktan rahatsızdı ve sonunda uykusundan uyanıp ağlamaya başladı.

Su Cheng’an nefesini tuttu. Bir anlığına düşündü: “Yan Wushuang birine zarar vermek için komplo kurdu ve böyle çılgınca bir davranış cezalandırılmalı. Ancak o yine de Hao’er’in annesi ve çocuk daha annesinden ayrılamayacak kadar küçük. Ayrıca gayet iyi görünüyorsun. Bu yüzden yenge olarak haklarının elinden alınıp hizmetkar durumuna düşürülmesine karar veriyorum.”

“Su Cheng’an!” Tang Hongrui öfkeden kuduruyordu. “Bu kadın oğlunu öldürmek istedi! Onu öldürmediğin yetmiyormuş gibi klandan bile kovmuyorsun. Hala onu yanında tutmak istiyorsun, ne yapmaya çalışıyorsun sen?!”

“Yeter!” Su Cheng’an iyice sinirlenmişti: “Su Chen iyi değil mi? Yan Wushuang cezalandırıldı. Su Chen’in onları bırakması gerekmez mi?”

Su Cheng’an’ın davranışını görmek, Su Chen’i hayal kırıklığına uğrattı.

Su Cheng’an’ın Yan Wushuang’ı cezalandırmasını istemesinin sebebi babasına son bir şans vermekti.

Öz babasının hala ona karşı bir şeyler hissedip hissetmediğini görmek istemişti.

Yan Wushuang’ın onu öldürmeye çalıştığını öğrendiğinde nasıl tepki vereceğini öğrenmek istemişti.

Çok fazla olasılığı gözden geçirmişti ama Su Cheng’an’ın Yan Wushuang’ı koruyacak kadar ileri gitmesi bu olasılıklar arasında bile değildi.

Klanın kurallarını uygulamayı bile düşünmemişti.

Hizmetkarlığa düşürmek…

Bir salağa yalan söylediğini falan mı sanıyordu?

Kimliği olmasa bile babası ondan hoşlandığı ve onu şımartmaya devam ettiği sürece Yan Wushuang yükselmeye devam edecekti.

Onu öldürmeye çalışmış birisi böyle bir cezayla paçayı yırtıyor muydu yani?

Tabii ki Su Chen bunun için tartışabilirdi.

Ama tartışmak istemedi.

Çünkü Su Cheng’an’dan tüm umudunu kesmişti.

Böylece bu kararı uygun görmeye karar verdi.

Bu şekilde gelecekte ne zaman Yan Wushuang’ı görse Su Cheng’an’a umut bağlamaması gerektiğini kendisine hatırlatacaktı.

Bu yüzden mücadele etmedi.

Kafasını salladı: “Onları bir şartla serbest bırakırım.”

“Söyle.”

“Bugünden itibaren, Gerçek Yeşim Köşkü’nün, Muazzam Kutsama Kulesi’nin, Ateş Dönüşü Dükkanı’nın ve Kırmızı Orman’ın hepsi benim kontrolüme verilecek. Hiçbiri Su Klanı’nın mülkü olarak düşünülmeyecek.”

Su Chen’in saydığı dört işyerini de annesi nişanlanırken yanında getirmişti.

Bugün Su Chen hepsini geri almak istiyordu.

Su Chen’in isteğini duyan Su Cheng’an, görünüşe göre bir şey fark etmişti.

Bir an için düşündü ve ardından etrafını çevreleyen kalabalığa baktı. Nihayetinde başını salladı ve kabul etti: “Tamam!”

Su Chen anında çocuğu uzattı. Bir hizmetkar çocuğu alıp hemen kenara çekildi.

“Hala yengeni bırakmıyor musun?” dedi Su Cheng’an kaşları çatık bir şekilde Yan Wushuang’ın hala oğlunun ayakları altında olduğunu gördü.

“Yenge mi?” Su Chen’in ağzının kenarı bir gülümsemeyle kıvrıldı. “Sanırım onun daha az önce hizmetkara düşürüldüğünü unuttun. Şu an üzerine bastığım kişi bir yenge değil.”

Su Cheng’an donmuştu.

Su Chen ayağını çekti ve Yan Wushuang’ı kaldırdı.

“Tebrikler, dördüncü hizmetkar! Gitmekte özgürsün. Ama seni bırakmadan önce sana vermek istediğim küçük bir hediye var.”

“Ne… Nedir…” Yan Wushuang anlamadı.

Su Chen’in yüzü pis bir gülümsemeyle kaplandı.

Bu gülümsemeyi görünce Su Cheng’an bir şeyi fark etmiş gibi bağırdı: “HAYIR!”

Ancak Su Chen çoktan Yan Wushuan’ın boynunu kavramıştı ve onu üzerinde yüzlerce ejderha motifi olan geniş yuvarlak masaya çarptı!