Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

1. Bölüm Cep Saati ile Gelen Davetiye (1)

Çevirmen: Zakowske / Editor: Momental

21 Mart 2018... İncheon Havaalanı...

Yeon-woo, havaalanından çıkarken kıyafetlerini düzeltti.

Düzgün ütülenmiş askeri üniforma ile tıraşlı bir kafa... Kolunda parlak bir şekilde parıldayan Kore bayrağı ,askeri bir gruba ait olduğunu gösteriyordu.

Sırt çantasını düzenledikten sonra bir telefon görüşmesi yaptı.

*Klik*

“Çavuş Cha, Kore'den rapor veriyor.”

[Anlaşıldı. Sakin ol ve oradayken ebeveynlerini rahatlatmaya çalış.]

"Teşekkür ederim."

Yeon-woo minnettarlığını ifade ettikten sonra çağrıyı sonlandırıp telefonunu kapattı.

Afrika'da üç yıl kalıp geri döndüğünde, Kore'de çok daha sıcak ve huzurlu hissediyordu.

Gel gör ki aklı sıkıntı içindeydi.

Ağzında sigara varken cebinden bir şey çıkardı. Görevi sırasında aldığı mektuptu.

Üzerinde 'Ölüm ilanı' yazıyordu. Küçük kardeşi beş yıl önce ortadan kaybolmuştu. Bu ölüm ilanı kardeşinin ölümünü bildiriyordu.

* * *

Cenaze sona erdi.

Külleri, kardeşinin en sevdiği yer olan Taejongdae'nin önünde denize saçılmıştı.

Yeon-woo, son beş yıldır kardeşinden hiç haber almamıştı ama kardeşi şimdi küllerinin içinde olduğu bir kutuyla dönmüştü.

“Cesedi bulunduğunda üzerindeki şey buydu.”

Kardeşinin cesedini keşfeden kişi küçük bir kutu çıkardı.

Yeon-woo dikkatlice açtı. Kutuda iki şey vardı.

Biri soluk bir fotoğraftı, diğeri….

“… Bir cep saati mi?”

Fotoğrafta, kardeşi, sıradışı görünüşleri olan bazı insanların yanındaydı, bir tür orta çağ zırhı giyiyordu, perişan görünümlü bir evin önündeydi.

'Bir yerlerde film mi çekiyordu?'

Yeon-woo her türlü yerde dolaşmıştı ama hiç böyle bir şey görmemişti.

“Uhm...”

"Üzgünüm."

Yeon-woo bilinçsizce kardeşinin fotoğraftaki figürüne dokunurken adamın sözleri onu kendine getirdi.

O sırada aklına bir soru geldi ama ortam bunu sormaya uygun değildi bu yüzden Yeon-woo adama sadece teşekkür edip eve döndü.

Sessizce odasındaki fotoğrafa baktı. Kardeşi hâlâ gülümsüyordu.

İkizlerdi. Özdeş yüzler ve özelliklerle doğmuşlardı ama yine de çok farklıydılar.

Kardeşi örnek bir öğrenciydi ama zayıf ve içe dönüktü. Kitap okumaktan ve film izlemekten zevk alıyordu.

Öte yandan Yeon-woo çok dışa dönüktü. Ayrıca atletikti böylece hem büyük bir beden eğitimi uzmanlığına hem de askeri akademiye başvurmuştu.

Etraflarındaki insanlar bu kadar farklı olabilmelerine şaşırırlardı.

Bununla birlikte ikisi her zaman birbirine çok bağlıydı.

Küçük kardeş dağınık kardeşini tutar, ona nasıl çalışacağını öğretirdi; ağabeyi yatakta yatan kardeşine günde birkaç kez ne kadar eğlenceli ve heyecan verici şeyler olduğundan bahsederdi. İkisi de birbirlerine çok düşkündü.

Sonra CSAT'tan sadece bir gün önce küçük kardeşi ortadan kaybolmuştu.

O zamandan beri çok şey değişmişti.

Başlangıçta kronik bir hastalıktan muzdarip olan annesi vefat etmişti. Kardeşini iki yıldan fazla bir süre boşuna aradıktan sonra her şeyden vazgeçip bir subay olarak askere girmişti. Ardından Afrika'ya gönderilmek üzere gönüllü olup Kore'yi terk etmişti.

Zaten dışa dönük birisiydi ve artık daha vurdumduymaz biri haline gelmişti.

O andan itibaren, Kore ile teması doğal olarak kesilmişti. Bir daha asla Kore'ye dönmeyeceğini düşünmüştü.

Ne var ki şimdi, beş yıl sonra, kardeşi ona ölüm ilanı olarak geri dönmüştü.

“....”

Yeon-woo, tek kelime etmeden ortadan kaybolup şimdi ölmüş olarak gelen kardeşine kızgındı. Aklına gelen ilk şey, kardeşinin ne kadar şımarık olduğuydu fakat cenaze başladığında, ruhu parçalanıyormuş gibi boş hissetmeye başlamıştı. Kardeşinin küllerini Taejongdae'ye dağıtırken neredeyse kalbi patlayacaktı.

Kardeşine neler olduğunu, ne yaptığını, neden bu şekilde geri dönmüş olduğunu sormak istiyordu ancak fotoğraftaki kardeşi tek bir kelime söylemedi. Tıpkı son beş yıl boyunca hiçbir şey söylemediği gibi…

"Ha…."

Yeon-woo, fotoğrafı indirirken cep saatini kontrol etti.

Saat, yüz yıldan daha eskiymiş gibi yıpranmıştı.

Saatin ibresi sadece "XII"yi yani 12'yi ifade eden romen rakamını gösteriyordu ve saat çalışmıyordu. Onarılması için bir kuyumcuya götürdü ancak aldığı tek cevap çok paslandığından düzeltilemeyecek olmasıydı.

'O zamanlar kardeşime verdiğim hediye bu.'

19 yaşındayken, lisede üçüncü sınıf öğrencileri olduklarında, kardeşler doğum günlerinde birbirlerine hediye vermişti. Küçük erkek kardeşi ona çalışması için bir kitap verirken Yeon-woo, kardeşine CSAT'ta şans getirmesi için bir cep saati vermişti.

O cep saati şu anda önünde duruyordu.

Yeon-woo cep saatini eline aldı, saat elinde kayarak avucunun içine mükemmel bir şekilde oturdu. Doğru büyüklükteydi.

'Biliyordum.'

Ele mükemmel şekilde uyan bir cep saati ararken kuyumcu kuyumcu nasıl dolaştığını hatırladı.

Ardından Yeon-woo saati ters çevirdiğinde arka tarafta bir köşede el yazısı ile yazılmış bir isim gördü.

J. W. CAH

Yine anıları canlandı.

“Vay! Gerçekten bir saate ihtiyacım vardı. Sağ ol, kardeşim. Dijital bir saatle karşılaştırıldığında bu çok daha havalı.”

“Puhaha! Nasıl ama? Ağabeyinin hoş bir moda anlayışı var değil mi?"

“Ama burada ne yazıyor? Görünüşe göre J. W. benim adım ama CAH?"

* Pftt.. *

“Hmm? Bu bizim aile adımız 'Cha'.”

“Bu nasıl bir 'Cha'? Yazılışı CHA olmalıydı!”

"Ne? Kahretsin! Ver onu bana."

"Neden?"

"Düzeltmesi için kuyumcudaki adamla konuşacağım."

“Sorun değil, unut gitsin. Böyle kullanacağım. Artık adımı her yazışımda CAH şeklinde yazacağım.”

Daha sonrasında küçük kardeş cep saatini cebine koymuştu. Bir gün küçük olan kardeş pasaport başvurusu yaptığında adını gururla 'CAH' yazdırmıştı. Yeon-woo aynı anda hem üzgün hem de minnettar hissetmişti.

Geçmiş anısını hatırlarken kıkırdadı.

Elini cep saatinin üzerinde gezdirirken kazara saatin topuzunu geri sardı.

*Klik*

‘Ha? Bozuk değil miydi?'

Topuz saatin içine doğru kaydı.

Sonra aniden….

*TİK* *TAK*

Durmuş gibi görünen saat ibresi hareket etmeye başladı.

"Gelecekte bunu dinleyecek olan ağabeyime..."

Kafasının içinde tanıdık bir ses duydu.

“...!”

Bilinçsizce ayağa fırladı.

Beş yıldır duymadığı bir sesti. Bir daha asla duymayacağını düşündüğü bir sesti. Kardeşinin sesiydi bu.

*Pat* *Pat*

Kalbi deli gibi çarpmaya başladı.

"Bunu dinlediğinde, sanırım ben ölmüş olacağım."

Bu bir halüsinasyon değildi.

Yeon-woo, cep saatinin içinde bir kayıt cihazı olup olmadığını kontrol etti ancak cihazın içinde bulunabileceği bir yer yoktu.

Ses açıkça kafasının içinde çalıyordu.

'Bu nasıl mümkün olabilir?'

"Üzgünüm. Benim yüzümden herkes zor zamanlar geçirdi, değil mi? Sadece annem için bir ilaç bulmak istemiştim. Kısa sürede eve dönebileceğimi düşünmüştüm ama zaman çok çabuk geçti.

"Ne?"

O anda gözleri yerinden çıkacak gibi oldu.

*Vınnn*

Aniden kardeşinin anıları bir şerit gibi gözlerinin önünden geçmeye başladı.

Bu bir günlüktü.

**********

9 Ekim 2013

-Telefonuma garip bir kısa mesaj geldi. Ne istiyorsam yerine getirebileceği yazıyordu. Mesajda katılmak isteyip istemediğime karar vermek için seçenekler olması dışında başka bir şey yoktu.

-Normalde mesajı görmezden gelirdim ama gözümün önüne hastanedeki annemin her geçen gün daha da kötüleştiği geldi.

-Bu yüzden annemin iyileşebilmesi ihtimaliyle "Evet" seçeneğine bastım.

-Hiçbir şey değişmemişti.

-Kendimi çok boş hissettim. Sonuçta bunun sadece bir şaka olduğunu düşündüm.

-Ama o günden sonra tuhaf bir rüya görmeye başladım.

-99 katlı, sonsuz uzunlukta görünen kule gibi bir şeye tırmanışla ilgiliydi.

12 Ekim 2013

-Kesinlikle bir rüya değildi!

-Her şey belliydi. Gerçek bir dünyaydı.

-Sadece elfler ve cüceler gibi farklı ırkların değil aynı zamanda orklar, troller ve ejderhalar gibi canavarların bulunduğu, birkaç evrenin ve boyutun tek bir yerde kesiştiği bir dünya.

-Kule ortada durarak dünyanın dört bir yanından insanların tırmanmasını bekliyordu. Bir kişi doksan dokuzuncu kattan geçtiği anda tanrı olurmuş, birinin böyle dediğini duydum.

-İnsanlar kuleyi işaret edip şöyle sesleniyor:

-Güneş Tanrısı Kulesi,

-Obelisk.

-Ne var ki bu bana bir şey ifade etmiyor. Bunun yerine, önemli olan tek şey;  bu kulede bir yerde tüm hastalıkları iyileştirebilen bir iksir olan Panacea'nın bulunması.

-Onu ele geçirebilirsem annemi hastalığından kurtarabilirim.

28 Ekim 2013

-Benzer fikirli arkadaşlarla takım kurup kuleye tırmanmaya başladım.

-Yine de hiç kolay değil.

-Her türlü canavarı öldürmek zorunda kalırken her seferinde ölümcül tehlikelerle karşı karşıyayız. Burası bir oyun gibi görünebilir ama değil. Her şey gerçek. Eğer ölürsen her şey bitiyor ancak takım arkadaşlarım ve ben yetenekliyiz. Gerçek hayatta, iyi olmaktan uzak bedenim her zaman ailemin endişelenmesine neden olurdu ama bu dünyada rünler sayesinde iyi durumdayım.

-Bize dört gün içinde ilk on katı geçen ilk takım olduğumuzu söylediler.

-O andan sonra işi ciddiye almaya başladım.

-Hayatımı hem gerçek dünyada hem de kulede aynı anda yaşayamazdım.

9 Kasım 2013

-Kararımı verdim.

-Kardeşime bu yer hakkında açıklama yapmaya çalıştım ama her yüz yüze geldiğimde sözler ağzımdan çıkmadı. “Kule adında bir dünya var, oradaki bazı ilaçları elde etmeye çalışıyorum” diyemiyordum.

-Kardeşim, dışarıdan suratsız görünse de çok sıcak bir kalbe sahip. Ne derdi? Eminim ki yerimi almak için gönüllü olurdu.

-Buna izin veremezdim.

-Sonunda, evden ayrılmaya karar verdim. Beni arayacaklar  ancak sadece yarım yıl sürecek. Yarım yıl sonra döneceğim.

-Eminim ki o zamana kadar iksiri bulabilirim.

-Böyle düşünerek gerçek dünyadan ayrıldım.

1 Aralık 2013

-Takım arkadaşlarım ve ben kendimize 'Arthia' adını verdik.

-Arthia olarak hem ekip çalışmasında hem de bireysel becerilerde her şekilde en iyisiyiz. Oyunumuzun zirvesindeyiz.

-Hızlı şekilde birkaç kat geçtiğimizde, artık kulede ismimizi bilmeyen kimse kalmadı.

-İksiri düşündüğümden çok daha hızlı elde edebilirim.

······

7 Eylül 2014

-Tırmanma hızımız yavaşladı. Sadece yarım yıla ihtiyacım olacağını düşünmüştüm ama şimdi bir yıla daha ihtiyacım olabilir.

11 Kasım 2014

-Bizi göze batan bir şey olarak gören yüksek seçkin klanlarla kavga ettik. Artık üstesinden gelmemiz gereken daha fazla engel var.

······

31 Şubat 2015

-Müzakereler bozuldu.

-Bir savaş başladı.

······

2 Temmuz 2015

-Savaştığımız klanların ittifakı daha yeni çöktü.

-Başlangıçta sadece on iki kişiyle başlayan Arthia, şimdi en büyük on klandan biri haline geldi; tüm takım arkadaşlarımız yüksek sıralamalara yükseldi.

-Arthia'nın lideri olan ben ise dokuzuncu sıraya yükseldim. İlk 10'a giren en hızlı kişi olduğum söyleniyor.

-Ancak burada durup kutlama yapamam.

-Savaş nedeniyle iksiri bulmaya zamanımız olmadı. Hızımızı alarak kuleye tırmanmalıyız.

······

04 Mart 2016

-Sevdiğim birini buldum.

······

19 Eylül 2016

-Başka bir savaş başladı.

-Daha yukarı tırmanmak isteyen Arthia ile statülerini korumak isteyen diğer seçkin klanlar arasında bir düşmanlık ortaya çıktı. Onları ikna etmek için elimden geleni yapıyorum ama bu kolay değil.

-Daha da kötüsü, bazı takım arkadaşlarımız fikirlerine katılıyor. Sadece düşüncelerini dile getiremiyorlar çünkü endişeliler.

-Bunun tam olarak farkında olmama rağmen kuleye tırmanmaya devam etmek için klanımıza baskı yaptım bu yüzden çatışmalardan kaçınamadık.

-Ama şimdi bile zaman akmaya devam ediyor.

-Deliriyorum gibi hissediyorum.

······

2 Ocak 2017

-Arthia şimdi beşinci sırada yer alıyor. Ancak savaş henüz sona ermedi. Herkes çok yorgun.

······

06 Haziran 2017

-Klanımızda bir hain bulduk.

-Onu daha yükselmeden öldürebilirdik ama yapamadık ve bu olay, takım arkadaşlarımız arasında bir açıklık yaratmaya yetti de arttı bile. Herkes birbirinden şüphe etmeye başladı.

-Üyelerimiz klanı birer birer terk ediyorlar.

1 Temmuz 2017

-Vücudum ağırlaşmış gibi hissediyorum.

-Zehirlendim.

30 Ekim 2017

-Üyelerimizin yarısı klandan ayrıldı. Savaşları kaybetmeye devam ediyoruz şimdi daha üst katlara tırmanmaya cesaret edemiyoruz. Her yerde iksirin aranmasını istedim ama iksir hakkında herhangi bir bilgi edinemedim.

-Vücudum yavaşça parçalanıyor.

1 Kasım 2017

-Sevdiğim kişi beni kalbime saplanmış bir hançerle bıraktı.

-Becerilerimle zar zor engelleyebildim ama zehiri bastırmaya devam edemedim. Bedenim çürümeye başlıyor.

30 Aralık 2017

-Kardeşimi özledim.

······

1 Şub 2018

-Arthia'da kalan tek kişi benim.

-Neden işler bu kadar yanlış gitti?

-İnsanlara çok güvendiğimden miydi? Yoksa kendi ihtiyaçlarımı ön plana koyup takım arkadaşlarımla ilgilenmeyi unuttuğum için miydi?

-Yoksa...

-Ailemden ayrılmış olduğumdan mıydı?

28 Şub, 2018

-Şubat ayının son gününde nihayet iksiri elde ettim.

-Şimdi bunu eve göndermenin bir yolunu bulmalıyım ama yapabileceğim bir yol yok. İstesem bile kuleden ayrılamam, başkaları tarafından kuşatıldım.

-Belki ayrılırsam iksir ile zehrimi tedavi edeceğimi düşünüyorlardı.

-Herkes beni öldürmeye geliyor. Yanımda kimse kalmadı.

-Şimdi biliyorum.

-Güvenebileceğim tek bir kişi var.

-Ama onlara zayıflığımı gösteremem.

* * *

-Sonuç olarak günlüğümün sonu bu. Bunu bırakırsam  kardeşimin bu yere gelmenin bir yolunu bulacağına inanıyorum.

-Eğer bu kişi sensen kardeşim, Panacea'yı geri alıp annemize güvenle götürebilirsin

Çevirmen notu
Yeni serimiz hayırlı olsun...