Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

10. Bölüm Eğitim (8)

Çevirmen: Zakowske / Editor: Momental

“Yul.”

Bir adam öne çıktı. Güçlü fiziği olan yakışıklı bir figürdü. Belinde büyük bir kılıç taşıyan bir silahşördü.

Yul kıvrılan dudaklarla onlara baktı.

“Ne var? Konuşacak bir şey mi kaldı?”

“Sen nasıl...”

“Size nasıl oradan çıktığımı söylemem gerekmiyor, haksız mıyım?”

“...”

Adam bir şey diyemedi. Kafa karışıklığı gözlerinden anlaşılıyordu. Sadece bir yük olan ve dolayısıyla takım arkadaşları tarafından patron odasının ortasında terk edilmiş kişi şimdi canlı bir hâlde dönmüştü. Bu durumda ne yapmalıydı bilmiyordu.

Yul düşmanlığını gizlemedi ancak öldürme arzusunu açığa çıkartacak kadar aptal da değildi.

Öfkeden kuduruyor olmasına rağmen bu dünyada gücün her şeyi yönettiğinin farkındaydı. Yul, şimdilik intikamını alacak güce sahip değildi.

Onları görmezden gelmek doğru seçenekti.

“Ne söyleyeceğinizi bilmiyorum ama lütfen, siktirip gidin. Beni görmek istemediğinizi biliyorum çünkü size bakmak bile midemi bulandırıyor. Bu yüzden eğitim bitene kadar birbirimizi tanımıyor gibi davranalım gitsin. Bildiğiniz gibi her halükârda size zarar verecek gücüm yok.”

Fakat sözlerine rağmen dörtlü tereddüt ederek olduğu yerde durdu. Yul’u yalnız bırakma belirtisi göstermediler. Aksine birbirlerine bakıyorlardı.

“Ne diye bekliyorsunuz be?”

Yul sabrı biterken patladı.

Sonunda, diğer üçlünün bakışlarından destek alan lider alt dudağını ısırarak aniden belini büktü.

“Mümkün olduğu kadarıyla, öncesinde olanlar için özür dilemek istiyoruz.”

Yul’un ifadesi tamamen değişti.

“Bu saçmalık da ne?”

“Ayrıca bir iyilik isteyeceğim.”

“İyilik mi?”

“O zaman olanları sır olarak tutabilir misin?”

“Ne?”

“Biz... Üzgünüm, detayları söyleyemem ama aramızda olanları lütfen kimseye anlatma. Yalvarırız.”

Diğer üçlü de kafasını eğdi.

“Lütfen bize bu iyiliği yap.”

“Yul, lütfen.”

“Eski zamanların hatırına, ilk zamanları düşün.”

Yul ağzını kapalı tuttu.

Kendisine boyun eğmelerini izleyen Yul, olanların bir video gibi kafasında oynadığını hatırlayabiliyordu.

Patron odasında, takımının geçmek için birkaç gün mücadele ettiği yerde, Yul’a işe yaramaz olduğu söylenmişti. Bunu sebep göstererek onu yem olarak öne atmışlardı.

Onlara yalvarmış, nasıl bunu yapabildiklerini sormuş ve yardım için haykırmıştı ama onlar arkalarına bile bakmayarak acımasızca devam etmişlerdi.

Onlarla A Bölümü’nün bekleme odasında ilk karşılaştığında gerçekten iyi takım arkadaşları bulduğunu düşünmüştü. Hepsi kibar ve oldukça yetenekliydi. Ailesinin yaşlıları tekrar tekrar Kule’nin tehlikeli bir dünya olduğunu söylemesine rağmen bunlar tam aksini düşündürten kişilerdi.

Lakin beklentileri paramparça olmuştu.

“Neyden bahsettiğinizi bilmiyorum ama defolun gidin buradan. Yüzünüzü daha fazla görmek istemiyorum.”

Yul hızlıca arkasını döndü.

‘Böyle olmaz. Eğer ipi bırakırsak bu fırsatı kaybedebiliriz.’

Liderleri Kaen’in hisleri karman çormandı. A Bölümü'nden çıktıklarında, bu cehennem vari hayatın sonunda bittiğini düşünmüşlerdi. Yul’u bakır kuklanın dikkatini dağıtmak için kullanmış olmaları rahatsız etse de daha çok hayatın kurtulması için onun kaçınılmaz bir kurban olduğunu düşünüyordu.

Daha da önemlisi Yul’un yeteneği basitçe mana akışını okumasını sağlıyordu. Büyük bir etkisi yoktu, dolayısıyla terk etseler bile grubun gücünde pek değişim olmazdı.

Aslında Yul’u feda ederek daha çok kişiyi kurtarabildiği sürece sorun olmayacağına inanıyordu.

Böylece Kaen takım arkadaşlarını alarak direkt B Bölümü’nün bekleme odasındaki adamı bulmaya gitmişti.

Bild.

Eğitim başlamadan onları yanına çekmeye çalışan oyuncu.

“Bize Arangdan derler. Siz gençler, gözlerinizdeki bakışı sevdim. Genellikle böyle bakanlar yüce başarılar sergiler. Bizimle gelin. B Bölümü’nün bekleme odasında olacağım, katılmak isterseniz istediğiniz zaman gelip beni bulun.”

Başlangıçta onun bir tür ucube olduğunu düşünüp önemsememişlerdi. Fakat çok geçmeden Arangdan’ın eğitimde büyük bir isim olduğunu öğrenmişlerdi. Uzun süredir eğitimi neredeyse yönettiği söylenebilecek zirve bir klandı.

Belli ki Arangdan’ın Kule’de bağlantıları vardı ya da öyle duymuştu.

Arangdan eğitimde kaosu engellemek için kurulmuş, kanuni yetkisi olmayan bir grup gibiydi. Her türden numara ve hileleri engelleyerek oyuncuların adil oynayabileceği bir sahne yaratmaya çalışıyordu.

Sonuç olarak üye seçimleri katı idare ediliyordu.

Her şey dikkatle ve özenle inceleniyor, katılımcının kötü hareketleri var mı ya da sıradan birini tehdit ediyor mu, birilerini soymaya çalışıyor mu gibi şeylere bakılıyordu.

Böylelikle Kaen ve grubu için Yul’un ani dönüşü beklenmedik bir bombaydı.

‘Lanet olsun, eğer Yul bir yerde sırrımızı söylerse...!'

Bu akşam Bild ile görüşecekti.

Kaen’in grubu hâlihazırda Yul’un onları kurtarmak için ‘Gönüllü olarak’ kendini feda ettiğinden bahsetmişti. Peki ya şimdi Yul planlarını bozarsa? Her şey biterdi.

‘Söylentiye göre Arangdan, doğrudan Kule’deki devasa bir loncanın kontrolü altında. Eğer bu fırsatı kaçırırsak başımız gerçekten belaya girecektir.'

Söylentilere göre Arangdan Kule’deki bir loncanın özellikle potansiyel üye bulmak adına yaratıldığı bir loncaydı.

Kaen bu fırsatı kaçırmak istemiyordu. Fakat özür dilemelerine rağmen Yul dinlemeyecek gibiydi. Onları görmek istemiyormuşçasına sırtını dönmüştü.

‘Sadece...’

O vakit Kaen dişlerini sıktı. Gözleri menfurluk saçıyordu.

İhanet sadece ilk seferinde zordu. İkincisinde değil.

Kaen gözleriyle takım arkadaşlarına işaret verdi. Onu başkasının görmesini engellemelerini emretti.

Neyse ki odanın bu kısmına kimse bakmıyordu.

‘Cesetten kurtulmak kolay. Ne de olsa Bild Yul’un yüzünü görmedi. Patron odasında aldığı zararı ölüm nedenine itmek yeterli olacaktır.’

Takım arkadaşlarının kafası karıştı. Bu kadar ileri gidip gitmemeleri konusunda endişe ettiler ama Kaen devam etmelerini işaret ettiğinden harekete geçmekten başka çareleri yoktu.

Ardından, Kaen dikkatle elini kılıcının kabzasına götürdü. Bunu çabucak bitirecekti.

Gel gör ki...

“Söylenene göre eğitimde direkt Buz Mavisi Kılıç Klanı'na bağlı, Arangdan denen bir lonca var. Buz Mavisi Kılıç Klanı da yeni üyelerini buradan seçiyor ama alım konusunda öyle takıntılılar ki sadece kusursuz insanları alıyorlar. Kendileri öyle olmasa bile...”

“Ne... Ahhhhh!”

Arkasından gelen ani ses Kaen’i afallattı. Kılıcını çekmeye çalıştı ama bunun yerine acı bir çığlık koparabildi.

Kolundan berbat bir acı yayıldı.

Sağ eli yere düşerken kan saçtı.

“Elim! Eliiiim!”

Kaen sağ bileğini tutarken bağırdı.

Ancak o zaman Yul garipliği fark edebilip hızlıca arkasına baktı.

Kafa karışıklığıyla birlikte diğer takım arkadaşları da kılıçlarını çekti.

Orada duran Yeon-woo hançerindeki kanı silkiyordu.

“Eğer birisine arkadan saldıracak kadar hainsen tabii ki de kollarından birini kaybetmeye hazır olmalısın."

*   *   *

Yeon-woo, maskenin altından hafifçe kaşlarını çattı.

‘Neden kendimi bu boka batırdım ki? Şimdi berbat hissediyorum.’

Aslında görmezden gelip direkt B Bölümü’ne geçmeliydi. Fakat bir nedenden ötürü ayakları yerine çivilenmişti.

Yul’un tekrar tekrar kafasında beliren görüntüsü... Daha net olmak gerekirse takım arkadaşlarının ona ihanet ettiğinin görüntüsü...

‘İhanet...’

Yul’un yüzü, tanıdığı birinin yüzünün üstüne binip duruyordu.

Takım arkadaşlarının sırtından bıçakladığı kardeşinin yüzüne...

Yul aynı durumdaydı. Ona bir kere ihanet edenler tekrar Yul’u bulmaya gitmişti.

Bunun anlamı neydi?

Genellikle böyle durumlarda insanlar arkalarında başkalarının yararlanabileceği bir zayıflık bırakmaktan korkardı. Yeon-woo bunu çok iyi biliyordu.

Bu yüzden sırf ne yapacaklarını görmek için arkada kalmış; nihayetinde böyle aşağılık, rezalet bir görüntüye tanıklık etmişti.

Zihninde, gözlerini kezzapla yıkamak istiyordu.

“Elim! Eliiim! Seni orospu çocuğu! Nasıl buna cüret edersin!”

Kaen kesik sağ kolunu tutup haykırırken ifadesi çarpık bir hal aldı. Yeon-woo’ya şeytani bir bakış attı.

“Seni geberteceğim!”

Diğer takım arkadaşları da kılıçlarını Yeon-woo’ya çevirdi fakat üstüne atılmayı düşünemiyorlardı. Kaen’in elinin uçtuğunu görene kadar kimse ne olduğunun farkına varmamıştı.

‘Bir uzman!’

Sırtlarından aşağı soğuk terler aktı.

Yeon-woo’nun Yul’u kurtaran olduğunu biliyorlardı ama sadece geçerken denk geldiğini sanmışlardı. Yul’a yardım etse bile sayı avantajıyla kolayca alt edebileceklerini düşünmüşlerdi.

Lakin hatalıydılar.

Yeon-woo kayıtsız bir gülümseme takındı.

“Elinizden geleni ardınıza koymayın.”

“Seni piç!”

Kaen delirmiş gözlerle ileri fırladı. Kılıcını sol eliyle kavrayarak Yeon-woo’nun boynuna savurdu.

 “Kaen!”

Takım arkadaşları şok içinde seslendi.

Yeon-woo'nun ne kadar yetnekli olduğundan emin değillerdi. Eğer şimdi onunla çarpışırlarsa Arangdan’a kabulleri iptal olabilirdi. Ancak sözlerinin hiçbiri Kaen’in kulaklarına ulaşmadı. O, intikam arzusunda kaybolmuştu.

Yeon-woo öne atılırken bu grupla ne yapacağını düşünüyordu.

Başkasını sırtından bıçaklamakla sorunu olmayan ama bıçaklanan kendileri olunca dayanamayan türdendiler. Kesinlikle onlardan iğreniyordu.

*Pat*

Yeon-woo kafasına gelen kılıçtan kaçınıp Kaen’in arkasına geçti. Elini uzatarak Kaen’in kolunu yakaladı. Hepsi bir salisede gerçekleşti.

Ardından Kaen’in kolunu ters yönde hafifçe büktü.

*Çatırt*

Kaen’in sol kolu garip bir açıyla büküldü.

“Ahhhh!”

Yeon-woo, Kaen'in attığı çığlıkları umursamadan hâlâ tutmakta olduğu kolla bir takla atarak Kaen’in omzuna tırmandı. Tıpkı bir kedinin yapacağı türden kurnaz bir hamleydi. Ardından ayağının sert bir hareketiyle Kaen’in omzunu kırdı.

*Çatıııırt*

“Ahh! AAAAAH!”

“Kaen!”

“Se-seni aşağılık!”

“Bırak onu!”

*Çıtonk*

Kaen’in kılıcı çaresizce yere düştü. Acıya dayanamayarak kendi de yerde diz çöktü.

Bu sırada takım arkadaşları hâlâ yaklaşmak konusunda tereddüt ediyordu.

Yeon-woo, çevik bir hareketle Kaen’in omuzlarına bindi. Kaen’in bükülmüş kolunu sırtına çekerken bir ayağını omurgasına yerleştirip ağırlığını verdi.

Yaklaşırlarsa Kaen’in omurgasını kırmakla tehdit ediyordu.

“Uhhhh!”

Kaen’in gözleri her an patlayabilirmiş gibi kan çanağına dönmüştü.

“Şimdi gelin bakalım da onun bir daha asla yürüyemeyeceğinden emin olayım.”

Yeon-woo’nun gözleri maskenin altından soğuk bir ışıltı saçtı.