Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

13. Bölüm Kara Rota (2)

Çevirmen: Zakowske / Editor: Momental

Belki de Yeon-woo’nun kaçınarak bir ileri bir geri gitmesinden sinirlendiğindendir, Kızıl Çiyan tiz bir çığlık kopardı.

Ta-dak

'Zayıf noktası. Nerede bu zayıf noktası?'

Yeon-woo etrafında dolaşıp durdukça Kızıl Çiyan daha da sinirleniyordu.

A Bölümü’nde yükseltmiş olduğu Çeviklik ve Sağlık statları sayesinde, artık yavaşlamak ya da yorulmak konusunda endişelenmesine gerek yoktu.

Ara sıra Kızıl Çiyanı hazırlıksız da yakalıyordu.

Etinin açıkta olduğu yerler, tam kabuğunun bir parçasının diğeriyle birleştiği noktalar vardı. Yeon-woo hançerini saplıyor, eklemlerini kesiyor ve ardından geri sıçrıyordu.

Kyaaa!

Bu süreci tekrarlarken zemin yavaşça Kızıl Çiyan’ın kanı ve beden sıvılarıyla kaplandı. Ancak Kızıl Çiyan yorulmadı. Tam tersine gittikçe daha da vahşileşiyordu.

'Tuzak temizlemek ve canavar kesmek arasında muazzam fark var. Doğru stratejiyi bulmalıyım.'

Kaçması yeterli olan tuzakların aksine canavarlar avlanmalıydı. Onu yemeye çalışan bir avcıyla uğraşmak zorundaydı. Bir bakıma Afrika’daki deneyiminden pek farklı değildi.

'Ne de olsa, bir yaşam sadece yaşamdır. Bu, canavarlar için de geçerli. Bir tür zayıflığı olmalı... Bekle, zayıflık mı?'

Yeon-woo’nun kafasında bir şimşek çaktı.

'Ejder Gözleri!'

Siyah irisleri içe gömülüp genişlerken siyah-beyaza dönen görüşü Kızıl Çiyan’a odaklandı.

Şu anda gördüğü her şey tıpkı bir resim defterine çizilen siyah çizgilerden oluşuyor, canavarın yalnızca dışı görünüyordu. Gel gör ki siyah çizgilerin arasından birkaç ince kusur çizgisi görülebiliyordu. Böylece Yeon-woo gözleriyle kusurların toplandığı noktayı takip etti.

'İşte orada.'

Tam kafasıyla boynunun arasındaki dış kabukta yer alan bir noktaydı. Eğer insan olsaydı servikal omuruna denk gelirdi.

Neden Ejder Gözleri’ni yaşayan canlılarda kullanmayı hiç düşünmemişti ki? Bunun nedeni büyük ihtimalle hep cansız nesnelerde denediğinden bir sınırı olması gerektiğini düşünmesiydi. Fakat şimdi fark etti ki o kadar da kötü değildi. Bu yüzden Ejder Gözleri’yle Kızıl Çiyan’ın hareketlerini incelemeyi sürdürdü.

Tabii ki zayıflığını bulmak avı anında kolaylaştırmadı. Ne de olsa Kızıl Çiyan hızından, vahşiliğinden ve gücünden bir şey kaybetmiyordu.

En önemlisi de cansız nesnelerin aksine Kızıl Çiyan’ın zayıf noktası sürekli hareket halindeydi.

Bu küçük noktayı saptayıp ona kusursuz bir saldırı yapmak kolay iş değildi. Ejder Gözleri’nin kısa kullanım süresi de sorunu büyütüyordu.

*Kvang*

Yeon-woo yıkıntıların çıkardığı tozla arasındaki mesafeyi korumaya çalışırken tüm hisleri keskinleşti. Kızıl Çiyan’ın hareketlerini daha detaylı incelemek istiyordu.

Kikikick.

Kızıl Çiyan geniş bir dönüş yaparak duvardan fırladı.

Yeon-woo sol tarafa koştu, Kızıl Çiyan’ın kafasını kaldırıp kükreyeceği anı hedef aldı.

'Şimdi!'

*Pat.*

Yeon-woo ayağını yere vurarak sıçradı.

Kızıl Çiyan, sinirlerini bozan yemek nihayet kendisini delirtmiş gibi ön ayaklarını tıklattı. Düzinelerce ayağını harekete geçirerek bir gergedan gibi Yeon-woo’ya saldırdı.

Yeon-woo, kafasından kaçındığı an sol eliyle kabuğuna vurdu; kendisini havaya fırlatıp boynuna tırmandı. Hançerini aşağı doğru tutup zayıf noktasına sapladı.

*Puk*

[Ejder Gözleri becerinizin ustalığını yükseldi. %2.4}

[Düşmanın kusurlarına saldırmayı öğrendiniz.]

*Spurt*

Etrafa kan fışkırdı. Bu noktada muhtemelen bir atardamar vardı. Fışkıran kan miktarı şimdiye kadar dökülenle kıyaslanamazdı.

Gel gör ki hançeri yarıda sıkıştığından daha derine ulaşmadı. Tam zayıf noktasına saplanmadan önce sert bir şeye çarparak durdu.

'İç kabuk mu?'

Yeon-woo’nun ifadesi ciddileşti. Dış kabuğunun altında zayıflığını koruyan bir kabuk daha olduğunu bilmiyordu. Ejder Gözleri böyle bir detayı yakalamamıştı.

Tehlikeyi hisseden Yeon-woo, Kızıl Çiyan’dan uzaklaşmaya çalıştı.

*Svish*

Farkına varamadan Kızıl Çiyan’ın kuyruğu bir kırbaç gibi üstüne geldi.

*Puk*

Yeon-woo mümkün olduğunca üst gövdesini korumak için kollarını çapraz tuttu. Ezici bir darbeyle bedeni geriye savruldu ve duvara sertçe çarptı.

 “Kuck!”

Yeon-woo bir ağız dolusu kan tükürdü. Bedeni parçalara ayrılacakmış gibi hissetti. Sersemlikten dolayı düzgün düşünemedi.

[Muazzam acı bedeninizi aştı. ‘Sersemleme’ye yakalandınız.]

‘[Ağır iç yaralanmanız var. Şok’tan etkilendiniz.]

[Kızıl Çiyan’ın beden sıvısı bedeninize sızdı. Zehir’le etkilendiniz.]

Ancak Yeon-woo dişlerini sıkıp güçlendirilmiş algılarını kullanarak durumunu kontrol etti.

'Dört kırık kaburga, belimde iki çatlak. Sol uyluğumdaki damar kesildi. Sağ ayak bileğimdeki tendon koptu.'

Yaralarının ciddiyeti yüzünden kıpırdayamayacağı şüphesizdi.

Kızıl Çiyan fırsattan yararlanarak bir ok gibi üstüne atıldı. Ayakları yüzünün tam önündeydi.

Fakat böyle bir kriz anında dahi Yeon-woo şu anki duruma dayanarak yapılacak en iyi hareketi bulmayı başardı.

O kısacık anda...

["Soğukkanlı" özelliğiniz sakinliğinizi korumanızı sağladı.}

["Sersemleme" etkisi kaldırıldı. Acıya karşı direnç kazandınız.]

["Şok" etkisi kaldırıldı. Darbeye karşı direnç kazandınız.]

["Zehir" etkisi kaldırıldı. Zehire karşı direnç kazandınız.]

["Fiziksel Direnç" becerisi oluşturuldu.]

[Her durumda muazzam bir sükûnet gösterdiniz. Sarsılmaz ve yenilmez bir irade konusunda derin aydınlanmaya ulaştınız.}

["Savaş İradesi" becerisi oluşturuldu.]

İki yeni becerinin oluşturulduğunu bilgilendiren mesajlar geldi fakat Yeon-woo yeni yeteneklerini kontrol etme lüksüne sahip değildi. Yine de sadece adlarına bakarak bile ne olduklarını anlamıştı.

O anda berbat acı büyük ölçüde azaldı. Üstelik zihni de berraklaşırken şimdi daha nitelikli düşünme ve karar verme becerisine sahipti.

Adeta bir anlığına zamanın yavaşladığını hissetti.

Düşünce hızlanması!

Bu sayede Yeon-woo, Kızıl Çiyan ulaşamadan yapabileceği bir dizi hareket planladı. Nihayetinde birini seçti.

O anda...

Kieek!

Kırkayağın ayakları tam yüzüne yaklaşıyordu.

Yeon-woo hançerini önüne getirdi.

*Kvang*

“Hup!”

Yeon-woo darbeyle havaya fırladı. Üst gövdesi duvara daha da gömüldü. Omurgasında bir çatlak daha belirirken iki kolu da acıdan titriyordu.

Yine de kendisini hançerini daha sıkı kavramaya zorladı. Yaralı ellerinden kan sızıyordu ama dişini sıktı. İki gözü de halihazırda kan çanağına dönmüştü.

Kakakac!

Hançeri, Kızıl Çiyan’ın Yeon-woo’nun yüzünün önünde açılıp kapanan ayaklarını engelledi. Ayaklarının ardında, sayısız dişle kaplı ağzının derinliklerini görebiliyordu.

Kızıl Çiyan, Yeon-woo’nun kafasını ısırmak için çırpınıyordu. Ne zaman ayakları takırdasa hançeri her an kırılacakmışçasına titriyordu.

Akabinde, Yeon-woo daha fazla dayanamadı ve Kızıl Çiyan’ın ayakları neredeyse yüzüne ulaştı.

*Tssss*

Canavarın salyası yere değerken bir kaya eridi.

O vakit, Yeon-woo’nun bedeni aşağı kaydı.

Bir kere daha Kızıl Çiyan kafasını duvara vurdu. Bu sırada Yeon-woo altına ulaşabilmeyi başardı. Eklemleri dışında, sert kabuğunun kaplamadığı tek kısım burasıydı.

'Burası karnı.'

Gözlerinin önünde kızıl çiyanın pürüzsüz karnı duruyordu. Artık ucu iyice berbat haldeki hançerini sapladı.

*Puk*

Kieeek!

Canavar, kafasını kaldırarak acı içinde çığlık attı.

Yine de Yeon-woo inatla hançerini karnında tuttu.

Kırkayak bedenini delice çevirerek kurtulmaya çalıştı fakat isteğinin aksine, Yeon-woo hançeri daha da derine sapladı.

*Çatırt*

Yeon-woo canavarın karnında sallanırken dişlerini sıkarak kolunu bastırdı. Hançerin ucu neredeyse kusurların toplandığı noktaya ulaşmıştı.

*Çat*

Bir şeyin içeriden kırıldığını duydu. Tam olarak ne bilmiyordu ama bu kırkayağın hayatı için önemli olduğuna emindi.

“Kazandım.”

Yeon-woo soğukça gülümserken canavarın karnını aşağı doğru yardı.

*Shlckt*

*Spurt*

Canavarın karnında uzun bir kesik açtı. İç organlar dökülürken her yere kanlar saçıldı. Bütün mağara kanla boyanmıştı.

Kieek!

Kızıl Çiyan acı içinde çırpınıyordu. Ardından gücü kalmadı ve kafası nihayet kendi kanından bir gölete düşerken uğuldadı.

*Flop*

Yeon-woo da yere yığıldı. Bedeni halihazırda tamamen çökmüştü. Öyle yorgundu ki parmağını bile kaldıramazdı.

Kızıl Çiyan, Yeon-woo’ya düşmanlıkla kaplı gözlerle baktı. Bu mağarada bir ömür geçirdikten sonra gözleri çoktan körleşmişti. Yine de ona bakıyordu. Çok geçmeden nefes almayı bıraktı.

'Bu çok saçma.'

Yeon-woo ağır ağır solurken kaşlarını çattı.

A Bölümü’nde harcadığı zamanla ve birkaç oyuncuyu halletmesiyle güçlendiğini düşünmüştü. Fakat bu aptal eğitim ona soluklanacak zaman tanımıyordu. Yüksek zorluk dendiğinde yalan söylenmiyordu.

Yine de o kadar uğraştığı eğitimi kendisini hayal kırıklığına uğratmamıştı. Eğer bunları yapmamış olsaydı şu anda yerde ölü yatan Kızıl Çiyan değil, o olurdu.

Savaştan sonra ne yapması gerektiğini biliyordu. Tüm gücüyle kendini hareket etmeye zorladı.

Çok fazla kan kaybetmişti. Şu anda yeteneklerine dayanarak bilincini bir şekilde korumayı başarıyordu ama her an bayılabilirdi, rüzgarla mücadele eden bir mum gibiydi.

Bayılmadan önce yapması gerekeni yapmalıydı.

Bedeni ipsiz bir kukla gibi hareket ediyordu ama sürünmeyi başardı. Yerden biraz Beyaz Yosun koparıp kabaca ağzına tıktı. Çiğneyecek gücü yoktu ama neyse ki yosun su gibi eriyip boğazından aşağı aktı.

*Svoosh*

Bedenine soğuk bir şeyin aktığını hissetti. Bu his kaybolmadan Kızıl Çiyan’ın sert kabuğunu tuttu, üst gövdesini kaldırdı ve açık yaraya yüzünü bastırdı.

Tiksinç bir çürük kokusuyla kaplıydı ama eninde sonunda aradığını buldu.

Kırkayağın kalbi hâlâ atıyordu.

Ağzını kocaman açarak…

*Chomp*

Kalbi ısırdı.