Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

19. Bölüm Kara Rota (8)

Çevirmen: HoaqiN / Editor: Momental

Bir anda karşısına çıkıp onlara katılmasını söylüyordu.

Yeon-woo, Kahn’ın nasıl bir adam olduğunu anlamaya çalışan bir ifadeyle onu inceledi.

Doyle, Kahn’ı dirseğiyle dürttü.

“Ahh! Ne oldu?”

“Şunu yapmayı kes. Hiç utanmıyor musun?”

“Neden?”

Kahn’ın yüzünde şaşkın bir ifade vardı, ne yaptığının farkında değil gibiydi.

Doyle derin bir iç çekerken Yeon-woo onların konuşmaya değmeyeceğini anlayıp yanlarından geçti ve çantasını düzeltmeye koyuldu.

“Hey! Nereye gidiyorsun daha konuşmamızı bitirmemiştik!”

Kahn, Yeon-woo’yu aceleyle yakaladı.

Yeon-woo durup arkasına döndü.

“Ne? Başka söyleyeceğin bir şey mi var?”

“Daha bana cevap vermedin. Seni ekibimde istiyorum!”

Yeon-woo tıksırdı. Bu aptalla daha fazla uğraşmak istemiyordu ama yine de soruyu cevapladı.

"Olumsuz."

"Neden?"

"Neyle uğraştığınızı bilmiyorum. Sizinle takım olmakta bir avantaj da görmüyorum."

Kahn bu cevaba açıkça şaşırmıştı.

"Bekle biraz beni tanımıyor musun?"

"Hayır."

"Ne? Nasıl?"

Çok açık bir şeymiş gibi konuşuyordu.

"Ama… Nasıl? Gerçekten beni tanımıyor musun? Yani benim işte! Beni nasıl tanımazsın? Eğitimdeki en tanınan adam benim!"

Kahn, Yeon-woo’nun onu tanımıyor olmasına anlamlandırılamaz bir şey yapmış gibi bozulmuştu.

Bunlar olurken Yeon-woo’nun ifadesizliği yerini kızgınlığa bıraktı. Doyle, Yeon-woo’nun ifadesinden; böyle giderse hiçbir şey kazanamayacaklarını anladı.

O yüzden öne çıkıp Yeon-woo’yla daha kibar bir tonda konuşmaya karar verdi.

"Seni gücendirdiysek özür dierim. Kardeşim kendine biraz takıntılıdır, bazen bencil ve aptalca davranabiliyor ve konuşması can sıkabiliyor ama kötü biri değildir. Umarım anlıyorsundur."

Kahn, yüzünde neyi yanlış yaptığını anlayamamış bir ifadeyle duruyordu ama Doyle ona bir bakış attıktan sonra çenesini kapadı.

Genç olan ağabeyine göre çok daha mantıklı konuşuyordu.

Yeon-woo, Doyle’u onayladı. Şimdi konuşmaya devam edebileceklerini düşündü.

"Dinliyorum ama kısa kes."

"Kendimizi tanıtalım. Ben Doyle; şurada duran gerzek de benim ağabeyim, Kahn."

"Doyle? Kahn?"

İsimleri tanıdık geliyordu.

"Eğitim sıralamasının 3. ve 11.’si mi?"

Doyle çekingen bir gülücükle...

“Böyle söyleyince biraz utanç verici oluyor.” dedi.

Yeon-woo, maskesinin altında biraz şaşırmıştı.

Kahn üçüncü sırada Doyle’da on birinci sıradaydı. En üstlerdeydiler.

Sıralamadakilerin onun çok önünde olması gerekirdi böyle bir yerde ne işleri vardı? Bir anlığına onların taklitçi olabileceğini düşündü.

"Burada oluşumuz hakkındaki şüpheni anlıyorum. Şu anda E veya F Bölümü'nde olmamız gerektiğini düşünüyorsundur."

"Hayır. Sizin gerçekten Doyle ve Kahn olduğunuzu düşünüyorum."

"Ha? Gerçekten mi?"

Yeon-woo sessizce kafasını salladı. Az önce düşündüklerini varsayarsak ona yalan söylemeleri için bir sebepleri yoktu.

Hiçbir şeyi olmasa bile onların yalan söylemediklerini anlamak için bir yöntemi vardı: Ejder Gözleri.

Yeteneğiyle onları inceledi.

Şimdi fark etmişti; Ejder gözleriyle canlı organizmaları taradığında, negatif veya saldırgan düşünceleri olanlar pozitif düşünceli olanlara oranla daha karanlık hatlı ve kusurlu görünüyordu.

Bu bilgiden yola çıkarak Yeon-woo, insanların düşünceleri ve hisleri hakkında tahminde bulunabiliyordu. Ayrıca yaratık avlarında da çok işe yarıyordu.

Kahn ve Doyle’un hatları açık renkteydi, bu da onların yalan söylemediğini gösteriyordu.

Yeon-woo kollarını bağlayıp sordu.

“Neden sizin gibi yüksek seviyeli iki oyuncu, eğitimdeki bölümleri tamamlayıp Karma toplamak yerine buraya kadar geri gelip beni grubuna almaya çalışıyor?”

Doyle parmağıyla çenesini kaşıdı.

Sır olarak saklamak istiyordu ama Yeon-woo’yu bilgi vermeden elde etmenin zor olacağını düşünüp biraz bilgi paylaşmaya karar verdi.

Yanlış bir hareket yaparsa Yeon-woo’yu yakalamaya hazırdı.

"Konuya girmeden önce sana sormam gereken bir şey var."

"Nedir?"

"Bir ekibe veya klana bağlı mısın?"

"Hayır."

Yeon-woo’nun cevabı Doyle’un içini rahatlattı. Kahn da şaşkınlıkla bir ‘Oh’ çekti.

"Harika. İşin aslı, E Bölümü'nde elde etmek istediğimiz bir eşya var ama takımımızda en az üç veya dört kişi olması gerekiyor."

"E Bölümü'nden birini bulabilirdiniz."

“Oyuncular oraya gelene kadar çoktan başka klanlara girmiş oluyorlar.”

Yeon-woo hikâyelerini az çok kavramıştı.

Bunlar eğitimde yüksek sıradaki oyunculardı. Gizli parça hakkındaki bilginin yayılmasını önlemek için tüm hamlelerini planlı yapmak zorundalardı.

Ama yetenekli oyuncular zaten başka klanlara üye olduklarından onları çağıramıyorlardı çünkü ellerindeki bilginin dışarı sızmasından korkuyorlardı. Bu yüzden B Bölümü'nde tek başına oyuncular bulmanın daha kolay olabileceğini düşünmüşlerdi.

'Önceki bölümlere gelmek için bilet mi kullandılar?'

Yeon-woo bunun kendi kullandığı yenileme bileti olmadığını varsaydı. Belki de bölümler arasında rahatça dolaşmalarına izin veren bir biletti. Tabi çok pahalı olmaması için tek seferlik bir bilet almış olmalılardı.

'A Bölümü'nde oyuncuların seviyesini anlamak zor olacağı için beni B bölgesinde dolaşırken bulmuş olmalılar.'

Belki de A bölümünü tek başına geçmiş olması ve Kaen’in grubunu haklaması dikkatlerini çekmişti. Yeon-woo bu şekilde başkalarının dikkatini çekebileceğini bilmiyordu. Biraz güldü.

"Diyorsun ki E Bölümü'nde üçüncü ve on birinci için bile elde etmesi güç bir eşya var ve bunun için size yardım edecek birine ihtiyaç duyuyorsunuz. Doğru mu?"

"Evet ama daha fazlasını anlatamam."

Yeon-woo başıyla onaylayıp kendi kendine düşünmeye başladı.

'Görünüşe göre Hargan’ın Tacı'na ihtiyaçları var.'

E Bölümü'nde birden fazla gizli parça vardı. Şansına, aradıkları parça Yeon-woo’nun peşinde olduğundan farklıydı.

-E Bölümü'nde üç ağacın birleştiği yerin altında, kertenkele adamların kralı Hargan’ın dolaştığı bir in var. Orayı yağmalarken çok zorlanmıştık.

Kardeşi ve klanı Arthia’nın da karşılaştığı bir gizli parçaydı.

Kardeşi, E Bölümü'nde çokça karşılaşılan kertenkele adam kabilesinin reisi Hargan ile başa çıkmanın çok zor olduğundan bahsetmişti.

Özellikle, reislerini koruyan kertenkele adam savaşçıları zorluğu daha da arttırıyordu.

Ayrıca ekibinin çabalarına oranla ödülleri çok küçüktü. Bu kardeşini o kadar kızdırmıştı ki günlüğüne bir not düşmüştü.

Bu yüzden Yeon-woo, Hargan’ın inine girmeyi düşünmüyordu. Zamanı kısıtlıydı. Böyle bir yerde vakit kaybetmesine gerek yoktu. Başka bir gizli parçanın peşine düşüp daha fazla ödül ve Karma kazanmayı tercih ederdi.

En önemlisi de Hargan’ın Tacı Yeon-woo’nun işine yarayacak bir eşya değildi.

'Hargan’ın Tacı, Saygıyı ve Liderliği arttırıyor. Bunlara ihtiyacım yok.'

Yeon-woo "Tek kişilik ordu" şeklinde savaşıyordu. Karşısına ne çıkarsa çıksın düşmanlarını kendi gücüyle alt ediyordu.

Bir ordu kurmak veya arkadaşlar toplamak mı? Mantıklı gözükse de Yeon-woo’nun zevkine uygun değildi.

Görevdeyken bile yanına sadece birkaç subay alırdı, hiç büyük ölçekli bir operasyon yürütmemişti.

Dahası, kardeşi en yakın takım arkadaşları tarafından ihanete uğramıştı.

Kule’de orman kanunları işliyordu. Düşmana sırtını dönersen onlar tarafından alt edilirdin. Böylesi bir ortamda arkadaşlarına güvenip zayıflıklarını belli edebilirdi.

Takım arkadaşı olsa bile bir veya iki taneden daha fazlası olmasını planlamıyordu böylece hem ona yük olmayacaklar hem de kolayca vazgeçilebilir olacaklardı.

Bunlardan dolayı Yeon-woo’nun Hargan’ın tacında gözü yoktu. O sadece komuta etmekten hoşlananların işine yarardı.

"Alacağın ödülden mutlu olacaksın. Ayrıca başka bir şeye ihtiyacın olursa da yardım edebiliriz. Kulağa nasıl geliyor? Bence gayet iyi bir anlaşma."

Kahn ve Doyle E Bölümü'ne geri dönmek için can atıyor olmalılardı. Bu yüzden Yeon-woo’ya yardım edebilirlerdi. Çabucak sıralamasını yükseltebilir ve ekip olurlarsa başka bir gizli parça da bulabilirdi.

Ayrıca eğitim bittikten sonra bu yeni oyuncularla önceden bağlantı kurmuş olmak işine yarayabilirdi.

Belki de bu ikisinin kuracakları ekibe katılıp Kule içinde etkili bir klan oluşturabilirdi.

'Eğer normal bir oyuncu olmuş olsaydım bu kesinlikle çok iyi bir fikir olabilirdi.'

Yeon-woo’nun Kahn ve Doyle’a ihtiyacı yoktu, bir takıma da ihtiyacı yoktu. Ona ayak bağı olurlardı.

Gelecekte başka gizli parçaların peşine düşmeliydi ve dikkatini dağıtmaması gerekiyordu. Teklifi geri çevirecekti.

Yine de kafasında ani bir düşünce belirdi.

'Onlara birazcık yardım etsem ne zararı dokunur ki?'

Ne de olsa C ve D Bölümleri'ni hızlıca atlamayı planlıyordu. E Bölümü'nde kendi işleri vardı ama ondan önce bunlara biraz yardım etse ne olurdu?

Hargan’ı yenmek kolay değildi ama üçüncü ve on birinciyle birlikteyken hızlıca işin içinden çıkabilirdi.

Ne kadar önemsiz de olsa gizli parça gizli parçaydı. Bu görevi tamamlarken bolca karma toplayabilirdi.

Biraz gayretle bunların hepsini başarabilecekse pek kötü bir plan sayılmazdı.

"Tamam. Size yardım ederim ama tek şartla."

Doyle’un suratında doğru seçimi yaptığını gösteren büyük bir gülümseme belirdi.

"Nedir?"

"Aradığınız eşya dışında geri kalan tüm ödülleri istiyorum."

"Hmm."

Kolay bir karar değildi.

Tabii ki Hargan’ın Tacı en değerli eşyaydı ama orada başka ne gibi ödüllerle karşılaşacaklarını da bilmiyordu, Doyle bu yüzden acele bir karar vermekten kaçınarak Kahn'a baktı.

Kahn sessizce onayladı.

Durum ne olursa olsun onlar için en önemli şey hızlı bir iş olmasıydı. Taçtan başka aradıkları bir şey yoktu.

Sonunda Doyle, Yeon-woo’ya bir bakış atıp onayladı.

"Tamam, hepsi senindir. Yine de bize ne kazandığını göstereceksin."

"Doğruyu söylemek gerekirse eğer sizin seviyenize uygun değilsem başka birini alıp beni terk edeceğinizi biliyorum."

Doyle, tam üstüne bastın der gibi bir kahkaha attı.

“Haha, o kadar da kötü insanlar değiliz.”

Kahn arkada beklemeye daha fazla dayanamayacakmış gibi aniden ileri atıldı. Sonra bir tebessümle elini uzattı.

"Hahaha! Her neyse karşılaştığımıza sevindim. Şimdi adını duyalım kardeşim."

Yeon-woo Kahn’ın nasıl biri olduğunu çözmüştü.

Tipik konuşkan züppeydi. Dayanılması güç biriydi ama şimdilik beraberlerdi. Dişini sıkıp elini uzattı.

Adını söylemediğini fark etti. Aslında söyleyecekti ama nedense bir anlığına durdu.

Kendine bunun başka bir savaş olduğunu hatırlattı.

Gerçek ismini açıklamasına gerek yoktu. Onlara savaşta kullandığı diğer kişiliğini, kod adını söyledi.

"Cain"

Yeon-woo’nun gözleri kararlıydı.

"Ben Cain."