Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

22. Bölüm Anlaşma (3)

Çevirmen: Zakowske / Editor: Momental

Karanlık çökerken Yeon-woo’nun partisi kamp hazırlığı yaptı.

Yeon-woo, İç Alandayken geceyi gündüzden ayırt edemediğinden ara sıra kısa şekerlemeler yapıyordu. Artık ayrımı yapabildiğinden buna gerek kalmamıştı. Daha da önemlisi bu fikri Kahn önermişti. Takımının dinç olmasını istiyordu.

"Karşılacağımız canavarlar oldukça güçlü. Tamamen zinde olmalıyız."

Yeon-woo onaylayarak başını salladı.

Bilmiyormuş gibi görünse de Kahn ve Doyle'un ne aradığını biliyordu. Kertenkele Adam Kralı, Hargan... Hargan, E Bölümü'ndeki patron canavarlardan biriydi ve normal oyuncuları kolayca ezebilecek güçteydi. Üst sıralardaki Kahn ve Doyle bile ona karşı kazanacaklarını garanti edemiyorlardı. Asıl sorun ise başkaydı:

'Yalnız değil.'

Kralın yanı sıra bir de Kertenkele Adam Kraliçesi vardı. Gizli parçanın isminin "Hargan'ın İni" olmasının tek nedeni, adını kraldan almasıydı. Gel gör ki parçanın gerçek sahibi erkek değil, mağaranın daha derinlerde bulunan kadındı. Erkeği avladıktan sonra rahatlayan oyuncuların başları derde girerdi.

'Hargan'ın Tacı Kertenkele Adam Kraliçesi'nde. Bu ikisi bunu çoktan çözmüş olmalı.'

Tacı almaya çalışırken hem kral hem kraliçenin birer oyuncu tarafından oyalanması gerekiyordu. Kahn kendi hayatını riske atarak bir seferde yalnızca birini idare edebilirdi. Bu yüzden diğerini üstlenecek birine ihtiyaçları olmalıydı.

Doyle, fiziksel güç açısından nispeten zayıf olduğundan; canavarların saldırganlıkları başka birine odaklanmışken yalnızca tacı ele geçirme rolünü üstlenebilirdi. Bu yüzden Hargan'ın İni'ne ayak basmadan önce üçünün de en iyi hallerinde olmaları gerekiyordu.

Kahn ve Doyle belki de dışarıda çok fazla uyku deneyimine sahip olduklarından hızlıca kamp hazırlıklarına başladılar. Doyle, Yeon-woo'ya kamp ateşini yakarken çok etkileyici bir manzara gösterdi. Entomopatisini kullanarak bir tür böcek çağırıp onları yakacakları odunun üzerinde sıraya dizdi. Böcekler aniden alev alarak muhteşem bir kıvılcım gösterisi yarattı.

"Etkileyici."

Doyle, Yeon-woo’nun kısa haykırışına nazikçe gülümsedi.

"Bunlara alev böcekleri denir. Düşmanlarıyla karşı karşıya kaldıklarında kendilerini ateşe vererek kendileriyle birlikte onları da yakarlar. Kule çok güzel böceklerle dolu."

Yeon-woo, alevlerde yavaşça solan alev böceklerinin kalıntılarına bakarak başını salladı.

'Kule’de Jeong-woo'nun bile bilmediği çok şey var.'

Günlükte birçok bilgi bulunsa da Kule'yle ilgili her bilgi yoktu. Kaydedilmeyen şeyleri Yeon-woo'nun keşfetmesi gerekecekti.

Kamp ateşi parlak bir şekilde yanarken herkes uyku tulumlarına çekilip rahat bir nefes aldı. Gece sırayla nöbet tutmaya karar verdikten sonra tek tek uykuya daldılar.

* * *

İlk nöbet Yeon-woo'daydı. Özel bir nedeni yoktu sadece taş-kağıt-makası kazanmıştı.

* Çıtırtı *

Yeon-woo sakince yanan oduna bakarken ellerinden birini açtı. Avcunda beş mavi Jeton vardı.

'Başlangıçta verdikleriyle birlikte altı Jetonum oldu.'

Yeon-woo, Hargan’ın İni’ne giderken sadece yürümemişti. Ormanın her tarafına seyrek olarak yerleştirilmiş gizli Jetonları aramıştı. Bir kayanın yarıklarında, dere kenarında, ağacın kökünde, kuş yuvasında ve daha birçok yerde Jetonlar vardı ve Yeon-woo onları bulmakta çok zorlanmamıştı.

'Güçlendirilmiş duyularımın Jetonların konumunu bulabileceğini hayal edemezdim.'

Jetonlar biraz özeldi. Onları ararken hissettiği duygu, etraftaki diğer nesnelerin verdiği duygudan farklıydı. Sanki özel bir güçleri vardı.

'Mümkün olduğunca çok Jeton toplamam gerek. Topladığım Jeton miktarı arttıkça kazandığım karma da artacak. Özellikle 100. jetondan itibaren ciddi bir artış olacak. Bu yüzden odaklanmam gerekiyor.'

Elbette jetonları gizlice arıyordu. Kahn ve Doyle'un bunu bilmesine gerek yoktu. Hatta ikili, Yeon-woo'nun baskınlarında kendilerine yardım etmekle meşgul olduğu halde onun için nasıl Jeton bulamadıklarını söyleyerek pişmanlık belirtileri gösteriyorlardı. Doyle daha ileri giderek ona jeton teklif etme fikrini gündeme getirmişti.

Yeon-woo, bencilliğin tavan yaptığı bir yerde olduklarını göz önünde bulundurunca onların gerçekten iyi çocuklar olduklarını düşündü.

'Bu arada….'

Yeon-woo beş Jetonu da ağzına attı ve başını kaldırıp gökyüzüne baktı.

Gökyüzünde, bu yerin Dünya'dan farklı olduğunu kanıtlayan biri büyük biri küçük iki tane uydu asılıydı.

'Buraya kadar geldim demek ha? Zaman ne de hızlı geçiyor.'

Gece melteminin tadını rahatça çıkarabilmesi biraz garip hissettiriyordu. Yeon-woo, bunun şimdiye kadar bölümleri hiç ara vermeden geçmiş olmasından kaynaklandığını düşündü.

Ona göre böyle huzurlu zaman geçirmek, yuvarlak bir delikte kare bir çivi olmak gibiydi. Eğitime girdiğinden beri iyi dinlenmemişti. Yerde yuvarlanıyor, canavarları bıçaklıyor ve koşup duruyordu. Tek uykusu, yorgunluktan kurtulmak için yaptığı hızlı şekerlemelerdi.

Yaslanıp buraya kadarki süreci düşündüğünde, programına ne kadar yoğun bir şekilde bağlı kaldığını fark etti. Eğitime daha dün girmiş gibiydi ve şimdi rahatladığı için biraz yorgun hissediyordu. Fiziksel olmasa da önemli ölçüde zihinsel yorgunluk birikmiş gibiydi.

Yine de gardını düşürmemeye çalıştı. Duyularıyla bölgeyi dikkatlice taramaya başlarken kafasındaki tüm dikkat dağıtıcı düşünceleri bir kenara attı.

* Hışırtı *

Gökyüzünü seyrederek esintinin tadını çıkardı. Tek başına bu bile şimdiye kadar biriken zihinsel yorgunluğunu gideriyor gibiydi.

'Bana Afrika'daki gökyüzünü hatırlatıyor.'

Yeon-woo, yoldaşlarını ve yerine çok çalışmış olan komutanı hatırladı. Kendisiyle bir baba gibi ilgilenen komutanı düşündüğünde biraz üzüldü.

'Jeong-woo, bu tür sessiz atmosferleri severdi.'

Ardından bakışlarını Kahn ve Doyle'a çevirdi. Görünüşe göre o kadar yorgunlardı ki başlarını yere koyar koymaz uykuya dalmışlardı.

'Ne kadar ilginç bir ikili.'

Yeon-woo'ya göre Kahn ve Doyle diğer sıradan oyunculardan çok farklıydı. Hem yüzleri her zaman neşeyle parlıyordu hem de kendilerinden emin davranıyorlardı.

Bu ikisinde, diğer oyuncularda olmayan bir "Dayanak" vardı. Sanki bu tür durumlara çok aşinalardı.

'Dünyanın nasıl bir yerinden geldiniz?'

Bataklığa ilerlerken yetenekleri hakkında birkaç fikir edinmişti. Kahn zaman zaman mükemmel kılıç ustalığını gösteriyordu. Güçlü, keskin ve şiddetliydi. İhtişam ve pratiklik arasında denge kuruyor gibiydi. Bu seviyedeki bir kılıç ustalığı birkaç günde elde edilebilecek bir şey değildi. Yeon-woo, onun birçok deneyim yaşadığından ve eğitimden geçtiğinden emindi. Dışarıdan konuşkan ve aptal gözükmesine rağmen muhtemelen sıradan bir çocukluk yaşamamıştı.

Doyle da öyleydi. Her zaman donuk ve uykulu gözleri vardı ama bazen öyle keskin bir bakış atıyordu ki bunu her yaptığında keskin kararlar vererek eleştirel zekasını ortaya çıkarıyordu. Kahn, çoğunlukla yakın dövüşe giren bir oyuncuyken Doyle ise arka planda kalıp karar veren biriydi.

Doyle'un entomopati becerisi pratik kullanımda zayıf görünebilirdi ancak canavarlara karşı kullanıldığında ışıl ışıl parlıyordu.

Kontrol ettiği böcekler çok küçüktü. Ya bu böcekler burundan, kulaklardan veya ağız gibi deliklerden vücuda girselerdi? Ya derileri kazıyıp kan damarlarını parçalasalardı veya kasları yırtsalardı? Bu yüzden canavarlar içgüdüsel olarak Doyle'la çatışmaktan kaçınıp Kahn'a doğru koşmayı seçiyorlardı. Kahn da her seferinde sinirlenip ona doğru akın eden canavarları silip süpürüyordu.

İkilinin gösterdiği ekip çalışması birbirine geçmiş iki dişli çark misali etkileyiciydi. Önceden çalışmış ya da çok pratik yapmış gibi görünmüyorlardı ama içgüdüleriyle diğerinin bir sonraki hareketinin ne olacağını biliyorlardı. Bu, sadece bir iki gün değil; en az beş veya on yıl birlikte çalışarak olabilirdi. Gerçek kardeşler bile bu kadar mükemmel uyum içinde olamazlardı.

'Ne tür bir ilişkiniz var? Kardeş olmadığınıza eminim.'

İmtiyazlı bir geçmişe sahip gibi görünen bu iki uzmanın birbirlerine nasıl bu kadar yakın olduklarını ve işleri neden birbirleri için zorlaştırmak zorunda olduklarını bilmiyordu.

Ama kesin olan bir şey vardı.

'Birlikte kesinlikle iyi görünüyorlar.'

İkisi de birbirlerine hayatları pahasına güveniyordu. Bu tür bir ilişki karşılıklı olmadan olmazdı.

Yeon-woo ikisi arasındaki ilişkiyi biraz kıskanıyordu. Tabii yine de onları detaylı tanımak ya da ilişkilerine katılmak istemiyordu. Fakat bu ikisine bakarak elinde olmadan tanıdığı bir kişinin yansımasını görüyordu.

"…."

Gece ilerledikçe gereksiz yere duygusallaştığını düşündü. Bu kadar çeşitli düşünceleri olduğuna inanamadı. Kafasını iki yana sallayıp tüm boş düşüncelerden kurtulmaya çalıştı.

Bu durum onu şaşırtmıştı,

'Kısa bir mola verdim diye mi?'

Aklı şimdi her zamankinden daha netti. Tıpkı şiddetli bir yağmurdan sonraki gökyüzü gibi…

Kapalı gözlerini tekrar açtığında, gözleri tamamen kararlılıkla doluydu

O sırada Kahn aniden hışırdayıp uykusundan uyandı. Dağınık saçlarının arasından görünen gözleri hâlâ çok uykulu görünüyordu. Genişçe esnedi.

"Neden uyandın? Sıran gelmeden önce hâlâ biraz zamanın var."

"Bu kadar gürültü varken nasıl uyuyabilirim ki?"

Yeon-woo istemsizce kıkırdadı.

Kahn'ın söylediğinin aksine etraf oldukça sessizdi. Adeta birisi kasıtlı olarak tüm sesi kapatmış gibiydi. Böcek vızıltıları, rüzgarın ıslığı... Hiçbir ses duyulmuyordu.

Kahn uykulu gözlerini ovuşturdu ve elini başının yanına koyduğu kınına götürdü.

Yine de her şey fazla sessizdi.

Doyle da farkına bile varmadan esnemeye başladı. Güzel yüzündeki kaşları hafifçe çatıldı, uykusunu bozan şeye kızmış görünüyordu.

"Haaam! Ses yapmaya devam etmelerine daha ne kadar izin vereceksin?"

“Yaklaşmalarını bekliyordum. Seni uyandırmalarına izin verdiğim için üzgünüm."

Doyle sırıtarak Yeon-woo'ya cevap verdi.

"Sorun değil. Son zamanlarda vücudumu hareket ettirmediğim için kaskatı kesildim. Biraz egzersiz benim için de iyi olur."

Doyle arkasını dönüp Kahn'a baktı.

"Hyung. Düşünüyordum da..." (ÇN: Hyung, abi anlamında, Korelilerde kendinden büyük erkeklere sesleniş biçimi)

"Neyi?"

"Burada olduğunu bildiklerini mi düşünüyorsun?"

"Fark eder mi?"

Kahn, gözleri soğuk parıltı saçarken yavaşça kılıcını kınından çekti.

"Önemli olan, kılıçlarını bize doğrultmuş olmaları."

Kahn sözlerini bitirir bitirmez…

* Pat *

Gölgesi aniden kayboldu.

*Fışk*

"Aaaak!"

Çalıların arasından acı dolu çığlıkla birlikte fışkıran kanın sesi geldi.

"Lanet olsun! Burada olduğumuzu nasıl fark ettiler?"

"Dağılın! Bir arada olmamız daha tehlikeli!"

Kısa süre sonra çalılarda birtakım kıpırdanmalar oldu ve hepsi farklı yönlere hareket eden birkaç oyuncu ortaya çıktı.

Başlangıçta mümkün olduğunca yaklaşıp hedeflerine aynı anda atlamayı planlıyorlardı ama fark edildikten sonra pusu kurmalarının bir avantajı yoktu. Aksine, grup halinde bulunmaları daha tehlikeliydi. Şu anda Kanlı Kılıç ve Tilki Kuyruk ile karşı karşıyalardı. Onlarla doğrudan savaşırlarsa kazanma şansları yoktu.

Kahn, öylece gitmelerine izin vermeye niyeti yokmuşçasına kılıcını sallamaya başladı. Her sallayışında bir ceset yere düşerken çimenlerin üzerine kanlar dağıldı.

Doyle da havada büyük bir jest yaptı.

* Vızzz *

Orman birçok böceğin eviydi. Bir anda yerde birkaç böcek sürüsü oluştu ve her biri en yakın oyuncuya doğru koşmaya başladı.

"Kahretsin! Lanet böcekler!"

"Çıkarın şunu! Çıkarıııın!"

Binlerce böcek derilerine yapıştı, düşmanlar kılıçlarını savurarak onları uzaklaştırmaya çalışsalar da böcekler, derilerinin derinliklerine inmeye devam ederek etleriyle ziyafet çekti.

Tüm ormanda acı çığlıklar yankılandı.

Kahn ve Doyle düşmanlarını insanlık dışı bir hızda katlediyor olsa da çalıların arasında saklanan daha çok oyuncu vardı.

* Hışırtı *

Doyle arkasında sinsi ayak hareketlerinin boğuk seslerini duydu. Kör noktadan saldırmayı hedefliyorlardı.

Doyle sinirlenmiş vaziyette onlara böcek göndermek üzereydi ama...

"Hmm?"

Nereye gittiklerini anladığında o kadar şaşırdı ki farkında olmadan küçük bir kahkaha attı.

Yeon-woo'ya doğru ilerliyorlardı.

Yeon-woo'yu hedef almış olmaları normaldi çünkü kendilerinden farklı olarak onun adı çok bilinmiyordu. Belki de Yeon-woo'nun bir çeşit hamal olduğunu düşünüyorlardı.

Ama durum ne olursa olsun...

'Onu mu hedefliyorlardı? Aptallar. Yapabilecekleri tüm seçimler arasında gidip de en kötüsünü seçmeyi başarmışlar.'

Şimdi gittikleri yer... Aslında ölümün pençesiydi.