Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

23. Bölüm Anlaşma (4)

Çevirmen: Zakowske / Editor: Momental

* Hışırtı *

'Siktir! Bizi çok erken fark ettiler. Kanlı Kılıç ve Tilki Kuyruk'un dikkati dağınıkken bu adamın jetonlarını hatta yapabilirsem yadigârlarını çalmam lazım.'

Franc ve yardakçıları, E Bölümü'ndeki en aktif leşçiller arasındaydı.

İşlerine çok düşkünlerdi. Jeton alma kisvesi altında oyuncuların yadigârlarını ve diğer her şeylerini çalarlardı. Yadigârları aralarında bölerek savaş yeteneklerini büyük ölçüde artırırlardı. Yeterince şanslılarsa bazı beceri kitapları bile edinebilirlerdi. Jetonlar da çok yüksek fiyatlarla üst sıradakilere satılabilirdi.

Ayrıca canlı oyunculara ihtiyaç duyan birçok yer vardı. İşçilerden kölelere, fahişelerden çiftlik hayvanlarına kadar her yerde insana ihtiyaç vardı. Öyle ki üzerlerinde deneyler yapılacak insanlara bile ihtiyaç duyuluyordu. İnsanların vücutlarının çeşitli kullanımları vardı. Bu yüzden onları nerede satacakları konusunda endişelenmeleri gerekmiyordu. Kim böylesine kârlı bir işin parçası olmak istemezdi ki?

Daha da iyisi, bu adamın Kahn ve Doyle gibi üst düzey isimlerin takım arkadaşı olmasıydı. Kimse onun kaç Jeton taşıdığını veya bu ikisinden ne tür yadigârlar almış olabileceğini bilmiyordu.

Kahn ve Doyle'un yanına gizlice sızmak riskli olsa da bundan büyük bir getiri elde etmeyi bekliyordu. O kadar gergindi ki ağzı kurumuştu ve beklendiği üzere Kahn ve Doyle pusuyu fark etmemişlerdi. Hedefleri o kadar korkmuştu ki yaklaşan kaderinden habersizce ateşin yanında çömeliyordu.

* Pat *

Çok geçmeden Franc ve yardakçıları çalıların arasından fırlayıp beyaz maskeli adamın sırtını kesti.

"Girdi!" diye düşündü Franc kendi kendine.

Ama çok geçmeden bir şeylerin ters gittiğini fark edip gözlerini genişçe açtı. Kılıcının kestiği yerde hiçbir şey yoktu, adeta bir illüzyonmuş gibi.

İçgüdüsü ona yukarı bakmasını söyledi. Kafasını kaldırdığında beyaz maskeyi gördü. Maskeli adam tam önüne indi. Beyaz maskenin ardındaki iki göz, iradeleri varmışçasına parlıyordu.

“…!”

Korkunç bir ürperti hissetti.

*Fışk*

Hançer, Franc'ın başından kasıklarına kadar koyu kırmızı bir çizgi çizerek sırt üstü düşmesine neden oldu.

"Ne, ne oluyor?"

"P- patron!"

Franc'ın arkasındaki leşçiller bir an duraksadı.

Yeon-woo arkasını dönüp onlara atıldı.

* Svish *

Karanlık gökyüzünün altında ormanın içinden süzülen figür onlara hayaleti andırdı. Karanlığın ortasında yüzen beyaz bir maskeye benziyordu. Bu görüntü leşçillerin korku içinde titremesine neden oldu.

Av olması gereken kişinin Franc'ı tek kesikle öldüren bir avcı olduğu ortaya çıkmıştı ve parlayan gözlerinin saf bakışları etlerinin karıncalanmasına neden oluyordu.

* Tang *

Leşçillerden biri Yeon-woo'nun saldırısını savuşturmayı başardığında atmosfer aniden değişti.

'Bekle, belki o kadar da güçlü değildir! Belki de Franc dikkatsiz davrandığından yenilmiştir. Sayıca üstünüz. Aynı anda saldırırsak tek bir adamı öldürmek çok zor olmaz değil mi?'

Tüm leşçiller aynı düşünceyi paylaştılar, aynı sonuca vardılar ve hepsi birlikte Yeon-woo'ya koştular.

* Svish *

"Seni orospu çocuğu!"

"Geber, amın oğlu!"

Gel gör ki Yeon-woo az önceki saldırıyı onları tuzağa çekmek için yapmıştı.

Hançeri düşmanın silahıyla kenetlenmişken Yeon-woo hızla sağa döndü ve tam önündeki leşçilin altına fırladı. Aynı anda sol eliyle başka bir hançer çekerek leşçilin boynunu kesti.

*Fışk*

Hançerin kestiği şah damarından fıskiye misali kan fışkırdı. Ardından Yeon-woo hançerini kan pınarının arasına fırlatarak başka bir leşçilin kafasını deldi. Kısa süre sonra arkasından gizlice kaçmaya çalışan üç leşçile doğru koştu. Hızla birinin belini, birinin boynunu ve diğerinin omzunu kesti.

"N, nasıl oluyor da…. *Öğk..hkk*

"Kahretsin!"

Leşçiller bunun bir tuzak olduğunu anlayıp geri çekilmek istediler ama artık çok geçti. Bu yüzden sayılarına güvenerek Yeon-woo'ya baskı kurup enerjisini tüketmeye çalıştılar.

Beklediklerinin aksine Yeon-woo her birini yok etmeye yetecek bir öfke patlaması yaşıyordu. Ona doğru uçan bıçağı savuştururken elindeki hançeri rakiplerinin boyunlarına, bellerine ve kalplerine sapladı. Kör noktasını hedef alan bir mızrağı koluyla bloke edip ikiye böldükten sonra kullanıcısının başını kesti.

Leşçiller, Yeon-woo’nun insanlık dışı manevralarını izlerken vücudunun her yerinde gözleri olduğunu düşünmeye başladılar. Her saldırdıklarında, Yeon-woo tüm saldırıları atlatıyor hatta karşı saldırı yapıyordu. Bu durumun gerçekleştiği her seferde, leşçiller kanları çimlerin üzerine saçılarak yere yığılıyorlardı.

Adeta bir hayaletle savaşıyorlardı.

"K, kaçın!"

Sonunda yanlış adamla uğraştıklarını fark edip kaçmaya çalıştılar.

* Svish *

* Puk *

Yeon-woo, ilk kaçan kişinin başına bir hançer fırlattı, ardından hızla diğerlerinin peşinden gitti. Çok hızlıydı ve yönü tahmin edilemezdi. Bu yüzden leşçiller çaresizce ölümlerini beklemekten başka bir şey yapamıyorlardı. Korku onları ayak bileklerinden yakalamıştı. Terör onları yavaş yavaş yiyordu.

* * *

Üçü toplam 21 leşçili öldürmüştü. Bu sayı Kahn'ın beklediğinden fazlaydı.

Kahn aniden Yeon-woo'ya sordu.

"Neden yaklaşmalarına izin verdin?"

"Ne kadar çok jeton, o kadar karma."

"Adamım, sen cidden kafayı sıyırmışsın."

Kahn hafifçe dilini şıklattı.

En başından beri planının hepsini öldürmek olduğunu söylüyordu. Yaklaşmalarına bu yüzden izin vermişti.

Tabii ki E Bölümü'nde Yeon-woo'nun stratejisine benzer stratejiler kullanan başka oyuncular vardı. Bu oyuncular yalnız başlarına dolaşıp özellikle leşçilleri avlarlardı. Ancak bunu sadece küçük çaplı gruplara karşı yapabilirlerdi. Hiç kimse organize bir şekilde hareket eden 20'den fazla leşçille yüzleşmek istemezdi. Eğitimin seçkinleri bile bu kadar fazla düşmanla başa çıkamazdı ama Yeon-woo için bu çok da önemli değil gibiydi.

Kahn ve Doyle'a güvendiğinden mi yoksa kendi becerilerine güvendiğinden miydi?

'Belki de ikisi birden.'

Bu sırada Yeon-woo, leşçillerin bedenlerinden jetonları yağmaladı.

"81 mi? Görünüşe göre uzun süredir bu işin içindeler."

Yeon-woo, çöpçülerin cesetlerinde bulduğu Jeton sayısı karşısında şaşkına döndü. Ormanda gezinirken algılarını güçlendirerek yalnızca beş Jeton bulabilmişti. Onlarsa yanlarında neredeyse yüz tane taşıyorlardı.

Sayı çok olsa da astlar sadece bir veya iki Jeton taşıyorlardı, çoğu liderleri olduğunu düşündüğü kişinin üzerinden çıkmıştı.

"Yeni oyuncular E Bölümü'ne gireli çok oldu. Muhtemelen çoğunu sattıklarından ellerinde bu kadar kaldı. Bu yerde binden fazla insan jeton peşinde. 81 buna kıyasla küçük bir sayı."

Doyle gülümseyerek açıklamasına devam etti.

"Ama bu sadece leşçiller için böyle. Çoğu oyuncu muhtemelen 10 veya daha az jetona sahiptir."

"Zengin zenginleşir, fakir fakirleşir diyorsun."

"Öyle."

Yeon-woo bunun mantıklı olduğunu düşündü.

E Bölümü'nde bir tür "Kazanan her şeyi alır" sistemi vardı. Az sayıdaki güçlü oyuncu çok sayıdaki zayıf oyuncunun jetonlarını alırdı. Hayatta kalmak istiyorlarsa zayıf oyuncuların jetonlarından vazgeçmekten başka seçeneği yoktu. Kaybı telafi edip yeniden jeton toplasalar bile sonunda tekrar çaldırırlardı.

'Hatta köleleştirilerek jeton bulmaya zorlanıp buldukları jetonları teslim etmek zorunda kalabilirler.'

Sonuç olarak güçlüler hiçbir şey yapmadan hızlı bir şekilde Jeton biriktirebilirken zayıflarda her zaman az sayıda Jeton kalırdı. Yüksek sıradaki oyuncularla diğer oyuncular arasında büyük bir uçurum olmasının nedeni buydu.

Yeon-woo da bu sistemi bildiğinden leşçillerin gelmesini bekliyordu.

"Her neyse, olabildiğince çok jeton topla. Bu Jetonlar, karma kazanmak ve gizemli tüccardan eşya satın almak için kullanılabiliyor. Üst sıralardaki oyuncular gerekli 99 jetona sahip olsalar bile genellikle doğrudan F Bölümü'ne gitmezler. Ellerinden geldiğince çok sayıda istiflemeye çalışırlar."

Yeon-woo başıyla onayladı.

'Gizemli tüccarla tekrar buluşabileceğim yer E Bölümü'nün sonu muydu?'

Kardeşinin günlüğünü hatırladı. Gizemli tüccardan alacak bir şeyi olmadığından üzerinde pek düşünmemişti ancak bunu akılda tutmanın bir zararı olmazdı.

"Hey, bu arada tüm jetonlar senin olabilir."

"Hmm?"

Yeon-woo, beklenmedik sözleri duyunca Doyle'a baktı. 81 jeton dağıtılacak olsa bile oldukça fazlaydı. Neden böyle söylediğini anlamamıştı.

Doyle gülümseyerek konuşmaya devam etti.

"Anlaşmayı yaptığımızda sana ön ödeme yapmadık değil mi? Bunu bir ön ödeme olarak düşün."

"Ya Kahn?"

"O problem değil. Ben söylersem sorun etmez. Endişelenme."

"Sizin de Karmaya ihtiyacınız var."

"Haha! Bizim için mi endişeleniyorsun? Bizim kesinlikle kendimize yetecek kadar jetonumuz var. Yani endişelenmene gerek yok. Gerçekten."

"Öyleyse teşekkür ederim."

İyiliklerini geri çevirmesi için hiçbir sebebi yoktu. Jetonları Trollerin derisinden yaptığı bir kesenin içine koydu. Artık çok fazla jetonu olduğundan onları yutmaya cesaret edemiyordu.

'Bu beklenenden daha kolay.'

Yeon-woo, bunun çok kolay olduğu fikrinden kurtulamadı.

Biraz daha uğraşırsa F Bölümü'ne geçebilirdi ama tabii ki bunu yapmayacaktı. F Bölümü'nde karma toplayabileceği bir şey yoktu. E Bölümü, büyük miktarda karma toplayabileceği son yerdi.

Dahası…

'O adam da burada görünecek.'

Yeon-woo'nun daha eğitime girmeden kafasına kazıdığı adam... Yalnızca belirli zaman diliminde ortaya çıkardı. Bir sonraki bölüme geçmeden önce onu öldürmek zorundaydı.

'Büyü Gücümü önemli ölçüde artıracak. Ardından "Halefiyet süreci" ni tamamlayabileceğim.'

Yeon-woo'nun B Bölümü'nde elde ettiği sağlam bir kapsa E Bölümü'nde elde etmesi gereken bu kabı doldurabilecek bir içerikti.

Yeon-woo alt dudağını yaladı.

'Kertenkele Adam Kralı'nı öldürdükten sonra doğrudan "O adamı" öldürmek zorundayım.'

Planını zihninde çoktan oluşturmuştu.

* * *

Ertesi gün…

Yeon-woo’nun partisi hedefine, kuzey bataklığına ulaşmayı başardı.

Bataklık yumuşak çamurla dolu olduğundan ayaklarını hareket ettirmekte zorlanıyorlardı. Attıkları her adımda ayakları bataklığın derinliklerine gömülüyordu ve bataklık ilerledikçe derinleşiyordu. Bir yerden sonra ilerlemek için bir ağaca tırmanıp ağaçtan ağaca atlamak zorunda kaldılar. Bir ara bir Kertenkele Adam yerleşimine rastladılar ve birkaç savaş verdiler.

Kertenkele Adamlar, sürüngen olsalar da dik yürüyebiliyorlardı. Yüksek zekaya sahiplerdi ve kılıç kullanabiliyorlardı. Hatta "Avlanmayı" bile biliyorlardı.

Genellikle önce vur-kaç tarzıyla saldırarak işgalcileri tüketirler, ardından hepsi birden çullanırdı.

Gel gör ki bu taktikleri Yeon-woo'nun partisine karşı hiç işe yaramadı. Bir dizi savaştan sonra bile yorgunluk belirtisi göstermeyip gördükleri her Kertenkele Adamı ortadan kaldırmaya devam ettiler. Yeon-woo canavarların cesetlerindeki malzemeleri yağmalamayı ihmal etmedi.

"…Bu sefer ne topluyorsun?"

"Gözlerini. Kertenkele Adamların göz küreleri, belirli güçlendirmeler sağlandığında yadigâr yapmada çok kullanışlı bir materyal."

"Evet, elbette. Burada her yerde ceset var, toplamaya devam et."

Kahn tiksintiyle başını iki yana sallasa da Yeon-woo cesetlerin kuyruklarındaki sivri uçları kesmeye başladığında artık tek kelime etmedi.

'Gyges'in Gözleri adlı yadigârı oluşturmak için gözlerine ihtiyacım var.'

Bu yadigârın adı, yüzlerce kolu ve binlerce gözü olduğu söylenen bir devden geliyordu.

Yeon-woo, bir gün o yadigârı elde edeceğine yemin ederek yoluna devam etti.

Bu arada sürekli algılarını güçlendirip araması sayesinde artık elinde 89 Jeton vardı.

Birkaç yerleşimi yok ettikten sonra nihayet Hargan'ın İni'ne ulaşabildiler.

Ancak...

"Bekle, bu mu…?"

"Evet. Görünüşe göre zaten misafirleri var."

Doyle endişeli bir bakışla Kahn'a bakarken Kahn ciddi bir tavırla başını salladı. Yeon-woo da kaşlarını çattı.

Hargan’ın İni'ne giden yolda kan lekeleri ve savaş izleri vardı.

Bu izler, başka oyunculara aitti.